Bedava Ödev İndir > Akademik-Üniversite Kaynaklar > Hukuk Kaynakları > İDARİ YARGIDA İLK DERECE YARGI MERCİİ YADA ALT İDARE MERCİLERİ
Sayfa: 1
  Yazdır  
Gönderen Konu: İDARİ YARGIDA İLK DERECE YARGI MERCİİ YADA ALT İDARE MERCİLERİ  (Okunma Sayısı 121 defa)
Mart 23, 2008, 17:37:50 ÖS
Abruzzi
Çalışkan öğrenci
****

Rep +4/-0
Mesaj Sayısı: 1031



Üyelik Bilgileri
« : Mart 23, 2008, 17:37:50 ÖS »




İdari yargı mercilerini görüyorduk  en başta Danıştay ı kuşbakışı gözden geçirdik . Danıştay ın esas itibari ile  yargı organı olması dışında  idari görevleri de bulunur  ama  Danıştay ın asıl görevi yargısaldır.  12 dairesinden 10 dairesi  yargı dairesidir . 
*Esas olarak Danıştay bir ilk derece mahkemesi değildir . Temyiz mahkemesidir . Ancak yasada gösterilen durumlarda , ilk derece mahkemesi de olabilir . Yani herhangi bir konuda ilk başvurulacak yer , genelde ilk derece mahkemesidir ancak yasada  Danıştay  ilk derece mahkemesi olarak gösterilmiş ise  bu durumda dava doğrudan doğruya  Danıştay da açılır  ama asıl görevi temyiz mercii olmasıdır .


İDARİ YARGIDA İLK DERECE YARGI MERCİİ YADA  ALT İDARE  MERCİLERİ


 Alt İdare Mercileri

                                  İdare mahkemeleri

                                  Vergi Mahkemeleri                          oluşturulmuş

                                 Bölge idare Mahkemeleri                         atanmış


Alt  idare mercileri üç tanedir bunlar; idare mahkemeleri, vergi mahkemeleri ve bölge idare mahkemeleridir

Bu alt idare mercilerini kim kurar ? yargı çevrelerini kim belirler ?

Bu mahkemelerin kurulmasına ve yargı çevresinin belirlenmesine adalet bakanlığı karar  verir ama  bunların kaldırılmasına ve yargı çevrelerinin değiştirilmesine  adalet bakanlığı karar veremez . Bir kez adalet bakanlığı bunları kurdumu  , artık bunlar kaldıramaz ve yargı yerlerini değiştiremez.Eğer kaldırmak gerekirse , bunu hakimler ve savcılar yüksek kurulu yapar . Adalet bakanlığı sadece bunların kaldırılmasını  önerir . Burada şekil paralelliği yoktur. Bunun yapılmasının nedeni , bu mercilerin bağımsızlığını korumaktır .
Bu mahkemelerin kurulmasında, kaldırılmasında yada  yargı çevrelerinin değiştirilmesinde  üç bakanlığın görüşleri alınır bunlar ; iç işleri, maliye ve gümrük ve tekel bakanlığıdır . Bu üç bakanlığın görüşlerinin alınmasının nedeni , Danıştayın baktığı davaların  çok büyük bir bölümünün bu bakanlıklarla ilgili olmasıdır

Alt idare yargı mercileri nasıl kurulur? 

Vergi ile idare mahkemelerinde öncelikle bir başkan vardır ayrıca iki de üye bulunur(en az iki). Bir yerde birkaç idare mahkemesi bulunabilir  bunlarında her birinin  bir başkan ve iki üyesi bulunur ( vergi mahkemelerinde de aynı )


Bu mahkemelerden idare mahkemesinin  görevleri nelerdir ? niçin kurulur  ?

İdare mahkemesi ilk derece mahkemesi olarak  iptal ve tam yargı davalarına bakmak için ayrıca  daha önceki kanunlarda , yani bu alt  idari yargı mercilerinin kurulmasından  önceki çıkmış kanunlarda Danıştayın görevindeki konulardaki  davalara bakmak için kurulmuşlardır . Çünkü  Danıştay bu alt derece mahkemelerinin kurulmasından sonra  ilk derece mahkemesi olmaktan çıkmıştır .

Vergi mahkemeleri neye bakar?

Vergi mahkemeleri  genel bütçeye ilişkin, il özel idaresi bütçelerine ilişkin , belediye bütçelerine ilişkin, köy bütçelerine ilişkin resim, vergi, harç gibi  mali yükümlülüklerle ilgili  bütün davalara bakar ayrıca   yasanın kendisine verdiği diğer işlere bakar . Yani başka yasalarla başka görevler de  verilebilir.

Bu mahkemelerden yani  gerek idare mahkemeleri gerekse vergi mahkemeleri  bazı davalara tek yargıçla, bazı davalar kurul halinde bakar . Mali miktarı sekiz milyon lirayı aşmayan davalara tek yargıçla , aşanlara kurul halinde bakar

Diğer bir alt idare mercii bölge idare mahkemesidir . Bölge idare mahkemeleri  1 başkan ve 2 üyeden oluşur . bölge idare mahkemeleri de  2 türlüdür . Birincisi oluşturulmuş ,ikincisi ise  atanmış bölge idare mahkemesidir.   
Oluşturulmuş bölge idare mahkemesi;   bulunan yerde bir bölge idare mahkemesi başkanı vardır  ama üyeleri yoktur . Üyeler  , o bölge idare mahkemesi içinde bulunan  idare ve vergi mahkemesi başkanlarıdır . Bu idare mahkemesi veya vergi mahkemesi başkanları gelir ve  bölge idare mahkemesini oluştururlar , bunun için oluşturulmuş diyoruz
Atanmış bölge idare mahkemesi ;  hem başkanı hem de üyeleri , merkezden atanmış sürekli üyelerden oluşur . İş hacmi yüksek olan  yerlerde  atanmış bölge idare mahkemeleri vardır  . Bunların başkanı ve üyeleri hakimler savcılar yüksek kurulu tarafından atanır .

Bölge idare mahkemelerinin görevleri nelerdir?

Gerek idare mahkemelerinin  gerekse vergi mahkemelerinin tek hakimle verdiği kararlar , itiraz üzerine bakmak ( yani bir tür temyiz mercii görevi ) (bu kararlar kesin  ve nihai kararlardır  yani artık kararlar için danıştaya gidilmez(kurul halinde verilen kararlar için))
Başka bir görevi ise  yargı çevreleri içerisindeki  idare mahkemeleri ile diğer mahkemeler arasındaki görev ve yetki uyuşmazlıklarını gidermektir
Ayrıca bunun dışında diğer yasalarla verilen  görevleri de yapar

**bölge idare mahkemeleri yargı çevresi bakımından birkaç ili içine alır   


SAYIŞTAY

Diğer bir idari yargı mercii Sayıştay dır (buna özel bir yargı mercii diyenlerde  vardır, 2. derece idari yargı mercii diyenlerde var)



   Sayıştay ın kuruluşu

Sayıştay 8 daireden oluşur . her daire  1 başkan ve 6 üyeden oluşur . Bu dairelerin her biri  bir hesap mahkemesidir .Bu daireyi oluşturan üye ve başkanlar  TBMM Meclis Bütçe Karma Komisyonu  tarafından seçiliyordu ancak , anayasa mahkemesi  bu tür bir seçimin anayasaya aykırı olduğunu düşünerek , bu seçim şeklini iptal etti  fakat bunun yerine yeni bir düzenleme yapmadı. Bu kişilerin seçimi  konusu , bu gün  muallakta olan bir konudur

Bu dairelerden başka Sayıştay da birde temyiz kurulu bulunur . Bu kurul  , sayıştay genel kurulunca  4 yıl için seçilmiş  4 daire başkanı ve her daireden seçilmiş 2 üyeden oluşur. Temyiz kurulu Sayıştay ın  dairelerinin verdiği kararlara karşı itiraz  edilen kuruldur . İtiraz edilenlere karşı kurul, ya onama yada bozma kararı verir. Bu kararlar kesindir .
Sayıştay ın birde genel kurulu vardır . Bir başkan başkanlığında , daire başkanları ve üyelerden oluşur . Ana görevi içtihadı birleştirme kararları vermektir  yani Sayıştay daireleri arasında içtihat farklılıkları olursa , bu kurul içtihadı birleştirme kararları verir ,bu bütün daireleri bağlar 


Sayıştay ın görevleri ,baktığı davalar

Sayıştay iki tür davaya bakar ;

1)Genel bütçeye ve ona ait kuruluşlara ait , vergi , resim, harç  gibi harcamaların hukuka uygun olup olmadığına
2)Kanunlarda Sayıştay ın denetimi altında bulunan bütçelere(il özel idaresi , belediye  bütçeleri ,vs.) yönelik davalara

Sayıştay ın yaptığı yargı denetimine kimler tabidir ?

Sayıştay yargı denetimini  bu bütçelerden  yani genel ve katma bütçelerden istifade eden  kuruluşların kurduğu  fonlardan harcama yapan kişileri  yani saymanları denetler . Denetlemekten de öte , ayrıca yargılar . Yani sayıştayın ana görevi , sayman ve sayman durumunda olanları denetlemek ve yargılamaktır

Saymanlar  üçe ayrılır bunlar ;Gelir saymanları , gider saymanları ve mal saymanlarıdır. Bu sayman ve sayman durumunda olanların hukuka uygun olup olmadıklarını Sayıştay denetler . Eğer bir açık varsa zımnet   kararı verir  yoksa beraat ettirir ( sayman durumunda olanlar; mal, tahakkuk , taksir memurları gibi ....bunları kesin olarak belirlemek gereksiz )


Sayıştay ın yargılama yöntemi (usulü)

Sayıştayın yargılama usulü özellik gösterir. Genel yargılama usulünde bir kimsenin sorumlu tutulabilmesi için  onun kusurunun kanıtlanması gerekir  yani genel yargılama usulünde beraat ,bir haktır. İddeayı,  iddea  eden kanıtlar . Kişinin kendisinin kusursuz olduğunu kanıtlaması zorunlu değildir . Sayıştay da bunun tam tersi söz konusudur . Sayıştay da her sayman , potansiyel hırsız olarak görülür , bunun aksini sayman kanıtlar . ayrıca genel yargılama usulünde hiçbir mahkeme  bir kişiyi kendiliğinden yargılayamaz ( savcının yad mağdurun şikayeti gerekli) ama Sayıştay da  öyle değildir  , sayıştay kendiliğinden  her saymanı  yargılayabilir .


Sayıştay ın Yargı Dalları Arasındaki Yeri

Sayıştayın yargı dalları arasındaki yeri hala tartışmalıdır .Yani Sayıştay  eğer  idari yargı dalı içerisinde ise  idari yargının en yüksek mercii olan  Danıştay ın denetimine tabi midir ? Değilse , o zaman ayrı bir yargı dalımıdır ?

1924 anayasası döneminde  Sayıştay ın karaları , Danıştay da  temyizen bakılıyordu  .Daha sonra  1934 yılında  çıkarılan  Divan-ı matubat kanunda  Sayıştay ın içinde bir genel kurul kurulmasına  ve bu genel kurula , Sayıştay ın daire kararlarına karşı  başvurulabileceği hükmü getirilince , Danıştay ın kendisi tereddüte düşerek , bir içtihadı birleştirme kararı ve bundan sonra   Sayıştay kararlarına temyizen bakmayacağını bildirdi.
1961 anayasası  yürürlüğe girdiğinde , Danıştay yine  Sayıştay kararlarına karşı , davalara bakma hevesi içerisine girdi . Bu Sayıştaycılar arasında  tepki doğurdu . Buna karşı bir kararla Sayıştay , Sayıştay kararlarına karşı  Danıştaya gidilemeyeceğini söyledi. Daha sonra Anayasa  Mahkemesi bu kararı bozdu ve böylece sayıştay kararlarına karşı temyiz yolu tekrar açıldı. Ama 1982  anayasasında tekrar  Sayıştay kararlarını temyiz için  Danıştaya gidilemez dendi. Bu gün artık Danıştaya gidilemiyor

* Ancak burada yani Sayıştayın kararları içinde bir ayrım yapılmıştır . Sayıştay ın karralarından yargısal nitelikte olanlar için Danıştaya gidilemezken , idari nitelikte olanlar için Danıştaya gidilebilmektedir

Hesap mahkemesi olarak  Sayıştay ın yargılama süreçleri

Hesap mahkemesi olarak Sayıştay ın yargılaması aşamalıdır . İlk aşama ön inceleme aşamasıdır . Bu aşama Sayıştay ın denetçilerinin  saymanların harcamalarını denetleyerek hazırladığı raporların  incelendiği aşamadır . Bu raporlar ,yargılamada esastır. Daha sonra ikinci aşama,   dairelerdeki saymanların  yargılanması  aşamasıdır .   Bu aşama yargılama dairelerinde yapılır. Burada  ön incelemedeki raporlar esas alınır . Bunlara göre sayman hakkında beraat yada zımnet kararı verilir . Üçüncü aşama  temyiz  aşamasıdır . Bu aşamada sayman , kararı temyiz kuruluna götürür , burada sadece dosya üzerinde inceleme yapılır  duruşma yapılmaz  ve yeniden ya bozma kararı yada onay kararı verilir. 


