bedava ödev indir
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. Kasım 22, 2008, 04:56:00 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



Reklamlar

Sayfa: 1
  Yazdır  
Gönderen Konu: AVRUPA BİRLİĞİ İŞÇİ SORUNLARI  (Okunma Sayısı 272 defa)
Abruzzi
Çalışkan öğrenci
****
Mesaj Sayısı: 1031



Üyelik Bilgileri
« : Mart 25, 2008, 10:27:03 ÖÖ »

TÜRK İŞÇİLERİN GÖÇMENLİK TARİHİ
   
   Aslında Avrupa Birliği’ndeki Türk vatandaşların birçok sorunu olmasına karşılık, yurtdışında yaşayan Türklerin büyük ağırlığının Almanya’daki Türk vatandaşları üzerinde toplamıştır.
Türklerin büyük kafileler halinde çalışmak amacıyla başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine göç etmesi 1960’lı yıllarda başlar . günümüze kadar bu göç süresi kendi tarihini oluşturmuştur. Bugün ilk gidenler emeklilik sürecine girmiştir.
Yurtdışında yaşayan Türklerin Göçmenlik olgusuna ilişkin sorunların temelinde göçün “göçmenlik” olgusunun baştan bilinçli şekilde değil de para kazanmak amaçlı yurtdışına çıkışın zamanla “göçe” dönüşmesindedir. Özellikle Almanya’da Almanlar ve Alman Devleti için Türkler ilk günden beri “konuk işçi”dir ve bu insanlar bu ülkede misafir olduklarının bilincinde olmalı sadece işlerini yapmalı ve işleri bitince ülkelerine geri dönmeliydiler.
Bu göç olgusu yeni coğrafyasında sosyo-kültürel etkileşimler içerisinde çeşitli kültürel dalgalanmalara yol açmış ve Türkiye 12 Eylül 1980 sonrasının özgürlüksüz ortamının itmesiyle bu kez yurtdışına bilim insanı, sanatçılarda oluşan bir beyin göçü ve siyasi sığınmacı olgusuyla yüzleşmiştir.1
   Ayrıntılara girildiğinde Türk işçilerin sayısal olarak belirli bir nüfus oluşturmalarına rağmen misafir mi, göçmen mi, azınlık mı  ya da çifte vatandaşlık hakkına sahip bir topluluk olduğuna dair kesin yanıt vermek güçtür. Görüldüğü gibi bu göçmenlik olgusunda en büyük sorun budur. Bu günkü genç nesil ve gelecek kuşağın nasıl yetiştirileceği ve nasıl olacağı kaygıları vardır. Grek Türk toplumu gerekse Avrupa toplumunca kendinden sayılmamakta, ne Türk ne de Avrupalıdır.
    Türk vatandaşlarının yurtdışına göç etmesinin tarihine kısa bir bakıştan sonra onların yurtdışında yaşadığı sorunlara değinmeye çalışalım.
   
   B-AVRUPA’DAKİ TÜRK İŞÇİLERİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI
   
