|
Abruzzi
|
 |
« Yanıtla #1 : Mart 23, 2008, 17:38:40 ÖS » |
|
Askeri yargının görev alanına girmesi için iki şart gerekli 1- olayın askeri hizmet ile ilgili olması 2-askeri şahıslarla ilgili olması, burada şahıslardan biri askeri şahıs değil .Böyle olunca , bu iki şarttan biri eksik . Askeri hizmet sırasında yapılmış ama taraflardan biri asker kişi değil. Şartlardan biri eksik olduğu için benim görevime girmez diyor . Girmeyince ne yapıyor ? uyuşmazlık mahkemesine gitmeye kendisi karar veriyor . Ortada iki tane yargı yeri ikisi de görevsizlik iddeasında bulunuyor ve davaya bakmıyor son derecede karar veren uyuşmazlık mahkemesidir .
Dava askeri bir aracın davacıya ait araca çarpması sonucu uğranılan zararın tazminine kara verilmesi istemi ile açılmıştır .Sivas İdare Mahkemesi , askeri hizmete ilişkin idari eylemden doğan zararın tazmini istemi ile açılan davanın Askeri Yüksek İdare mahkemesinin görev alanına gerekçesi ile davanın görev yönünden reddine kara vermiş tir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin 2. dairesi olayda zarar gören kişinin sivil kişi olması nedeniyle , idari eylemden doğan tam yargı davasının , genel idari yargı yerinde görülüp çözülmesi gerektiği gerekçesi ile görevli yargı yerinin belirlenmesi için uyuşmazlık mahkemesinin kuruluş ve işleyişi hakkında kanunun 2592 . maddesi ile 19 maddesi uyarınca uyuşmazlık mahkemesine başvurulmasına kara verilmiştir . 2918 sayılı karayolları trafik kanunun 106. maddesine , genel ve katma bütçeli , il özel idarelerine ve belediyelere ait motorlu araçların sebeb olduğu zararlardan olduğu zararlardan dolayı , bu konunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümlere değinilmektedir/ kanunun 8. kısmının işletenin hukuki sorumluluğu başlıklı 1. bölümünde yer alan 85-90 maddelerinde motorlu araçların trafik kurallarına aykırı davranışları sonunda meydana gelen zararlar dolayısıyla, gerçek ve özel kişilerle , kamu tüzel kişileri ayrım yapılmadan , olayın aynı sorumluluk kurallarına bağlı olmasını öngörmüştür. Bu suretle kamu idare ve kurumlarına ait ve kamu hizmetine tahsis edilmiş motorlu araçların verdikleri zararlardan dolayı , trafik olaylarından doğan zararların özelliği göz önünde tutularak , kamu idare ve kurumlarının özel kişilerle eşit şartlarda ve aynı esaslara göre sorumlu tutulması ifade edilmiş olmaktadır . Kanunun sözü edilen hükümleri aslında kamu araçlarının verdikleri zararlardan dolayı idare kamu hukuku kurallarına göre değil , işleten sıfatıyla özel hukuk kurallarına tabi tutulabilecektir. Bu durumda askeri aracın verdiği zararın tazmini ile ilgili açılan davanın , bu kurallara uymakla görevli adli yargı yerinde görülmesi gerekmektedir . diğer taraftan uyuşmazlık mahkemesi adli, idari ve askeri yargı mercileri arasında görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınmıştır . Çözümü gereken uyuşmazlık kanunun 19. maddesi uyarınca görevli merciinin belirtilmesi için uyuşmazlık mahkemesine gönderilmiştir . Uyuşmazlık mahkemesi davanın niteliğine göre1. maddede belirtilen üç yargı yerinden hangisinde çözüleceğine karar verecektir . Bu kararda uyuşmazlığa neden olan kararlarda görev konusunda belirlenen görüşlerden birinin benimsenmesini gerektiren bir zorunluluk bulunmadığından iki yargı yeri arasında çıkan görev uyuşmazlığına , uyuşmazlık mahkemesi 3 yargı yerinin görevli olduğuna karar verilmesine bir engel bulunmamıştır . ayrıca uyuşmazlık mahkemesi , yargı mercilerinin görev konusunda yönlendirmekle yetinmek durumunda olmayıp , görevli yargı merciini kesin kararla belirlemekle görevlidir . Bu nedenle adli yargının görevsizlik kararının bulunmamasını , görev uyuşmazlığının çözümü ve davanın adli yargı yerine ait olduğunun kabulü sonucuna varmıştır
Neticede ne idari yargı nede askeri yüksek idare mahkemesi görevlidir . adli yargı görevindedir . Şeklinde karar verilmiştir.
Bu karar uyuşmazlık kanunda olumsuz görev uyuşmazlığı ile ilgili hükümlere tam uymuyor . Olumsuz görev uyuşmazlığı çıkan yargı yerlerinden her birisinin bir anlamı var konudaki bu kararlar hiç birisinin görüşüne uymuyor . Buna yetkili mi ? değil mi? Önemli olan doğru yargı yerini bulmaktır . Uyuşmazlık mahkemesi uyuşmazlığa konu olmayan 3. bir yargı yerini görevli bulmakla yetkili olmalıdır . buda uyuşmazlık türlerinden , olumsuz görev uyuşmazlığının en tipik örneklerinden biri.
Bir de hüküm uyuşmazlığı var . nasıl olabilir? Hüküm uyuşmazlığının nasıl çıktığı biraz şaşılacak bir durum olabilir .iki yargı dalına mensup mahkeme aynı konuda ve aynı tarafları olan davada farklı kararlar verebiliyor .
OLAY: Samsun sanayi ve ticaret müdürlüğünde görevli S.E. beyannamesinde bakmakla yükümlü olduğu annesi F.E. nin 11. 03 .1985 – 01. 03 . 1986 tarihleri arasındaki tedavi ve ilaç masrafları 657 sayılı kanunun 209. maddesi uyarınca kurumca karşılanmıştır . Daha sonra bu kişinin babası Y E. Nin sağ ve vergi dairesine kayıtlı vergi mükellefi olduğu ve aynı zamanda BAĞ-KUR üyesi olduğunun öğrenilmesi üzerine davalıya 16. 04. 1986 gün ve 15- 687 sayılı yazı ile idarede tebliğ edilen ödeme duyurusuna rağmen , tedavi masrafı olan 1.858.732 TL sının iade edilmesi nedeniyle hazinece davalı, S.E. aleyhine adli yargı yerinde 14. 04. 1989 tarihinde istirdat davası açılmıştır .