Sayıştay ın Anayasadaki Yeri

 Anayasa mahkemesine göre sayıştay  anayasada  yargı bölümü içinde düzenlenmiş olmakla beraber  bir yargı mercii sayılamaz . Çünkü  anayasada üst mahkemeler belirtilmiştir  ama Sayıştay yüksek mahkeme olarak  sayılmamıştır . Bu yüzden  öncelikle, bir yüksek mahkeme değildir . Aynı zamanda  yargı organı da değildir  çünkü  hesapların denetimi bir idari niteliktir . Sayıştay kararları için Danışta ya  gidilememesi , Sayıştaya bir yargı mercii olma niteliği vermez . Çünkü  hakimler ve savcılar yüksek kurulu kararları ve yüksek askeri şura kararlarına karşı da   yargı yoluna gidilememektedir . bu onların bir yargı mercii olması anlamına gelmez . Ayrıca  yargı mercileri Türk milleti adına karar verir ve yargılama verir oysa Sayıştay  TBMM adına hareket eder . Bu sebeplerden dolayı  Sayıştay üyelerine  hakim güvencelerinin sağlanması gerekli değildir , bu kişiler  bir tür memurdur 

*Sayıştay şu anki duruma göre anayasa  mahkemesi bakımından bir yargı mercii değildir



ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ

 Diğer bir yargı mercii Askeri Yüksek İdare mahkemesidir . 1961 anayasana göre  böyle bir kuruluş yoktu . Askeri mercilerin kararları da  diğer idari  mercilerin kararları gibi  Danıştay denetimine tabi idi . Bu denetim bir süre sonra askeri mercileri tarafından tepki uyandırdı. Askeri mercilerin çeşitli nedenlerle ordudan attıkları yada  belli bir rütbeye ( general  gibi)  getirmedikleri kişiler  Danıştay kararı ile orduya dönüyor yada  o rütbeye getiriliyordu . Bu durum  askeri yargının geleneksel yapısına pek uygun düşmediği  için 1971  yılında yapılan  bir anayasa değişikliği ile  Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kuruldu


Askeri Yüksek İdare  Mahkemesinin yapısı

                                              Daireler

                                              Daireler kurulu

                                               Genel kurul

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ; dairelerden, daireler kurulundan ve genel kuruldan oluşur

Daireler:  Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde  iki daire vardır . Her daire 1 başkan ve 6 üyeden oluşur . Üyelerden 4’ü askeri hakim , 2’si kurmay subaydır yani hakim değildir .
Daireler Kurulu : Daireler kurulu , başkan,  daire başkanları ve her dairenin kendi içinden bir yıl süre ile seçtiği, biri askeri hakim  diğeri bu sınıftan olmayan subay üyelerden oluşur. Bu kurulun ayrıca bir görevi vardır  , dairelerle bir ilgisi yoktur  bazı özel davalara bakar
Genel Kurul :  Askeri yüksek İdare  Mahkemesi başkanı, baş savcı ve daire başkanları birleşip  genel kurulu oluştururlar . Genel olarak görevi ; İçtihadı birleştirme karaı vermektir


Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Görevlileri

                                               Kurmay Subaylar

                                               En az yarbay rütbesinde olan birinci sınıf yargıçlar


Daha öncede belirttiğimiz gibi  Asker Yüksek İdare Mahkemesinin 2 çeşit  görevlisi vardır bunlar ;
1)Kurmay subaylar ------- Genel Kurmay başkanlığı  tarafından 4 yıl için atanır
2)En az yarbay rütbesindeki birinci sınıf askeri hakimler ------Cumhurbaşkanınca  Asker Yüksek idaresi tarafından  gösterilen  yargıç sınıfındaki üyelerce belirlenen  adaylar  arasından atanır (gerekli kişinin 3 katı kadar aday belirlenir )

*Başkan ve daire başkanları ortak kararname ile atanır
*Askeri yüksek idare mahkemesinde görev yapan  başkan ve üyeleri ile başsavcı, yargıç durumunda olan  ve yargıç güvenliğine sahip kişilerdir . Bunlar  anayasanın yargıçlara sağladığı güvencelerden yararlanırlar.


Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Görevleri

Anayasaya göre Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ; Asker kişileri ilgilendiren ve  askeri hizmete ilişkin  idari işlem ve eylemlerden doğan  uyuşmazlıklara bakan  ilk ve son derece mahkemesidir 
* Askeri  yükümlülüklerle ilgili olan davalarda kişinin asker olması şartı aranmaz (askere çağrılma gibi )


*Gerek idari yargı mercileri gerekse  idari yargı mercileri ile diğer yargı mercileri arasındaki görev ve yetki uyuşmazlıklarının  giderilmesi  zorunludur  . İdari yargıda görev bakımından  ilk kural , bölge ve idare mahkemelerinin  genel görevli olması  , Danıştay ın özel görevli olmasıdır .

                                                                                         

                                                                                                    27 şubat 2001



Bir mahkemenin görev alanının belirlenmesi  hayati önemlidir , öncelikle bir mahkemenin görevli olup olmadığının bilinmesi gerekir . Bir mahkeme görevli olduğu bir konuya bakmamazlık edemez buna karşılık  görevli olmadığı bir konuya da bakamaz . Bu nedenle  yargı yerlerinin görev konusunun davanın her aşamasında ele alınması gerekir . Davanın sonunda bile bir mahkeme , acaba bu konu benim  görev alanıma giriyor mu ? diye  bir şüpheye düşebilir (hatta tam davayı sonuçlandırırken bile ). Görev konusunu basit bir  örnek ile belirtelim

Kamulaştırma örneği -------- İdarenin verdiği  kamulaştırma kararının iptaline yönelik  açılan davada adli yargıya gidilemez çünkü burada görevli olan idari yargıdır , yasada böyle belirtilmiştir . Buna karşılık  kamulaştırma bedeline yönelik , kişi ile idare arasında uyuşmazlık çıktığı zaman  gidilecek yer, görevli olan yer, adli yargıdır.

Görev konusunda yapılan bir ayrımda genel görevlilik ve özel görevlilik ayrımıdır .   Kişi görevli mahkemeyi seçerken , ilk planda gitmesi gereken mahkeme  genel görevli mahkemelerdir (  idare mahkemeleri gibi) . Özel görevli mahkemeye gidilmesi için  yasada gösterilen ilk mahkemenin, özel görevli mahkeme olması gerekir . Örneğin  Bakanlar kurulu kararlarının aleyhine dava açacaksanız , bakanlar kurulu kararlarına  karşı özel görevli bir mahkeme vardır ve buraya gidilmesi gerekir . Yani kişi , açacağı davayı özel görevli olan Danıştay da açacaktır
İlk olarak dava açacak olan kişinin karşısına çıkan  ve tayin edilmesi gereken genel görevlimi? Özel görevli mi? Konusunun tayinidir . Evvela  genel görevli mahkeme var mı? Ona bakılır . Eğer  o konuda genel görevli bir mahkeme var ise  , ilk planda genel görevli mahkemeye gidilir . Ancak  bu konuda görevli mahkemenin özel görevli bir mahkeme olduğuna yönelik  bir kanun varsa,   o zaman  özel görevli mahkemeye gidilir


İdari yargının görev alanı ( adli ve askeri yargıdan ayrı olarak mahsusu görev alanı)

İdari yargıya özgü bir görev alanı var mıdır? Var ise nasıl belirlenir ?

İdari yargının görev alanını belirlemek üzere bir takım ölçütler kullanılmıştır  bunlar;

1)İdarenin yaptığı işlem kıstası:  kullanılan ölçütlerden  biri idarenin yaptığı işlem kıstasıdır . Burada bakılan,  idarenin yaptığı işlemin , egemenlik işlemimi? Yoksa  temciyet  işlemimi?  Bunun belirlenmesine görev alanı belirlenir.

a)Egemenlik işlemi: idarenin kamu gücüne dayanarak ve kamu hukukuna göre yaptığı işlemlere egemenlik işlemleri denir
b)Temciyet işlemi : İdarenin özel hukuka dayanarak yaptığı işlemlerdir .

2) Kamu hizmeti kıstası: daha sonra kullanılan ve idare  hukukunun alanını da belirlemede kullanılan  ana ölçüt olan kamu hizmeti ölçütüdür . Bu ölçüt  Fransız mahkemesinin verdiği bir kararla yerleşen bir ölçüttür  bu ölçüte göre; Bit işlem kamu hizmetinin kurulması  yada gerçekleştirilmesi ile ilgili ise  , onun ile ilgili davalar  idari yargının görev alanına girer.
 Bu kamu hizmeti görüşü bir taraftan genişletildi bir taraftan da daraltıldı. Genişlemesi söyle oldu ; eskiden bir kamu hizmetinin  kamu kuruluşları tarafından  giderildiği görüşü hakimdi  daha sonra , özel kişilerinde  kamu hizmetini yerine getirebileceği kabul edilince , özel kişilerin  bu işlemleri de  dava konusu olunca ,  bu konuda da idari yargıya gidilebileceği kabul edildi. Çünkü  özel kişilerin bu işlemleri , kamu hizmetinin  yerine getirilmesi için yapılan işlemlerdir  denmiştir . Daraltılması da söyle oldu ; KİT lerin yerine getirdiği hizmetler aslında kamu hizmeti olmakla beraber , iktisadi ve zirai nitelikte ayrı bir kategoridedir . Bunların  iktisadi hayatta rekabet koşulları  çalışabilmesi için , özel kişilerle aynı hukuka tabi olması kabul edilmiş ve özel kişiler gibi  KİT lerin yürüttüğü  hizmet ile ilgili işlemlerin adli yargının görev alanına girmesi  gerektiği  kabul edilmiştir.
 Kamu hizmet ölçütü , idare hukukunun tartışılan, beğenilmeyen ama bir o kadar da vazgeçilemeyen ölçütüdür. Bu ölçüt Fransız idare hukukuna dahil ülkelerde  uygulanan ölçüttür
3) Tabi olma ölçütü: Alman – Germen  hukuk grubunda uygulanan ölçüttür . Tabi olma durumu  var mı? Yok mu?  buna bakılır . Yani ; kamu gücünü kullanan  ve dolayısıyla  üstün durumda olan  kuruluş ile , buna tabi olan  bir kişi arasındaki bir ilişki  söz konusu ise , o ilişki ile ilgili davalar,  idari yargının görev alanına girer. Eşitler arası bir ilişki var ise , yani birinin diğerinden üstün olmadığı  bir ilişki söz konusu ise , onlar arasındaki davara  adli yargıda bakılır .

4) hak ile hukuki menfaat ayrımı  ölçütü: İtalya da kullanılan bu ölçüte göre ; Bir kamu otoritesine , bir kişinin hakkını korumak için  getirilen bir sınırlama söz konusu ise  onunla ilgili çıkan davalar adli yargıda  , ama kamu otoritesine,  kamu yararı için getirilmiş bir sınırlama söz konusu ise  onunla ilgili olarak idari yargıya gidilir .

* Bu ölçütlerden bizi ilgilendiren Kamu Hizmet ölçütüdür.
* İdari yargının görev alanının belirlenmesi hala tartışmalıdır . Bu konuda ilk olarak belirlenmesi gereken şey ;

İdari yargının görev alanına  yönelik anayasal bir ölçüt  var mı? Sorusunun cevabı dır.

1961 anayasası döneminde anayasa mahkemesi  idari yargının mahfuz bir görev alanı olduğunu , o alana giren görevlerin adli yargıya verilemeyeceğini , veren yasaların da anayasaya aykırı olduğunu  söyleyerek iptal kararları vermiştir .1961 anayasasına göre  Danıştay ın görevleri arasında,  “idari uyuşmazlıklarla ilgili  davaları görmek  ve çözümlemek” diye bir ibare var idi . Anayasa mahkemesi ne  göre;  idari nitelikteki uyuşmazlık   olan davalarda , bunun muhakkak Danıştay tarafından bakılması gerekir  , bu davalar adli yargıya verilemez , verilirse bu anayasaya aykırıdır .

1982 anayasasında  Danıştay ın görev alanı belirlenirken , “kanunla belirtilen belirli davalara bakmak  ve davaları görmek “ deyimi kullanılmıştır ( ama hangi davalar belirtilmemiş). Bu durumda 1982 anayasasına göre  , idari yargının görev alanının belirlenmesinde , anayasanın zorlayıcı hükmünün olmadığı , görüşü belirmeye başladı . Çünkü  anayasada idari yargının görev alanını  belirleyen kesin bir ifade yoktur . Ancak daha sonra bu görüş değişti çünkü  yap-işlet-devret modelinin  uygulanması ile  , özel kişiler ile idare arasında yapılan sözleşmelerin imtiyaz  sözleşmesi olmadığı  ve bu konuda Danıştaya gidilemeyeceğine yönelik  , kanunda düzenlemeler yapıldı ( yani idarenin görev alanına giren bir konuda , bunun karşıtı olan bir yasa çıkartılarak , yapılan bir düzenleme söz konusu ), bunlar imtiyaz sözleşmesi değildir diye hükümler konuldu . Amaç  bu sözleşmeleri , Danıştay ın  denetim alanından çıkarmaktı. Anayasa mahkemesi bu konuda fikrini değiştirerek dedi ki “bir kere yap-işlet-devret modeli ile yapılan hizmet , niteliği bakımından  bir kamu hizmetidir . Bir kamu ihtiyacının giderilmesine yönelik  , kamu hizmetidir  ayrıca  bu kamu hizmetinin  özel kişilerce yerine getirilmesine yönelik sözleşmeler imtiyaz sözleşmesidir . Bundan dolayı bunların Danıştay ın incelemesinden geçmesi gerekir . Bu bir anayasa hükmüdür . O halde kamu hizmetinin giderilmesine yönelik işlemler  idari işlemlerdir ve bunların denetlemesi Danıştaya aittir . Buna aykırı yasa hükümleri anayasaya aykırıdır “ diyerek iptal etti

Bu sebeple  anayasa mahkemesi  Türk anayasasında (1982), idari yargının mahfuz bir alanı olduğunu kabul etmiştir  ve böylece idari görev alanı belirlenmiştir .

Gerçekten öyle mi? Anayasada  idari yargının görev alanı ile ilgili  maddeler 125,155 ve 157. maddelerdir  şimdi sıra ile bakalım ;

Madde 125 e göre; ( yasa koyucu  anayasa mahkemesinin bu kararı üzerine  2.  fıkrada  değişiklik yaptı)

“ İdarenin her türlü  işlem ve eylemlerine karşı  yargı yolu açıktır (hangi yargı belirtilmemiş ). Kamu hizmetleri ile ilgili  imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde , bunlardan doğan uyuşmazlıkların  milli yada milletler arası tahkim yolu ile  çözülmesi öngörülebilir . Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan  uyuşmazlıklar için gidilebilir
 Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile  yüksek askeri şura kararları  yargı denetimi dışındadır
İdari işlemlere karşı açılacak davalarda  süre, yazılı bildirim tarihinden başlar  (burada da yargı yeri yok sadece süre var )
Yargı yetkisi ( hangi yargı yetkisi belirtilmemiş ) idari işlem ve eylemlerin  hukuka uygunluğunun denetimi ile  sınırlıdır. Yürütme görevinin  kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara  uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak , idari işlem veya  eylem niteliğinde veya  takdir yetkisini kaldıracak  biçimde yargı kararı verilemez .
İdari işlemin uygulanması halinde  telafisi güç veya imkansız zararların doğması  ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının  birlikte gerçekleşmesi durumunda , gerekçe gösterilerek  yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir ( burada da kim veya hangi mercii karar veriyor belirtilmemiş )”
* 125. maddede genel olarak  idari işlemlere karşı açılacak  davanın yargı yeri yok  sadece süre var bunun dışında hangi yargı belli değil.

155. maddeye göre;


“Danıştay idari mahkemelerce verilen  ve kanunun  başka bir idari yargı merciine bırakmadığı  kara ve hükümlerin son inceleme merciidir . Kanunla gösterilen belli davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak görev yapar  ( yani kanun  başka bir yargı merciine  görevi bırakabilir  , ayrıca anayasa kanunla gösterilmiş demiş  yani kanunla gösterilmez ise bakmaz )
Danıştay davaları görmek, başbakan  ve bakanlar kurulunca gönderilen kanun tasarıları , kamu hizmetleri ile ilgili   imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında  2 ay içinde  düşüncesini bildirmek , tüzük tasarılarını incelemek, idari  uyuşmazlıkları çözmek  ve kanunla gösterilen diğer işlemleri yürütmekle görevlidir ( idari uyuşmazlık, idari dava anlamına gelmez )”


157. maddeye  göre ;

 Askeri Yüksek idare Mahkemesi , askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile , asker kişileri ilgilendiren ve  askeri hizmete ilişkin  idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların  yargı denetimi yapan ilk ve son derece mahkemesidir .(burada her şey,  askeri yüksek idare mahkemesinin görev alanı  kesin olarak belirtilmiş  ama  diğer maddelerde  kesin bir ifade kullanılmamış ve belirtilmemiştir .)

