|
Abruzzi
|
 |
« : Nisan 03, 2008, 10:25:56 ÖÖ » |
|
İHRACATTA KDV İSTİSNASI VE MUHASEBELEŞTİRİLMESİ
IHRACAT
İhracat yönetmeliğinin 4. maddesinin (e) bendinde ihracatın tanımı yapılmıştır. Sözü edilen maddeye göre ihracat, bir malın veya değerin yürürlükteki ihracat mevzuatı ile Gümrük Mevzuatına uygun şekilde fiili ihracatının yapılması ve kambiyo mevzuatına göre bedelinin (bedelsiz ihracat hariç) yurda getirilmesi veyahut Müsteşarlıkça ihracat olarak kabul edilecek sair çıkışları ifade etmektedir.
İhracat yönetmeliğinde ihracat çeşitlerine ilişkin bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bunlar ;
- Özellik arz etmeyen (serbest) ihracat - Kayda bağlı ihracat - Bağlı muamele veya takas yoluyla ihracat, - Ticari kiralama yoluyla ihracat - Transit ticaret, - Bedelsiz ticaret - Yurt dıışı müteahhitlik kapsamında yapılacak ihracat, - Kredili ihracat, - Konsinye ihracat, - Sınır ticareti yoluyla ihracat, - Serbest bölgelere yapılan ihracat, - İthal edilmiş malların ihracatı.
İHRACATÇI
İhracat Yönetmeliğinin 4.maddesinin (d) bendinde, ihracatçının tanımı yapılmıştır. Buna göre ihracatçı; ihraç edeceği mala göre ilgili ihracat birliğine üye olan, gerçek usülde vergiye tabi gerçek ve tüzel kişi tacirler, Esnaf ve Sanatkarlar ile Joint-venture ve konsorsiyumlardır.
GÜMRÜK BEYANNAMESİ
İhracat Yönetmeliğinin 4/cmaddesine göre gümrük beyannamesi, ihracatta gümrük Mevzuatı uyarınca doldurularak ilgili ihracatçı birliği tarafından onaylanmasını müteakip gümrük idaresine tevdi edilen belgeyi ifade etmektedir. İhracat konu olan malların yurt dışı edildiğini gösteren belge esas belge, gümrük beyannamesidir.
İHRACAT YÖNETMELİĞİNE GÖRE FİİLİ İHRACAT
İhracat Yönetmeliğinin 4/f maddesinde, ihracat mevzuatı yönünden fiili ihracatın tanımı yapılmıştır. Buna göre fiili ihracat, ihraç konusu malın Gümrük Mevzuatı hükümleri çerçevesinde muayenesinin yapılıp taşıta yüklenmesini, bir yerden veya muhtelif yerlerden bir defada veya kısım kısım gelmekte olan dökme ve diğer eşyada yüklemenin tamamlanmasını veyahut Gümrük Mevzuatınca fiili ihracat olarak kabul edilecek sair çıkışları ifade etmektedir.
A- Özellik Arz Etmeyen İhracat İhracatçılar, özellik arz etmeyen ihracatta, ihracatçı birliklerine onaylattıkları gümrük beyannamesi ile birlikte, ihracatın yapılacağı gümrük idaresine müracaat ederler. B- Kayda Bağlı İhracat Kayda Bağlı İhracat listesi (Ek 1) kapsamında yeralan malların ihracatında ihracatçılar, gümrük beyannamesi ile birlikte kayıt için ilgili ihracatçı birliklerine müracaat ederler. Birlikler onayladıkları gümrük beyannamelerine kayıt meşruhatı düşerek, gümrük idarelerine tevdi edilmek üzere ihracatçıya verirler. İhracatçılar, birliklerce kayıt meşruhatı düşülerek onaylanmış gümrük beyannamesi ile birlikte ihracatın yapılacağı gümrük idaresine müracaat ederler. C- Kredili İhracat Kredili ihracat talepleri ile ilgili müracaatlar mal cinsi, ödeme planı ve ödeme süresini içeren satış sözleşmesinin aslı ve Türkçe tercümesi ile birlikte ihracatçı birliklerine yapılır. Madde ve/veya ulcer politikası açısından Müsteşarlıkça getirilebilecek düzenlemeler kapsamındaki mallarla ilgili kredili ihracat talepleri Müsteşarlığın görüşü alındıktan sonra, bunun dışında kalan mallara ilişkin talepler ise satış sözleşmesinde belirtilen esaslar dahilinde doğrudan ihracatçı birliklerince sonuçlandırılır. Kredili ihracat taleplerinin uygun görülmesi halinde ihracatçı birliklerince gümrük beyannamesi üzerine kredili ihracat meşruhatı düşülerek onaylanır. Fiili ihraç tarihinde başlayan kredili ihraç süresi dayanıksız tüketim mallarında iki (2) yılı, diğer mallarda beş (5) yılı geçemez. Kredili ihracatta telgraf, teleks veya telefaksla sözleşme yapılamaz. D- Konsinye İhracat Konsinye ihracat talepleri ilgili ihracatçı birliklerine yapılır. Madde ve/veya ülke politikası açısından Müsteşarlıkça getirilebilecek düzenlemeler kapsamındaki mallarla ilgili konsinye ihraç talepleri Müsteşarlığın görüşü alındıktan sonra, bunun dışında kalan mallara ilişkin talepler ise doğrudan ihracatçı birliklerince sonuçlandırılır. Konsinye ihracata izin verilmesi halinde ihracatçı birliklerince gümrük beyannamesi üzerine konsinye ihracat meşruhatı düşülerek onaylanır. Konsinye ihracat meşruhatı düşülerek onaylanan gümrük beyannamelerinin 90 (doksan) gün içinde gümrük idarelerine tevdii gerekmektedir. İhracatçılar, konsinye olarak gönderilen malların kesin satışının yapılmasını müteakip 30 (otuz) gün içinde durumu, kendileri tarafından düzenlenmiş kesin satış faturası veya örneği ve gerekli diğer belgeler ile birlikte izni veren ihracatçı birliklerine ve aracı bankaya bildirirler. Konsinye olarak gönderilen malların fiili ihraç tarihinden itibaren bir yıl içinde kesin satışının yapılması gerekir. Bu süre, bitiminden önce başvurulmak kaydıyla haklı ve zorunlu nedenlerle izni veren merci tarafından toplam bir yıla kadar uzatılabilir. Süresi içinde satışı yapılan malların Kambiyo Mevzuatı'na göre bedellerinin, satılamaması halinde ise malların Gümrük Mevzuatı çerçevesinde yurda getirilmesi gerekir. E- İthal Edilmiş Malların İhracı İthalat Rejimi çerçevesinde ithal edilmiş ve vergileri ödenmiş bulunan yabancı menşeli yeni veya kullanılmış malların ihracı özellik arz etmeyen ihracat kapsamında yapılır. Ancak, ihracatın desteklenmesine yönelik mevzuat, yatırım mevzuatı ile Gümrük Mevzuatı'nın mahrecine iade hükümleri saklıdır. F- Serbest Bölgelere Yapılacak