1-   Çifte Vatandaşlık
  Bizim yaslarımıza göre mümkündür. Ancak Avrupa ülkelerinin ve 
Almanya’nın yasaları henüz buna izin vermemektedir.Türkiye’de Bakanlar Kurulu kararı ile Alman vatandaşlığına geçenlerin ülkemizdeki emekli aylıkları kesilmemektedir. Daha önceden Alman vatandaşlığına geçenler sonradan Türk pasaportu alabiliyorlardı fakat şimdi uygulama kaldırılmıştır. Bu sorunlar Türk ve Alman yöneticilerinin yanlış politikaları sonucu iki millet arasında gerginlik yaratmıştır.
Göçmen işçiler ve aileler hakkında  AET’nin hazırladığı program 1974 tarihinde Bakanlar Kurulu’na sunulmuştur. Ekonomik ile  Sosyal Komite ve Avrupa Parlamentosu’nun görüş ve onaylarını aldıktan sonra Konsey 9 Şubat 1976 tarihli kararında bu programa da yer vermiştir.2
Kararda AET işçilerinin dolaşım özgürlüklerinin genişletilmesi ve üçüncü ülkelerden gelen işçilerin eşit işlem görmeleri konusundaki çalışmaların sürdürülmesi gereğini vurgulamışlardır. Bu yolda daha önceden atılan olumlu adımlar uygulamada sorunlarla bölünmüştür.
Gerçekte sorun çifte vatandaşlıktan önce zihinlerdeki önyargıların aşılması ve kamu ve özel yaşamda eşit davranış durumunun fiili bir gerçeklik kazanması sorunudur.
Bu doğrultuda Avrupa’nın hiçbir ülkesinde Türkler için değil “çifte vatandaşlık”, “eşit muamele” muamele görme bile tam anlamıyla söz konusu değildir.
2-   Serbest Dolaşım Sorunu
 Türkiye, AET ile 1963’te Ortaklık Anlaşmasını imzalamıştır. 1970  ise Katma Protokol imzalamıştır.bunu dört ana maddesinden biri;Türk işçilerinin ’86 yılından itibaren işgücü olarak serbest dolaşımına ilişkindir. Daha sonra bu madde ’88 yılında kaldırılarak Türk işçiler mağdur edilmiştir. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne  1986 da tam üyelik başvurusu reddedilmiş, buna rağmen 1990 yılında Avrupa Birliği’nin dış ticaret politikalarına tamamen uymayı taahhüt ederek gereksiz bir sorumluluk yüklenilmiştir. Uygulanan bu politikalar sonucu işçilerimizin serbest dolaşım hakkı yoktur ve girişimcilerimizi de destekleme politikalarında yoksun bırakılmıştır.
Bu gelişmelere rağmen Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında imzalanan Ortaklık Anlaşması Avusturya’da uygulanmaya başladı. 1990’dan sonra Avrupa Topluluğu ülkelerinde uygulanan Ortaklık Anlaşması 1 Ocak 1938’den itibaren Avusturya'da da uygulanmaya başladı.3
Bu anlaşma ile dört sene çalışıldıktan sonra serbest olarak her işte çalışma, işsizlik sigortasından faydalanma ve bu doğrultuda benzer haklar sahip olunmuştur.
Üye devletler Maastrich anlaşması ile üye devlet vatandaşlarının serbest dolaşımını sağlamış, Amsterdam anlaşması ile serbest dolaşım ile ilgili sorunların ortadan kaldırılmasını sağlamıştır. Fakat üçüncü ülkeler bu kapsamın dışında bırakılmıştır.
3-   Oturma ve Çalışma İzni Sorunu
Genel olarak Avrupa’daki özel olarak da Almanya2daki gurbetçilerimiz oturma ve çalışma izni bakımından ciddi sorunlarla karşılaşmaktadırlar.
Ekonominin, toplumsal yaşamın ve küresel gelişmelerin gereği zamanında yapılmadığı için temel insani haklardan dahi yoksun kalındığı söylenebilir.
   