Samsun askeri hukuk mahkemesi davalının babasının BAĞ-KUR üyesi ve vergi mükellefi olduğunu ve tapulu mülklerinin olduğunu bildiği halde , sahte beyanla ilaç ve tedavi yardımının alındığının anlaşıldığını, babasına idarece BAĞ-KUR aylığının bağlandığı ve bu kimsenin taşınmazlarının bulunduğunun ve ölüm nedeniyle tedavi yardımının , tarihinde bitmiş olmasına göre olayda zaman aşımı bulunmadığı , söz konusu paranın da davacı idare tarafından istenmiş olmasına rağmen iade edilmediği , davalının da paranın istenmediği konusunda bir savunmasının bulunmadığı belirtilerek , davanın kabulüne kara verilmiştir . Temyiz edilen aranmak suretiyle kesinleşmiş düzeltme istemi de red edilmiştir
Adli yargı idarenin iddasını yerinde görüyor . Ödediği paranın kendisine geri verilmesine karar veriyor . Babası BAĞ-KUR üyesi , anası bu kişinin bakımına muhtaç değil . kocasının varlığı yeter. Bu nedenle paranın iade edilmesine karar veriyor . Temyize de gitmiş adli yargının kararı kesinleşmiş zaten şartlardan biri hatırlayacağımız gibi kararın kesinleşmiş olmasıydı
Diğer taraftan S.E. samsun valiliğine karşı tedavi yardımının iade edilmesi istemine ilişkin Samsun il sanayi ticaret müdürlüğünün 307 sayılı yasasıyla duyurulan geri alma işleminin iptali için idari yargı yerinde 14.04.1989 tarihinde dava açmıştır
S.E dava dilekçesinde annesinin 1985 tarihinde siroz hastalığının tedavisi için sağlık karnesini onaylayan müdürün , babasının BAĞ-KUR a bağlı olduğunu bildiğini, babasının bağlı olduğu Ordu ilinin 1985-1986 yılları arasında hastalık sigortası kapsamında bulunmadığı bu ilin sağlık sigortasından 1987 yılında son olarak faydalandığını , bu yüzden annesinin tedavisini kendisinin üstlendiğini , devlet memurları tedavi yardımı ve cenaze yardımı yönetmeliğinin 3. maddesinin bu konuyla ilgili açıklamanın bu uygulamaya izin verdiği, diğer taraftan babasının, 1983ile 1986 yılı gelir vergisi beyanname eline geçen toplam miktarın , tedaviye harcanan masraflardan az olduğunun görüldüğünün , annesinin yardıma muhtaç olduğunu tapu siciline bildiren ve babasının üstünde görülen gayri menkullerin 107 metre karelik arsa ile oturduğu konut dışında kalanların vefat eden dedesinden kalan gayri menkuller olduğu , sonuç olarak , devlet memurunun ana ve babasının sağlık yardımından yararlandırılması için sağlık sigortasının bulunmamasının , her ne şekilde olursa olsun , ücret ve çalışmamasının ve bakılmadığı takdirde mağdur olması şartlarının mevcut bulunduğu ileri sürülmüştür
Samsun idare mahkemesi bunu yerinde bulmuş ve idarenin geri alma kararını iptal etmiştir . konu son olarak uyuşmazlık mahkemesine gelmiştir. İncelenen dosyada adli ve idari yargı yerlerinden verilen kararın konusu,sebepleri ve tarafı aynıdır . S.E. adliye mahkemesinde davalı , idare mahkemesinde davacı konumundadır .Adliye mahkemesi S.E. nin annesinin, hayatta olan, ticari faaliyetlerini sürdüren ve BAĞ-KUR üyesi olan eşinin mali durumunun iyi olması ve sosyal güvencesinin bulunması ayrıca buna ek olarak , gayri menkullerinin mevcut olması bakımından , hazineye yaptığı tedavi giderlerinin iyi niyete dayanmadığı gerekçesi ile geri alınmasına karar vermiş . İdare mahkemesinde tedavi giderlerinin haklı olduğu gerekçesi ile geri alma işlemini iptal etmiş olduğundan , karalar arasındaki bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanağı kalmamıştır .
Uyuşmazlık mahkemesi bütün uyuşmazlıkların giderilmesi için vazgeçilmez şart olan , hakkın yerine getirilmesi şartı gerçekleşmiştir . İdari yargı hangi gerekçelere dayanarak idari işlemi iptal etmiştir ? Memurun annesinin o sırada memurun bakımına muhtaç bir durumda olup olmadığına bakmış , o sırada memurun bakımına muhtaç olduğunu tespit etmiş tir. Çünkü babası başka bir ilde BAĞ-KUR üyesi imiş , O sırada babasının malı, mülkü de yokmuş, olaydan sonra babasının babası ölmüş ondan miras kalmış . Olay sırasında memur haklı imiş bu nedenle idari yargı haklı bir karar vermiş . İki kara arasındaki çatışmadan da hakkın yerine getirilmesinin imkansız olduğunu tespit ediyoruz. Böyle olunca hüküm uyuşmazlığını düzeltmemiz gerekiyor .
S.E. nin annesini tedavi ettirdiği 85 ile 86 yılları arasındaki dönemde tedavi yardımlarından yararlanan F.E. nin eşinin BAĞ-KUR üyesi olmakla birlikte bağlı bulunduğu Ordu ilinin o yılda sağlık kapsamına alınmadığı ve gelir vergisi mükellefi olan aynı şahsın beyan ettiği 1985-1986 yılları arasında kazancından tedavi giderlerini karşılayacak bir varlığa sahip olmadığı , o tarihte zirai gelir getiren taşınmazlar da bulunmadığı , ayrıca S.E. nin annesinin ücret karşılığı çalışan bir kimse olmaması ve kendisine herhangi bir yasal sağlık yardımının da sağlanmamış bulunmaması karşısında tedavi yardımının S.E tarafından karşılanmaması halinde muhtaç duruma düşeceği sonucuna varıldığından kurumun yapılan tedavi yardımlarının geri istenmesine ilişkin işlemin iptali yönünde verilen Samsun idare mahkemesinin kararının gerekçelere ve dolayısı ile yasalara uygun bulunduğu , bu nedenle tedavi giderlerinin geri alınmasına ilişkin Samsun Asliye hukuk mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir
Sonuç----- Görevle ilgili olmaksızın aynı konuya ve sebebe ilişkin ve taraflar aynı olan ve aralarında çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinde olanaksızlığı bulunduğu anlaşılarak Samsun 1. hukuk mahkemesi kesinleşen kararı ile Samsun idare mahkemesi nin kesinleşen kararı arasındaki hüküm uyuşmazlığının Samsun 1. asliye hukuk mahkemesi sözü edilen kararının kaldırılması suretiyle giderilmesine , Samsun idare mahkemesinin kararının uygulamaya esas alınmasına karar verilmiştir .
İdari dava deyince ne anlıyoruz ? 2 anlamda kullanılabilir .