İhracat Serbest bölgelere yapılacak ihracat, İhracat Mevzuatı hükümlerine tabidir. G- Bağlı Muamele Yoluyla Yapılacak İhracat Bağlı muamele veya takas talepleri, yabancı firma veya firmalar ile yapılan bağlı muamele veya takas anlaşması ve Bağlı Muamele Veya Takas Başvuru Formundan altı nüsha eklenmek suretiyle bir müracaat yazısı ile birlikte üye olunan veya bulunulan bölgedeki ihracatçı birliklerine yapılır. Bağlı muamele veya takas anlaşmasının; ithal ve ihraç edilecek malların cinsi, standardı, kalitesi, teslim şekli, teslim yeri, birim ithal ve ihraç fiyatları, değer tutarları ve anlaşmanın geçerlilik süresini içermesi gereklidir. Bağlı muamele veya takas konusu karşılıklı ödemelerin mal veya kısmen nakit ve/veya ölçülebilir olması kaydıyla hizmet ile ödenmesi mümkün bulunmaktadır. Bağlı muamele veya takas izinlerinin süresi, 6 ayı aşmamak kaydıyla firmanın yaptığı anlaşmada yer alan süre kadardır. Bu süre, bitiminden önce başvurmak kaydıyla izni veren merci tarafından iki yıla kadar uzatılabilir. H- Ticari Kiralama Yoluyla Yapılacak İhracat Ticari kiralama yoluyla yapılacak ihracata ilişkin talepler, yurt dışındaki firma veya kuruluşla yapılan; kiralanacak malın cinsi, teknik özellikleri, G.T.İ.P.'u, miktarı, birim fiyatı, değer tutarı, kira süresi, kira bedeli ve bu bedelin ödenme şekil ve zamanı, teslim yeri gibi bilgileri içeren kira sözleşmesi ile birlikte Ticari Kiralama Yoluyla Yapılacak İhracata İlişkin Başvuru Formundan 5 nüsha doldurulmak suretiyle Dış Ticaret Müsteşarlığı'na (İhracat Genel Müdürlüğü) yapılır. Ticari kiralama yoluyla yapılacak ihracatta süre bir yıldır. Bu süre, bitiminden önce başvurulmak kaydıyla haklı ve zorunlu nedenlerle izni veren merci tarafından toplam bir yıla kadar uzatılabilir. Ticari kiralamaya konu malın yurt dışında kesin satışına ilişkin talepler, ticari kiralama yoluyla yapılacak ihracat izninin bitiş tarihinden önce başvurulmak kaydıyla, satış sözleşmesine istinaden Dış Ticaret Müsteşarlığı (İhracat Genel Müdürlüğü) tarafından sonuçlandırılır. Ticari kiralama yoluyla yurt dışına gönderilen malın ve kira bedelinin izin süresinin bitiminden, Ticari kiralamaya konu malın bu Tebliğ'in 5 inci maddesi çerçevesinde kesin satışı halinde satış bedelinin kesin satış faturası tarihinden itibaren 30 gün içerisinde yurda getirilmesi zorunludur. I- Transit Ticaret Transit ticaret talepleri, bu Tebliğ'in ekinde yer alan "Transit Ticaret Formu" düzenlenmek suretiyle bankalara yapılır. Transit ticarete konu olan mallarla ilgili olarak, ithalata ve ihracata ilişkin vergi, resim, harç ve fon tahsil edilmez, Gümrük idarelerince verilebilecek izne istinaden malların Türk gümrük hattını aşarak işçilik görmek üzere fiktif depo veya antrepolara alınması "fiili ithal" hükmünde değildir. Uluslararası anlaşmalarla ticareti yasaklanmış mallar ile Müsteşarlığın madde politikası itibariyle transit ticaretinin yapılmasını uygun görmediği mallar transit ticarete konu olamaz. İthalat ve ihracat yapılması yasaklanmış ülkelerle transit ticaret yapılamaz. J- Bedelsiz İhracat Bedeli yürürlükteki Kambiyo Mevzuatı çerçevesinde yurda getirilmesi gerekli olmaksızın yurt dışına kesin olarak mal çıkışı. a) Gerçek veya tüzel kişiler tarafından götürülen veya gönderilen hediyeler, miktarı ticari teamüllere uygun numuneler ile reklam ve tanıtım eşyaları, b) Daha önce usulüne uygun olarak ihraç edilmiş malların bedelsiz gönderilmesinin ticari örf ve adetlere uygun parçaları, fireleri ile garantili olarak ihraç edilen malların garanti süresi içinde yenilenmesi gereken parçaları, c) Yabancı misyon mensuplarının, Türkiye'de çalışan yabancıların, yurt dışına hane nakli suretiyle gidecek Türk vatandaşlarının, daimi veya geçici görevle yurt dışına giden kamu görevlilerinin, bu durumlarının ilgili mercilerce belgelenmesi şartıyla beraberlerinde götürecekleri, gönderecekleri veya adlarına gönderilecek eşya ve taşıtlar, d) Yurt dışında yerleşik tüzel kişiler, yabancı turistler ve yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlarının beraberlerinde götürecekleri, gönderecekleri veya adlarına gönderilecek eşya ve taşıtlar. (a) ve (b) bendlerinde yer alan mallardan değeri l0.000 ABD dolarını aşmayanların bedelsiz ihraç talepleri, Bedelsiz İhracat Formu doldurulmak suretiyle doğrudan gümrüklere yapılır. Değeri l0.000 ABD dolarından fazla olanların bedelsiz ihraç talepleri, Bedelsiz İhracat Formundan 3 nüsha doldurulmak suretiyle ilgili ihracatçı birliğine yapılır. İhracatçı birliği değeri 25.000 ABD Dolarına kadar olan bedelsiz ihraç taleplerini kendileri sonuçlandırır. 25.000 ABD Dolarının üzerindeki talepleri görüşleriyle birlikte Dış Ticaret Müsteşarlığı'na intikal ettirirler. (c) ve (d) bendleri çerçevesinde yapılacak bedelsiz ihracata, doğrudan gümrüklerce müsaade edilir. Bedelsiz ihraç izinlerinin geçerlilik süresi 1 yıldır. Kanun, Kararname ve uluslararası anlaşmalarla ihracı yasaklanmış malların bedelsiz olarak ihracına izin verilmez. İhracı kendi mevzuatı uyarınca belli bir merciin ön iznine bağlı malların bedelsiz olarak ihracı, ilgili merciin ön iznine istinaden mümkündür. Bedelsiz ihracat yoluyla yurt dışına gönderilen mal ve eşyalar, ihracatta uygulanan desteklerden yararlandırılmaz. Bedelsiz ihracat, Türk Standartlarının Uygulanması Hakkındaki Tüzük hükümlerine tabi değildir. (a), (c) ve (d) bendleri kapsamında yapılacak bedelsiz ihracatta ihracatçı birliğine üye olma şartı aranmaz.