Türkiye ile Avrupa Birliği arasında imzalanan ortaklık anlaşması gereği vatandaşlarımız bazı haklara sahip olmuşlardır. Senelik izin, hamile kadınları                         
koruma, kendi suçu olmadan işsizlik durumlarında serbest çalışma izni gibi haklar kazanılmıştır.
Türk işçilerin dört sene çalıştıktan sonra serbest çalışma hakkı kazanma, Türk vatandaşlarının aile bireyleri en az beş seneden beri Avrupa Birliği Devletlerinde yaşıyorsa serbest çalışma hakkı kazanmışlardır.4
Bu hakların uygulanmasında Avrupa halkının rahatsızlığı göze çarpmaktadır. Türk ailelerine karşı ırkçı, faşist saldırılar vuku bulmakta ve Türklerin Avrupa’dan özellikle Almanya’dan çıkmaları istenmektedir. Türkler, verilen oturma ve çalışma izinleri protesto edilmektedir.
Almanya’daki ve diğer Avrupa Birliği ülkelerindeki Türk işçilerinin oturma ve çalışıma izni sorunu, işgücü verimliliği, bireysel sağlık, aile bütünlüğü ve uluslar arası hukuk çerçevesinde hızla çözüme kavuşturulması dileğimizdir.
4-   Aile Birleştirmesi ile İlgili Sorunlar
 Ailelerin bir bölümü Türkiye’de oturmakta olan göçmen işçilerimiz bunları çalıştıkları ülkelere getirmeleri çok uğraştırıcı sorunlar doğurmuştur.
Aileler tam bir parçalanmışlık ve bölünmüşlük içerisindedir. Oysa bu durum en temel insani haklara dahi aykırıdır.ailelerin birleştirilmesi ile ilgili sorun eğitim, sosyal güvenlik, sağlık hizmetleri ve çifte vatandaşlığa ilişkin ara kesitleri ile beraber ele alınarak çözüme ulaştırılabilir.
Bu amaç doğrultusunda merkezi hükümetler kadar yerel yönetimlerin ve gönüllü kuruluşların da işbirliğine ihtiyaç vardır. Bu evrensel bir sorun statüsünde olup BM, UNICEF ve UNESCO gibi kuruluşların işbirliği yapması da yararlıdır.
5- Mal mülk Edinme
Türkiye’de de Avrupa’da da yabancıların mal mülk edinme sorunu bulunmaktadır.
Aynı şekilde Almanya başta olmak üzere tüm Avrupa ülkelerinin de “emek gücünün değil de, sermayenin serbest dolaşımı” konusunda sergilediği vasatın gereğini  bu sorunun aşılması için gereken duyarlılığı göstermesi beklenmelidir. Günümüze bakacak olursak daha önceki gibi mal mülk edinme sorunu   pek belirgin değildir.
6- Pembe Kart Uygulaması
Son yıllarda Türkiye tarafından yapılan bu uygulama çifte vatandaşlığın yaşama geçirilmesinden doğan boşluğu kısmen de olsa telafi edebilmek içindir.
7 haziran 1995 yılında 4112 sayılı kanun ile “çifte vatandaşlık”  hakkından yararlanarak Alman vatandaşlığına geçen insanlarımızın Türkiye’deki ekonomik haklarını kaybetmemelerine pembe kart uygulaması ile imkan sağlanmak istenmiştir.5
Almanya bu uygulamayı kabul etmemektedir. Bu kart sahiplerinin gerçek bir ihtiyaçtan kaynaklanmıyorsa ve ülkeye kesin dönüş yapmaya henüz niyetleri bulunmuyorsa bin bir güçlükle kazandıkları alman vatandaşlığında vazgeçmek zorunda bırakılmaktadırlar.
Bu kart ile Türkiye’de ikamet (bir başka ülke vatandaşı için senede 6 ay ile sınırlı iken bu kart sahibi açısından sınırsızdır) seyahat, çalışma, miras, taşınır ve taşınmaz mal iktisabı gibi haklara sahip olunmaktadır.



7- Sosyal Güvenlik
Alman vatandaşlığına geçenlerde Türkiye-Almanya sosyal güvenlik sözleşmeleri uyarınca, emekli, dul ve yetim aylığı bağlanırken veya ödenirken Türk vatandaşları ile eşit haklarda yararlandırılmaktadırlar.
Avrupa’da yaşayan yabancı kitle içerisinde işsizliğin v eğitimsizliğin en yüksek olduğu Türklerin bu koşullarını iyileştirici programlara ihtiyaç vardır. Türkiye’de işsizlik sigortası ve aile yardımı programını benimseyerek, kendi sosyal güvenlik sistemini ILO standartlarına uydurmalıdır.
Diğer yandan işçilerimizin en büyük sorunu; geri dönüş yapmaksızın emeklilik hakkını Türkiye’de elde etme sorunudur. Bu sorun mutlaka ve derhal bir çözüm yoluna kavuşturulmalıdır.,
Yurtdışında çalışan vatandaşlarımızın sorunlarının çözümünde yardımcı olacak uzmanların gönderilmesi işlemlerinde Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu daha etkin olmalıdır. Geleneksel kültüre uygun sosyal hizmet sunulmalıdır Avrupa Birliği’nin sonuç olarak aldığı kararlarda şu belirtilmiştir; topluluğun sosyal güvenlik alanında Türk işçiler lehine koordinasyon tedbirleri alma yetkisi ve sorumluluğu bulunmaktadır. Kararın uygulanmasını sağlayacak tedbirleri uluslar arası hukukun  gereği olarak almak durumundadır.6   
8- Bedelsiz İthal Hakkı
Avrupa Birliği’nde oturma ve çalışma izni bulunan vatandaşlarımızın Türkiye’de sürekli ikamet etmek için bu haklarından kendi iradeleriyle vazgeçmesi durumunda ve bunun için AB makamlarından bir belge alması halinde bedelsiz ithal hakkı mümkün olmaktadır.
Alman vatandaşlığına geçen bir Türk’ün böyle bir belgeyi ibraz etmesi söz konusu olamadığı düşüncesiyle bu haklardan yararlandırılması, Türk tarafınca mümkün sayılmıştır. Bu durumda eşyanın ithali kişisel kullanım ile sınırlı kalmaktadır.
Oysa Pembe Kart uygulamasında ele alınan düzenlemelerin ruhuna uygun olarak, bir defaya mahsus olmak üzere bedelsiz ithal hakkının tanınması, ekonominin makro dengeleri de dikkate alınarak Alman vatandaşlığına ya da bir başka ülkeninkine geçmiş emekçilerimiz için düşünülebilir ve bu hak ileride Türk vatandaşlığına tekrar dönmek durumunda kalınırsa, zamanında kullanılmış sayılabilir ve o zaman uygulanmayabilir.