1) Maddi anlamda 2) Organik anlamda
Maddi anlamda idari dava deyince , idarenin idare hukuku alanındaki davaları organik anlamda ise idari yargı tarafından bakılan davalar anlamına gelir . İdari yargı bir davaya bakıyorsa idari dava diye kabul edilir. İdari dava birkaç çeşide ayrılır . Türkiye de iptal davası , tam yargı davası diye birde eskiden temyiz davası vardı fakat daha sonra temyiz yoluna çevrildi mahiyeti değişmedi birde eskiden yorum davası vardı yorum davası vardı . Şimdi temyiz davası temyiz yoluna çevrildi, yorum davaları da kaldırıldı . başlıca iki dava türü kaldı 1) iptal davası 2) tam yargı davaları
Şimdi bu dava türü deyince , hukuk yargılama usulünde kullanılan dava türlerine bakmak lazım bunlar 1) edim davası 2) inşai dava ( yenilik doğuran dava ) 3) tesbit davası Burada edim davasında ; davacı bir hakkın yerine getirilmesini veya bir hakkın konusunu oluşturan edimin , davalı tarafından yerine getirilmesini ister, mahkemeye başvurur, belli kişiyi ( davalıyı) dava ederek , “ Benim böyle bir hakkım, alacağım var , fakat bu kişi bunu vermiyor , ondan alınıp bana verilmesine karar verilmesini istiyorum “ diyerek dava açar . İnşai davada yada yenilik doğuran davada ; bir hukuki durumun kaldırılması, değiştirilmesi yada yaratılması için dava açılır . Örneğin boşanma davasında , başvuranlar yeni bir hukuki durumun yaratılması için dava açıyor .
Tespit davasında ise ; bu davalarda ise belli bir hukuki durumun tespiti istenir ve bunun için dava açılır. Bunlardan edim davası ile iptal davası benzerlik gösterir ama esas kurum idari davadır İdari dava türleri örnek aldığımız Fransa da 4 tanedir . Daha öncede bahsettiğimiz gibi Türkiye de de 4 tane idi fakat daha sonra 2 tane kaldı. Temyiz davası ad değiştirdi yorum davası ise kaldırıldı. Bunlardan , idari sözleşmelerden doğan davalar hangi türe girer ? Bu bir tartışma konusu , duruma göre iptal davasına giriyor duruma göre tam yargı davasına giriyor .
13 mart 2001
Uyuşmazlık mahkemesi kararları 3 türlü olur . Bunlar ; hukuk bölümü kararları, ceza bölümü kararları ve genel kurul karalarıdır. Hukuk bölümü karaları hukuk konuları ile ilgili , ceza bölümü karaları ceza bölümü ile ilgili konuları, genel kurul kararları ise bu iki bölüm karları arasındaki çelişkiyi gidermek için , ilke kara verir. Genel kurul ilke kararları mutlaka resmi gazetede yayımlanır . Diğer bölüm kararlarından ilginç görünenler yayınlanır . Bunlar resmi gazetede bulunur . Bir ilke kararından , yeni bir ilke kararı ile ayrılınabilir . Genel kurul verdiği bir ilke kararından ayrılmak istiyorsa , genel kurulu toplayıp gerçekten bu ilke kararından ayrılınmasının gerekip gerekmediği kanaat getirilirse , ayrılmaya yada ayrılmamaya karar verir . Ayrılmaya karar verirse , yeni bir ilke karar verir ve böylece bir ilke kararından yeni bir ilke kararı ile ayrılmış olur . Danıştay ın bir içtihatı birleştirme kararından yeni bir ictihatı birleştirme kararı ile ayrılabileceği gibi.
Uyuşmazlık mahkemesi ile anayasa mahkemesinin karşılıklı durumları
Uyuşmazlık mahkemesi ile Anayasa mahkemesinin karşılıklı durumları bazen önem arz edebilir . Anayasa mahkemesinin kendisini yüce divan olarak görmesi kararı, uyuşmazlık mahkemesinde ele alınamaz. Yani Anayasa mahkemesinin , yüce divan olarak belli kişileri yargılaması esnasında , bu senin görevine girmez , uyuşmazlık mahkemesine gitsin diye bir istekte bulunulamaz .Anayasa mahkemesi yüce divan olarak kendisini görüyorsa , o karar kesin keza Anayasa mahkemesinin verdiği kararlar , başka mahkemelerin kararları ile çatışıyorsa , Anayasa mahkemesinin kararı üstün tutulur ve ona uyulur .
Önceki dersin devamı ( idari dava )
İdari dava türleri içerisinde bazı davaların hangi dava türleri içine girdiği belli değildir . Özel hukukta kullanılan istirdat davası idari yargıda var mı? Veya varsa bu dava türlerinden hangisine girer ? konusunda Danıştay kara verir . İdari yargıda istirdat davası yoktur , öyle bir dava olmaz . Ama bu karar pek gerçekçi gözükmüyor, idari yargıda da istirdat davası olabileceğini göz önüne almak lazım . Örneğin , adamın birisinin dededen kalma bir tabancasını idare, ruhsatsız silah bulunduruyorsun diye almış . Adam tabancayı geri istiyor “ Bu benim dedemin dedesinden kalma yadigar, ailemin şeref konusu olan bir yadigardır, benim için maddi değeri ölçülemez , manevi değeri çok büyüktür, bu silahı geri istiyorum” diyerek kişi , idareye karşı dava açarsa , yok böyle bir dava diye idari yargı mercii bakmayacak mı? Bakması gerekir , ama hangi kalıba sokabilir ? Silahın alınması kararının iptali diye , bir iptal davası açılabilir. Danıştay ın ara sıra maksadı aşan aşırı kararları oluyor , istirdat davası idari yargıda vardır . Tetkik davası , özel hukukta kullanılan bir davadır. Bir kişi , “ben , bilmem kimin , bilmem kaç göbek varisiyim “ diye mahkemeye başvurup veraset derecesinde birleştirme , özel hukukta mevcuttur . Buna benzer tetkik davası var mı? Olur mu ? olmaz mı? Konusunda fikir birliği yoktur. Yani Danıştayla uyuşmazlık mahkemesi arasında , Danıştayın , idari yargıda böyle bir dava yoktur , uyuşmazlık mahkemesinin ise idari yargıda böyle bir dava vardır diye görüş farklılıkları var . Duruma göre olabilir , olması mümkündür . dava türleri arasında sınır koymak hukuki bakımdan bir yaradır . Ama Danıştay , belki de görevi yeterince ağır yeni bir dava türü daha çıkarıp önüme daha fazla iş çıkmasın diye bu şekilde davranıyor
İdari davanın tipik örneği aptal davasıdır . İptal davası , idari yargıya özgü bir dava türüdür. Genel olarak adli yargıda , iptal davası türü olmaz . İdari yargıdaki bu iptal davası özgürlüğü nerden geliyor ? Davayı , menfaati ihlal edilen herkesin açabilmesi olanağından geliyor . İptal davası açmak için bir kişinin bir hakkının zedelenmesi gerekmez . Adli yargıda , özel hukukta , ancak bir hak ihlal edilirse bu hakkın korunması veya iadesi için dava açılır . İptal davasının açılması için bir hak ihlalinin söz konusu olması zorunlu değildir . Bir menfaatin ihlal edilmesi yeterlidir. Bu bakımdan idarenin , hukuka uygunluğunun denetlenmesi için daha çok insan daha çok kişi harekete geçebilir . İdarenin hukuka uygunluğunun bekçisi daha fazla olur .