* anayasada idari yargının görev alanına yönelik  tam bir ifade ve ölçüt yoktur . Bunu belirlenmesi  yasa koyucuya aittir . Oda bunu  kullanarak  aslında idari yargının görev alanına giren bir çok davayı, adli yargıya bırakmıştır .

Uygulamada  idari yargının görev alanının belirlenmesinde  Danıştay ın ve Uyuşmazlık mahkemesinin kararları  önemli rol oynuyor  . Bu mahkemeler idari yargının görev alanını belirlerken,  kamu hizmet kıstasını büyük ölçüde kullanıyor . Ona ,ayrıca  anayasanın belirttiğimiz maddelerinde geçen  idari işlem , eylem ve sözleşme  kavramlarını yorumlayarak , idari yargının görev alanını belirliyorlar.
Bir idari işlem söz konusu ise  , bununla ilgili bir dava ortaya çıktığında , yasa aksini belirtmemiş ise ,  bunlarla ilgili davalara bakacak olan idari yargıdır  diye  Danıştay yada idare mahkemesi o davaya bakıyor . Yani   bir anlamda görev   alanlarını kendileri belirlemiş oluyorlar . Tabi ki   burada daha önce belirttiğimiz gibi  kamu hizmeti , idari işlem, idari eylem, kavramlarından yaralanıyorlar .

İdari İşlem ve idari eylem  kavramından ne anlıyorsunuz?

 Danıştay ın kendisi bir tanımlama yapmış . “ idari işlem ,kamu hukuku kuruluşları tarafından , kamu hukuku kuralları uyarınca tek taraflı ve re’sen  uygulanan işlemlerdir” demiştir
İdari eylem ise;  Kamu görevlisinin , kamu gücüne dayanarak  ve kamu hizmetinin yürütülmesi ile ilgili olarak  yaptığı eylemlerdir . ( bunlar da yine Danıştayın görev alanına giriyor  ancak bu aşamada bazı işlemler  “ fiil yol “ diye nitelendiriliyor .) ( Fiil yol ;  idarenin kişi hak ve özgürlüklerine aşırı derecede , hukuka aykırı olarak  müdahalesi  olarak nitelendirilir . bu tür eylemler  idari eylem değildir ve adli yargıya dahildir . Mesela  idarenin zorla kişinin fotoğraf makinasını alması gibi.)


                                                                                   27 şubat 2001


Anayasada idarenin görev yeri konusunda  kesin bir belirleme yoktur . Ancak  bu konuda anayasa mahkemesi kararlarının da önüne geçilerek , anayasada değişiklik yapılmıştır .  İdari yargının dışına çıkabilecek bir durum ortaya çıktığı zaman  bu konuda , tahkim yolu getirildi . Yani 1982 anayasası  yapılan değişiklikle , idari yargının dışında  bazı idari davaların tahkim yolu ile çözülebileceğini kabul etmiştir .

Tahkim yolu , uzun süredir Türk hukukunda var idi , Yalnız özel hukuka tabi olduğu  kabul ediliyordu . Hukuk usulü muhakemesi kanununda , tahkim yolu düzenlenmiştir . Ayrıca  çeşitli milletler arası sözleşmelerde  öngörülmüş ve Türkiye Cumhuriyeti  bunu yasa ile kabul etmiştir. Yani  hukuk sistemine tahkim girmiş bulunuyor . Mesela 1965 tarihli , devletlerle  diğer devletlerin vatandaşları arasındaki uyuşmazlıkların çözümüne yönelik konvansiyon , 1988 de çıkarılan  yasa ile kabul edilmiştir.

Yargıtay , Danıştay ve doktrin , tahkim denen yolun  ceza ve idare hukukunda uygulanamayacağını , sadece özel hukukta uygulanabileceği görüşünü ısrarla savunuyorlar. İşte biraz  öncede belirttiğimiz gibi  yap- işlet- devret modelinin  uygulaması ortaya çıkınca  bu konu tartışma konusu olmaya başladı . Danıştay , anayasanın ilk  şekline göre , bütün imtiyaz  sözleşmelerinin  önceden kendi incelemesinden geçmesi kuralına dayanarak inceliyor, incelemesi sırasında  eğer tahkime gidilmesi ile ilgili bir durum var ise  bunu sözleşmeden çıkarıyordu. Çıkarılınca da  tahkim yolunu kapatmış oluyordu . Özellikle  yabancı sermaye bundan şikayetçiydi . Tahkim yoluna gidilmezse ben de bu işe girmem  diyordu, anacak yabancı sermayeyi de hükümet istiyordu . İşte Danıştay ve anayasa mahkemesi  ile yürütme organı arasında , bu konuda tartışma çıkıyordu . Bundan dolayı  daha önce dediğimiz anayasa değişikliği yapıldı   ve tahkim yolu açıldı . yani idari davalardan  bir kısmının hakemlerce bakılabileceği yolu kabul edildi ( anayasanın    125. maddesinde yapılan değişiklik )
Kamu hizmeti ile ilgili  imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde , bunlardan doğan milli yada milletler arası tahkim yolu ile çözülmesi  öngörülebilir denmiştir . Anayasa mahkemesi burada  zorunlu bir şart getirmemiş sadece “ öngörebilir “ demiş ve artık böyle bir yasayı  anayasa mahkemesi iptal edemez . Ayrıca  milletler arası tahkime ancak  yabancılık unsuru söz konusu olduğunda  diye de bir sınırlama getirmiştir .

 İdari yargının görev alanı anayasadan başka  çeşitli yasalarla genişletilmekte yada daraltılmaktadır. Mesela  özel hukuk kişilerinin bazı işlemleri  idari yargının görev alanına verilmiştir ( Türkiye Futbol Federasyonun  yad Türkiye jokey federasyonunun işlemleri gibi ) aslında bunlar  kamu kuruluşu değildir ama  kamunun nazarında bunlar birkaç kamu kuruluşuna bedel durumdadır  . Buna karşılık bazı  konularda adli yargıya  kaymıştır .Mesela  fikir ve sanat eserleri kanunu , telif hakları kanunu  konusunda bir anlaşma çıktığında ( telif hakları ile ilgili anlaşmazlık bir kamu kuruluşu ile de ilgili olabilir ) bu davaya adli yargı bakmaktadır . Yine  belediye encümenince verilen cezalara karşı adli yargıda dava  açılıp orada  davaya bakılır  oysa belediye encümenin karaları idari karardır . Yine  askeri tatbikatla meydana gelen zararlarla ilgili davalar adli yargıda açılır . Bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür .
Bunların böyle olmasının nedeni  biraz da  gelenekseldir . yani kişilik haklarının ve mülkiyet haklarının geleneksel  koruyucusu adli yargı olarak kabul edilir . Bundan dolayı bugün de bu gelenek devam ediyor .

 Adli yargının bazı işlemleri de  idari yargının  denetimine girer mi? Girmez mi?

Fransa da şöyle bir ayrım yapılmıştır . Adli yargının organizasyonu ile ilgili işlemler , idari işlemlerdir  bundan dolayı ,idari yargının görev alanına girer . Ama adli yargının çalışması ile ilgili işlemler , idari nitelikte değildir ,idari yargının görev alanına girmez , şeklinde bir ayrım var.Bu ayrımın Türkiye de genel olarak pek uygulandığı söylenemez ama Danıştay ın bazı uyuşmazlık kararlarında  buna benzer bir  anlayış görülüyor . Ama bu anlayış netlik kazanmış durumda değildir.

Türkiye de üç tane yargı dalı vardır  bunla , adli , idari ve askeri yargıdır  ama bir de fiiliyatta  birde mali yargı var ( Sayıştay ın yargısı)  ayrıca  Yüksek  seçim kurulu da   seçim yargısı olarak sayılabilir.  Bu yargı dalları arasında  tabi ki de   uyuşmazlıkların çıkmaması mümkün değildir . Bunun sonucu olarak da bunların giderilmesi   gereği ortaya çıkmıştır .

 Yargı dalları arasındaki görev uyuşmazlıkları nasıl giderilir


 Dünya da birkaç sistem var . Birincisi  Almanya da uygulanan  öncelik sistemi dir. Örneğin Almanya da  bir kişi bir yargı dalına gidip  dava açmak istedi, ama o yargı dalı ,  kendisinin görev alanına girmediğini düşünüp , görevsizlik kararı verdi . Kişi bu durumda öteki yargı dalına gider . Öteki yargı dalı da kendisinin  görevsiz olduğu kanısına varırsa,  daha  önceki görevsizlik kararı veren yargı dalını  görevlendirmeksizin kişiyi, başka bir yargı dalına  gönderir. Kişi  oraya gider, orası da  daha önce görevsizlik kararı veren yargı mercii ni görevlendirmeksizin başka bir yargı merciine gönderir( bu  Almanya da 5 yargı dalı olduğu için 5. yargı dalına kadar sürer) Artık bundan sonra , kalan son  yargı mercii davaya bakmak zorundadır .

Diğer bir sistem karma kurul sistemidir .Burada yargı dallarının  bütün mercilerine  mensup  yüksek hakimler birleşerek , karma bir kurul oluştururlar,  bu kurul görev uyuşmazlığını çözer . Biz bu kurula  uyuşmazlık mahkemesi diyoruz. Bu mahkeme  idari, adli veya  askeri yargı dalları arasında  görev uyuşmazlıkları çıkarsa , ister  ceza alanında ister hukuk alanında olan bu uyuşmazlığı çözmekle yetkilidir


 UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ

 Uyuşmazlık mahkemesi 1945 yılında çıkarılan  bir yasa ile  Türkiye de kuruldu. Ama bu mahkeme sadece hukuk alanında çıkan uyuşmazlıklar için  görevlendirilmişti, ceza alanında görevli değildi . Bunu çözmeye  Yargıtay ceza genel kurulu yetkiliydi. Gerek 1961  gerekse 1982 anayasasında , uyuşmazlık mahkemesi geneldi. İster hukuk ister ceza alanında...
İşte bu durumu anayasaya uygun hale getirmek için  yeni bir uyuşmazlık mahkemesi meydana getirildi . Uyuşmazlık mahkemesine  hem hukuk alanında hem de ceza alanında anlaşmazlıkları çözme yetkisi verildi. Böylece  uyuşmazlık mahkemesinde iki bölüm oluşturuldu  bunlar hukuk bölümü ve ceza bölümü idi . Her bölüm  bir başkan ile altı üyeden oluşmaktadır . Bir de uyuşmazlık  mahkemesi genel kurulu vardır . burada ana ilke , farklı yargı dallarının gerekli üyelerinin bulunmasıdır . Yani  burada ana kural  o mahkemeyi oluşturacak olan üyelerin farklı  yargı dallarının üyelerinden oluşmasıdır . Bu  tarafsızlığı sağlamak  için öngörülmüş bir koşuldur.

Hukuk bölümü;  Yargıtay , Danıştay ve Askeri Yüksek İdare  mahkemesinden gelen üyelerden  oluşur. Hukuk bölümündeki üyelerin seçimi şu şekildedir ; Yargıtay hukuk genel kurulu ile  Danıştay genel kurulunca  kendi başkan  ve üyeleri arasından gösterecekleri iki kat aday  arasından  ikişer asıl, ikişer yedek üye   ve  Askeri Yüksek İdare mahkemesi genel kurulunca   askeri hakim sınıfından olan  daire başkan ve üyeleri  tarafından gösterilecek iki kat aday arasından  üç asıl, üç yedek üye cumhurbaşkanınca seçilir .

Ceza bölümü;   Üçü Yargıtay dan, üçü Askeri Yargıtay dan   gelen üyelerden oluşur .  Ceza bölümüne üyelerin seçimi şu  şekildedir;  Yargıtay ceza genel kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından gösterilecek iki kat aday arasından üç  asıl ,üç yedek üye ve Askeri Yargıtay genel kurulunca , daire başkanları ve üyeler arasından  gösterilecek iki kat aday arasından üç asıl, üç yedek üye cumhurbaşkanınca seçilir .

Başkan;  Uyuşmazlık mahkemesinin başkanı anayasa mahkemesi tarafından , kendi üyelerinden biri  arasından   dört yıl için  seçilir.

Gerek hukuk bölümü gerekse ceza bölümü üye tam sayısı ile  toplanır ( zaten hem asıl hem de yedek üye seçmenin nedeni bu)  . Uyuşmazlık mahkemesi  üç türlü uyuşmazlığı çözer . bunlar ;

1)   Olumlu görev uyuşmazlığı
2)   Olumsuz görev uyuşmazlığı
3)    Hüküm uyuşmazlığı

Olumlu  görev uyuşmazlığı ; En az iki yargı dalına mensup  mahkemenin görevli olduğuna dair bir   durum söz konusu ise  ortada bir olumlu görev uyuşmazlığı vardır . bu uygulamada pek görülmez çünkü  bir kişi adli yargıda  dava açarsa   sonrada birde  idari yargıda dava açarsa %99 ihtimalle  karşı taraf  serbestlik itirazında bulunur.   Yani  bu dava , filanca yerde  diye itiraz edince  öteki mahkeme hemen görevsizlik kararı verir.

 





                                                                                                                                                                           





Olumlu görev uyuşmazlığının olması için;

+ Yargı yerine açılmış bir  dava bulunmalıdır
+ Görevsizlik itirazında bulunulmalıdır
+ Mahkeme görevsizlik itirazını reddetmelidir
+ Esas hakkında karar verilmemiş olmalıdır

Olumsuz görev uyuşmazlığı :  Davanın açıldığı mahkemenin yetkisizlik kararı vermesinden sonra  davanın açıldığı veya  yetkisizlik kararı üzerine önüne getirildiği mahkemenin de  yetkisizlik kararı vermesine olumsuz görev uyuşmazlığı denir . Yani kişi gidiyor  , adli yargıda dava açmak istiyor , adli yargı , bu benim görev alanıma girmiyor diyor bunun üzerine kişi idari yargıda dava açıyor fakat  idari yargı da bu benim  görev alanıma girmez diyor . Bu durumda kişi davasını  görecek  yer bulamıyor . İşte bu durumda olumsuz görev uyuşmazlığı söz konusudur .