DIŞ TİCARETTE TESLİM ŞEKİLLERİ (Incoterms) Uluslararası ticarete taraf olan firmalar farklı ülkelerde bazen ayrı kıtalarda yerleşik bulunmakta olup, çoğunlukla birbirlerini tanımamaktadırlar. Mallar, ülkeler ve kıtalar arası taşımalara konu olmakta, bu taşımalar sırasında mallarla ilgili olarak ceşitli risk ve maliyetler ortaya çıkmaktadır. Bu maliyet ve risklerin ihractçıya mı yoksa ithalatçıya mı ait olacağının taraflar arasındaki görüşmeler sırasında tesbit edilmesi ve ticari sözleşmelerin buna göre yapılması gerekmektedir.Örneğin, taşıma işleminin kimim tarafından organize edileceği, taşıma bedelinin kim tarafından ödeneceği, taşıma sırasında malların hasara uğraması, kaybolması, çalınması gibi risklere karşı hangi tarfın tedbir alacağı, alıcının ödediği mal bedelinin neleri içerip neleri içermediği hususlarının baştan karara bağlanması gerekmektedir Uluslararası Ticaret Odası, çağımızın ticari teamüllerini göz önünde bulundurarak, alıcı ve satıcın yükümlülük, maliyet ve risklerinin sınırlarını belirleyen çeşitli kavramlar tanımlamıştır. Incoterms denilen bu kavramlar, Uluslararası Ticaret Odasının 500 Sayılı Broşürü olarak yayımlanmıştır. İhracatçı ve ithalatçı firmalar, aralarındaki pazarlık görüşmeleri esnasında yukardaki hususlarla ilgili bütün detayları ayrı pazarlık konusu etme gereği bulunmamaktadır; bunun yerine, incoterms konusunda bilg sahibi olmaları ve pazarlıklarını kendilerine uygun gelen teslim şeklini ifade edecek kavram üzerinden yapmaları yararlı olacaktır. Dış ticarette kullanılan teslim şekilleri (incoterms), Uluslararası Ticaret Odası'nın tanımalamarı ışığıda aşağıda şekilde açıklanmıştır. 1. EXW (Ex Works): Ticari İşletmede Teslim 2. FCA (Free CARRIER): Taşıcıya Teslim 3. FAS (Free Alongside): Gemi Doğrultusunda Teslim 4. FOB (Free on Board): Gemi Bordasında Teslim 5. CFR (Cost and Freight): Mal Bedeli veya Navlun 6. CIF (Cost, Insurance and Freight): Mal Bedeli, Sigorta ve Navlun 7. CPT (Carriage Paid To): Taşıma Ücreti Ödenmiş Olarak Teslim 8. CIP (Carriage and Insurance Paid To): Taşıma Ücreti ve Sigorta Ödenmiş Olarak Teslim 9. DAF (Delivered At Frontier): Sınırda Teslim 10. DES (Delivered Ex Ship): Gemide Teslim 11. DEQ (Delivered Ex Quay): Rıhtımda Teslim 12. DDU (Delivered Duty Unpaid): Gümrük Resmi Ödenmemiş Olarak Teslim 13. DDP (Delivered Duty Paid): Gümrük Resmi Ödenmiş Olalrak Teslim
A) TİCARİ İŞLETMEDE TESLİM / EX WORKS (EXW) "Ex works" satıcının malları işletmesinde (fabrika,depo v.s.) alıcı emrine hazır tutmakla teslim yükümlülüğünü yerine getirdiği anlamındadır. Satıcı, aksi kararlaştırılmadıkça malın alıcı tarafından sağlanan bir araca yüklenmesinden yada malların ihraç gümrüğünden geçirilmesinden sorumlu değildir. Alıcı bu noktadan itibaren varış yerine değin , malın taşınması ile ilgili tüm gider ve risklerin yükümlülüğünü taşır. Bu terim tüm satış şekilleri içinde satıcı için en az yükümlülüğü ihtiva eden bir satış şeklidir. Bu teslim şeklinde sözleşmede belirtilen satış bedeline yalnızca ambalajlanmış mal bedeli dahildir. Yani teslim tarihinden itibaren her türlü nakliye, yükleme, boşaltma ve sigorta masrafları alıcı tarafından ödenmektedir. B) TAŞIYICIYA TESLİM / FREE CARRIER (FCA) Bu terim ile satıcının teslim yükümlülüğü, malların ihraç gümrüğünden geçirilip, alıcı tarafından belirlenen taşıyıcıya, belirlenen yer yada noktada teslimi ile son bulur. Eğer alıcı tarafından kesin bir teslim yeri belirtilmemişse, satıcı taşıyanın malları teslim alacağı yer civarında bir yer belirleyebilir. Ticari uygulamalar taşıyıcı ile sözleşme yapılabilmesi için satısının yardımını gerektirirse (Örneğin demir ve hava yolu taşımacılığında) satıcı riziko ve masraflar alıcıya ait olmak üzere hareket edebilir. C) GEMİ DOĞURULTUSUNDA TESLİM / FREE ALONGSIDE SHIP (FAS) Bu terim ile satıcının teslim yükümlülüğü, belirlenen limanda malların gemi doğrultusunda rıhtım veya mavnaya konmasıyla sona erer. Bu da, bu andan itibaren, malla ilgili tüm gider, yitik veya hasar rizikolarının alıcı tarafından üstlenilmesi anlamındadır. Malın yükleme, boşaltma , nakliye ve sigorta masrafları alıcı tarafından ödenir. FAS'da sözleşmede belirtilen satış bedeline hem mal bedeli, hem de rıhtıma kadar yapılan nakliye ücreti dahildir. Bu terim, alıcının ihraç için malları gümrükten çekmesi gerektiğini belirtir. Alıcı doğrudan yada dolaylı olarakj ihraç işlemlerini yerine getirmeyecekse kullanılmamalıdır. Bu terim yalnızca deniz veya içsu taşımacılığında kullanılır. D) GEMİ BORDASINDA TESLİM / FREE ON BOARD (FOB) Bu terim ile satıcının teslim yükümlülüğü belirlenen yükleme limanında mallar gemi küpeştesini açtığı andan itibaren yerine getirilmiş olur. Mallarla ilgili tüm gider yitik veya hasar rizikoları bu noktadan itibaren alıcı tarafından üstlenilir. Eğer gemi küpeştesi pratikte birşey ifade etmiyorsa (örneğin roll-on/roll-off veya konteyner taşımacılığında olduğu gibi) FCA teriminin kulanılması daha doğru olur.