9- Askerlik
Almanya dahil yurtdışında yaşamakta ve çalışmakta olan gurbetçilerimiz bedelli  askerlik için başvurmaktadırlar. İki aylık  bir askerlik süresi dahi (yurtdışında en az 1 yıl oturduğunu belgelemek koşuluyla) geri dönüşte çeşitli iş ve hak kayıplarına neden olmaktadır.
Çifte vatandaş statüsünde olanlar, şayet bulundukları ülkede askerlik yapmışlar ise, Mili Savunma Bakanlığı’na başvurduklarında, Türkiye’de askerlikten  muaf tutulmaktadırlar.
Avrupa’daki vatandaşlarımız son belirlemelere göre 10 Bin Euro ödemektedirler.7   
Bunun dışında bazı kişiler bulundukları ülkelerde askerlik yapmamış ise tekrar Türk vatandaşlığına dönmeleri durumunda Türkiye’de askerlik sorunu ile karşılaşabilmektedirler.
Bedelli  askerlik bağlamında gurbetçilerimizin yitirdiği hak ve işler konusunda düzenlemeye ihtiyaç vardır.
10- Seçme ve Seçilme Hakkı Sorunu
Yurtdışında yaşayan insanlarımızın temel sorunlarından biriside seçme ve seçilmedir. Bu konuda 55. Hükümetin hazırladığı raporda değinildiği gibi bazı yasalar çıkartılmıştır.
Bu çalışmalara karşın 18 Nisan 1999’da yapılması öngörülen genel ve yerel seçimlerde yurtdışında yaşamakta olan Türk vatandaşlarının oy kullanma hakkı gümrük kapılarıyla sınırlı tutulmuştur.
Bunun dışında yaşayan Avrupa Birliği’nde Türk vatandaşlarının da oy kullanma hakları yoktur. Çifte vatandaşlık hakkına sahip olanlar oy kullanabilmektedir. Bu da orada yaşayan insanlarımızın yönetilme hakkının zedelenmesine sebep olmaktadır.