Olumsuz görev uyuşmazlığının olabilmesi için

+ Ortada iki görevsizlik kararı bulunmalıdır
+  Görevsizlik kararları ayrı yargı  düzenleri içinde yer alan  yargı yerlerince verilmelidir
+ Görevsizlik kararları biri diğerinin görevli olduğu gerekçesi ile verilmelidir
+ Görevsizlik kararlarının kesinleşmesi gerekir
+ İki yargı yerince verilen  görevsizlik kararı verilen davanın aynı olması gerekir

Bu görev uyuşmazlıklarının çıkarılması  uzun formalitelere tabidir . Davası görülmeyen kişi , en son başvurduğu yargı dalına  bir dilekçe ile başvurur .  Bunun üzerine her yargı dalının başındaki başkan üye  başsavcı olayı inceler  neticede uyuşmazlık mahkemesine gidilmesine karar verir . Gerek  adli yargının (Yargıtay ın ) başındaki baş savcı gerekse idari yargının (Danıştayın) başındaki baş savcı , gelen başvuru üzerine , uyuşmazlık mahkemesine gidilip gidilmeyeceğine karar verir . Baş savcının uyuşmazlık mahkemesine gidilmesine karar vermesine  uyuşmazlık çıkarma denir
Her başvuru üzerine  uyuşmazlık çıkarılmaz  . Savcı bazen bakar “hiç gerek” yok  der  . Ama yok demesine rağmen dava görülemiyorsa , dava uyuşmazlık mahkemesine gider . Uyuşmazlık mahkemesi bu durumda ,  uyuşmazlıkta söz konusu olan diğer yargı merciinin başında bulunan baş savcıya , 7 gün içinde görüş bildir  diye bildiride bulunur  ,onun da görüşü alındıktan sonra  karar verilir


                                                                                   12 mart 2001


 Dünkü dersimizde olumlu ve olumsuz görev uyuşmazlıklarından söz etmiştik bugün bunların içindeki prosedürlere daha derin olarak girmek istiyorum.Olumlu görev uyuşmazlığı da olumsuz görev uyuşmazlığının  içinde bir takım prosedürler söz konusudur . prosedürlerin aşılmasa gereklidir ki ,  iş uyuşmazlık mahkemesine gelsin .
 
Olumsuz  görev uyuşmazlığının çıkarılması

Olumsuz görev uyuşmazlıklarının giderilmesini isteme yetkisi davanın taraflarına , , ceza davalarında  ayrıca ilgili makamlara da  tanınmıştır . Uyuşmazlığın giderilmesi kural olarak  davacı tarafından istenir , davalının böyle bir talepte bulunması beklenemez.
Önce uyuşmazlığın giderilmesi bir dilekçe ile istenir . Uyuşmazlığın giderilmesi başvurusu , son görevsizlik kararı almış olan yargı yerine yapılır .  Bu dilekçede işin uyuşmazlık çıkarmaya yetkili makama iletilmesi istenir . Görevsizlik kararı veren bu mahkeme bu dilekçe üzerine  karşı tarafa durumu bildirir (mesela yargıtay danıştay a gönderiyor olsun)   ve derki “ böyle bir itiraz geldi , görevsizlik itirazı ile işi  Danıştay  baş savcılığına intikal ettirmek istiyoruz. Sen ne diyorsun?” bunun üzerine  Danıştay başsavcısı alır  dosyaya bakar  eğer uyuşmazlık çıkarmaya gerek olmadığını , adli  yargının görevli olduğuna  kanaat getirirse  uyuşmazlık mahkemesine gitmez , uyuşmazlık mahkemesine gitmeye gerek görmedik diye  adli mahkemeye  de bunu  bildirir . 
Danıştay  başsavcısı uyuşmazlık çıkarmaya gerek görebilir . Oda gerçekten  davanın adli yargının görev alanına girmediğine, idari yargının görev alanına girdiğine kanaat getirirse konu uyuşmazlık mahkemesine gider . görevli mahkemeyi uyuşmazlık mahkemesi belirler .
Görevsizlik itirazının  davanın başında ileri sürülmesi gerekir  . Yani hukuk usulü muhakemeleri kanununa göre , hukuk  mahkemelerinde en geç  birinci oturumda , ceza davalarında ise , delillerin   mahkemeye ileri sürülmesi başlamadan önce , idari davalarda dilekçenin  ve savunma evresinin tamamlanmasından önce , bu itirazda bulunulabilir. (kitapta daha iyi açıklanmış syf 120-121 )

Olumlu görev uyuşmazlığının   çıkarılması

 Baş savcıları olumlu görev uyuşmazlıklarını  kendiliğinden çıkartma yetkileri yoktur . Bu kişileri harekete geçirme görevi, olumlu görev uyuşmazlığının söz konusu olduğu bir davada , görevsizlik itirazını  ileri süren kişi yada makama aittir . Bu kişi yada makam  görevsizlik itirazının reddedilmesi üzerine , uyuşmazlık çıkartılmasını  istemeye yetkili olan makama  sunulmak üzere  dilekçesini verir . Başvuruyu alan yargı yeri , uyuşmazlık çıkartılmasını isteyen dilekçeyi , karşı tarafa  gönderir , karşı taraf da , isterse ,7 gün içinde görüşlerini bildirir . Yargı yeri ,uyuşmazlık çıkartılmasını isteyen dilekçeyi, varsa karşı tarafın cevabını inceledikten sonra  isterse görev konusunda almış olduğu kararını kaldırarak  görevsizlik kararı verebilir . Eğer baş savcı uyuşmazlık  çıkarma kararı verirse , istemini 15 gün içinde  uyuşmazlık mahkemesine bildirir  böylece uyuşmazlık mahkemesi kimin görevli olduğuna karar verir.

*bu konuların ayrıntıları ile öğrenilmesi gereksizdir  ileride böyle bir durumla karşılaştığınızda  bunun ayrıntılarını uyuşmazlık mahkemeleri kanunundan bakacaksınız  bu tür uyuşmazlıklar nerede çözülecek?, kimler başvurur?  bunları bilmeniz yeterli
Mahkemelerce  çıkarılan görevuyuşmazlıkları


 Görev uyuşmazlıkları sadece taraflarca çıkarılmaz  birde mahkemeler tarafından çıkarılabilir bu iki yolla olur


1) Bizzat mahkeme  kendisi görev uyuşmazlığı  çıkarabilir ; Yani siz hakim olarak görev yapıyorsunuz   , görev uyuşmazlığı çıkarmak zorunda kalabilirsiniz . Bir mahkeme   askeri, idari yada adli yargı davaları ile ilgili  görevsizlik kararı vermiş  , görevli yargı olarak da her biri  bir diğerini yetkili göstermiş , yani  kişi adli yargıya başvurmuş , adli yargı kendisinin görevsiz olduğunu söylemiş ve kişiyi idari yargıya göndermiş  ve davayı men etmiştir . İdari yargıda davayı görürken davanın her hangi bir aşamasında  bakmış ki bu benim görev alanıma da girmiyor . Böyle bir durumda dava durdurulur  ve uyuşmazlık mahkemesine başvurulur . Uyuşmazlık mahkemesinden karar gelene kadar davaya bakılmaz .
Bu durum  tarafların yada başsavcının  başvurması üzerine  işin uyuşmazlık mahkemesine intikal etmesi durumunda da geçerlidir. Mesela diyelim ki  İdari yargının başında bulunan  Danıştay baş savcısı uyuşmazlık mahkemesine gitmeye kara verdi . Durumu  hemen yetkili mahkemeye bildirir , uyuşmazlık mahkemesi davayı görür. Davanın uyuşmazlık mahkemesine intikali üzerine davaya bakan makam, mahkeme  6 ay bekler . 6 ay içinde karar gelmezse davaya bakmaya devam eder . ama  eğer davayı bir karara bağlamadan önce uyuşmazlık mahkemesinden  bir haber gelirse  ona uymak zorundadır . Burada mahkeme kendi de uyuşmazlık çıkarabilir tabi ki daha öncede dediğimiz gibi 6 ay boyunca davayı durdurur ve davayı görmez . 

2)Temyiz mercii uyuşmazlık çıkarabilir;  Uyuşmazlık mahkemesi kanunu, yalnız  ilk derece yargı yerlerinin değil  temyiz incelemesi yapan yargı yerlerinin de  , görevli yargı yerinin saptanması için , uyuşmazlık mahkemesine başvurması  yolunu açmıştır . Daha önce  uyuşmazlık mahkemesince görevli yargı yeri belirtilmemiş olan  bir davada ,  temyiz incelemesi yapan yüksek mahkeme , davanın,  davaya bakan yargı yerinin görevi dışında olduğu kanısına varırsa , kararı , görev yönünden bozma yerine, temyiz incelemesini erteleyerek , görevli yargı yerinin belirtilmesi için , uyuşmazlık mahkemesine başvurabilir .  Uyuşmazlık mahkemesinden gelen karara göre onama yada bozma kararı verebilir

Hüküm uyuşmazlığı


                      Adli , askeri yada idari  yargı yerlerinden , en az ikisi tarafından , görevle ilgili olmaksızın , kesin olarak verilmiş yada kesinleşmiş , aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan  ve karalar arasındaki çelişki yüzünden  hakkın yerine getirilmesi olanaksız olan  durumlarda hüküm uyuşmazlığından söz edilir . hüküm uyuşmazlığının olması için;

1)   Kararlar iki ayrı düzeninde verilmelidir ;  ortada iki ayrı yargı düzeni  içinde yer alan  yargı yerlerince alınmış iki karar olmalıdır . Aynı  yargı yerleri içinde yer alan  çelişkili kararlar hüküm uyuşmazlığı  doğurmaz .
2)   Kararlar esasa ilişkin ve kesin olmalıdır ; bu kararlar , işin esasını karar bağlamalıdır . Görev yönünden reddedilen kararlar arasındaki çelişki ,hüküm uyuşmazlığı doğurmak için yeterli değildir .
3)   Kararlar aynı konuda olmalıdır ;  her iki yargı kararının  aynı konuda olması şarttır. Davanın aynı konuda olması , hem sebep , hem de  taraflar yönünden aynı olması anlamına gelmez .
4)   Kararlar hakkın  yerine getirilmesini engellemelidir ;  yani iki karar arasındaki çelişki  hakkın yerine getirilmesini engellemektedir çünkü  bir mahkemenin kararına uymak diğer  mahkemenin kararına aykırıdır

Hüküm uyuşmazlığını çıkaran ,taraflardan biri yada ilgili makamdır . bu kişiler uyuşmazlığın giderilmesini isteyebilir . Bu durumda uyuşmazlık mahkemesi , hukuk alanındaki davalarda ,işin esasını karara bağlar  hatta kendisi duruşma yapabilir  veyahutta hangi mahkemenin kararının uygulanacağını  belirtir .işi esastan bağlar ve uyuşmazlığı giderir. Ceza alanındaki hüküm uyuşmazlıklarında uyuşmazlık mahkemesi işin esasını karara bağlamaz . Hüküm uyuşmazlığını kendisi gidermez . Uyuşmazlık mahkemesi hüküm uyuşmazlığının  neden olan  ceza mahkemelerinden hangisinde giderilmesi gerekeceğine karar verir   .
Uyuşmazlık mahkemesi  ceza alanındaki  hüküm uyuşmazlıklarında , işin esasını karara bağlamayı , hukuk alanındaki hüküm uyuşmazlıklarından farklı olarak , hüküm uyuşmazlığına neden olan  yargı yerlerinden birine yaptırmaktadır .

Tam yargı davaları , adli yargıda edim davalarına , tazminat davalarına benzediği için arada tereddütler , ihtilaflar çıkar ama  bir iptal davası söz konusu olduğu zaman  genelde uyuşmazlık çıkmaz . Çünkü bir kararın iptali ( idari bir kararın) adli yargıdan istenmez.


OLAY: 07-40.52  plakalı askeri araç  09.09 1988 günü  Sivas ili Fatih caddesi ile  Altıntabak 6. sokak  kavşağında , davacıya ait  58 AT 637  plakalı araca çarpmıştır . Davacı 03.10 1988 tarihli dilekçe ile  idari yargı yerine başvurup, 01.03.  2000 günü  1.000.000.000 liranın tazminat olarak  ödenmesi isteğiyle  davalı idareye karşı dava açmıştır . Sivas idare mahkemesi , askeri yüksek idare  kanunundan söz ederek  askeri hizmete ilişkin idari  eylemden doğan zararın tazmini istemiyle açılan  davanın Askeri Yüksek İdare  Mahkemesinin görev alanına girdiği gerek.esi ile  davanın  görev yönünden reddine karar vermiştir. Bu karar üzerine askeri yüksek idare mahkemesine  aynı işlemle dava açılmıştır . Askeri Yüksek İdare Mahkemesi , ortada  askeri hizmete  ilişkin bir işlem veya bir eylemin  bulunması veya  bunun askeri kişileri ilgilendirmesi koşullarının  birlikte gerçekleşmesi halinde  Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğundan söz edilebileceği,  olayda zarar görenin sivil kişi olması nedeniyle  idari eylemden doğan tam yargı davasının ,genel idari yargı yerinde görülüp, çözümlenmesi gerektiğini ,2918 sayılı  trafik kanunun 85. ve 106. maddelerinde ki sorumlulukla ilgili hükümler ,içerdiği görev kuralı olmadığı  bu durum  karşısında, anılan  kanundan söz edilerek , adli yargı yerinin  görevli olduğunun  öne sürülmeyeceği gerekçesi ile uyuşmazlık mahkemesinin kuruluş ve işleyişi hakkında  kanun uyarınca  görevli yargı yerinin belirlenmesi için  uyuşmazlık mahkemesine başvurulmasına başvurulmasın karar verilmiştir.
Logged

OgrenciForum.Org
Mart 23, 2008, 17:38:40 ÖS
Abruzzi
Çalışkan öğrenci
****

Rep +4/-0
Mesaj Sayısı: 1031



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Mart 23, 2008, 17:38:40 ÖS »

Askeri yargının görev alanına girmesi için iki şart gerekli 1- olayın askeri hizmet ile ilgili olması  2-askeri şahıslarla ilgili olması, burada şahıslardan biri  askeri şahıs değil .Böyle olunca , bu iki şarttan biri eksik . Askeri hizmet sırasında yapılmış ama  taraflardan biri asker kişi değil. Şartlardan biri eksik olduğu için  benim görevime girmez diyor . Girmeyince ne yapıyor ? uyuşmazlık mahkemesine gitmeye kendisi karar veriyor . Ortada iki tane yargı yeri ikisi de görevsizlik  iddeasında  bulunuyor  ve davaya  bakmıyor  son derecede karar veren uyuşmazlık mahkemesidir .

