|
Abruzzi
|
 |
« : Mart 20, 2008, 12:16:32 ÖS » |
|
l- CEZA HUKUKU YÖNÜNDEN SUÇUN TARİFİ VE UNSURLARI A- SUÇUN TARİFİ Bilindiği gibi hukuk; toplum halinde yaşayan insanların davranışlarını düzenleyen disiplinlerden birisi ve de en önemlisidir. İnsan tabiatı ve bencilliği, hukuk düzeni olmadan birlikte yaşanabilmesine olanak vermez. Bu nedenle toplu olarak yaşanılan yerlerde, bir düzen bir disiplin kurulması zorunludur. Toplum halinde yaşayan insanların toplum düzenini bozan davranışları değişik nitelikler gösterir. Hukuk koyduğu kurallarla bu düzeni kurar ve korur. Konumuz suç olduğuna göre; suçun tarifi muhtelif hukukçular tarafından şekil, maddi ve sosyal bakımlardan olmak üzere çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. Suç bir tarife göre, toplumun huzur ve sükununu bozdukları için yapılmaları yasak edilmiş ire işlenmeleri halinde cezayı müeyyide maruz bulunan fiillere denilmektedir. (BAYRAKTAROGLU, H. 1977). Başka bir tarife göre ise suç; halkın güvenliğini korumak için devletçe neşir ve ilan edilen ve ceza tehdidini havi olan bir konunun ,sorumlu bir şahıs tarafından icrai ve ihmali olabilen harici bir hareketle ve bir veya vazifeyi müstenit olmayarak ihlal edilmesidir (ÖZDÖNMEZ H. 1965). B- SUÇUN UNSURLARI Suçun unsurları denildiğinde, bir fiilin suç sayılabilmesi için bulunması gerekli unsurlar anlaşılmaktadır. Bu unsurlar bir arada bulunmadıkça bir fiili suç olarak nitelendirmek mümkün değildir. Biz yapacağımız incelemede suçun unsurları olan hareket unsuru, tipiklik unsuru, hukuka aykırılık unsuru, kusur unsuru üzerinde duracağız (ÖNDER A) 1- Hareket Unsuru Her suçta bulanan ve bulunması gerekli unsurlardan birincisi, her suçun iradi bir davranışın sonucu olmasıdır. Davranışın iradi olmasından maksat, kişinin bilinçli bir şekilde ruhsal ve fiziki bir hareket haline getirebilmesidir. Kişinin düşünce alemi zihninde kaldığı sürece bu istekler Ceza Hukuku sahası dışındadır. yani, hareket olmadan bir suçun varlığından söz edilemez. Hareket icrai olmalıdır. Ancak hukuk düzeninin kişiden beklediğinin yapılmamış olması,yani başka bir deyişle ihmal de hareket kavramı içinde düşünülmelidir.
2- Tipiklik Unsuru Suçtan söz edebilmek için, bir suçun incelenmesinde,önce hareketin varlığı tespit edilmelidir. Yapılan bu tespitten sonra,hareketin suç tipine, yani (hareketin) suçun kanundaki tarife uyup uymadığı araştırılacaktır. Mesela, adam öldürme, hırsızlık, dolandırıcılık suç tipleri kanunda belirtilmiş ve bir tarifi de verilmiştir. Yapılacak araştırma hareketin bu suç tiplerine uygun olup olmadığının tespiti olacaktır. Uygunluk bulunduğu taktirde suç tipinin bu hareketle ihlal edilmiş olduğundan söz edilebilecektir. Kanunda belirtilmiş bulunan, suç tipine uygun hareket etmemiş olan kişinin cezalandırılmasına, suçta kanunilik ilkesi engel olmaktadır. Türk Ceza Kanunumuzun 1. maddesinde de bu husus hükme bağlanmıştır. Buna göre; "Kanunun sarih olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez.” Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz. Yani kanunda mevcut suç tiplerinden herhangi birisine uygun olmayan, suç tarifini ihlal etmeyen hareket Ceza Hukuku dışında kalır. Suç tipleri incelendiğinde bu tiplerin objektif ve sübjektif unsurlardan meydana geldiği görülmektedir. Diğer bir ifade ile bu tipler yalnız dış alemde meydana gelen değişikliklere göre belirtilmemiş, failin sübjektif durumda bu suç tiplerinde gösterilmiştir. Bir suçun mevcut olup olmadığını incelerken yapılacak ilk işlem, failin hareketinin suç tipinde gösterilmiş bulunan maddi unsurların gerçekleştirilmiş olup olmadığının tespiti olacaktır. Bu tespit duyularımız aracılığı ile dış alemdeki etkilerinin göz önünde bulundurulması sonucunda gerçekleşir ve anlaşılır. Failin tasavvurları, saik amacı kısaca iç alemi, yapılan bu araştırmada gözönünde bulundurulmaz. Yani önce hareketin suç tipindeki maddi unsurları ihlal etmiş olup olmadığı araştırılır. Görülüyor ki tipiklik kavramı ile suç tipinde mevcut maddi bünyeli unsurlar kastedilmektedir. Mesela, kanunda hırsızlık suçu tarif edilirken (md.491)"Her kim diğerinin taşınabilir malını bulunduğu yerden alması" suçu oluşturmakta yeterli olacak faildeki ve bu maldan faydalan maksadı faile ait sübjektif bir nitelik olup, tipikliğin dışındadır ve inceleneceği yer kusurluluktur. Tipiklik, suçun unsurlarından birisi olduğu ve bu görevi gerçekleştirebilmesi için her suçta mevcut maddi unsurları gösteren, soyut bir nitelik taşıdığı kabul edilmektedir. Bu nedenle tipikliğin yalnız objektif nitelikteki suç unsurlarından oluştuğu görülür. 3- Hukuka Aykırılık Unsuru Bu hareketin varlığı ve bunun suç tipikliğini ihlal etmiş olması veya tipikliğe uygunluğu fiilin suç olarak kabulüne ve hukuka aykırılığını belirtmesi bakımından konu olarak yeterlidir. a) Bir suç tipi ihlal edildiği ve hukuka aykırılık ortaya çıktığında hukukun çeşitli kaynaklan bu suç tipinin ihlal edilebilmesine izin vermiş,imkan tanımış veya kişiye bir görev olarak bu yüklenmiş olabilir. Mesela, saldırıya uğrayan meşru müdafaa içinde saldırganı öldürdüğü taktirde, adam öldürme suç tipi gerçekleştiği halde, faili cezalandırmamaktayız; zira, kanun bu fiile izin vererek hukuka uygunluk sebebi kabul etmiştir. b) Bazı suç tipleri içinde "haksız olarak" veya "hukuka aykırı olarak" şeklinde deyimler yer almaktadır. Bu durumda hareket suç tipini ihlal etse dahi, bu hareketin haksız veya hukuka aykırı olduğu tespit edilemeden bir sonuca varılamaz. c) Nihayeti mal suretiyle icra suçlarında, ihmalin bir netice meydana getirip failin cezalandırılabilmesi için onaya çıkan neticeye engel olma hukuki yükümlülüğünün tespiti gerekir. Görülüyor ki suç tipinin ihlali, hukuka aykırılığın bir karinesi ise de yukarıda açıkladığımız üç hal bu karineyi bertaraf edebilmekte, belirt ilen bu hallerin bulunmaması durumunda ihlal hukuka aykırılığın kat'i karinesini oluşturmaktadır. 4- Kusur Unsuru Tipe uygun hukuka aykırı hareket suçun objektif yanını teşkil eder. Fiilin bundan başka birde sübjektif tarafı vardır ki buna da kusurluluk denilmektedir. Suçun bu dördüncü unsuru kişinin hatalı hareket ettiğini açıklar. Kişi yaptığı irade hareketi ile hukuki yükümlülüğünü yerine getirmemiştir ve bu kusurlu hareketi ona yüklenebilmededir. Dış alemde meydana gelen bir olay maddi bünyesi yanında bu fiili gerçekleştiren kişinin manevi alemi ve karakterinin de sonucudur. Fiilin suç olabilmesi için kişinin manevi alemi önemli olmakla beraber fiili ile olan ve kusurunu teşkil eden bu manevi ilişki her olayda aynı değildir. Suç tiplerinden bazıları kusurun çeşitlerini belirtirler ki bunlar kast ve taksirdir. 