E) MAL BEDELİ veya NAVLUN / COST AND FREIGHT( CFR) Bu terim ile satıcı belirlenen varış limanına malı gönderebilmek için gerekli tüm giderleri ve navlunu ödemek zorundadır. Ancak malla ilgili yitik bir hasar rizikoları ile giderlerde görülebilecek artış, yükleme limanında malların gemi küpeştesini geçmesi anından itibaren satıcıdan alıcıya devredilmiş olur. CFR terimi satıcının ihraç için malları gümrükten geçirmesi gerektiğini belirtir. F) MAL BEDELİ, SİGORTA ve NAVLUN / COST, INSURANCE AND FREIGHT (CIF) Bu terim ile satıcı CFR'deki yükümlülüklerine aynen sahiptir. Ancak ek olarak, malların taşınması sırasında yitik veya hasar rizikosuna karşı deniz sigortası temin etmek durumundadır. Satıcı sigorta sözleşmesini yapar ve sigorta primini öder. Alıcı bu terim ile satıcının sigortada sadece minimum kuvertür temin etme yükümlülüğü bulunduğunu bilmelidir. Bu terim satıcının ihraç için malları gümrükten geçirmesi gerektiğini belirtir. Bu terim sadece deniz ve iç su taşımacılığında kullanılır. Eğer gemi küpeştesi pratikte birşey ifade etmiyorsa CIP terimini kullanmak daha uygun olur. G) TAŞIMA ÜCRETİ ÖDENMİŞ OLARAK TESLİM / CARRIAGE PAID TO (CPT) Bu terim satıcının, malın kararlaştırılan varış yerine kadar taşınması için gerekli navlunu çdediği anlamına gelir. Malın yitik ve hasarına ait rizikolarla birlikte taşıyıcıya teslimden itibaren doğabilecek ek masraflar, malların taşıyıcının nezaretine verilmesinden itibaren satıcıdan alıcıya geçer. Taşıyıcı bir taşıma sözleşmesinde demir, kara, deniz, hava, içsu taşımacılığı yada bunların birleşmesi sonucu ortaya çıkan taşımacılık işlemini üstlenen kimsedir. H) TAŞIMA ÜCRETİ ve SİGORTA ÖDENMİŞ OLARAK TESLİM / CARRIAGE AND INSURANCE PAID TO (CIP) Bu terim ile satıcı CPT'deki yükümlülüklerine aynen sahiptir. Ancak ek olarak malların taşınması sırasında yitik veya hasar rizikosuna arşı kargo sigortası temin etmek durumundadır. Satıcı sigorta sözleşmesini yapar ve sigorta primini öder . I) SINIRDA TESLİM / DELIVERED AT FRONTIER (DAF) Bu terim satıcının teslim yükümlülüğünün, malların ihraç için gümrükten geçirilip, sınırda belirlenen yer yada noktada ancak bitişik ülkenin gümrük sınırndan önce emre hazır tutulmasıyla sona ermesini ifade eder. Sınır terimi , ihraç ülkesinin sınırı da dahil olmak üzere herhangi bir sınır için kullanılabilir. Dolayısıyla, terimin içinde sözkonusu sınırın her zaman nokta ya da yer belirtilerek kesin şekilde tanımlanmış olması hayati olarak önem taşımaktadır. J) GEMİDE TESLİM / DELIVERED EX SHIP (DES) Bu terim ile satıcının teslim yükümlülüğü, malı belirlenen varış limanında, gemi bordasında, ithal gümrüğünden geçirmeden alıcının emrine hazır tutmakla sona erer. Satıcı, malların belirlenen varış limanına getirilmesi için gereken tüm gider ve rizikoları üstlenir. Bu terim sadece deniz veya içsu taşımacılığı için kullanılabilir. K) RIHTIMDA TESLİM ( GÜMRÜK VERGİ ve HARÇLARI ÖDENMİŞ OLARAK) / DELIVERED EX QUAY(Duty Paid) (DEQ) Rıhtımda Teslim (Gümrük Vergi ve Harçları Ödenmiş Olarak) Bu terim ile satıcının teslim yükümlülüğü, malları belirlenen varış limanında ithal gümrüğünden geçirilmiş olarak, rıhtım üzerinde alıcı emrine hazır tutmakla sona erer. Satıcı, malların o noktaya kadar taşınmasıyla ilgili vergi, resim ve diğer harçlarda dahil olmak üzere tüm riziko ve giderleri üstlenir. Bu terim satıcı dolaylı yada dolaysız yoldan ithal lisansi sağlayamayacaksa kullanılmamalıdır. Eğer taraflar malların alıcı tararfından gümrükten geçirilmesi ve gümrük vergilerinin ödenmesini istiyorlarsa "dutiy paid" yerine "duty unpaid" terimini kullanmalıdır. Eğer taraflar satıcının yükümlülükleri arasından malların ithali için ödenecek bir takım giderleri çıkarmak istiyorlarsa (KDV gibi) bunu, bu etkiyi yaratacak sözcükler ekleyerek kesinleştirmelidirler. L) GÜMRÜK RESMİ ÖDENMEMEİŞ OLARAK TESLİM / DELIVERED DUTY UNPAID (DDU) Bu terim ile satıcının teslim yükümlülüğü, malların ithal ülkesinde, belirlenen yerde emre hazır tutulması ile sona erer. Satıcı, malların o noktaya kadar taşınması ve gümrük formalitelerinin yerine getirilmesi ile ilgili riziko ve giderleri üstlenmek durumundadır (İthalat için ödenmesi gereken vergi resim ve harçlar hariç). Alıcı malların zamanında ithal için gümrükten çekilmemesinden kaynaklanan ek gider ve rizikoları üstlenmek durumundadır. Eğer taraflar satıcının gümrük formalitelerini yerine getirip bundan doğabilecek gider ve rizikoları üstlenmesini istiyorlarsa bunu, bu etkiyi yaratacak sözcükler ekleyerek kesinleştirmelidirler. Eğer taraflar satıcının yükümlülüklerine malların ithali için gerekli bazı giderleri eklemek istiyorlarsa (KDV gibi) bunu, bu etkiyi yaratacak sözcükler ekliyerek kesinleştirmelidirler. Bu terim taşıma şeklinden bağımsız olarak kullanılabilir. M) GÜMRÜK RESMİ ÖDENMİŞ OLARAK TESLİM / DELIVERED DUTY PAID (DDP) Bu terim ile satıcının teslim yükümlülüğü, malların ithal ülkesinde belirlenen yerde emre hazır tutulması ile sona erer. Satıcı, malların o noktaya kadar taşınması, ithal gümrüğünden geçirilmesi için gerekli vergi, resim ve diğer harçlar dahil olmak üzere riziko ve giderleri üstlenmek durumundadır. EXW terimi satıcı için ne kadar az yükümlülük ifade ediyorsa, DDP terimi de o kadar çok yükümlülük ifade etmektedir.