Dava  askeri bir aracın davacıya  ait araca çarpması sonucu uğranılan zararın  tazminine kara verilmesi istemi ile açılmıştır  .Sivas İdare Mahkemesi , askeri hizmete ilişkin idari eylemden doğan  zararın tazmini istemi ile  açılan davanın Askeri Yüksek İdare mahkemesinin  görev alanına  gerekçesi ile davanın görev yönünden reddine  kara vermiş tir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi  nin 2. dairesi olayda   zarar  gören kişinin sivil kişi olması nedeniyle , idari eylemden doğan tam yargı davasının , genel idari yargı yerinde görülüp çözülmesi gerektiği gerekçesi ile  görevli yargı yerinin belirlenmesi için  uyuşmazlık mahkemesinin  kuruluş ve işleyişi hakkında   kanunun 2592 . maddesi ile 19 maddesi uyarınca  uyuşmazlık mahkemesine başvurulmasına kara verilmiştir . 2918 sayılı   karayolları trafik kanunun 106. maddesine , genel ve katma bütçeli  , il özel idarelerine ve belediyelere  ait motorlu araçların  sebeb olduğu zararlardan olduğu zararlardan dolayı , bu konunun işletenin hukuki sorumluluğuna  ilişkin hükümlere değinilmektedir/ kanunun 8. kısmının işletenin hukuki sorumluluğu başlıklı 1. bölümünde yer alan 85-90 maddelerinde  motorlu araçların trafik kurallarına aykırı davranışları sonunda  meydana gelen zararlar dolayısıyla, gerçek ve özel kişilerle , kamu tüzel kişileri    ayrım yapılmadan , olayın aynı sorumluluk kurallarına bağlı olmasını  öngörmüştür. Bu suretle kamu idare ve kurumlarına ait ve kamu hizmetine tahsis edilmiş  motorlu araçların verdikleri zararlardan dolayı , trafik  olaylarından doğan zararların  özelliği göz önünde tutularak , kamu idare ve kurumlarının  özel kişilerle eşit şartlarda ve  aynı esaslara  göre sorumlu tutulması ifade edilmiş  olmaktadır    .  Kanunun  sözü edilen hükümleri  aslında kamu araçlarının verdikleri zararlardan dolayı  idare kamu hukuku kurallarına göre değil , işleten sıfatıyla özel hukuk kurallarına tabi tutulabilecektir. Bu durumda askeri aracın verdiği zararın tazmini ile ilgili açılan davanın , bu kurallara uymakla görevli  adli yargı yerinde görülmesi gerekmektedir . diğer taraftan uyuşmazlık mahkemesi  adli, idari ve askeri yargı mercileri arasında görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak  çözmeye yetkili kılınmıştır . Çözümü gereken  uyuşmazlık kanunun 19. maddesi uyarınca   görevli merciinin  belirtilmesi için  uyuşmazlık mahkemesine gönderilmiştir . Uyuşmazlık mahkemesi  davanın  niteliğine göre1. maddede  belirtilen üç yargı yerinden  hangisinde çözüleceğine karar verecektir . Bu kararda uyuşmazlığa neden olan kararlarda görev konusunda belirlenen  görüşlerden birinin benimsenmesini gerektiren  bir zorunluluk bulunmadığından  iki yargı yeri arasında  çıkan görev uyuşmazlığına , uyuşmazlık mahkemesi 3 yargı yerinin  görevli olduğuna karar verilmesine  bir engel bulunmamıştır . ayrıca uyuşmazlık mahkemesi , yargı mercilerinin   görev konusunda   yönlendirmekle yetinmek durumunda olmayıp , görevli yargı merciini kesin kararla belirlemekle  görevlidir . Bu nedenle adli yargının  görevsizlik  kararının bulunmamasını , görev uyuşmazlığının  çözümü ve davanın  adli yargı yerine ait olduğunun kabulü sonucuna varmıştır   

Neticede  ne idari yargı  nede askeri yüksek idare mahkemesi görevlidir . adli yargı görevindedir . Şeklinde karar verilmiştir.

Bu karar uyuşmazlık kanunda olumsuz  görev uyuşmazlığı ile ilgili hükümlere tam uymuyor . Olumsuz görev uyuşmazlığı çıkan yargı  yerlerinden her birisinin  bir anlamı var  konudaki  bu kararlar  hiç birisinin görüşüne uymuyor  . Buna yetkili mi ? değil mi? Önemli olan doğru yargı yerini bulmaktır . Uyuşmazlık mahkemesi  uyuşmazlığa konu olmayan 3. bir yargı yerini  görevli bulmakla yetkili olmalıdır . buda   uyuşmazlık türlerinden , olumsuz görev uyuşmazlığının   en tipik örneklerinden biri.

Bir de hüküm uyuşmazlığı var  . nasıl olabilir? Hüküm uyuşmazlığının nasıl  çıktığı biraz şaşılacak bir durum olabilir  .iki yargı dalına mensup mahkeme  aynı konuda ve aynı tarafları olan davada  farklı kararlar verebiliyor .



OLAY:    Samsun sanayi ve ticaret  müdürlüğünde görevli  S.E.  beyannamesinde bakmakla   yükümlü olduğu annesi F.E. nin  11. 03 .1985 – 01. 03 . 1986  tarihleri arasındaki  tedavi ve ilaç masrafları 657 sayılı kanunun 209. maddesi uyarınca  kurumca karşılanmıştır . Daha sonra bu kişinin babası  Y E. Nin sağ ve  vergi dairesine kayıtlı vergi mükellefi olduğu  ve aynı zamanda BAĞ-KUR  üyesi olduğunun öğrenilmesi üzerine  davalıya 16. 04. 1986  gün ve 15- 687 sayılı yazı ile  idarede tebliğ edilen  ödeme duyurusuna rağmen , tedavi masrafı olan 1.858.732 TL   sının iade edilmesi nedeniyle  hazinece davalı, S.E. aleyhine  adli yargı yerinde 14. 04. 1989 tarihinde  istirdat davası açılmıştır .

Samsun askeri hukuk  mahkemesi davalının babasının  BAĞ-KUR üyesi ve vergi mükellefi  olduğunu ve tapulu mülklerinin olduğunu  bildiği halde , sahte beyanla  ilaç ve tedavi yardımının alındığının anlaşıldığını, babasına idarece  BAĞ-KUR aylığının bağlandığı ve bu kimsenin taşınmazlarının bulunduğunun  ve ölüm nedeniyle  tedavi yardımının , tarihinde  bitmiş olmasına göre  olayda zaman aşımı bulunmadığı , söz konusu  paranın da davacı idare tarafından istenmiş olmasına rağmen iade edilmediği ,  davalının da paranın  istenmediği konusunda bir savunmasının bulunmadığı belirtilerek , davanın kabulüne kara verilmiştir . Temyiz edilen  aranmak suretiyle kesinleşmiş  düzeltme istemi de red edilmiştir

Adli yargı  idarenin iddasını  yerinde görüyor . Ödediği paranın  kendisine geri verilmesine karar veriyor . Babası BAĞ-KUR üyesi , anası bu kişinin bakımına muhtaç değil . kocasının varlığı yeter. Bu nedenle  paranın iade edilmesine karar veriyor . Temyize de gitmiş  adli yargının  kararı kesinleşmiş zaten  şartlardan biri hatırlayacağımız gibi kararın kesinleşmiş olmasıydı

Diğer taraftan S.E.  samsun valiliğine karşı  tedavi yardımının iade edilmesi istemine ilişkin  Samsun  il sanayi ticaret  müdürlüğünün 307 sayılı yasasıyla duyurulan  geri alma işleminin iptali için  idari yargı yerinde  14.04.1989 tarihinde dava açmıştır

S.E dava dilekçesinde  annesinin 1985 tarihinde  siroz hastalığının tedavisi için  sağlık karnesini onaylayan müdürün , babasının  BAĞ-KUR a bağlı olduğunu bildiğini, babasının bağlı olduğu  Ordu ilinin  1985-1986 yılları arasında  hastalık sigortası  kapsamında bulunmadığı bu ilin sağlık sigortasından 1987 yılında son olarak faydalandığını , bu yüzden  annesinin tedavisini kendisinin üstlendiğini ,  devlet memurları tedavi  yardımı ve cenaze yardımı yönetmeliğinin 3. maddesinin bu konuyla ilgili açıklamanın  bu uygulamaya izin verdiği, diğer taraftan babasının, 1983ile 1986  yılı gelir vergisi beyanname  eline geçen toplam miktarın , tedaviye harcanan masraflardan az olduğunun görüldüğünün , annesinin yardıma muhtaç olduğunu tapu siciline bildiren ve babasının üstünde görülen gayri menkullerin  107 metre karelik arsa ile oturduğu  konut dışında kalanların  vefat eden dedesinden kalan  gayri menkuller olduğu , sonuç olarak , devlet memurunun ana ve babasının  sağlık yardımından yararlandırılması için  sağlık sigortasının bulunmamasının , her ne şekilde olursa olsun  , ücret ve çalışmamasının  ve bakılmadığı takdirde  mağdur olması şartlarının  mevcut bulunduğu ileri sürülmüştür

Samsun idare mahkemesi  bunu yerinde bulmuş  ve idarenin geri alma kararını iptal etmiştir . konu son olarak uyuşmazlık mahkemesine   gelmiştir. İncelenen dosyada adli ve idari yargı yerlerinden  verilen kararın konusu,sebepleri  ve tarafı aynıdır . S.E. adliye mahkemesinde davalı , idare mahkemesinde davacı konumundadır  .Adliye mahkemesi S.E.  nin  annesinin, hayatta olan, ticari faaliyetlerini sürdüren ve  BAĞ-KUR üyesi olan  eşinin  mali durumunun  iyi olması ve sosyal güvencesinin bulunması ayrıca buna ek olarak , gayri menkullerinin mevcut olması   bakımından , hazineye yaptığı   tedavi giderlerinin iyi niyete dayanmadığı  gerekçesi ile geri alınmasına karar vermiş  . İdare mahkemesinde tedavi giderlerinin  haklı olduğu gerekçesi ile  geri alma işlemini iptal etmiş olduğundan , karalar arasındaki bu çelişki  yüzünden  hakkın yerine getirilmesi  olanağı kalmamıştır .

Uyuşmazlık mahkemesi bütün uyuşmazlıkların giderilmesi için vazgeçilmez şart  olan , hakkın yerine getirilmesi   şartı gerçekleşmiştir .  İdari yargı  hangi gerekçelere dayanarak  idari işlemi iptal etmiştir ? Memurun  annesinin o sırada memurun bakımına  muhtaç bir durumda olup olmadığına  bakmış , o sırada  memurun bakımına muhtaç olduğunu tespit etmiş tir. Çünkü  babası başka bir ilde BAĞ-KUR üyesi imiş   , O sırada babasının  malı, mülkü de yokmuş, olaydan sonra babasının babası ölmüş  ondan miras kalmış . Olay sırasında  memur haklı imiş bu nedenle  idari yargı haklı bir karar vermiş . İki kara arasındaki çatışmadan da  hakkın yerine getirilmesinin imkansız olduğunu  tespit ediyoruz. Böyle  olunca  hüküm uyuşmazlığını düzeltmemiz gerekiyor .

S.E. nin annesini tedavi ettirdiği 85 ile 86 yılları arasındaki dönemde  tedavi yardımlarından yararlanan  F.E.  nin eşinin  BAĞ-KUR  üyesi olmakla birlikte  bağlı bulunduğu Ordu ilinin  o yılda sağlık kapsamına alınmadığı  ve  gelir vergisi mükellefi olan aynı şahsın beyan ettiği  1985-1986 yılları arasında  kazancından tedavi giderlerini karşılayacak  bir varlığa sahip olmadığı , o tarihte zirai gelir getiren taşınmazlar da  bulunmadığı , ayrıca  S.E. nin  annesinin ücret karşılığı çalışan bir kimse  olmaması  ve kendisine herhangi bir yasal sağlık yardımının da  sağlanmamış  bulunmaması karşısında  tedavi yardımının  S.E tarafından  karşılanmaması halinde  muhtaç duruma düşeceği sonucuna  varıldığından  kurumun yapılan tedavi yardımlarının geri istenmesine ilişkin işlemin iptali yönünde verilen  Samsun idare mahkemesinin kararının gerekçelere ve dolayısı ile yasalara uygun bulunduğu , bu nedenle tedavi giderlerinin  geri alınmasına ilişkin  Samsun  Asliye hukuk mahkemesinin  kararının kaldırılmasına  karar verilmesi gerekmektedir     

Sonuç----- Görevle ilgili  olmaksızın  aynı konuya  ve sebebe ilişkin  ve taraflar  aynı olan  ve aralarında çelişki   yüzünden hakkın  yerine getirilmesinde olanaksızlığı bulunduğu  anlaşılarak Samsun  1. hukuk mahkemesi  kesinleşen kararı ile  Samsun idare mahkemesi nin kesinleşen kararı arasındaki hüküm uyuşmazlığının  Samsun 1. asliye hukuk mahkemesi   sözü edilen kararının kaldırılması suretiyle  giderilmesine , Samsun idare mahkemesinin  kararının uygulamaya   esas alınmasına karar verilmiştir .

İdari dava deyince ne anlıyoruz ?  2 anlamda kullanılabilir .

1)   Maddi anlamda   
2)   Organik anlamda

Maddi anlamda   idari dava deyince , idarenin idare  hukuku alanındaki  davaları organik anlamda ise    idari yargı tarafından  bakılan davalar anlamına gelir .  İdari yargı    bir davaya bakıyorsa  idari  dava diye kabul edilir. İdari dava birkaç  çeşide  ayrılır . Türkiye de  iptal davası , tam yargı davası  diye birde  eskiden  temyiz davası  vardı  fakat daha sonra  temyiz yoluna çevrildi mahiyeti değişmedi birde eskiden  yorum davası vardı  yorum davası vardı  . Şimdi  temyiz davası temyiz yoluna çevrildi, yorum davaları da kaldırıldı . başlıca iki dava türü kaldı 
1)   iptal davası
2)   tam yargı davaları

Şimdi  bu dava türü deyince , hukuk yargılama  usulünde kullanılan  dava türlerine bakmak lazım bunlar
1) edim davası
2)  inşai dava ( yenilik doğuran dava )
3)   tesbit davası
 
Burada   edim davasında ; davacı  bir hakkın yerine getirilmesini veya  bir hakkın konusunu oluşturan edimin , davalı tarafından  yerine getirilmesini ister,  mahkemeye başvurur, belli kişiyi ( davalıyı) dava ederek , “ Benim böyle bir hakkım, alacağım var , fakat bu kişi  bunu vermiyor , ondan alınıp  bana verilmesine karar verilmesini  istiyorum “ diyerek dava açar .
İnşai davada  yada yenilik doğuran davada ;  bir hukuki durumun kaldırılması,  değiştirilmesi yada  yaratılması için  dava açılır . Örneğin boşanma davasında  , başvuranlar yeni bir hukuki durumun  yaratılması için dava açıyor .

Tespit davasında  ise ;  bu davalarda ise belli bir hukuki durumun tespiti istenir ve bunun için dava açılır.
 
Bunlardan  edim davası ile iptal davası  benzerlik gösterir  ama esas kurum idari davadır
 İdari dava türleri  örnek aldığımız Fransa da 4 tanedir   . Daha öncede bahsettiğimiz gibi  Türkiye de de 4  tane idi  fakat daha sonra  2 tane kaldı. Temyiz davası ad değiştirdi   yorum davası ise kaldırıldı.
 
Bunlardan , idari sözleşmelerden doğan  davalar hangi türe girer ?  Bu  bir tartışma konusu  , duruma göre  iptal davasına giriyor duruma göre  tam yargı davasına giriyor .