Bu durum , bütün dünyada gelişme halinde iken , yani Fransa den yayılan idari yargıyı kabul etmiş bütün ülkelerde bu menfaat ihlalinin yeterli görülmesi gittikçe yayılırken , dahası anglo-sakson ülkelerinde bile yayılma eğilimi gösterirken , bir ara Türkiye de aksi bir gelişme vardı. İptal davasını açmak için kişisel bir hak ihlal edilmelidir diye bir sınırlama getirildi Neden getirildi ? Çünkü milletvekillerinin kıyak emeklilik işleri var ya , bu kıyak emekliliği çıkarmak için bazı kişiler emekli sandığı üyesi olarak , emekli sandığına prim ödeyici olarak bu karara karşı dava açtılar . Bu yapılan kanunla milletvekillerine farklı emekli maaşı sağlayan kararın iptali için başvurdular . Milletvekilleri oy birliği ile bu kanunu çıkardılar . Yani ben bu halde idareye dava açamam , ancak bir hakkı ihlal edilmiş olan dava açabilir . Millet vekilleri bir dava açılıp kıyak emekliliğin iptal edilmesini önlemek amacıyla bu kanunu çıkardılar. Bu yüzdende , bu kanun anayasaya aykırılık iddiası ile anayasa mahkemesine gitti . Anayasa mahkemesi de hak ihlali kuralını getiren hükmü anayasaya aykırı bularak iptal etti. Gerçi gerekçesi biraz genel bir gerekçedir ve bu yüzden tartışılabilir.
Hukuka aykırı idari işlemlerin iptali için, yönetsel yargı yerlerinde açılan davalara iptal davası denmektedir . İptal davasının 2 aşaması vardır
1)Davanın açılabilmesi Davanın açılabilmesi için bir takım koşullar vardır bunlara ön koşullar yada açılabilme koşulları da denir . 2)Davanın görülüp iptal edilmesi Davaya girdikten sonra iki aşama başlar , iptal kararı verilmesi yada verilmemesi ile sonuçlanır .
Birinci aşamada davanın açılması , bunun da bir takım koşulları vardır , bu koşullara ön koşullar diyoruz .
Mahkemenin görevliliği İptal davasına bakacak olan mahkemenin görevli olması. İdari yargıda genel kural, idare ve vergi mahkemelerinin genel görevli olmasıdır . Danıştay özel görevlidir yani herhangi bir idari işlemin iptal edilmesi için dava açmak gerektiği zaman , ilk düşünülecek yer genel görevli olan idare ve vergi mahkemeleridir . eğer dava konusu özel görevli bir mahkemeye verilmiş ise dava , dorudan doğruya Danıştay da açılabilir . Eğer görevsiz yargıda başvurulmuşsa , eğer davanın konusu idari yargının görev alanının dışında ise , görevsizlik kararı verilir . İdari yargı mercii bu benim görev alanıma girmez der ve görevsizlik kararı verir . yok idari yargının görev alanının içinde olmakla birlikte yanlış mercii ye başvurulmuş ise mahkeme, davanın görevli yargı merciine gönderilmesine karar verir . örneğin doğrudan doğruya Danıştay ın görev alanına girmeyen bir davaya Danıştayın ilk derece mahkemesi gibi bakması durumunda Danıştay duruma bakıyor ve bu benim görev alanımda değil deyip , idare mahkemesine davayı gönderiyor . Bundan başka bir de , idari yargının görev alanına girmekle beraber dava, adli yargı yada askeri yargıda açılmış olabilir . onlar görevsizlik kararı vermişse 30 gün içinde idari yargı merciine dava açılır ama yanlış yargı dalına başvurma tarihi idari yargıda davayı açış tarihi olarak kabul edilir ( 30 gün içinde başvurmak şartıyla) bunun ne yararı var ? Dava açma süresinin geçip geçmemesi açısından , iş idari yargıya geldiği zaman ,idari yargıya dava açıldığı zaman , işlemden itibaren 60 günlük dava süresi geçmiş , artık dava açma süresi geçmiş denmemesi için ve davanın kabul edilmesi için yanlış yargı dalına başvurulan tarih davayı açma tarihidir . İptal davasının açılış şartlarından bir diğeri de davanın konusuna ilişkin koşullardır . İptal davasının konusu bir idari karar olabilir . İptal davası , bir idari karar karşı açıklanabilir . İdari eylemlere karşı iptal davası açılamaz çünkü idari eylem iptal edilemez örneğin karakolda atılmış bir dayak iptal edilemez , dayak yenmemiş bir hale getirilemez . Bu nedenle idari işleme karşı dava açılabilir . bu karar idari bir karar olmalıdır . Yani idari bir işlem ( idarenin , idare hukuku alanındaki tek yanlı işlemleri) Bu idari kararın bir idari makamdan çıkmış olması da gereklidir . Diğer bir koşul ise bu kararın Danıştay ın kararlarında geçen deyimle lazım-ı icra (icrai gerek) bir işlem olmalıdır . tabi türk hukukunda hangi kararın lazım-ı icra , hangi kararın lazım-ı icra değildir bu bir tartışma konusudur . Ama genelde yürütülmesi gereken işlemler lazım-ı icradır ve icrai işlem kabul edilir . Kararın Türk idari makamlarının kararı olması gerekir . Başka makamların , başkan Bush un kararları , İMF nin kararları hakkında iptal davası açılamaz . Diğer bir husus da iptali istenen karara karşı itiraz yoları var ise o itiraz yolarının tüketilmiş olması gerekir . Çeşitli yasalarda bu tür itiraz yoları öngörülmüştür . Mesela askeri konuda verilen karalara karşı Milli savunma Bakanlığı na itiraz şartı öngörülmüştür . Üniversitelerde herhangi bir karara karşı , fakülte yönetim kurulunun kararlarına karşı , üniversite yönetim kuruluna itiraz etme şartı öngörülmüştür . Yani bu itiraz yolarının tüketilmiş olması gerekir , tüketilmeden doğrudan doğruya iptal davası açılamaz . Bu iptal davasına konu olacak idari işlemler genellikle yazılı olur . Yazılı olmayan sözlü iletilen idari kararlara karşı dava açılamaz . Tabi uygulamada işlemler % 99 yazılı olur ama bazı sözlü nitelikte bazı işlemler olabilir . Fiili bir durumu mesela bir memurun işine son verilmesi hakkında yazılı bir karar yok ama fiilen adam mecburi izne gönderilmiş ardında da adamın maaşı kesilmiş ve işine son verilmiş . Ortada yazılı bir durum yok ama sözlü ( şifahi ) bir durum var . Böyle bir durumda , iptal davası açılamayacaktır . İdare burada açık ve yazılı olarak bir işlem yapmamış ama fiili bir durumdan bir işlem yapmış gibi kabul ediyoruz . Bu işlemler olumlu da olabilir , olumsuz da olabilir . Olumsuz işlemler denilince genelde idareye yapılan bir başvurunun idarece reddedilmesi yada belli bir süre cevap vermemekle , zımnen reddedilmiş sayılması gibi örnekler verilebilir Bir kişi idareye başvuruyor açıkça red kararı verirse durum açık, o red kararı dava konusu olmuyor ama idare hiç cevap vermezse kişi ne kadar bekleyecek ? 