C- TÜRKİYE’NİN AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİNDE KARŞILAŞABİLECEĞİ SORUNLAR
Avrupa Birliği’nin bugünkü üye sayısı yirmibeştir. Bu 25 üye sosyal ve ekonomik olarak birbirine yakın düzeyde bulunmaktadırlar. AB üye ülkelerinde ortalama kişi başına düşen gelir otuz bin civarındadır.
Türkiye’de kişi başına düşen milli gelire baktığımızda ilk ve en önemli sorunla karşı karşıya kalınmaktadır. Önümüzdeki 3-4 senelik Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinde kişi başına milli gelirimizi ikiye katlasak dahi hala Avrupa devletlerinin çok gerisinde kalmaktayız. Türkiye de kişi başı milli gelir ortalama 2200 Dolardır. Bu süre zarfında beşbin Dolara çıkarsak bile hala büyük  eksiğimiz olduğu ortadadır.
Kopenhag kriterlerine bir göz atarsak;
Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, azınlıklara saygıyı ve azınlıkların korunmasını teminat altına alan kurumların istikrarını sağlamak,
İşleyen bir Pazar ekonomisine sahip olunmasının yanı sıra, AB içerisindeki   rekabet baskısı ile piyasa güçleri karşısında durabilme yeteneğine sahip olmak,
Siyasi, ekonomik ve parasal birlikte dahil olmak üzere tam üyelikten kaynaklanan yükümlülüklere uyum yeteneğinin olması.8
Bu kriterlere baktığımızda abartılı bir durum olmadığı yani Avrupa’nın Türkiye’ye baskı yaptığını veya onursuz bir millet haline getirmeye çalıştığı söylentilerinin asılsız olduğunu anlayabiliriz.
Bu ekonomik farklılık boyutundan baktığımızda Türk insanının Avrupa Birliği’ne girmesi durumunda sorunlar tamamen bitmemektedir aksine yeni sorunlar belirmektedir. Türk insanının bu gelir seviyesiyle AB’ye girmesi halinde ikinci sınıf bir vatandaş muamelesi görmesinin yanında yeterli yaşam standartlarından da eksik kalacaktır.
Aynı paralelde bir diğer sorun rekabetçi piyasa sorunudur. AB ülkelerindeki markalaşmış dev şirketlerle yarışacak yeterli kuruluşumuz mevcut değildir. Türk milleti olarak topluluk içerisinde saygın bir konum elde edebilmek ve güçlü bir ekonomiye sahip olabilmek için Avrupa Birliği rekabetçi piyasasında yarışacak büyük kuruluşlara ihtiyacımız olacaktır.
Bu konuda bir başka sıkıntıda kalifiye eleman eksikliği ve aynı doğrultuda eğitimsizliktir. Yanlış eğitim sistemleri sonucu donanımlı eleman yetiştirmekte zayıf kalan Türkiye Avrupa Birliği’ne girişte bu eksikliği büyük sorun olabilir.
Ekonomik problemlerin çözüme kavuşturulması Kopenhag Kriterlerinde AB’nin bir dayatması olarak karşımıza çıkarken, aslında Türk insanının hak ettiği refah seviyesine yükselmesine yardımcı olacak bir koşuldur.
Ekonomik sorunlardan bu şekilde bahsettikten sonra bir diğer sorun yaratacak konu insan hakları ve demokrasi sorunudur.
Bu bağlamda Türkiye’nin katetmesi gereken çok yol olduğunu ortaya  koymaktadır.
İnsan haklarının sürekli ihlal edilir hale gelmesine, azınlıklara yapılan eşit muameledeki eksikliklere işaret edilmektedir. Ayrıca demokratik bağlamda bakacak olursak ordunun üzerinde gerçek anlamda bir sivil denetimin  bulunmaması AB üye ülkelerinden Türk devletini ayırmaktadır. Bu gibi sorunlar AB Komisyonunun Türkiye’nin eksiklikleri olarak ortaya koyduğu maddelerdir.9
Siyasi kriterler çerçevesinde yapılan bir diğer saptama da Türkiye’nin bazı komşu ülkelerle olan ihtilaflarını Uluslararası Hukuka uygun olarak barışçıl bir şekilde çözmesidir. Bu konuda Kıbrıs sorunu olarak belirmektedir.
İnsan hakları açısından değerlendirecek olursak  bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde hakkında en fazla dava bulunan ülke Türkiye’dir. Türkiye bu konuda milyon Euro’larla ifade dilen tazminat ödemeye mahkum edilmiştir. Avrupa Birliği ekonomik ve mali  konularda Türkiye’ye yardımcı olma sözünü vermekte, siyasi kriterlerin yerine getirilmesini ise tamamen Türkiye’nin gerçekleştirebileceğini vurgulamaktadır. Avrupa Birliği Komisyonu’nun raporuna göre “Türkiye Avrupa Birliği’ne girmek istiyorsa siyasi sorunlarını mutlaka çözmelidir” denmektedir.
Türkiye’nin AB’ye giriş sürecinde ve daha sonrasında karşılaşacağı sorunları çözüme kavuşturmak amacı ile Ankara Antlaşması imzalanmıştır.