 
                                                                                    13 mart 2001


Uyuşmazlık mahkemesi kararları  3 türlü olur . Bunlar ; hukuk bölümü kararları, ceza bölümü kararları ve genel kurul karalarıdır. Hukuk  bölümü karaları  hukuk konuları ile ilgili , ceza bölümü  karaları ceza bölümü ile ilgili konuları, genel kurul kararları ise  bu  iki bölüm karları arasındaki  çelişkiyi gidermek için , ilke kara verir. Genel kurul ilke kararları mutlaka  resmi gazetede yayımlanır . Diğer bölüm kararlarından ilginç görünenler  yayınlanır . Bunlar resmi gazetede bulunur . Bir ilke kararından , yeni bir ilke kararı ile ayrılınabilir . Genel kurul verdiği bir ilke kararından ayrılmak istiyorsa , genel kurulu toplayıp  gerçekten bu ilke kararından ayrılınmasının  gerekip gerekmediği  kanaat getirilirse , ayrılmaya yada ayrılmamaya  karar verir . Ayrılmaya karar verirse , yeni bir ilke karar verir ve böylece  bir ilke kararından yeni bir ilke kararı ile  ayrılmış olur . Danıştay ın bir içtihatı birleştirme kararından  yeni bir ictihatı birleştirme kararı ile  ayrılabileceği gibi.


Uyuşmazlık mahkemesi ile anayasa mahkemesinin  karşılıklı durumları

Uyuşmazlık  mahkemesi ile  Anayasa  mahkemesinin karşılıklı durumları bazen önem arz edebilir . Anayasa mahkemesinin kendisini yüce divan olarak   görmesi kararı, uyuşmazlık mahkemesinde  ele alınamaz. Yani  Anayasa mahkemesinin , yüce divan olarak  belli kişileri yargılaması esnasında , bu senin görevine girmez , uyuşmazlık mahkemesine gitsin diye bir istekte bulunulamaz .Anayasa mahkemesi  yüce divan olarak kendisini görüyorsa , o karar kesin keza  Anayasa mahkemesinin verdiği kararlar , başka mahkemelerin kararları ile çatışıyorsa , Anayasa mahkemesinin kararı üstün tutulur  ve ona uyulur .

Önceki dersin devamı ( idari dava )

 İdari dava  türleri içerisinde  bazı davaların hangi dava  türleri içine girdiği  belli değildir . Özel hukukta  kullanılan istirdat davası  idari yargıda var mı? Veya  varsa  bu dava türlerinden hangisine girer ? konusunda Danıştay  kara verir . İdari yargıda istirdat davası  yoktur , öyle bir dava olmaz . Ama bu karar pek gerçekçi gözükmüyor, idari yargıda da istirdat davası olabileceğini  göz önüne almak lazım . Örneğin , adamın birisinin  dededen kalma bir tabancasını idare, ruhsatsız  silah bulunduruyorsun diye almış . Adam tabancayı geri istiyor  “ Bu  benim dedemin dedesinden kalma  yadigar, ailemin şeref konusu olan bir yadigardır, benim için maddi değeri ölçülemez , manevi değeri  çok büyüktür, bu silahı geri istiyorum” diyerek  kişi , idareye karşı dava açarsa  , yok böyle bir dava diye idari yargı mercii  bakmayacak mı? Bakması gerekir  , ama hangi kalıba sokabilir ? Silahın alınması kararının iptali diye , bir iptal davası açılabilir. Danıştay ın ara sıra  maksadı  aşan  aşırı kararları oluyor , istirdat  davası  idari yargıda vardır .
Tetkik davası , özel hukukta kullanılan bir davadır.  Bir  kişi , “ben  , bilmem kimin ,  bilmem kaç göbek varisiyim “ diye mahkemeye başvurup   veraset derecesinde birleştirme , özel hukukta mevcuttur .  Buna benzer tetkik davası  var mı? Olur mu ? olmaz mı? Konusunda fikir birliği  yoktur. Yani Danıştayla uyuşmazlık mahkemesi arasında , Danıştayın , idari yargıda böyle bir dava yoktur , uyuşmazlık mahkemesinin ise  idari yargıda böyle bir dava vardır diye görüş farklılıkları var .
 Duruma göre olabilir , olması mümkündür .  dava türleri arasında sınır koymak hukuki bakımdan bir yaradır . Ama  Danıştay , belki de görevi yeterince ağır yeni bir dava  türü daha çıkarıp   önüme daha fazla iş çıkmasın diye  bu şekilde davranıyor

İdari davanın tipik örneği aptal davasıdır . İptal davası  , idari yargıya özgü bir dava türüdür. Genel olarak adli yargıda  , iptal davası türü olmaz . İdari yargıdaki bu iptal davası özgürlüğü nerden geliyor ?  Davayı  , menfaati ihlal edilen herkesin açabilmesi olanağından geliyor . İptal davası  açmak için bir kişinin bir hakkının zedelenmesi gerekmez . Adli yargıda , özel hukukta , ancak bir hak ihlal edilirse bu hakkın  korunması veya iadesi için dava açılır . İptal davasının açılması için bir hak ihlalinin söz konusu olması  zorunlu değildir . Bir menfaatin ihlal edilmesi yeterlidir. Bu bakımdan idarenin , hukuka uygunluğunun denetlenmesi için  daha çok insan daha çok  kişi harekete geçebilir .  İdarenin hukuka uygunluğunun bekçisi daha fazla olur .

 Bu durum , bütün  dünyada gelişme halinde iken , yani Fransa den yayılan idari yargıyı kabul etmiş  bütün ülkelerde  bu menfaat ihlalinin yeterli görülmesi  gittikçe yayılırken , dahası anglo-sakson  ülkelerinde bile yayılma  eğilimi gösterirken , bir ara  Türkiye de  aksi bir gelişme vardı.  İptal davasını açmak için  kişisel bir  hak ihlal edilmelidir  diye  bir sınırlama getirildi   Neden getirildi ? Çünkü milletvekillerinin kıyak  emeklilik işleri var ya , bu kıyak emekliliği çıkarmak için  bazı kişiler emekli sandığı üyesi olarak , emekli sandığına prim  ödeyici olarak bu  karara  karşı dava açtılar . Bu yapılan kanunla    milletvekillerine farklı emekli maaşı sağlayan  kararın iptali için  başvurdular . Milletvekilleri oy birliği ile bu kanunu çıkardılar . Yani ben  bu halde idareye dava açamam , ancak bir hakkı ihlal edilmiş olan dava açabilir . Millet vekilleri bir  dava açılıp kıyak emekliliğin  iptal edilmesini önlemek amacıyla bu kanunu çıkardılar.  Bu yüzdende  , bu kanun  anayasaya aykırılık iddiası ile  anayasa mahkemesine gitti . Anayasa mahkemesi de  hak ihlali kuralını getiren  hükmü anayasaya aykırı bularak iptal etti.  Gerçi gerekçesi biraz genel bir gerekçedir ve bu yüzden  tartışılabilir.

Hukuka aykırı  idari işlemlerin iptali için, yönetsel yargı yerlerinde  açılan davalara  iptal davası denmektedir  . İptal davasının  2 aşaması vardır

1)Davanın açılabilmesi               Davanın açılabilmesi için  bir takım koşullar vardır  bunlara ön koşullar yada  açılabilme koşulları da denir .
2)Davanın görülüp iptal edilmesi              Davaya girdikten sonra iki aşama başlar  , iptal kararı verilmesi yada verilmemesi ile sonuçlanır .

Birinci aşamada  davanın açılması , bunun da bir takım koşulları vardır , bu koşullara  ön koşullar diyoruz .

Mahkemenin görevliliği                     İptal davasına bakacak olan mahkemenin  görevli olması. İdari  yargıda genel kural,  idare ve vergi mahkemelerinin genel görevli olmasıdır . Danıştay özel görevlidir  yani herhangi  bir idari işlemin iptal edilmesi  için dava açmak gerektiği zaman , ilk düşünülecek   yer genel görevli olan idare ve vergi mahkemeleridir . eğer dava konusu özel görevli bir mahkemeye verilmiş ise  dava , dorudan doğruya Danıştay da açılabilir . Eğer görevsiz yargıda başvurulmuşsa , eğer davanın konusu idari yargının görev alanının dışında ise  , görevsizlik kararı verilir . İdari  yargı mercii bu benim görev alanıma girmez der  ve görevsizlik kararı verir . yok idari yargının görev alanının  içinde olmakla birlikte  yanlış mercii ye  başvurulmuş ise  mahkeme, davanın  görevli yargı merciine gönderilmesine  karar verir .  örneğin doğrudan doğruya  Danıştay ın  görev alanına girmeyen bir davaya  Danıştayın ilk derece mahkemesi gibi bakması durumunda  Danıştay duruma bakıyor ve bu benim görev alanımda değil  deyip , idare mahkemesine davayı gönderiyor .
Bundan başka bir de ,  idari yargının görev alanına girmekle beraber  dava, adli yargı yada askeri yargıda açılmış  olabilir .  onlar görevsizlik kararı vermişse  30 gün  içinde  idari yargı merciine dava açılır ama yanlış yargı dalına başvurma tarihi  idari yargıda davayı açış tarihi olarak kabul edilir ( 30 gün içinde başvurmak şartıyla) bunun ne yararı var ? Dava açma süresinin geçip geçmemesi açısından , iş idari yargıya geldiği zaman ,idari yargıya dava açıldığı zaman , işlemden itibaren 60 günlük dava süresi geçmiş  , artık dava açma süresi geçmiş  denmemesi için ve davanın kabul edilmesi için  yanlış yargı dalına başvurulan  tarih  davayı açma tarihidir .
İptal davasının  açılış şartlarından bir diğeri de  davanın konusuna ilişkin koşullardır . İptal davasının  konusu  bir idari karar olabilir . İptal davası , bir idari karar karşı açıklanabilir . İdari  eylemlere  karşı  iptal davası açılamaz  çünkü idari eylem  iptal edilemez  örneğin  karakolda atılmış bir dayak iptal edilemez , dayak yenmemiş bir hale getirilemez . Bu nedenle  idari işleme karşı dava açılabilir . bu karar idari bir karar olmalıdır . Yani idari bir işlem ( idarenin , idare hukuku alanındaki tek  yanlı işlemleri) Bu  idari kararın  bir idari makamdan çıkmış olması da  gereklidir .
Diğer bir koşul ise  bu kararın Danıştay ın  kararlarında geçen deyimle  lazım-ı icra  (icrai gerek) bir işlem olmalıdır . tabi türk hukukunda hangi kararın lazım-ı icra , hangi kararın  lazım-ı icra değildir  bu bir tartışma konusudur . Ama genelde yürütülmesi gereken işlemler  lazım-ı icradır  ve icrai işlem kabul edilir . Kararın  Türk idari makamlarının  kararı olması gerekir . Başka makamların , başkan Bush un  kararları , İMF nin kararları hakkında iptal davası açılamaz .
Diğer bir  husus da  iptali istenen karara karşı  itiraz yoları var ise  o itiraz yolarının  tüketilmiş olması gerekir . Çeşitli  yasalarda bu tür  itiraz yoları  öngörülmüştür . Mesela  askeri konuda verilen karalara  karşı Milli savunma  Bakanlığı na itiraz şartı öngörülmüştür . Üniversitelerde  herhangi bir karara karşı , fakülte yönetim kurulunun kararlarına  karşı , üniversite yönetim kuruluna  itiraz etme şartı öngörülmüştür .  Yani bu itiraz yolarının tüketilmiş olması gerekir , tüketilmeden doğrudan doğruya  iptal davası açılamaz . Bu iptal davasına konu olacak idari işlemler genellikle yazılı olur . Yazılı olmayan sözlü iletilen  idari  kararlara karşı dava açılamaz . Tabi uygulamada işlemler % 99 yazılı olur  ama bazı sözlü  nitelikte bazı işlemler olabilir . Fiili bir durumu mesela  bir memurun işine son verilmesi hakkında  yazılı bir karar yok ama  fiilen adam mecburi izne gönderilmiş  ardında da adamın maaşı kesilmiş ve işine son verilmiş . Ortada yazılı bir durum yok ama  sözlü ( şifahi ) bir durum var . Böyle bir durumda , iptal davası açılamayacaktır . İdare burada açık ve yazılı olarak bir işlem yapmamış ama  fiili  bir durumdan bir işlem  yapmış gibi kabul ediyoruz . Bu işlemler olumlu da olabilir , olumsuz da  olabilir . Olumsuz işlemler denilince genelde idareye  yapılan bir başvurunun idarece reddedilmesi  yada belli bir süre cevap vermemekle , zımnen  reddedilmiş sayılması gibi örnekler verilebilir  Bir kişi idareye başvuruyor  açıkça red  kararı verirse durum  açık, o red kararı  dava konusu olmuyor ama  idare hiç cevap vermezse kişi ne kadar bekleyecek ? 60 gün içinde idare olumlu yada olumsuz bir cevap vermezse  , isteği zımnen reddedilmiş sayılır. Olumsuz bir işlem olur. 
 İptal davası düzenleyici işlemlere karşı da açılır . Yani doğrudan doğruya bir yönetmelik de  iptal davasına konu olabilir  veya bir yönetmeliğin belli maddeleri  veya hükümleri iptal davasına konu olabilir . Mesela  sözleşme yapılmazlık kararı ,  işin ihaleye sevk edilmesi kararı , ihale sonunda verilen belli bir karar , bu gibi karalar  iptal davasına konu olabilir
Yok hükmündeki kararlar  iptal davasına konu olabilir mi? Yani hukuk hayatına hiç girmemiş gibi kabul edilmesi  sonucu oluşan ağır hukuki  aykırılıklar ve işlemler . İşlemler o kadar ağır ki yok hükmünde , böyle bir işleme karşı  dava açılır mı? Genel kural olarak , yok hükmündeki bir işleme karşı  hiçbir dava açılmaması gerekir , yok zaten . Ama teorik olarak  doğru olmakla birlikte uygulamada bazen önem arz eder .  ilgili işlemi yok hükmünde kabul edip  uymuyorum diyebilir. İdare var olduğunu iddia eder . Kişiyi  hukuki bakımdan tam bir  himayeye kavuşturmak için  idari  yargı merciileri davayı reddederken “işlem yok hükmünde olduğu” lafı   kullanması gerekir .  Yok  hükmünde olduğundan dolayı  davanın kabulü mümkün görülmemiştir derse davanın zaten davacının isteği yerine gelmiş olur . İdari yargı mercii de senin kararını   yok hükmünde sayıyor diye  bir de tapu senedi gibi belge uzatır . Bu nedenle yok  hükmündeki idari işlemlere karşı  iptal davası açılamaz ama idari yargı mercii  davayı reddederken  onu dediği zaman kurtulursun.   
Dedik ki  iptal davasına konu olacak  işlemler icrai nitelikte olmalı, yani hukuki bakımdan  uygulanması gereken ,   sonuç doğurması gereken , etkili  kararlar olmalı . Hangileri değil ? mesela  değer kararlar  yahutta iştirai ( danışma) kararlarına karşı  iptal davası açılamaz . Çünkü  bu  kararlar hukuki sonuç doğuracak nitelikte değildir.  Bu kararlar hazırlık çalışması durumunda yani  herhangi bir konuda karara varmadan önce  idare bir takım hazırlık çalışmaları yapar , müfettiş gönderir , soruşturmacı  gönderir, bu soruşturmacı yada müfettişlerin raporları  henüz etkili karar değildir , hazırlık aşamasında yapılan işlemlerdir . Bu yapılan işlemler  iptal davasına konu olamaz .
 İdare  kendisi içinde uygulamaya yön verecek kararları , mesela  yargı merciilerinin verdiği yürütmeyi durdurma kararları  hiçbir şekilde uygulanmayacaktır ,diye  kendi içinde bir genelge  yayınlarsa ,bu  hukuki yada etkili bir işlem değildir . Memurlara  yol gösteriyor ,  talimat veriyor ,” Yürütmeyi durdurma kararını bu şekilde   uygulayın”  diye  bazı  yollar gösteriyor. Bunlar da düzenleyici işlem ama bu düzenleyici işlemler , belli bir kişinin menfaatini ihlal ediyorsa , tabi o zaman durum değişir ,  bu durumda iptal davası açılabilir . İtiraz yolu tüketilmemiş işlemler  henüz  kesinleşmemiş işlemlerdir .