TÜRKİYE İHRACATININ GELİŞİMİ 1923-1930 DÖNEMİ • Yeni Türkiye Cumhuriyetin ilk yıllarına bakıldığında, sınai ve ticari altyapı bakımından Osmanlı’dan pekde parlak olmayan bir miras devraldığı görülmektedir. Son dönemlerinde oluşturulmaya çalışılan ulusal sermaye yaratma çabaları sonucunda filizlenmeye başlayan ve sayıları ve güçleri çok az olan bir grup insan gözardı edilecek olursa, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkler daha çok askerlik ve bürokrasi alanlarında faaliyet göstermişler, sanayi ve ticaret ile fazla ilgilenmemişlerdir. Bu nedenle, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ticaret ve sanayide azınlıklar faaliyette bulunmuşlardır. • Herşeye rağmen 19. yüzyılın başlarında Osmanlı imparatorluğunda ufak atölyelerde icra edilen ve loncalar halinde örgütlenmiş bir sanayi mevcut olduğu görülmektedir. Pamuk ipliği, bez, ipekli kumaş ihracını gerçekleştiren bu sanayi,özellikle tanzimattan sonra çökmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar, dış ticaret hammadde ihraç eden, mamül madde ithal eden bir yapıda oluşmuştur. • 1923 yılına gelindiğinde Türk ulusu 8 yıl süren savaş ve 4 yıllık bağımsızlık mücadelesinden yeni çıkmış, kömür, bakır, kurşun işletmeleri, Feshane, Hereke, Zeytinburnu gibi devlet fabrikaları, yabancılara ait mensucat, çimento ve zeytinyağı işletmelerinden ibaret olan sanayinin büyük çoğunluğu İzmir ve İstanbul çevresinde bulunduğundan, işgal ordularınca büyük hasara uğratılmıştır. • Bunlara ek olarak, dış ticaretin gelişimi açısından önemli olan fiziki altyapının durumu da pek parlak değildir. İmparatorluktan Cumhuriyete 4.138 km demiryolu kalmıştır. İzmir ve İstanbul dışında ise ticarete elverişli liman mevcut değildir. • Ticaret ve sanayi alanındaki bu olumsuz manzaraya paralel olarak Lozan Antlaşmasının dış ticaret rejimi ile ilgili bölümleri de genç Cumhuriyetin karşı karşıya bulunduğu bir diğer sorunu oluşturmaktadır. Zira, Lozan Antlaşması hükümlerine göre yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, dış ticaret alanında 1929 yılına kadar Osmanlı Dönemi’de (1.9.1916 tarihli) belirlenen spesifik Gümrük Tarifelerini uygulamıştır. Ancak, Gümrük Tarifelerindeki Gümrük Resmi miktarlarına katsayı uygulanarak vergi alınması yoluna gidilerek Gümrük Resmi konsolide edilmiştir. Lozan Anlaşması’nın bu hükümleri nedeniyle yeni cumhuriyetin ve onun yöneticilerinin "ulusal ekonomi" yaratma amaçları doğrultusunda kararlar alması engellenmiştir. İlk kez 1929 yılında ulusal bir gümrük tarifesi uygulanmaya başlanmıştır. • Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yıllarında, İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlar doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti liberal sayılabilecek bir ekonomik politikası izlemeye çalışmış, ekonomik kalkınmayı özel sektör -bu arada yabancı sermayeye de olumsuz bir tavır takınılmamıştır- vasıtasıyla gerçekleştirmeye çalışmıştır. • 1923 yılında ihracat 50.8 milyon dolar, ithalat ise 86.9 milyon dolar iken bu rakamlar 1930 yılında sırasıyla 71.4 ve 69.5 milyon dolar düzeyine yükselmiştir. Bu dönemde 1930 yılı hariç olmak üzere tüm yıllarda dış ticaret dengesi sürekli açık vermiştir. • İhracatın sektörel dağılımına bakıldığında ise, tarımsal ürünlerin payının % 86 gibi çok yüksek bir düzeyde olduğu, sanayi mallarının payının ise % 8.6 olarak gerçekleştiği görülmektedir. İhraç ürünlerimizin tamamına yakın bölümünü yaprak tütün, ç.k. üzüm, pamuk, fındık, zeytinyağı, tiftik, gülyağı oluşturmuştur. • Bu dönemde dış ticaretin ülke bazında dağılımına bakıldığında bugüne benzer bir tablo ile karşılaşılmaktadır. İhracatımızda ilk sıralarda yer alan ülkelerin büyük oranda bugünkü durum ile büyük ölçüde örtüştüğü görülmektedir. İhracatımızda ilk sıralarda yer alan ülkeler sırasıyla; İngiltere, İtalya, Fransa, Almanya ve ABD olmuştur. Dönem sonlarına doğru Almanya’nın dış ticaretimizdeki payının yükselmeye başladığı görülmektedir.