60 gün içinde idare olumlu yada olumsuz bir cevap vermezse , isteği zımnen reddedilmiş sayılır. Olumsuz bir işlem olur. İptal davası düzenleyici işlemlere karşı da açılır . Yani doğrudan doğruya bir yönetmelik de iptal davasına konu olabilir veya bir yönetmeliğin belli maddeleri veya hükümleri iptal davasına konu olabilir . Mesela sözleşme yapılmazlık kararı , işin ihaleye sevk edilmesi kararı , ihale sonunda verilen belli bir karar , bu gibi karalar iptal davasına konu olabilir Yok hükmündeki kararlar iptal davasına konu olabilir mi? Yani hukuk hayatına hiç girmemiş gibi kabul edilmesi sonucu oluşan ağır hukuki aykırılıklar ve işlemler . İşlemler o kadar ağır ki yok hükmünde , böyle bir işleme karşı dava açılır mı? Genel kural olarak , yok hükmündeki bir işleme karşı hiçbir dava açılmaması gerekir , yok zaten . Ama teorik olarak doğru olmakla birlikte uygulamada bazen önem arz eder . ilgili işlemi yok hükmünde kabul edip uymuyorum diyebilir. İdare var olduğunu iddia eder . Kişiyi hukuki bakımdan tam bir himayeye kavuşturmak için idari yargı merciileri davayı reddederken “işlem yok hükmünde olduğu” lafı kullanması gerekir . Yok hükmünde olduğundan dolayı davanın kabulü mümkün görülmemiştir derse davanın zaten davacının isteği yerine gelmiş olur . İdari yargı mercii de senin kararını yok hükmünde sayıyor diye bir de tapu senedi gibi belge uzatır . Bu nedenle yok hükmündeki idari işlemlere karşı iptal davası açılamaz ama idari yargı mercii davayı reddederken onu dediği zaman kurtulursun. Dedik ki iptal davasına konu olacak işlemler icrai nitelikte olmalı, yani hukuki bakımdan uygulanması gereken , sonuç doğurması gereken , etkili kararlar olmalı . Hangileri değil ? mesela değer kararlar yahutta iştirai ( danışma) kararlarına karşı iptal davası açılamaz . Çünkü bu kararlar hukuki sonuç doğuracak nitelikte değildir. Bu kararlar hazırlık çalışması durumunda yani herhangi bir konuda karara varmadan önce idare bir takım hazırlık çalışmaları yapar , müfettiş gönderir , soruşturmacı gönderir, bu soruşturmacı yada müfettişlerin raporları henüz etkili karar değildir , hazırlık aşamasında yapılan işlemlerdir . Bu yapılan işlemler iptal davasına konu olamaz . İdare kendisi içinde uygulamaya yön verecek kararları , mesela yargı merciilerinin verdiği yürütmeyi durdurma kararları hiçbir şekilde uygulanmayacaktır ,diye kendi içinde bir genelge yayınlarsa ,bu hukuki yada etkili bir işlem değildir . Memurlara yol gösteriyor , talimat veriyor ,” Yürütmeyi durdurma kararını bu şekilde uygulayın” diye bazı yollar gösteriyor. Bunlar da düzenleyici işlem ama bu düzenleyici işlemler , belli bir kişinin menfaatini ihlal ediyorsa , tabi o zaman durum değişir , bu durumda iptal davası açılabilir . İtiraz yolu tüketilmemiş işlemler henüz kesinleşmemiş işlemlerdir .
İtiraz yolu , süresi içinde kullanılmamış ise , hak düşürücü süre söz konusu . Bu süre dolduğunda hem itiraz imkanı kalmıyor hem de iptal davası açılamıyor böylece itiraz yolları tüketilmiş oluyor Yapılan işlemin etkili icrai işlem olması koşuluna ilişkin olarak , uygulamada karşımıza bazı örnekler çıkıyor. Mesela kalkınma planı yıllık programlarına karşı iptal davası açılmak istenmiş ve bunun için Danıştay a başvurulmuş , Danıştay “ bunlar iptal davasına konu olmayacak kendine özgü işlemlerdir “ demiş bu kalkınma programı ve yıllık plana dayanarak , idarenin yaptığı işlemler söz konusu olursa onlara karşı dava açılabilir demiş . Yani kalkınma planı ve yıllık programa karşı dava açılamıyor, ama niye açılamıyor? Açıklaması yok . İptal davasına konu olamayacak kendine özgü işlemlerdir o kadar ,Ama onlara dayanarak idarenin yaptığı işlemlere karşı dava açılabiliyor , bunlara karşı dava yolu açık .
İcrai yani etkin nitelikte olmayan bir karar -------- Bir belediye başkanlığından izin, bir kişi su bağlamış, suyun bedeli olarak şu kadar parayı ödemen gerekli diye tahattüt ediliyor ama bu kişi ödemiyor . buna karşı dava açılıyor .Danıştay ın bu kararında idarenin davalıdan alacağı olduğu ve bunun ödenmesi gerektiğine karar veriliyor . İdare ,ödeme emri göndermediği gibi , kamu gücünü kullanarak alacağının tahsiline de girişmemiştir. Bu durumda ortada kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlem bulunmaktadır ( danıştay böyle diyor) Kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlemin bulunması için ne gerekiyor ? Ödeme emri göndermesi yada amme alacaklarının tahsili kanununa dayanarak , doğrudan doğruya alacağının tahsiline girişmesi gerekiyor. Danıştay , böyle bir durum yok diyor , kamu gücünü kullanarak böyle bir işlem yapmamış , sadece borcunun öde diye davet etmiş , buda yürütülmesi gereken etkin bir işlem değildir .