İtiraz yolu , süresi içinde kullanılmamış ise , hak düşürücü süre söz konusu . Bu süre dolduğunda  hem itiraz imkanı kalmıyor  hem de  iptal davası açılamıyor  böylece itiraz  yolları tüketilmiş oluyor
 Yapılan işlemin  etkili icrai işlem olması  koşuluna ilişkin olarak , uygulamada karşımıza bazı örnekler çıkıyor. Mesela  kalkınma planı yıllık programlarına karşı  iptal davası açılmak istenmiş  ve bunun için  Danıştay a  başvurulmuş , Danıştay “ bunlar iptal davasına konu olmayacak  kendine özgü işlemlerdir “ demiş  bu kalkınma  programı ve yıllık  plana dayanarak , idarenin yaptığı işlemler söz konusu olursa   onlara karşı dava açılabilir demiş . Yani  kalkınma planı ve yıllık programa karşı dava açılamıyor,   ama  niye açılamıyor? Açıklaması yok . İptal davasına  konu olamayacak kendine özgü işlemlerdir  o kadar ,Ama onlara dayanarak idarenin yaptığı işlemlere karşı dava açılabiliyor  , bunlara karşı dava yolu açık .

İcrai yani etkin nitelikte olmayan bir karar -------- Bir belediye başkanlığından izin, bir kişi  su bağlamış,  suyun bedeli olarak şu kadar parayı ödemen   gerekli diye tahattüt ediliyor ama  bu kişi ödemiyor . buna karşı dava açılıyor .Danıştay ın bu kararında   idarenin davalıdan alacağı  olduğu ve bunun ödenmesi  gerektiğine karar veriliyor   . İdare ,ödeme emri göndermediği gibi , kamu gücünü kullanarak  alacağının tahsiline de girişmemiştir. Bu durumda  ortada  kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari  işlem bulunmaktadır ( danıştay böyle diyor) Kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlemin bulunması için ne gerekiyor ?  Ödeme emri göndermesi yada  amme alacaklarının tahsili kanununa dayanarak , doğrudan doğruya alacağının tahsiline girişmesi gerekiyor. Danıştay , böyle bir durum yok  diyor   , kamu gücünü kullanarak böyle bir işlem yapmamış , sadece borcunun öde diye davet etmiş , buda  yürütülmesi gereken etkin bir işlem değildir .

Diğer bir örnek--------  bilmem nere  lisesi fransızca öğretmeni   “x”  bulunduğu ilçede kiraladığı bir binayı  öğrenci yurdu şeklinde  kullanmak suretiyle , öğrencileri bu binada barındırdığı ve bu işi para için yapıyor söylentilerinin  çımasına sebebiyet  verdiği  gerekçesiyle  idare kendisine bir dikkati çekme yöntemi bulmuştur . Dikkatini çekerim yaptığın bu iş söylentilere neden oluyor  bir daha yapma diye. O da  sanırım fazla alınganmış , idareye dava açmış . Danıştay diyor ki , idarenin yürütmekle görevli bulunduğu  kamu hizmetlerinin gereklerine uygun   hareket  etmeleri yolunda kamu hizmeti görevlilerinin  her zaman için yetkisi dahilindedir , bu yoldaki  ikazlar kamu görevlilerinin  hak ve menfaatlerinin ihlal edici  tasarruflar olarak değil , idarenin iç  bünyesini ilgilendiren ve  idari davaya sizi teşvik etmeyecek nitelikte  kararlar olmaktan ileri gitmemektedir , diyor.  Yani dikkatini çekerim yanıtı kesin bir işlem değil , yürütülmesi gerekli kesin bir işlem değil , ilgilinin hak ve menfaatlerini zedeleyecek  nitelikte bir işlem değil , demek istiyor . Bu fransızca   öğretmeninin siciline  etkili bir karar değil.


Davacıda Aranan Koşullar

1)Davacı dava açma yeterliliğine sahip olmalıdır ;   yani davacı medeni hakları kullanma  yeteneğine sahip  olmalıdır . Yabancılar da dahil dava açacak kişilerde aranan ilk şart bu.
 
Danıştay bir kararında  diyor ki “ yeterliliğin sağlanması için  verilen mühlet süresince  yerine getirmeyen davacının , yeterliliğinin  olmadığı kabul edilir .” Danıştay , önce senin medeni hakları kullanma yeterliliğin var mı ?  onun belgesini getir diye , kişiye bir mühlet verir. Kişi bunu getirmemiş ise o zaman , böyle bir yeterliliğin yok olduğunu , ilk varsayım olarak kabul eder  ve davayı rededer.
Bu durumda ,  küçükler ve vesayet altındakiler doğrudan doğruya dava açamazlar  anacak kanuni temsilcileri dava açabilir  ( bu kişiler  yani kanuni temsilcilerin kim olduğu yasada belirtilmiştir )   mesela 14 yaşındaki bir küçüğün  yerine  büyük babası dava açmış ama Danıştay sen onun kanuni temsilcisi değilsin diyerek davayı reddetmişdir.

Acaba tüzel kişiler doğrudan doğruya dava açabilir mi?

Tüzel kişilerin  kendine yetkili kıldığı kişi  , bu genelde o tüzel  kişi ile ilgili mevzuatta belirlenir , mesela belediyeler , belediyeler bir tüzel kişiliktir ,  belediye  tüzel kişiliğinde yetkili , belediye başkanıdır , ancak belediye başkanı belediye adına dava açabilir . Başkası , örneğin belediye encümeni üyesi belediye adına dava açamaz . Belediye başkanı  temsile yetkili olduğu için açar . Peki tüzel kişiliği ilgilendirmeyen konularda dava açabilir mi?  Mesela köy muhtarı köyün tüzel kişiliğinin temsilcidir , köyün tüzel kişiliğini ilgilendirmeyen ama  köy halkını ilgilendiren bir konuda dava açamaz . Danıştay “ sen ancak  köy tüzel kişiliğini ilgilendiren bir konuda  o tüzel kişilik temsilcisi olarak dava açabilirsin “ diyor.peki tüzel kişiliği yoksa  dava açabilir mi ? Mesela Ankara Mimarlar Odası  bir dava açmak istiyor , tüzel kişiliği yok, dava açamaz diye  idare  itiraz etmiş. Danıştay da , yasalarda   dava açacak kuruluşların  tüzel kişilik olma şartı yok , yasa sadece ilgililer diyor , o zaman tüzel kişiliği olmasa da  dava açılabilir , açtığı davaya bakılabilir .

Dava açanın  mirasçıları veya  açacak olanın mirasçıları dava açabilir veya açılan  davanın    takipçisi olabilirler mi?

Eğer dava konusu daha önce ölen birisiyle ilgili ise , mirasçıları  ilgilendirmiyorsa , dava açamazlar  yada  açılmış olan bir davayı takip edemezler . Yok dava  konusu  mirasçıları ilgilendiriyorsa  dava açabilirler ve açılan davayı takip edebilirler 

 Örneğin  adamın birisi kaymakam , Viranşehir kaymakamlığından Adalar kaymakamlığına atanmış . İptal davası açıyor ama davaya  bakılırken ölüyor . Mirasçıları davayı takip edemez çünkü  onları ilgilendiren bir tarafı yok . Ama belli bir madalyanın verilmesi yada verilmemesi ile ilgili  olarak , örneğin dava , verilmesi gerekli iken açılmış , verilmemesi kararının iptali için ,  davacı bu madalyayı hak ettim ben ,  bana  verilmesi gerekli iken verilmedi  hukuka  aykırıdır  , diyor.  Böyle bir durumda kişinin mirasçılarını bu konu ilgilendirir .Eğer dava açılmamışsa açabilir , açılmış ise   takip edebilirler .( tabi ki  asıl davacının ölümü halinde )

2)Üst makam alt makama karşı dava açamaz ; Aralarında hiyerarşik ilişki bulunan makamlar  birbirine karşı dava açamaz . Aynı hiyerarşi içinde  yer alan iki bakanlığın birbirine karşı dava açmamaları gerekiyor  yani Danıştay su an bu davalara bakmıyor . Bakmaması da haklı  mesela  kaymakamlık , valiliğin kararına  dava açamıyor aynı şekilde  valilik de kaymakamlığın kararına karşı dava açamıyor .

3)Dava açacak olan kişinin , dava konusu işlemden dolayı bir menfaatinin  zedelenmesi, ihlal edilmiş olması gerekir ;  burada karşımıza menfaat nedir ? sorusu çıkıyor . Bu menfaat maddi bir menfaat olabilir ,( bir lokanta , bar yada  kapatılması kararında olduğu gibi ) maddi manevi bir  menfaat olabilir ( herhangi bir rütbenin verilmemesi kararında olduğu gibi ). İhlal edilen menfaat  önemli de olabilir önemsiz de olabilir .
Adamın biri bir inşaat ustasına  karşı dava açmış  zedelenen  menfaat                yapılan inşaat  bana gölge yapıyor halbuki   benim güneşe ihtiyacım var  . O binanın gölge etmesi  adamın bir menfaatinin  ihlali için yeterli mi? Yeterli bir menfaat ihlali var ise  , önemli de olsa önemsiz de olsa  dava açılabilir . Ancak bu menfaatin  belirli bir nitelikte olması lazım  meşru bir menfaat , kişisel bir menfaat  ,güncel (aktüel ) bir menfaat olmalı.

Bu menfaat deyince ne anlaşılır ?Menfaati Danıştay bir kararında  ciddi ve makul ilgi veya  ilişki olarak tanımlamıştır . Menfaat ilişkisinin bulunup bulunmadığını da yargı organları  kendileri takdir eder .Ne gibi  menfaat ilişkilerinin  dava açmaya olanak verdiği konusunda  Danıştay ın kendisinin bile  istikrarlı bir kararı yoktur . bu konu tartışmalıdır .
Mesela Turgut Özal ın  başka bir yere gömülmesi konusundaki bakanlar kurulu kararına  karşı bir dava açılmak istenmiş ancak dava red edilmiştir .
Özel bir yüksek okuldan alınman  mühendislik diplomasının Milli Eğitim Bakanlığınca  onaylanması kararına  karşı , resmi okullardan mühendislik ünvanı almış  bazı kişiler dava açmak istiyor . Burada Danıştay , o kişinin menfaatinin kişisel bir menfaat  dava açabileceğini söylüyor . Birinde kişisel bir menfaat  ilişkisi var diğerinde yoktur . Duruma göre bazen öyle bazen böyle , zikzaklı  kararlar  karar veriyor . Bu menfaatin konusu başka ülkelerde de  tartışma konusu , mesela  İtalya da  sadece hukuki menfaat ihlal edilmelidir , basit bir menfaat dava için geçerlilik sağlamaz  . İdarenin iyi idare  gereklerine göre çalışmasında  kişilerin menfaati vardır ama  bu menfaat hukuki bir menfaat değil , basit bir menfaattir .
Dedik ki  bu menfaat  meşru,kişisel ve  güncel bir menfaat olmalı , hangi menfaat meşru hangileri değil ? Yargı kararlarında kullanılan bazı tanımlamalara göre  hukuki bir zorunluluktan doğan yada  hukuki bir duruma  dayanan menfaat meşru menfaattir . Hukuki durum , hukuki kaynakların doğurduğu bir durum . neler olabilir ? En başta  kanuna , örf ve adete  dayanan bir durum  veya içtihatlara dayanan bir durum olmalı .
Mesela  örf ve adete   dayanan bir durum ;  Bir köy otlağından diğer köyün hayvanları eskiden  beri yararlanıyormuş  ,  o köyün yönetimi , bundan böyle  o köyün hayvanları burada otlayamaz  diye bir karar almış . Bu karar karşı köyün menfaatlerini zedeliyor mu ? Zedeliyor ama bu menfaat meşru bir menfaat mi ? Meşru bir menfaat çünkü  geleneğe göreneğe dayanıyor , yıllardan beri öyle.  Köy birden bire bir karar veriyor ve olmaz kullanamazsınız diyor ., Burada  komşu köyün zedelenmiş bir menfaati var , bu menfaat meşru bir menfaat mi?  Meşru bir neden  dava açabilirler ama bu demek  değil ki  açtıkları davayı kazanabilirler , o ayrı konu , davayı açabilirler ama  bu kazanabilecekleri anlamına gelmez . köyün idaresi verdikleri kararın hukuka uygun  olduğunu ispatlarsa  Karşı köy davayı kaybeder .
Gayrı meşru bir menfaat söz konusu olursa  o zaman iptal davası açılmaz . Ne gibi menfaatler gayri meşrudur ? Hukuka  aykırı bir menfaatten doğan  gayri meşrudur. Mesela  yağmacılık , esrar kaçakçılığı,  kaçakçılık  konusunda  idare kararlar almış , bir kahvehaneyi burada esrar içiliyor diye kapatmış. Adam , ben burada  kırk senedir bu işi yapıyorum , kırk senedir burada esrar içiliyor  diye kahvenin kapatılmasına  ilişkin dava açamaz . Burada  zedelenmiş bir menfaat var ama  bu menfaat meşru değil .
                                                                                         19 mart 2001


Bir işlem bir kişiyi , dava açan kişinin şahsını  doğrudan doğruya ilgilendirebilir . Mesela Dikmen de  lokantacı Osman ile  ilgili bir karar söz konusu olabilir ,o lokantanın belli bir süre yada  sürekli olarak kapatılması  söz konusu olabilir  veya o lokantada herhangi bir gazın kullanılması yasaklanmış olabilir . Doğrudan doğruya kişi ile ilgili böyle bir durumda , kişisellik niteliği  tartışma kaldırmaz , gerçekten kişiseldir . Başka bir durumda  olabilir . İşlem ,dolayısıyla  davacının  menfaatini etkileyebilir .