1930-50 DÖNEMİ • Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin genel ekonomi ve dış ticaret politikalarında radikal değişikliklere gitmesi, 1929 yılından sonraya rastlamaktadır. 1929 yılından itibaren ithalatta gümrük vergisi uygulama hakkının doğması ve 1929 Dünya Ekonomik Buhranı'nın da etkisiyle, uzun bir süre tamamen "korumacı ve müdahaleci" bir Dış Ticaret Rejimi uygulanmaya başlamıştır. Bu dönem içinde, ekonomi politikasının temel hedefi, kendi kendine yeterli bir ekonomik yapı oluşturmak olarak belirlenmiş, ihracat ekonomik hedefler arasındaki öncelik sıralamasında daha geride kalmıştır. Söz konusu dönemde, iç piyasaların temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelen ve hammaddesi yurtiçinden sağlanabilen endüstriler kurulmaya çalışılmış ve bu endüstriler yüksek gümrük tarifeleri ve kambiyo denetim uygulamaları ile korunmuştur. • 1933-1938 dönemi hızlı bir sanayileşme ve inşa dönemidir. Devletin fabrika kurmak ve işletmek suretiyle ekonomik hayata aktif müdahalesi olmuştur. Devlet ekonomiye 5 Yıllık Ekonomik Planlarla müdahale etmiştir. 1933-37 yılları arasında 1. Beş Yıllık Sanayi Planı uygulanmış olup, Plan kapsamında, Kayseri, Nazilli, Ereğli, Malatya İplik ve Dokuma; İzmir Kağıt Sanayi, Kütahya Seramik Fabrikası, Karabük Demir Sanayi, İzmit Süper Fosfat, Isparta Gülyağı Fabrikaları kurulmuştur. Ancak, İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlanmasına rağmen, ikinci dünya savaşının çıkması üzerine uygulanamamıştır. • Bu dönemde ihracat da dahil olmak üzere dış ticaret ve dış ekonomik ilişkiler, 1930 tarihinde çıkarılan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, yine aynı tarihli 1705 sayılı “Ticarette Tağşişin Men’i ve İhracatın Murakabesi ve Korunması Hakkındaki Kanun” ve bu Kanunda değişiklik yapan ve 1936 tarihinde çıkarılan 3018 sayılı Kanun ile düzenlenmiş, bir başka deyişle kontrol altına alınmıştır. Ayrıca, dış ticarette örgütlenme gereğinden hareketle Atatürk’ün imzasıyla “Doğu ve Cenub Vilayetleri Mıntıkası Canlı Hayvan İhracatçıları Birliği T.A.Ş.” kurulmuştur. • Özellikle savaş yıllarında dış ticaret rejimimizi sınırlayan ve kontrol altına alan bir sistem oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda 1939 yılında kamu kuruluşu niteliğinde Takas Limited Şirketi ve 1941 yılında Ticari Tediyeleri Tanzim Komitesi kurulmuştur. Ayrıca 1940 yılında çıkarılan Milli Korunma Kanunu ise hükümete ihracat ve ithalatı sınırlama yetkisi vermiştir. • 2. Dünya Savaşı sonrasında, uluslararası ticareti serbestleştirme çabalarına paralel olarak Türkiye’de dış ticaret alanında bazı önemli adımlar atmıştır. 1946 yılında TL % 116 oranında devalüe edilmiş (1 $= 2.80 TL), ithalattaki sınırlamalar azaltılmış, 1947 yılında Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC) ve Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasına taraf olunmuş ve 1949 yılında yeni bir Gümrük Kanunu yürürlüğe konulmuştur. • 1946 yılına kadar -1938 yılı hariç- dış ticaret dengesinin fazla verdiği görülmektedir. Ancak, yapılan devalüasyona rağmen, ithal sınırlamalarının kaldırılması ve ihraç mallarımızın arz elastikiyetinin düşük olması nedeniyle 1947 yılından başlamak üzere dış ticaret dengesi açık vermeye başlamıştır. 1930 yılında 71.4 milyon dolar olan ihracat ilk kez 1937 yılında 100 milyon doları aşmış ve 109.2 milyon dolar olmuştur. 1950 yılına gelindiğinde ise bu rakam 263.4 milyon dolar düzeyine yükselmiştir. Yine aynı şekilde 1930 yılında 69.5 milyon dolar olan ithalatımız 1938 yılında 118.9 milyon dolar 1950 yılında ise 285.7 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.
1950-60 DÖNEMİ • 1950'li yılların başında, politik hayatta ve dünya ekonomi konjonktürün de yaşanan gelişmelere de bağlı olarak daha liberal bir dış ticaret politikası izlenmeye başlanmıştır. Nitekim 29.5.1950 tarihinde Başbakan tarafından TBMM’nde okunan hükümet programında “iktisadi ve mali görüşlerimizin esası, bir taraftan devlet müdahalelerini asgariye indirmek, diğer taraftan iktisadi sahada devlet sektörünü mümkün olduğu kadar daraltmak ve buna mukabil emniyet vermek suretiyle hususi teşebbüs sahasını mümkün olduğu kadar genişletmektir” ifadeleri ile ekonomi politikalarının ana hedefleri ortaya konulmuştur. • Bu serbestleşme çabaları sonucunda 1950-52 yılları arasında ithalat % 65 oranında libere edilmiştir. Dış ticaret alanında 1953 yılına kadar devam eden bu süreç başgösteren döviz sıkıntısı nedeniyle bu tarihten itibaren itibaren yavaş yavaş terkedilmeye başlamıştır. 1950’li yılların başında yapılan liberalizasyon ithalatın, tarımsal ürünlerin üretiminde görülen artış ise ihracatın artmasında etkili olmuştur.Ancak, 1953 yılından sonra alınmaya başlayan tedbirler neticesinde ithalat dönem sonuna kadar devamlı düşmüş, ancak bu dönemde dış ticaret dengesi sürekli açık vermeye devam etmiştir. • Nitekim, dış ticaret açığının sürekli artması neticesinde, 1958 yılından sonra bazı istikrar tedbirleri alınmış, büyük oranlı bir devalüasyonla birlikte (1$ = 9TL) ithalat, tarife ve miktar kısıtlamalarıyla kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. 1957 yılında 345 milyon dolar seviyesine kadar yükselen ihracat, tarımsal gelişmenin durması, yükselen iç fiyatlara rağmen sabit kur politikasının sürdürülmesi ve sübvansiyon politikalarının ihracatı caydırıcı şekilde uygulanması neticesinde, 1958 yılında 247 milyon dolar seviyesine gerilemiştir. Bu dönemin temel özellikleri; kronik dış açık, geniş çapta hava şartlarına bağımlı bir ihracat ve dış yardım ve kredi imkanlarıyla sınırlanan ithalat hacmi olarak özetlenebilir. Bu gelişmeler neticesinde, 1948 yılında yüzde 0.34 olan ülkemiz ihracatının dünya ihracatındaki payı 1958 yılında yüzde 0.23’e gerilemiştir. • Şüphesiz bu dönemin en önemli gelişmelerinden birisi de, 1959 yılında o zamanki adıyla AET’ye üyeşik başvurusunun yapılması olmuştur. • Bu dönemde ihracatın % 70 kadarını tarımsal mallar oluşturmuştur. Belli başlı ihraç ürünlerimiz ise; tütün, fındık, kuru meyvalar, pamuk ve tahıl gibi hammadde niteliğinde tarımsal ürünlerden oluşmaktadır.