Diğer bir örnek-------- bilmem nere lisesi fransızca öğretmeni “x” bulunduğu ilçede kiraladığı bir binayı öğrenci yurdu şeklinde kullanmak suretiyle , öğrencileri bu binada barındırdığı ve bu işi para için yapıyor söylentilerinin çımasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle idare kendisine bir dikkati çekme yöntemi bulmuştur . Dikkatini çekerim yaptığın bu iş söylentilere neden oluyor bir daha yapma diye. O da sanırım fazla alınganmış , idareye dava açmış . Danıştay diyor ki , idarenin yürütmekle görevli bulunduğu kamu hizmetlerinin gereklerine uygun hareket etmeleri yolunda kamu hizmeti görevlilerinin her zaman için yetkisi dahilindedir , bu yoldaki ikazlar kamu görevlilerinin hak ve menfaatlerinin ihlal edici tasarruflar olarak değil , idarenin iç bünyesini ilgilendiren ve idari davaya sizi teşvik etmeyecek nitelikte kararlar olmaktan ileri gitmemektedir , diyor. Yani dikkatini çekerim yanıtı kesin bir işlem değil , yürütülmesi gerekli kesin bir işlem değil , ilgilinin hak ve menfaatlerini zedeleyecek nitelikte bir işlem değil , demek istiyor . Bu fransızca öğretmeninin siciline etkili bir karar değil.
Davacıda Aranan Koşullar
1)Davacı dava açma yeterliliğine sahip olmalıdır ; yani davacı medeni hakları kullanma yeteneğine sahip olmalıdır . Yabancılar da dahil dava açacak kişilerde aranan ilk şart bu. Danıştay bir kararında diyor ki “ yeterliliğin sağlanması için verilen mühlet süresince yerine getirmeyen davacının , yeterliliğinin olmadığı kabul edilir .” Danıştay , önce senin medeni hakları kullanma yeterliliğin var mı ? onun belgesini getir diye , kişiye bir mühlet verir. Kişi bunu getirmemiş ise o zaman , böyle bir yeterliliğin yok olduğunu , ilk varsayım olarak kabul eder ve davayı rededer. Bu durumda , küçükler ve vesayet altındakiler doğrudan doğruya dava açamazlar anacak kanuni temsilcileri dava açabilir ( bu kişiler yani kanuni temsilcilerin kim olduğu yasada belirtilmiştir ) mesela 14 yaşındaki bir küçüğün yerine büyük babası dava açmış ama Danıştay sen onun kanuni temsilcisi değilsin diyerek davayı reddetmişdir.
Acaba tüzel kişiler doğrudan doğruya dava açabilir mi?
Tüzel kişilerin kendine yetkili kıldığı kişi , bu genelde o tüzel kişi ile ilgili mevzuatta belirlenir , mesela belediyeler , belediyeler bir tüzel kişiliktir , belediye tüzel kişiliğinde yetkili , belediye başkanıdır , ancak belediye başkanı belediye adına dava açabilir . Başkası , örneğin belediye encümeni üyesi belediye adına dava açamaz . Belediye başkanı temsile yetkili olduğu için açar . Peki tüzel kişiliği ilgilendirmeyen konularda dava açabilir mi? Mesela köy muhtarı köyün tüzel kişiliğinin temsilcidir , köyün tüzel kişiliğini ilgilendirmeyen ama köy halkını ilgilendiren bir konuda dava açamaz . Danıştay “ sen ancak köy tüzel kişiliğini ilgilendiren bir konuda o tüzel kişilik temsilcisi olarak dava açabilirsin “ diyor.peki tüzel kişiliği yoksa dava açabilir mi ? Mesela Ankara Mimarlar Odası bir dava açmak istiyor , tüzel kişiliği yok, dava açamaz diye idare itiraz etmiş. Danıştay da , yasalarda dava açacak kuruluşların tüzel kişilik olma şartı yok , yasa sadece ilgililer diyor , o zaman tüzel kişiliği olmasa da dava açılabilir , açtığı davaya bakılabilir .
Dava açanın mirasçıları veya açacak olanın mirasçıları dava açabilir veya açılan davanın takipçisi olabilirler mi?
Eğer dava konusu daha önce ölen birisiyle ilgili ise , mirasçıları ilgilendirmiyorsa , dava açamazlar yada açılmış olan bir davayı takip edemezler . Yok dava konusu mirasçıları ilgilendiriyorsa dava açabilirler ve açılan davayı takip edebilirler
Örneğin adamın birisi kaymakam , Viranşehir kaymakamlığından Adalar kaymakamlığına atanmış . İptal davası açıyor ama davaya bakılırken ölüyor . Mirasçıları davayı takip edemez çünkü onları ilgilendiren bir tarafı yok . Ama belli bir madalyanın verilmesi yada verilmemesi ile ilgili olarak , örneğin dava , verilmesi gerekli iken açılmış , verilmemesi kararının iptali için , davacı bu madalyayı hak ettim ben , bana verilmesi gerekli iken verilmedi hukuka aykırıdır , diyor. Böyle bir durumda kişinin mirasçılarını bu konu ilgilendirir .Eğer dava açılmamışsa açabilir , açılmış ise takip edebilirler .( tabi ki asıl davacının ölümü halinde )
2)Üst makam alt makama karşı dava açamaz ; Aralarında hiyerarşik ilişki bulunan makamlar birbirine karşı dava açamaz . Aynı hiyerarşi içinde yer alan iki bakanlığın birbirine karşı dava açmamaları gerekiyor yani Danıştay su an bu davalara bakmıyor . Bakmaması da haklı mesela kaymakamlık , valiliğin kararına dava açamıyor aynı şekilde valilik de kaymakamlığın kararına karşı dava açamıyor .
3)Dava açacak olan kişinin , dava konusu işlemden dolayı bir menfaatinin zedelenmesi, ihlal edilmiş olması gerekir ; burada karşımıza menfaat nedir ? sorusu çıkıyor . Bu menfaat maddi bir menfaat olabilir ,( bir lokanta , bar yada kapatılması kararında olduğu gibi ) maddi manevi bir menfaat olabilir ( herhangi bir rütbenin verilmemesi kararında olduğu gibi ). İhlal edilen menfaat önemli de olabilir önemsiz de olabilir . Adamın biri bir inşaat ustasına karşı dava açmış zedelenen menfaat yapılan inşaat bana gölge yapıyor halbuki benim güneşe ihtiyacım var . O binanın gölge etmesi adamın bir menfaatinin ihlali için yeterli mi? Yeterli bir menfaat ihlali var ise , önemli de olsa önemsiz de olsa dava açılabilir . Ancak bu menfaatin belirli bir nitelikte olması lazım meşru bir menfaat , kişisel bir menfaat ,güncel (aktüel ) bir menfaat olmalı.