2- ORMAN HUKUKU YÖNÜNDEN SUÇUN TARİFİ VE UNSURLARI A- AĞAÇ KESME SUÇUNUN TARİFİ 23-09-1983 tarih ve 2896 sayılı yasa ile değişik 6831 sayılı yasanın 14. maddesi hükmüne göre, 1. Yetişmiş veya yetiştirilmiş fidanları kesmek, sökmek, ekim sahalarını bozmak, yaş ağaçları bozmak, yaralamak, tepelerini ve dallarını kesmek veya koparmak veya ağaçlardan yalamuk, pedavra, hartama çıkarmak; 2. Dikili yaş veya kuru ağaçları kesmek, bunları kökünden sökmek veya bunlardan kabuk veya çıra veya katran veya sakız çıkarmak yatık veya devrik ağaçları kesmek veya götürmek, kök sökmek, kömür yapmak; 3. Palamut, ıhlamur çiçeği, her çeşit orman örtüsü, mazı kozalağı, tıbbi ve sınai nebatları veya orman tohumlarını toplayıp götürmek, 4. Ormandaki göl, gölet, baraj ve derelerde dinamit atmak veya zehir bırakmak suretiyle avlanmak; 5. Ticaret amacıyla olmaksızın kendi ihtiyacı için toprak, kum ve çakıl çıkarmak; YASAKTIR. Bununla beraber aynı yasanın 15. maddesinde de ormanın gelişmesi için idarenin fenni maksatlarla yapacağı ameliyat dışında, 14. maddenin (A) bendinde yazılı fiillerden fidan sökmek ve dal kesmek ile orman hasılatı elde etmek üzere aynı maddenin (B) bendinde ve muhtelif faydalar sağlamak için (C) bendinde yazılı fiil ve hareketleri yapmak,orman idaresinin izin ve müsaadesine bağlı olduğu hükmü yer almaktadır B- AĞAÇ KESME SUÇUNUN UNSURLARI Ağaç kesme suçunun 6831 sayılı yasanın ilgili maddelerine göre tanımladıktan sonra bir fiilin suç olabilmesi gerekli unsurlar olan hareket, tipiklik, hukuka aykırılık ve kusurluluk halinin bu suçta nasıl gerçekleştiğini incelemeye çalışalım. 6831 Sayılı yasanın 14. ve 15. madde hükümlerine göre; Devlet ormanlarından izinsiz ve damgasız ağaç kesmek suçtur, bunun müeyyideleri de aynı yasanın 91.maddesinde hükme bağlanmıştır. Yasaya aykırı bir şekilde ağaç kesmek suçtur ve her suç gibi ağaç kesme suçu da hareket, tipiklik, hukuka aykırılık ve kusurluluk unsurlarına sahiptir. Ağaç kesme suçu da,özel kanunda düzenlenmiş bir suç tipini oluşturduğundan yukarıda kısaca Ceza Hukuku yönünden incelemeye çalıştığımız suç unsurlarını bu başlık altında tekrardan uzak ve tez konumuza uygun biçimde incelemeye çalışacağız. 1- Hareket Unsuru Her suçta bulunan ve bulunması gerekli olan unsurların birincisi,her suçun iradi davranış neticesinde gerçekleşmiş olmasıdır. Kişi yaptığı hareketin bilincinde olmalı, hareket ve daha başka bir hareket yapabilmelidir. İç dürtülerini ilgili konu üzerinde harekete geçirebilmelidir. Hareket ancak bu şekilde Ceza Hukukuna konu olabilir. Ancak icrai olabileceği gibi,yasanın kişiden beklediğinin yapılmamış olması, yani ihmal şeklinde de olabilir. Ağaç kesme suçu, iradi bir sonuç neticesinde ve icrai bir hareketle gerçekleştirilir. Yani bu suçu, kişi isteyerek icra etmektedir, ihmalen yapılmış olması olanaksızdır. 