1960-70 DÖNEMİ • 1960 yılından sonra, ekonomik ve dış ticaret politikalarında radikal değişikliklerin yapıldığı yeni bir döneme girilmiştir. "Planlı Kalkınma Dönemi" olarak adlandırılan bu dönemde ekonomi beşer yıllık planlarla yönlendirilmeye çalışılmıştır. • Bu dönemde dış ticaret stratejisi olarak "İthal İkameci" politikalar uygulanmaya başlanmış ve bu yolla sanayileşmeye çalışılmıştır. 1960-70 yılları arasında ithal ikamesi stratejisi çok daha yoğun bir şekilde uygulanmış ve ihracat özendirilmekten ziyade caydırılmış ve sadece iç pazara yönelik üretim yapan sanayiler kurulmuş, bu sanayilerde yüksek koruma duvarlarıyla korunmaya çalışılmıştır. • Bununla birlikte, İhracat I. Beş Yıllık Plan hedeflerini aşmış ancak yapısında değişim olmamıştır. Sanayi ürünlerinin payı dönem boyunca artmamış hatta bazı yıllar azalış göstermiştir. Tarım ürünlerinin payında ise tam tersine bir artış yaşanmış ve % 80 düzeyine yükselmiştir. 5 yıllık süre boyunca ihracat ortalama % 7.6, toplam 5 yılda ise % 38 oranında artış göstermiştir. 1960 yılında 320.7 milyon dolar olan ihracat, 1970 yılına gelindiğinde 588 milyon dolara;1960 yılında 468 milyon dolar olan ithalat ise 1970 yılında 948 milyon dolara ulaşmıştır. • Bu dönemdeki önemli bir diğer gelişme ise 1963 yılında AET ile imzalanan “Ortaklık Anlaşması” olmuştur. Yine bu Anlaşma uyarınca öngörülen Geçiş Süreci de bu tarihler arasında yaşanmıştır. • 1963 yılında İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi kurulmuştur.
1970-1980 DÖNEMİ • 1970'li yıllarda ise, geniş kapsamlı vergi iadesi uygulamaları ile sanayi ürünleri ihracatını özendirici politikaların izlendiği görülmektedir. Ancak, dünya konjonktöründeki olumsuzlukların da etkisiyle bu çabalar yeterli olmamış ve özellikle uygulanan sabit kur politikası, iç talepteki genişleme ve arzın belirli mallarda yetersiz kalması sonucu ihraç edilebilir ürün fazlası daralmış ve Türkiye’nin ihracatının dünya ihracatı içindeki payı sürekli olarak gerileme göstermiştir. Nitekim, 1973 yılında yüzde 0.24 olan bu oran 1979 yılında yüzde 0.14 düzeyine kadar gerilemiştir. • 1970’li yılların başında ve sonlarında görülen iki büyük Petrol Krizi Türkiye’yi de olumsuz yönde etkilemiştir. İhracat gelirinin büyük bir kısmı ancak petrol ithalatını karşılayacak düzeye gelmiştir. Ayrıca, 1974 yılı Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında, ABD’nin ülkemize ambargo koyması dış ticaretimizi olumsuz yönde etkilemiştir. 1970’li yılların sonunda ödemeler dengesindeki açık büyümüş, ekonomik ve siyasi istikrarsızlık artmış, döviz darboğazı üretimi durma noktasına getirmiştir. • 3. Beş Yıllık Planın da uygulandığı bu dönemde, ithalat hızla artarken, ihracat fazla bir gelişme gösterememiştir. 1971 yılında ithalatımız, 1973 yılında ise ihracatımız ilk kez 1 milyar doları aşmıştır. İhracatın mal gruplarına bakıldığında, tarım ürünleri ilk sıralarda yer alırken, sanayi ürünlerinin payında belli bir yükselme yaşandığı ve % 27’ler düzeyine yükseldiği görülmektedir.