Bu menfaat deyince ne anlaşılır ?Menfaati Danıştay bir kararında ciddi ve makul ilgi veya ilişki olarak tanımlamıştır . Menfaat ilişkisinin bulunup bulunmadığını da yargı organları kendileri takdir eder .Ne gibi menfaat ilişkilerinin dava açmaya olanak verdiği konusunda Danıştay ın kendisinin bile istikrarlı bir kararı yoktur . bu konu tartışmalıdır . Mesela Turgut Özal ın başka bir yere gömülmesi konusundaki bakanlar kurulu kararına karşı bir dava açılmak istenmiş ancak dava red edilmiştir . Özel bir yüksek okuldan alınman mühendislik diplomasının Milli Eğitim Bakanlığınca onaylanması kararına karşı , resmi okullardan mühendislik ünvanı almış bazı kişiler dava açmak istiyor . Burada Danıştay , o kişinin menfaatinin kişisel bir menfaat dava açabileceğini söylüyor . Birinde kişisel bir menfaat ilişkisi var diğerinde yoktur . Duruma göre bazen öyle bazen böyle , zikzaklı kararlar karar veriyor . Bu menfaatin konusu başka ülkelerde de tartışma konusu , mesela İtalya da sadece hukuki menfaat ihlal edilmelidir , basit bir menfaat dava için geçerlilik sağlamaz . İdarenin iyi idare gereklerine göre çalışmasında kişilerin menfaati vardır ama bu menfaat hukuki bir menfaat değil , basit bir menfaattir . Dedik ki bu menfaat meşru,kişisel ve güncel bir menfaat olmalı , hangi menfaat meşru hangileri değil ? Yargı kararlarında kullanılan bazı tanımlamalara göre hukuki bir zorunluluktan doğan yada hukuki bir duruma dayanan menfaat meşru menfaattir . Hukuki durum , hukuki kaynakların doğurduğu bir durum . neler olabilir ? En başta kanuna , örf ve adete dayanan bir durum veya içtihatlara dayanan bir durum olmalı . Mesela örf ve adete dayanan bir durum ; Bir köy otlağından diğer köyün hayvanları eskiden beri yararlanıyormuş , o köyün yönetimi , bundan böyle o köyün hayvanları burada otlayamaz diye bir karar almış . Bu karar karşı köyün menfaatlerini zedeliyor mu ? Zedeliyor ama bu menfaat meşru bir menfaat mi ? Meşru bir menfaat çünkü geleneğe göreneğe dayanıyor , yıllardan beri öyle. Köy birden bire bir karar veriyor ve olmaz kullanamazsınız diyor ., Burada komşu köyün zedelenmiş bir menfaati var , bu menfaat meşru bir menfaat mi? Meşru bir neden dava açabilirler ama bu demek değil ki açtıkları davayı kazanabilirler , o ayrı konu , davayı açabilirler ama bu kazanabilecekleri anlamına gelmez . köyün idaresi verdikleri kararın hukuka uygun olduğunu ispatlarsa Karşı köy davayı kaybeder . Gayrı meşru bir menfaat söz konusu olursa o zaman iptal davası açılmaz . Ne gibi menfaatler gayri meşrudur ? Hukuka aykırı bir menfaatten doğan gayri meşrudur. Mesela yağmacılık , esrar kaçakçılığı, kaçakçılık konusunda idare kararlar almış , bir kahvehaneyi burada esrar içiliyor diye kapatmış. Adam , ben burada kırk senedir bu işi yapıyorum , kırk senedir burada esrar içiliyor diye kahvenin kapatılmasına ilişkin dava açamaz . Burada zedelenmiş bir menfaat var ama bu menfaat meşru değil . 19 mart 2001
Bir işlem bir kişiyi , dava açan kişinin şahsını doğrudan doğruya ilgilendirebilir . Mesela Dikmen de lokantacı Osman ile ilgili bir karar söz konusu olabilir ,o lokantanın belli bir süre yada sürekli olarak kapatılması söz konusu olabilir veya o lokantada herhangi bir gazın kullanılması yasaklanmış olabilir . Doğrudan doğruya kişi ile ilgili böyle bir durumda , kişisellik niteliği tartışma kaldırmaz , gerçekten kişiseldir . Başka bir durumda olabilir . İşlem ,dolayısıyla davacının menfaatini etkileyebilir .
Lokantacı Osman’ ın lokantasının bulunduğu yerin önünde bir otobüs durağı var iken , o otobüs durağı kaldırılmış olabilir veya lokantaya 1 kilometre ilerde veya geride bir yere taşınmış olabilir . Bu otobüs durağının yerinin değiştirilmesi yada kaldırılması kararı Osman ı doğrudan değil ama dolaylı olarak etkiler .Bu karardan sonra Osman ın lokantasına gelen müşteriler , otobüse tam önünden binecekken şimdi o imkan kalkıyor , bu durumda onun müşterilerinin azalmasına yol açıyor . Burada kişisel bir menfaat ihlali olduğu kabul edilir , dolaylı da olsa bu karar onu etkiliyor . Bazen dava konusu sadece birkaç kişiyi değil belli bir grubu ilgilendirebilir . Mesela bütün bir köy halkını ilgilendirebilir , köy ihtiyar heyeti köy okulu yada camisinin kapatılması ile ilgili bir karar alsa , köy halkından herhangi biri buna karşı dava açmak istese , burada bu karar kişisel olarak seni ilgilendirmiyor , bütün köy halkı ile ilgili diye kabul edilmez mi? Doğrudan doğruya onun kişisel menfaati ile ilgili değil bütün köy halkını ilgilendiriyor , ama köy halkından herhangi biri bu kararın iptaline yönelik dava açtığı zaman , menfaatin kişiselliği yine kabul edilmiştir ve kişisel menfaat ihlal edilmiş sayılır , dava açılabilir . Yani daha başka bir deyimiyle , Belediye meclisi bir karar vermiş bir meydanın adının değiştirilmesine , bu meydanın adını şehit...... meydanı olarak değiştirelim diye bir karar versin . Ankara belediyesi sakinlerinden herhangi biri isterse bu karara karşı dava açmak istese kişisel bir menfaatin ihlal edildiği kabul edilir mi? Seni ne ilgilendiriyor denilebilir mi ? Burada yine kişisel bir menfaatin ihlal edildiği kabul edilir . Yani Ankara belediyesi sakinlerinden biri bu karara karşı dava açabilir yada açabilmelidir , kişisel bir menfaat ihlali sayılır . Bütün il sakinlerini ilgilendiren bir karar olsa , il sakinlerinden