2- Tipiklik Unsuru Suçun varlığından söz edebilmek için, hareket şart olduğunu önce bunun varlığının tespit edilmesinin gerekli olduğunu yukarıda görmüştük. Bu aşamadan sonra, hareketin suç tipine, suçun kanundaki tarifine uyup uymadığı araştırılmalıdır ve Ceza Kanunumuzun 1. maddesinde de belirtildiği üzere "Kanunun açık olarak suç saymadığı bir fiil için, kimseye ceza verilemez Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz. Kanundaki suç tariflerinden herhangi birisine girmeyen hakaret, Ceza Hukuku dışında kalır. Ortada bir suçun olup olmadığını anlayabilmemiz için öncelikle, failin hareketinin suç tipinde gösterilmiş bulunan maddi unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmak gerekir. Kişinin amacı, tasavvurları, yani iç dünyası bu araştırma kapsamı dışındadır. İrdelediğimiz ağaç kesme suçunun tarifi dekanım kısmında ayrıntılı olarak belirttiğimiz 6831 sayılı yasanın 14. ve 15. maddelerinde yerini bulmuştur, irdelememiz neticesinde göreceğiz ki, tipiklikte kastedilen maddi bünyeli,fidan sökmek, eki m sahalarını bozmak, yaş ağaçları boğmak gibi sayısını daha da arttırabileceğimiz fiiller, açık bir şekilde ilgili maddelerde belirtilmiştir. Kanun bu tipikliğe uygun maddi bünyeli hareketleri suç saymıştır ve yine Ceza Kanunumuzun 1. maddesine uygun bir şekilde 683 l sayılı yasanın 91. maddesi ile cezalandırılmıştır. 3- Hukuka Aykırılık Unsuru Aslında bir hareketin olması ve bunun da tipikliğe uygun olması, fiilin suç olarak kabulü ve hukuka aykırılığı belirtmesi kural olarak yeterlidir,ancak bunun üç istisnası vardır. Bunlar meşru müdafaa hali,hareket suç tipini ihlal etme dahi, bu hareketin tespit edilmeden sonuca varılmama durumu ve ortaya çıkan neticeye engel olma hukuki yükümlülüğünün tespiti, yani ihmal durumu olduğunu yukarıda belirtmiştik. Ağaç kesme suçunu hukuka aykırı kabul edebilmemiz için,onun iradi bir hareketle ve tipikliğe uygun olarak gerçekleştirilmiş olması yeterlidir. Bu suçta yukarıda belirtilen istisnai hallere ise rastlanmamıştır. 4-Kusur Unsuru Tipe uygun hukuka aykırı hareket, suçun maddi yanını teşkil eder. Filin bunlardan başka bir de manevi yanı vardır ki, buna "kusurluluk" denilmektedir. Kişi yaptığı iradi hareketleri ile hukuki yükümlülüğünü yerine getirmemiştir ve bu kusurlu hareket ona yüklenebilmektedir. Kusurluluk, kişinin manevi alemi ve karakterinin sonucudur, ancak kusuru teşkil eden fiil, bazen kast, bazen de bazen de taksir neticesinde gerçekleşir. Ağaç kesme suçu, tipikliğe uygun, hukuka aykırı, iradi ancak kusurlu bir harekettir, kişinin bu suçu kasten işlediği yani haksız fiili gerçekleştirebilecek iradi bir faaliyette bulunmuş olduğu kabul edilmektedir. Böyle bir suçun taksirle gerçekleşmiş olması ise olanaksızdır. 3- AĞAÇ KESME SUÇUNUN FAİLİ Ağaç kesme suçun temelini oluşturan bu unsurlara oturttuktan sonra şimdi de bu suçun faili kimler olabilir, teşebbüs ve iştirak mümkün müdür, müeyyideleri nelerdir, ağırlatıcı, hafifletici sebepleri var mıdır gibi sorulan sırası ile ilgili suça göre cevaplandırmaya çalışalım. Suçun tanımının ortaya konduğu 6831 sayılı yasanın 14. ve 15. maddelerini dikkatle gözden geçirdiğimizde bu suçun failinin "herkes" olabileceği sonucuna varırız. Özel bir niteliğe sahip olmak gerekmemektedir. A-TEŞEBBÜS HALİNİN İNCELENMESİ Teşebbüs failin istediği halde neticeyi gerçekleştirememesidir. Teşebbüs müessesesi kronolojik bir süreç içinde şöyle açıklanabilir. Kişi önce