SONUÇ

1960’lı yıllardan başlayarak günümüze kadar uzanan Avrupa Birliği’ne(AB) giriş çabaları insanlarımızın AB ülkelerine göçmesiyle eş zamanlı olarak başlamış diyebiliriz. Dünyanın birçok ülkesinden olduğu gibi Türkiye’den de akın akın insan  hızlı bir gelişme içerisinde olan Avrupa devletlerine göç etmişlerdir. Göç sırasında olduğu gibi göç sürecinde de bir çok sorunla karşılaşılmıştır.
Türkiye’den Avrupa devletlerine göç eden insanlarımızın genel eğilimi orada geçici bir süre çalışarak geri dönmek idi. Fakat sosyo-ekonomik koşulların etkisiyle gidenlerin çok az bir kısmı geri dönebilmiştir. Gidenler yerleşik hayata geçerek ikinci hatta üçüncü kuşak insanlarını yetiştirmeye başlamıştır.
Avrupa’ya göç macerasında en büyük sorunu hiç kuşkusuz ilk gidenler çekmiştir. Gidişleri 2. Dünya Savaşını hemen ardına denk gelmesi Neo-Nazi hareketlerine ve ırkçı saldırılara maruz kalmalarına sebebiyet vermiştir. Bu ortamda hayatını kaybeden yüzlerce insanımız olmuştur. Bu ırkçı saldırılar bugün bile zaman zaman vuku bulmaktadır.
Bunu dışında vatandaşlık elde etme, serbest dolaşım hakkına kavuşma, oturma ve çalışma hakkı elde etme, mal mülk edinme, seçme ve seçilme hakkı elde etme konularında Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinin etkisiyle bazı iyileştirmelere gidilmiştir.
Bu gün Avrupa devletlerinde on milyona yakın Türk vatandaşı yaşamaktadır. Avrupa devletlerindeki en büyük azınlık gruplarından birini oluşturmaktadır. Bu büyük kitle Avrupa’nın iş gücü, sanayi, girişimci ihtiyacına büyük katkı sağlamıştır. Bu insanların sosyal ve ekonomik olarak diğer insanlarla aynı haklara sahip olmak istemi elbette çok haklıdır. Bu hakları sağlanması Avrupa Birliği bütünleşme süreciyle hız kazanmıştır. Zamanla da iyi bir duruma geleceğini ümit etmekteyiz.
Türk insanımızın Avrupa insanı ve Avrupa devletleriyle yaşadığı sorunların yanında birde kendi içerisinde yaşadığı kuşak çatışmaları sorunu belirginleşmiştir.İlk gidenlerin tamamen Türk kültürüyle olgunlaşması ve bundan sonraki kuşakta yani orada doğup, yetişen kuşakta bir çatışma vardır. İkinci kuşak ailesinden aldığı geleneksel kültürün yerine çevreden aldığı Avrupa kültürü ile ne Türk ne de Avrupalı olabilmiştir. Bu özelliğiyle bir ara toplum durumuna düşmüştür. Türkiye’de Almancı Almanya’da yabancı sözü oldukça yerindedir.
Bu farklılaşma Avrupa’ya gidenlerin kendi benliklerini yeterince
kavrayamadıklarının bir göstergesidir. Aslında bu normaldir. Çünkü azınlıkta olan Türklerdir.
Avrupa Birliği birleşme sürecinde insanların toplumsal değerlerinin korunması da önemli bir konu ve sorun olmalı ve çözülmeye çalışılmalıdır. Aksi taktirde ABD’de görülen kimliksiz bir birleşmiş milletler statüsüne dönüşebilir. Her insanın kendi değerleriyle  bir bütünleşme zaten ilerde, gelecekte otonom sistemiyle kendi kültürünü yaratacaktır.
Avrupa Birliği’ne giriş sürecinden sonra ortaya çıkabilecek sorunlara da değinmeye çalışır isek; temel olarak ekonomik yetersizlik,  insan hakları ve demokrasi eksikliğinden kaynaklanabilecek olası sorunlar mevcuttur. Bunların
çözümü orta ve uzun  vadede mümkün  görünmektedir.































KAYNAKÇA
   
Kitaplar:

BERKSÜ Şengül, Avrupa Birliği’nde Yaşayan Türk İşçiler ve Ailelerine   
Ortaklık Mevzuatıyla Tanınan Haklar ve Avrupa Topluluklar Adalet Divanı Kararları, Ankara, Azim Matbaacılık, 1999
ERDUT Zeki, Avrupa Topluluğunda İstihdam,İşsizlik ve İstihdam           
   Politikası, Kamu-İş Yayını, Cilt:3,Sayı:1, 1991
İktisadi Araştırma Vakfı, Türkiye-AET İlişkileri, İstanbul, İAV Yayınları,1997
KARLUK Rıdvan, Avrupa Birliği ve Türkiye, İstanbul, Beta Yayınları, 1998

İnternet:

file://A:\avrupalı.htm
file://A:\yurtdışı%203.htm
http://www.groswurzel.net
http://www.viyanatürk.com

Logged

OgrenciForum.Org
Sponsor

Logged
Sayfa: 1
  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC

Tagged evden eve nakliye - evden eve taşıma - Sesli Chat
forumtahtasi.com elektornik devre - Sohbet - AVOYUN - Dönem ödevi - ödev - e-okul - evden eve nakliyat - msn nickleri - Ödev Sitesi
XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu! Dilber MC Theme by HarzeM