herhangi biri , il özel idaresine karşı dava açmak istese , kişisel menfaatin varlığı söz konusu olabilir mi ? Fransa da yıllar önce söz konusu olmuştu ve kabul edilmişti . Örneğin vaktiyle Fransa da il özel idaresi , il özel idaresinin baş organı olan meclis genel kurulu üyelerinin demir yollarında seyahat etmesi halinde , seyahat masraflarının il özel idaresi bütçesinden ödenmesine karar vermiştir . Buna karşı il sakinlerinden herhangi biri dava açabilir mi? Burada kişisel menfaat olduğu kabul ediliyor . O il özel idaresine vergi ödeyen bir vergi mükellefi olarak , il sakinin dava açabileceği kabul ediliyor . Bütün bir milleti etkileyen bir karar olsa , herhangi bir Türk vatandaşı bu karara karşı dava açmak istese , kişisel bir menfaat ihlali kabul edilir mi? Fransa da bile kabul edilmiştir , Türkiye de de kabul edilmektedir . Nitekim milletvekillerinden birisi dava açmak istemiş , meteoroloji genel müdürlüğüne atanan birisinin atanma işleminin atanma işleminin iptaline yönelik dava açmak istemiş. Ben diyor milletvekili sıfatıyla anayasanın 88. maddesi uyarınca hukukun üstünlüğüne yemin etmiş bir insanım bundan dolayı hukukun üstünlüğünün gerçekleşmesi benim görevlerimden biridir , bu adamın genel müdürlüğe atanması hukuka aykırıdır , bu aykırılığın düzeltilmesi benim görevimdir. Danıştay bunu kabul etmemiş , davanın atama işlemi ile kişisel, meşru ve güncel bir menfaatin ihlal edilmiş olması durumu bulunmadığı gibi , davacının milletvekili sıfatını taşımakta bulunması da dava konusu işlemin iptalinde menfaati olduğunun kabulünü gerektirmemektedir demiştir. Kiracılık kurumu Bir kimsenin oturduğu yerin kamulaştırılması veya yıktırılması kararına karşı dava açmak istese , kişisel bir menfaatin ihlal edildiği kabul edilir mi? Adama “yıkılan ev senin mi? Mal sahibi bir şey demiyor , yıktırılacak ev onun , onun sesi çıkmıyor , sana ne oluyor sen kiracı olarak nasıl dava açarsın denilebilir mi?Burada da kiracının kişisel bir menfaatinin ihlali söz konusu mu ? Mal sahibi durumdan memnun , kiracının kişisel bir menfaati ihlal edilmiş, mal sahibi davayı açmasa bile kiracı açar , burada onun kişisel menfaatinin ihlal edildiği kabul edilmektedir .
Kamu Hizmetinden Yaralanıcılar kamu hizmetinden yararlanıcılar bu hizmete ilişkin kararlardan dolayı kişisel menfaatlerinin etkilenmesi nedeniyle dava açabilirler mi? Biraz önce değindiğim otobüs durağının değiştirilmesi söz konusu olduğunda o otobüsle gidip gelenlerin , o otobüs durağından yaralananların , durak yerinin değiştirilmesi onların kişisel menfaatlerini etkilemez mi? Etkileyebilir . Bir hastane hizmetinden yararlananlar , hastanede belli servislerin kaldırılması veya belli servislerin ücretlerinin arttırılması gibi karalardan etkilenir . Böyle bir durumda dava açabilirler , başka koşullarda o yeteneği taşımayabilirler ama kişisel menfaat ihlali taşırsa kabul edilirler .
İktisadi rekabet durumu İktisadi rekabet durumu söz konusu olursa , bu rekabette olumsuz duruma düşenler ( herhangi bir idari karardan dolayı ) kişisel menfaatlerinin ihlal edildiğini ileri sürerek dava açabilirler mi? Somut bir örnekle , bir sokakta ikinci bir eczane açılmasına izin verilmiş , bu ruhsat kararına karşı o sokak eczanesinde bulunan yada bulunanlar dava açabilirler mi ? kişisel menfaatleri ihlal edilmiş sayılır mı? Edilir , Danıştay bunu kabul ediyor .
Kamu hizmetinde çalışanlar kamu hizmetinde çalışanlar o hizmetleri ile ilgili kararlara karşı kişisel menfaatlerinin ihlal edildiğini ileri sürerek dava açabilir mi? Mesela bir kamu hizmetinin özelleştirilmesi kararına karşı, bu karardan etkilenen çalışanlar davcı olabilecekler mi? Bu kişilerin davacı olabilecekleri ve dava açabilecekleri Danıştay tarafından kabul edilmiştir . Pamuk sanayisinin özelleştirilmesi hakkında özelleştirme yüksek kurulu kararına karşı , orda çalışan işçiler dava açtı.İşçilerin kişisel menfaatinin ihlal edildiğini Danıştay kabul etti , idare mahkemesi kabul etmemiş , sizin menfaatleriniz ihlal edilmiş değil çünkü doğrudan doğruya sizi ilgilendiren bir karar değildir demiştir ve davayı reddetmiştir . Temyiz aşamasında evet onlar dava açma yeterliliğine sahiptir , davanın kabul edilmesi gerekir deyip temyizden bozmuştur İdarenin kendi yürüttüğü kamu hizmetinin ilk işleyişi bakımdan yaptığı düzenlemelere karşı o kurumda çalışan personel dava açabilir mi? Genel kurul olarak bu ilk düzenlemeler hizmetin daha iyi yürümesi için idarece kendi iç yapısında yaptığı düzenlemeler , orda çalışanlar tarafından dava konusu olmaz , genel kurul olarak bazı hallerde , bu iç düzenlemeler orda çalışanların kişisel menfaatlerini ihlal edici olabilir , o zaman dava açabilirler , kişisel menfaatlere dokunduğu anda dava açabilir denmiştir .
Sırf vergi yükümlülüğü Sırf vergi yükümlülüğü kişisel hak koşulunun gerçekleşmesine yeter mi? Köy , belediye , il özel idaresine vergi ödeyenler için kişisel menfaat koşulunun gerçekleşebileceği Fransız Danıştay ının istikrar kazanmış içtihatıdır Ama Türk Danıştay ı kabul etmiyor , henüz geri mevzuatta hiçbir hüküm yok . Yalnız Danıştay içtihatlarında bir gelişme olduğu gözden kaçmıyor . Mesela eskiden belediye meclisinin bir kararına karşı bir belediye encümeninin bile dava açmasını kabul etmezken ,şimdi kabul etmeye başladı. Belediye encümenini bırak , belediyede yaşayan herhangi bir
|