işlemek istediği fiili düşünür; düşünce, karar aşamasına gelir; verilen bu kararın uygulanması için gerekli olan hazırlık hareketleri yapılır; daha sonra işlenmesi kastedilen suçun icra hareketlerine başlanır;suç yoluna böylece girmiş olan kişi bu yolda ilerlemesini, yani icra hareketlerini elinde olmayan sebeplerle bitiremez veya bu hareketleri yapıp bitirdiği halde yine elinde olmayan sebeplerle netice meydana gelmemiş olabilir. Bu belirttiğimiz kronolojik gelişmede bazı önemli noktalar vardır. Bunlar;karar,hazırlık hareketleri,icra başlangıcı ve neticesidir. İşte kişi işlemeyi kastettiği suçun icra hareketlerine başladıktan sonra, elinde olmayan sebeplerle neticeyi gerçekleştiremediği taktirde, teşebbüsten söz edilir ki, Ceza Kanununun 61. ve 62. maddeleri bu durumun şartlarını ve failin nasıl cezalandırılacağını düzenlemiştir. Gerçekten Ceza Kanununun 61. maddesinde "Bir kimse işlemeği kastettiği cürmün icrasına taalluk eden fiilleri bitirmiş fakat ihtiyarında olmayan bir sebepten dolayı o cürüm meydana gelmemiş ise ..."ifadesi kullanılarak, teşebbüsün eksik (nakıs) ve tam olabileceği, böylece kabul edilmiştir. Şayet bu engel sebep, icra hareketleri henüz bitmeden ortaya çıkmış ve geçen hareketlerin bitirilmesine engel olmuşsa "eksik teşebbüs" vardır ki; biz bunu ağaç kesme suçunda görebiliriz. Örneğin; dikili yaş bir ağaç, henüz kesilirken görülmüşse, bu bir "eksik teşebbüs" halidir, diyebiliriz. Zira icra faaliyetleri devam etmekte, ancak kişi görevlilerce suçüstü yakalanmıştır. Bu sebepten dolayı da icra hareketlerini bitirememiştir. Buna karşılık bütün icra hareketlerinin bitirilmesinden sonra engel ortaya çıkmış ve neticenin gerçekleşmesini önlemişse, tam teşebbüs söz konusu olur. Şayet suç, dikili yaş bir ağacı kesmekle gerçekleşecek ise, incelendiğinde anlaşılacaktır ki, ilgili eylemde tam teşebbüs durumu görülmemektedir. Çünkü bu eylem neticesinde gerçekleşen suç neticesi harekete bitişik bir suçtur ve bu tip suçlar da,ihlali belirten hareket yapılır yapılmaz suç tam olacağından, tam teşebbüs hali düşünülemez; zira tam teşebbüste hareketin yapılıp neticenin gerçekleşmemesi şarttır bu şart ancak neticesi hareketten ayrı suçlar bakımından söz konusu olabilir. Ancak ağaç kesme eyleminin tam olmuş bulunduğunu kabulde Ölçünün ne olduğunu Ceza Genel Kurulunun 8/9/1964 günlü ve 3/246-255 sayılı kararına göre tespit edilecektir. Karara göre "Tutanakta sanığın bir tane kerestelik yaş karaçam ağacının gövdesinin üçte ikisini kestiği ve üçte birinin kesilmemiş ve ağacın devrilmemiş olduğu ve henüz kesilmemiş ve henüz kesmeye devam edilirken görülüp yakalandığı, bu haliyle bu çam ağacının yaşama gücünü yitirdiği tespit edilmiş bulunmaktadır. Dikili yaş bir ağacı kesmek onu yaşama gücünden yoksun bırakmak ve ondan yararlanmak için yapılacağına, sanığın kesmesini bitiremediği çam ağacıda kesilmiş olan kısmiyle aldığı yara yüzünden yaşayamaz duruma gelmiş bulunduğuna göre, sanık yaş ağaç kesme eylemini tamamlamış ve bu ağacı yok etmiş olması itibariyle bu durumda,yaş ağaç kesmede suça kalkışma söz konusu olamaz. "Bu kararla açıkça onaya konmaktadır ki, bahis konusu suçta; fail kesme eylemini yani icra hareketini bitirmese de.ağaç yaşama gücünden