Lokantacı Osman’ ın  lokantasının bulunduğu yerin önünde  bir otobüs durağı var  iken , o otobüs durağı kaldırılmış olabilir  veya   lokantaya 1 kilometre ilerde veya geride bir  yere taşınmış olabilir . Bu otobüs durağının yerinin değiştirilmesi yada kaldırılması kararı  Osman ı  doğrudan değil ama dolaylı olarak etkiler .Bu karardan sonra  Osman ın lokantasına gelen müşteriler  , otobüse tam önünden binecekken  şimdi o imkan kalkıyor  ,  bu durumda  onun müşterilerinin azalmasına yol açıyor . Burada kişisel bir menfaat  ihlali olduğu kabul edilir   , dolaylı da olsa bu karar onu etkiliyor .
Bazen dava konusu sadece birkaç kişiyi değil belli bir grubu ilgilendirebilir . Mesela  bütün bir köy halkını ilgilendirebilir , köy ihtiyar heyeti  köy okulu yada camisinin kapatılması  ile ilgili bir karar alsa , köy halkından herhangi biri buna karşı dava açmak istese , burada bu karar kişisel olarak seni ilgilendirmiyor , bütün köy halkı ile ilgili diye kabul edilmez mi? Doğrudan doğruya onun kişisel menfaati ile ilgili değil bütün köy halkını ilgilendiriyor , ama köy halkından herhangi biri bu kararın iptaline yönelik dava açtığı zaman , menfaatin kişiselliği yine kabul edilmiştir  ve kişisel  menfaat ihlal edilmiş sayılır , dava açılabilir . Yani daha başka bir deyimiyle , Belediye meclisi bir karar vermiş  bir meydanın adının değiştirilmesine  , bu meydanın adını   şehit...... meydanı  olarak değiştirelim  diye bir karar versin . Ankara  belediyesi sakinlerinden  herhangi biri  isterse bu karara karşı  dava açmak  istese  kişisel bir menfaatin ihlal edildiği kabul edilir mi?    Seni ne ilgilendiriyor denilebilir mi ?   Burada  yine kişisel bir menfaatin ihlal edildiği kabul edilir . Yani Ankara  belediyesi sakinlerinden  biri bu karara karşı dava  açabilir yada açabilmelidir , kişisel bir menfaat ihlali sayılır .
 Bütün il sakinlerini ilgilendiren bir karar olsa , il sakinlerinden herhangi biri , il özel idaresine karşı dava açmak istese , kişisel menfaatin varlığı söz konusu olabilir mi ? Fransa da  yıllar  önce söz konusu olmuştu  ve kabul edilmişti . Örneğin vaktiyle  Fransa da il özel idaresi , il özel idaresinin baş organı olan meclis genel kurulu üyelerinin  demir yollarında seyahat etmesi  halinde , seyahat masraflarının  il özel idaresi bütçesinden ödenmesine   karar vermiştir . Buna karşı il sakinlerinden herhangi biri  dava açabilir mi? Burada  kişisel menfaat olduğu kabul ediliyor . O il özel idaresine vergi ödeyen bir vergi mükellefi olarak , il sakinin dava açabileceği kabul ediliyor .
Bütün bir milleti etkileyen bir karar olsa  , herhangi bir Türk vatandaşı bu karara karşı dava açmak istese  , kişisel bir menfaat ihlali kabul edilir mi? Fransa da  bile kabul edilmiştir , Türkiye de de kabul  edilmektedir . Nitekim milletvekillerinden birisi dava açmak istemiş , meteoroloji  genel müdürlüğüne atanan birisinin atanma işleminin atanma işleminin iptaline  yönelik dava açmak  istemiş. Ben diyor  milletvekili sıfatıyla  anayasanın 88. maddesi uyarınca  hukukun üstünlüğüne yemin etmiş bir insanım  bundan dolayı hukukun  üstünlüğünün gerçekleşmesi benim görevlerimden biridir , bu adamın  genel müdürlüğe atanması hukuka aykırıdır , bu aykırılığın düzeltilmesi benim görevimdir. Danıştay bunu kabul etmemiş , davanın atama işlemi ile kişisel, meşru ve güncel bir  menfaatin ihlal edilmiş olması durumu   bulunmadığı gibi , davacının milletvekili sıfatını taşımakta bulunması da  dava konusu işlemin iptalinde menfaati  olduğunun kabulünü  gerektirmemektedir  demiştir.
Kiracılık kurumu                       Bir kimsenin oturduğu yerin  kamulaştırılması veya  yıktırılması kararına karşı  dava açmak istese , kişisel bir menfaatin ihlal edildiği  kabul edilir mi? Adama “yıkılan ev senin mi? Mal sahibi bir şey demiyor , yıktırılacak ev onun , onun sesi çıkmıyor , sana  ne oluyor  sen kiracı olarak nasıl dava açarsın denilebilir mi?Burada da kiracının kişisel bir menfaatinin ihlali söz konusu mu ? Mal sahibi durumdan memnun , kiracının kişisel bir menfaati ihlal edilmiş, mal sahibi davayı açmasa bile kiracı açar , burada onun kişisel menfaatinin ihlal edildiği  kabul edilmektedir .

Kamu Hizmetinden Yaralanıcılar                       kamu hizmetinden yararlanıcılar bu hizmete ilişkin  kararlardan dolayı  kişisel menfaatlerinin etkilenmesi nedeniyle  dava açabilirler mi? Biraz önce değindiğim  otobüs durağının değiştirilmesi söz konusu olduğunda  o otobüsle gidip gelenlerin , o otobüs durağından yaralananların  , durak yerinin değiştirilmesi  onların kişisel menfaatlerini etkilemez mi? Etkileyebilir . Bir hastane  hizmetinden yararlananlar , hastanede belli servislerin kaldırılması  veya belli servislerin ücretlerinin arttırılması  gibi karalardan etkilenir . Böyle  bir durumda  dava açabilirler , başka koşullarda o yeteneği taşımayabilirler ama kişisel menfaat ihlali  taşırsa kabul edilirler .

İktisadi rekabet durumu                            İktisadi rekabet durumu söz konusu olursa , bu rekabette olumsuz duruma  düşenler ( herhangi bir idari karardan dolayı ) kişisel menfaatlerinin  ihlal edildiğini ileri sürerek  dava açabilirler mi? Somut bir örnekle , bir sokakta ikinci bir eczane açılmasına izin verilmiş , bu ruhsat kararına karşı  o sokak eczanesinde bulunan yada bulunanlar  dava açabilirler mi ? kişisel menfaatleri  ihlal edilmiş  sayılır mı? Edilir , Danıştay  bunu kabul ediyor .

Kamu hizmetinde çalışanlar                       kamu hizmetinde çalışanlar o hizmetleri ile ilgili kararlara karşı  kişisel menfaatlerinin ihlal edildiğini ileri sürerek  dava açabilir mi? Mesela bir kamu hizmetinin özelleştirilmesi kararına karşı, bu karardan etkilenen çalışanlar davcı olabilecekler mi? Bu kişilerin davacı olabilecekleri ve dava açabilecekleri Danıştay tarafından kabul edilmiştir . Pamuk sanayisinin özelleştirilmesi hakkında  özelleştirme yüksek kurulu kararına karşı , orda çalışan işçiler dava açtı.İşçilerin kişisel menfaatinin ihlal edildiğini  Danıştay kabul etti , idare mahkemesi  kabul etmemiş , sizin menfaatleriniz  ihlal edilmiş değil çünkü doğrudan doğruya sizi  ilgilendiren bir karar  değildir demiştir  ve davayı reddetmiştir  . Temyiz aşamasında  evet onlar dava açma yeterliliğine sahiptir , davanın kabul edilmesi gerekir  deyip temyizden bozmuştur   
                                                                         İdarenin  kendi yürüttüğü kamu hizmetinin ilk işleyişi  bakımdan yaptığı düzenlemelere karşı  o kurumda çalışan personel dava açabilir mi? Genel kurul olarak  bu ilk düzenlemeler hizmetin daha iyi yürümesi için  idarece kendi iç yapısında yaptığı  düzenlemeler , orda çalışanlar tarafından dava  konusu olmaz , genel  kurul olarak bazı hallerde , bu iç düzenlemeler  orda çalışanların kişisel menfaatlerini  ihlal edici olabilir  , o zaman dava açabilirler , kişisel menfaatlere  dokunduğu anda dava açabilir denmiştir .

Sırf  vergi yükümlülüğü                         Sırf vergi yükümlülüğü  kişisel hak koşulunun  gerçekleşmesine yeter mi? Köy , belediye , il özel idaresine vergi ödeyenler için  kişisel menfaat koşulunun gerçekleşebileceği Fransız  Danıştay ının  istikrar kazanmış içtihatıdır  Ama   Türk Danıştay ı  kabul etmiyor , henüz geri mevzuatta hiçbir hüküm yok . Yalnız Danıştay içtihatlarında  bir  gelişme olduğu gözden kaçmıyor . Mesela eskiden belediye meclisinin bir kararına karşı  bir belediye encümeninin bile dava açmasını kabul etmezken ,şimdi kabul  etmeye başladı.  Belediye encümenini bırak , belediyede yaşayan  herhangi bir
Logged

OgrenciForum.Org
Mart 23, 2008, 17:39:22 ÖS
Abruzzi
Çalışkan öğrenci
****

Rep +4/-0
Mesaj Sayısı: 1031



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Mart 23, 2008, 17:39:22 ÖS »

kimse , belediye meclisini , özellikle  çevre düzeni ve sağlığı ile ilgili konularda davacı olabileceğini bile kabul etti .

Vatandaşlık                     Sırf vatandaş olmakla , kişisel bir menfaat ihlal edilmiş olur mu ? Genel kural olarak olmaz . Ancak  yine Danıştay ın karaları arasında  bu konuda da bazı gelişmeler gözden kaçmıyor . Mesela  Savarona yatıyla  ilgili karalara karşı  TC  vatandaşı  olanların kişisel menfaati  ihlal edilerek dava açılabileceğini , Danıştay kabul ediyor . Savarona yatının  Atatürk e ait  antika değeri olduğu için  önemli sayılmıştır .  Buna benzer başka bir konu ; Irak ın  Kuveyt i işgali üzerine  bakanlar kurulu NATO ya  başvurup , Türkiye de bir NATO gücü kurulmasını istemiş  , buna karar vermiş ve NATO dan  yardım istemiş. Bu bakanlar kurulu kararına karşı  Türk vatandaşları dava açmak istemiş . Danıştay , her Türk vatandaşının böyle bir karara  karşı dava açabileceğini , her Türk vatandaşının kişisel menfaatinin ihlalinin gerçekleşebileceğini  kabul ederek  dava açılabileceğini kabul etmiştir .

Menfaatin güncel olması ;                         Gelecekte ihlal edilecek bir  menfaat için dava açılamaz . Örneğin  harp okuluna girecek  kimselerde  aranacak koşullarda  değişiklik yapılıyor . Lise 1 de veya ortaokulda  oğlu bulunan biri  dava açmak istiyor “ benim oğlumun bütün ideali  harp okuluna girip oradan  mezun olmak , bu ideali ebediyen öldü “ diyerek dava  açmak istese kabul edilir mi? Edilmez çünkü  ihlal edilen menfaat  güncel değil, istikbalde . Dava   yeterliliği sağlamaz . Dava açıldığı zaman menfaatin ihlal edilmiş olması gerekiyor , dava  açıldığı zaman henüz menfaat ihlal edilmemiş ise  dava açılamaz .menfaatin  ihlal edilmiş sayılması için  hukuken ihlal edilmiş olması yeter, fiilen ihlal edilmiş olması  zorunlu değildir . Mesela  belli bir paranın  tahsiline dair bir kimse hakkında  verilmiş karar  kesinleşmiş bir kararsa  o anada onun kişisel menfaati  ihlal edilmemiş , benden daha para alınmadı ki  bekle demeye gerek yoktur . O karar kesinleştiği  anda kişisel  menfaatin ihlali kesinleşmiştir , o paranın ondan alınması zamanı beklenmez  çünkü fiilen ihlale gerek yoktur .

 Bu menfaat ihlali ile ilgili davalarda korparatif davalar dediğimiz , yani belli kuruluşların  kendileri veya üyeleri adına dava  açabilmeleri durumunda  ortaya çıkan kişisel menfaat tartışma konusudur  . Sendikalar , dernekler üyeleri adına  dava  açabilir mi? Bu konuda Fransız Danıştayı geniş düşünmekle beraber  Türk Danıştayı dar düşünür . Eğer sendikanın veya derneğin mevzuatında  , yani sendika yada derneklerle  ilgili kanunda  yad  onları ilgilendiren   başka bir mevzuatta , açabileceğine dair açık bir hüküm yoksa  açamazlar . Ancak  derneğin veya sendikanın bütününü ilgilendiren konularda  dava açabilirler . Üyeler adına dava açamazlar , üyelerin tek tek dava açması gerekir . Sen hepten onların adına dava açamazsın diyor . Bu dava ekonomisi açısından doğru bir yaklaşım değildir . Tek tek her üyenin dava açması  yerine derneğin  yada sendikanın hepsi adına dava açması  hem zaman hem de masraf bakımından daha iyi olur . Yani fiilen davaların birleştirilmesi gibi bir şey olur  aslında , daha ekonomik daha yararlı olur. Bu konuda da bir gelişme olduğunu  kabul edebiliriz . Mesela  Samsun lokantacı ve gazinocular derneği , Samsun belediyesinin bir kararına karşı , Samsundaki lokantalarda  belli bir  zamandan sonra  likit gaz  kullanma zorunluluğu  getiren bir karara karşı  dernek olarak dava açmış. Burada derneğin  bütün lokantacılar adına dava açabilmesini  Danıştay kabul etmiş ki , bu bir gelişme sayılabilir .

 Bu menfaatin ihlali koşulu  davanın açıldığı sırada  mevcut olacak , bütün dava sırasında   dava sonuçlanıncaya  kadar da  mevcudiyetinin devam etmesi gerekir .Fransız  içtihadına göre dava açıldığı sırada  veya dava sonuçlanırken  mevcut olması yeter . bütün dava boyunca mevcudiyeti gerekmez . Bizim Danıştay  son yıllarda ancak bu konuda bir yumuşama  gösteriyor , geniş düşünmeye doğru gidiyor . Peki bu menfaat niçin aranıyor ?   dava görülürken yargı mercii  işlemi hukuka aykırı olduğu için iptal ediyor . Menfaati ihlal ettiği için etmesi ,  iptali için bir sebep teşkil etmiyor , hukuka aykırılık varsa onun için iptal ediyor . Niye aranıyor  o zaman ? aslında aranmasının nedeni  sadece pratik bir yarar . Bütün kişilerin idarenin bu hukuka uygunluğunun denetiminde  rol alması, herkesin hukukun  bekçisi  sayılması ve dolayısıyla  idarenin hukuka uymadığını gören herkesin  dava  açması  idarece güzel bir şeydir . Ancak böyle bir durumda  herkesin dava açabilmesi teoride  güzel bir şey de  pratikte herkes dava açarsa  gereksiz açılan davalar yığını altında  yargı organları  gerçekten bakılması gereken davalara  bakmayıp  gereksiz davalarla uğraşmak zorunda kalacaktır ,yargı organlarının yükü çok fazla artacaktır .

Diğer bir pratik ne