yoksun kalmıştır. Tam teşebbüs suçu gerçekleşmemiştir. Çünkü fail, ihlali ortaya koyan hareketi yapmış yani ağacın 2/3'sini kesmiş ve bunun neticesinde de zaten suçta tamamlanmış olmaktadır. Neticesi harekete bitişik bir suç söz konusudur. Ancak ağaç kesme suçunu tariflediğimiz 683l sayılı yasanın 14. maddesinin B bendini hatırlarsak; “Dikili yaş ve kuru ağaçları kesmek veya bunları kökünden sökmek veya bunlardan kabuk veya çıra veya katran veya sakız çıkarmak, yatık veya devrik ağaçları kesmek veya götürmek, kök sökmek, kömür yapmak; yasaktır" denilmekte idi. Özellikle dikkatimizi madde bendin son kısmında yani "Yatık veya devrik ağaçları kesmek veya götürmek..." ifadesine yoğunlaştırdığımızda, dikili yaş ağaçları kesme suçunun aksine"tam teşebbüs" durumunun imkansız olmadığını göreceğiz. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu; orman emvali,orman sınırından çıkmadan yakalandığına ve sanık da emvali ormana bırakıp kaçtığına nazaran olmayıp tam teşebbüs mahiyetinde kabulü gerektiği görüşünü benimsemiştir. Gerçekten 10/06/1963 günlü ve 3363-68 sayılı Genel Kurul kararına göre; "6831 sayılı yasanın 14. maddesinde yazılı yasak edilen eylemlerden sanığa yükletilen eylem, kesik ağaçları götürmek eylemidir. Götürmek demek, dışarı götürmek demektir ve suçlunun ağacı götürmekten kasdi yararlanmak için hazırlık yapmaktır ki bu hazırlık ancak orman alanından dışarı çıkmakla ameli bir değer kazanır. Ağaçlar ormandan dışarı çıkarılmadıkça götürmek eylemi tamamlanmış olmaz. Bu esasa ve sanığın ormandan almış olduğu sedir ağaçlarını eşekleri ile götürürken ilgililerce görülerek henüz orman çıkmadan yakalandığı ve bir kolayını bularak bu ağaçları ormana bırakıp merkepleri ile kaçtığı anlaşılmasına göre, eylemin suça tam kalkışma derecesinde kaldığının kabulü gerekli iken tam eylem sayılması yanlıştır ve devrik ağaçlar ormana bırakılmış olduğundan tazminata da hükmedilemez." Bu görüş, aynı kurulun 25/10/1965 gün ve 346/366 sayılı kararında genişletilmiştir. Buna göre, 6831 sayılı yasanın 91. maddesinin 3. fıkrası ile cezalandırılan eylemin tamamlanmış sayılabilmesi ve bu madde fıkrasındaki tam suç cezasının verilebilmesi için devrik ve yatık ağacın bulunduğu şekliyle orman sınırından dışarı çıkarılıp götürülmesi veya ormandan çıkarılmamış ise şeklinde bir değişme yapılmış,doğranmış ve parçalanmış olması gereklidir. Eğer yatık ve devrik bir orman ağacı alınarak orman sınırından çıkarılmadan yakalanmış olursa bu suç tamamlanmamış, teşebbüs safhasında kalmış sayılır. O taktirde duruma göre tezahür edecek teşebbüsün derecesi dikkate alınarak Ceza Kanununun 61.veya 62.maddesi yolu ile 6831 sayılı yasanın 91/3.maddesinin uygulanması gerekir." Eksik ve tam teşebbüs, icra hareketlerinin yarıda kalmasının veya neticenin gerçekleşmesinin failin iradesi dışında kalan sebeplerden ileri gelmesinden ibarettir. Şayet yarıda kalma veya gerçekleşmeme, failin iradesinin dışında kalan sebeplerden ileri gelmesinden ibarettir. Şayet yanda kalma veya gerçekleşmeme failin iradesine ilişkin sebeplere bağlanabiliyorsa ihtiyar ile vazgeçme veya faal nedametin varlığından söz edilir. Fail icra hareketlerini yanda bıraktığı zaman, bunları sonuna kadar götürebileceği kanaatinde ise ve bu kanaate rağmen icraya devam etmemişse ihtiyar ile vazgeçme vardır. İcranın bitmesinden sonra failin neticenin gerçekleşmesine, kendi ihtiyarında olan sebeplerle engel olması halinde ise faal nedamet denir. Demek oluyor ki, nakıs teşebbüs söz konusu olduğu taktirde failin iradi olarak harekete geçerek icranın bitmesine engel olması halinde ihtiyar ile vazgeçme, tam teşebbüste failin neticenin önüne geçmesi halinde faal nedamet vardır. Ancak ağaç kesme fiilinde bu iki hususa da rastlanmamıştır. Suç işlemeye niyetlenen kişi, iradi olarak harekete geçerek icranın bitmesine engel olmamaktadır. Böylece ağaç kesme suçunda teşebbüsün mümkün olup olmadığını,mümkünse ne şekilde görülmekte olduğunu inceledikten sonra yine aynı suçta "iştirak mümkün müdür?" sorusuna cevap bulmaya çalışalım. B-İŞTİRAK HALİNİN İNCELENMESİ Ceza Kanunlarının özel kısmında tespit edilen suç tipleri bazı İstisnalar dışında, herkes tarafından ihlali düzenlenmektedir. Ancak suç tipleri genellikle bir kişi tarafından ihlali düzenlenmektedir. Ancak suç tipleri genellikle bir kişi tarafından değil, bazen birden fazla şahsın birlikte hareket etmeleri veya bu davranışlara diğer şahısların etki ve katkılarıyla ortaya çıkmaktadır. Yani, iştirak söz konusudur. İştirakin hukuki niteliğini incelediğimizde,iştirak kurallarının uygulanabilmesi için bir takım şanların bulunması gerekir. Bir kere fail birden fazla olmadıkça iştirakten söz edilemez ve çok faili suçlarda da unsur sayılan sayıda kişiler bakımından iştirak söz konusu olamaz. Şu halde her şeyden önce faillerin birden fazla olması birinci şartı teşkil eder, fakat hareketsiz suç olmayacağı için, faillerden her birinin çeşitli şekillerde belirlenebilen bir harekette bulunmaları da gerekir. Bu esastan hareketle iştirakin birinci şartının birden fazla fail tarafından yapılan birden çok hareketler olduğu sonucuna varmak kabildir. Ancak kişinin,bir hareketin meydana getirdiği neticeden sorumlu tutulabilmesi için, hareketin nedensellik (sebep-sonuç ilişkisi) değeri taşıması, hareketle netice arasında bir nedensellik bağının kurulabilmesi de şarttır. Bu sebeple nedensellik değeri taşımayan hareketleri yapan kimseleri, şerik (ortak) saymaya imkan bulunmadığını belirtmek gerekir, böylece iştirakin ikinci şartı sözü geçen hareketin illi değer taşımasıdır. İştirak birden fazla fail belirli bir suça katılmalarını bu suçun işlenmesinde az veya çok önemli paylan olmasını ifade eder. Bazı faillerin bu hareketleri kendilerine ait bir suçu işlemek maksadıyla yapmaları mümkündür. Fakat ne olursa olsun en büyüğünden en küçüğüne kadar bütün şeriklerin hareketlerini bir kestirmek, belirli bir hedefe yöneltmek, belirli bir suçu işlemek hususunda anlaşmaları, nedensellik değeri taşıyan hareketleri bir iştirak kast ile yapmaları gerekir. Bu üçüncü şartta "iştirak iradesi"adını vermek mümkündür. Bu irade faillerin işledikleri suçun neden bir bütün olduğunu, niçin ortada fail sayısınca suç bulunmadığını izah edebileceği gibi, bir faildeki ağırlatıcı veya hafifletici sebeplerden diğer faillerin zarar, görüp görmeyeceklerini veya istifade edip etmeyeceklerini, keza gerçekte işlenen suçun iradesinin dışında bulunması halinde şerikler hakkında ne gibi bir işlem yapılması gerekeceğini de belirtir. İştirakin dördüncü şartı ise, bir suçun icrasına başlanması ve bunun bütün şerikler için aynı olmasıdır. İştirak şanlarını bu şekilde belirttikten sonra, Ceza Hukukunda İştirakin yerini incelediğimizde göreceğiz ki, karşımıza bilmemiz gereken bir takım kavramlar çıkıyor. 1- Asli İştirak Ceza Kanunumuz iştiraki, iki büyük kategoriye ayırmıştır. Kanun 64. maddesinde asli,65. maddesinde ise feri iştirakten söz etmiştir. Asli ve feri iştirak, maddi ve manevi olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. Asli maddi iştirak, Kanunumuzun 64. maddesi hükmüne göre; "birkaç kişi bir cürüm veya bir kabahatin icrasında iştirak ettikleri taktirde, fiili irtikap edenlerden veya doğrudan doğruya beraber işlemiş olanlardan her biri o fiile mahsus ceza ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Medeni Kanun, asli maddi iştirakin iki halini düzenlemiştir. Birincisi !fiili irtikap etmek", ikincisi ise "fiili doğrudan doğruya beraber işlemek"tir. Fiili irtikap etmekten maksat,suçun meydana gelmesini doğrudan doğruya etkileyen icra hareketlerini yapmaktır. Fiili doğrudan doğruya beraber işlemek ise, esas itibariyle fer'i iştirak hallerinden sayılır; bununla beraber bu esas suça iştirak eden şerikler,suçu kanuni tipe uygun şekilde gerçekleştiren, icra hareketlerini yapan faillerle (irtikap edenlerle) doğrudan doğruya işbirliği yapmaktadır. Asli maddi iştirakin bu iki halinin ağaç kesme suçunu gerçekleştirirken nasıl meydana geldiklerini bir örnek üzerinde görmeye çalışalım. Diyelim ki, üç kişi izinsiz ağaç kesmek amacıyla ormana geldiler. Bu üç kişiden ikisi ağacı kesmeye koyuldular. Bunlardan üçüncü kişi de, görevlilere yakalanmamak tehlike anında arkadaşlarına haber vermekle görevlendirildi. Suç iştirak halinde işlenmekte. Bu üç kişinin iştirak müessesesi içindeki yerlerini şöyle belirtebiliriz. Ağaç kesme fiilini icra eden iki kişi "fiili irtikap eden durumundadırlar. Çünkü suçun meydana gelmesini doğrudan doğruya etkileyen icra hareketini, yani "kesme" fiilini gerçekleştirmektedirler. Ancak şunu belirtmekte yarar var ki, "irtikap etmek" kavramını yalnızca suçun maddi unsurunu teşkil eden hareketlerden ibaret saymak doğru değildir. Bu itibarla, olay birinci şekilde değil de şöyle gerçekleşseydi; birinci durumda kesme fiilini gerçekleştiren iki failden biri kesme fiilinde bulunsa, diğeri ise kesilen ağacı dallarından temizleyip, belirli bir noktada yığın yapsa bu ikinci kişi suçun maddi unsurunu gerçekleştirmediği halde, yine de suçun işlenmesinde önemli etkisi olan bir icra hareketinde bulunmuştur ve bu sebeple irtikap eden durumundadır. Olayda gözcülük görevini üstlenen kişi ise, “fiili doğrudan doğruya beraber işleyen" sıfatındadır. Bu üçüncü kişinin hareketi, diğerlerinin serbestçe iş görmelerine de esaslı suretle amil olduğu için,gözcünün doğrudan doğruya beraber işleyen sıfatıyla şerik sayılmaktadır. Ceza Kanunumuzun 14. maddesinin 2. fıkrası ise asli manevi iştirakten bahsetmektedir "Başkalarını cürüm ve kabahat işlemeye azmettirenlere dahi aynı ceza hüküm olunur."demek suretiyle söz etmektedir. Bu fıkradaki "aynı cezadan" maksat, birinci fıkrada gösterilen "fiile mahsus ceza"dır.
|