1980-1990 DÖNEMİ • 1980 yılı Türk ekonomisi ve dış ticaret politikaları açısından çok önemli bir dönüm noktasıdır. 1970’li yıllarda yaşanan 2 petrol krizi sonrasında dünya ekonomik konjonktöründe başgösteren olumsuz gelişmelere paralel olarak Türkiye ekonomisinde de yaşanmaya başlayan sorunlar, radikal kararların alınmasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu nedenle, 24 Ocak Kararları olarak bilinen geniş kapsamlı bir ekonomik paket uygulamaya konulmuştur. • Temel amacı ülke ekonomisinin serbest piyasa mekanizması kurallarına göre işlemesini sağlamak ve dünya ekonomisi ile bütünleşmeyi gerçekleştirmek olan bu ekonomik program ile birlikte Türkiye, ülke ekonomisini dışa kapalı bir hale getiren ithal ikamesine dayalı sanayileşme stratejisini terketmiş ve “ihracata dayalı sanayileşme” stratejisini benimsemiştir. • İhracatta önem arzeden ulaşım, haberleşme ve diğer altyapı yatırımları hız kazanmıştır. İhracatçılık saygın bir bir meslek haline gelmiş ve ihracat seferberliği başlatılmıştır. • Bu dönemde, ihracat ile ilgili bürokratik engeller büyük ölçüde azaltılmıştır. Nitekim, 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Kanunu ile ilgili olarak Temmuz 1984 tarihinde çıkarılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 30 Sayılı Karar, 1989 tarihine kadar kambiyo rejiminin esasını oluşturmuş, bu tarihte yapılan değişiklikle her türlü dövizin ithali serbest bırakılmıştır. 1990 yılında Kambiyo Rejimi daha da liberalleştirilerek Türk Lirası’sının konvertibilite özellikleri güçlendirilmiş ve 32 sayılı Karar'da yapılan değişiklikle, TL ile ihracat ve ithalat serbest bırakılmıştır. • Anılan dönemde, “Dış Ticaret Sermaye Şirketleri” (DTSŞ) teşvik edilerek bu şirketlerin pazar bulma, dış ticaret işlemlerini yürütme, tanıtım gibi hizmetleri yapması düşünülmüştür. Bu sistemin temelinde büyük firmaların beraberinde getireceği avantajlardan faydalanma isteği bulunmaktadır. 1980'li yılların başındaki "ihracat seferberliği"nin temeli de bu büyük şirketlere dayalı bir modele oturtulmuştur. Nitekim, 1981-89 döneminde DTSŞ’nin ihracattaki payı %35 civarında gerçekleşmiştir. 1990’lı yıllara gelindiğinde ise, ülke ekonomisinde ve istihdamında çok önemli bir yere sahip olan Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin biraraya gelmesi ve işletmelerin “Sektörel Dış Ticaret Şirketleri” adı altında kurulan çok ortaklı şirketler aracılığıyla ihracat yapmaları gündeme gelmiştir. • 24 Ocak 1980 Kararları çerçevesinde, gerçekleştirilen devalüasyon sonucu TL’nin değeri ABD Doları karşısında %49 oranında düşürülmüş ve iç talep kısılarak ihracata ivme kazandırılması amaçlanmıştır. Sabit kur uygulamasından günlük olarak ayarlanan esnek kur sistemine geçilmiş ve bu sayede gerçekçi kur politikası uygulanmaya çalışılmıştır. Başta parasal ve nakdi teşvikler olmak üzere ihracat değişik destek unsurları ile teşvik edilmiştir. • Dış ticaret rejiminin liberalleştirilmesi 1983 yılından sonra artan bir hızla sürdürülmüş, ithalatta pozitif listeden, negatif listeye geçilmiş, miktar kısıtlamaları yerine tarife uygulaması ön plana çıkarılmış, koruma oranları giderek düşürülmüştür. • İhracat Rejimi zaman içinde yapılan değişiklik ve düzenlemeler ile tescil, lisans ve ruhsat uygulamaları yürürlükten kaldırılarak, ihracat serbestisi prensibi getirilmiştir. • İhracatı artırmak için hukuki düzenlemelere ilave olarak ihracatçılara, vergi iadesi, gelir vergisi istisnası, döviz tahsisi, gümrük muafiyetli hammadde ithalatı ve ihracat kredileri gibi bazı parasal ve mali teşvikler sağlanmıştır. Ayrıca, yine ihracatçılara Kaynak Kullanımı Desteklema Fonu ve Destekleme Fiyat İstikrarı Fon’undan finansman desteği sağlanmıştır. 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren, ihracatçıların kendi ayakları üzerinde durmaya başlaması ile 1990’lı yıllara doğru nakit teşvik uygulamasına yavaş yavaş son verilmeye başlanmış, ihracat kredi ve sigorta yolu ile desteklenmeye başlamıştır. • Türk ihracatçılarının dış pazarlarda rekabet gücünü artırmak ve Türkiye’nin ihracata yönelik stratejisini desteklemek amacıyla 1987 yılında Türk Eximbank kurulmuştur. • 1980’li yılların ortasında, dış ticarette gözlenen artış trendini devam ettirmek, yabancı sermayeyi çekmek ve teknoloji transferini sağlamak ve mamül madde ihracını arttırmak amacıyla “serbest bölge”ler kurulması gündeme gelmiştir. • Yukarıda kısaca özetlemeye çalışılan politikalar sayesinde, ülkemiz dış ticaret hacmi ve özellikle ihracatında önemli artışlar gerçekleşmiş ve ihracatımızın ürün kompozisyonu da büyük oranda değişmiştir.1980 yılında 2.9 milyar dolar olan ihracatımız 1990 yılına gelindiğinde 12.9 milyar dolar düzeyine çıkmıştır. İhracatımız içinde tarım ürünleri payı hızla gerilereken sanayi mallarının payı radikal bir şekilde artış göstermiştir. Nitekim 1980 yılında % 36 olan sanayi ürünlerinin toplam ihracat içindeki payı 1990 yılına gelindiğinde % 80’e ulaşmıştır.
1990-1998 DÖNEMİ • Dünya’nın iki kutuplu yapısının 1990’da S.S.C.B.’nin dağılması sonucu uğradığı değişim ve eski Doğu Bloku ülkelerinin piyasa ekonomisini yerleştirme yönünde adımlar atmasıyla birlikte Türkiye bu yeni pazarlara yönelmeye başlamış ve başta Rusya Federasyonu ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri olmak üzere bu ülkelerle ticari ve ekonomik ilişkilerini süratle geliştirmeye başlamıştır. • Dünya ekonomisi ve ticaretinin liberalleşmesi ve hızlanan küreselleşme eğilimine paralel olarak Türkiye’de dünya ile daha fazla entegrasyonunu sağlayacak çok önemli adımlar atmıştır. Bu çerçevede, Dünya Ticaret Örgütünü kuran ve uluslararası ticarete yeni normlar getiren Uruguay Round Nihai Senedine taraf olmuştur. • Yine bu kapsamda, 1963 yılında başlayan süreç neticesinde 1996 yılından başlamak üzere Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’ne girilmiş ve geleceğin Birleşik Avrupa’sında yer alma isteğini gerçekleştirmek yönünde çok önemli bir adım atmıştır. Gümrük Birliği Anlaşmasının bir gereği olarak Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri ve Akdeniz Ülkeleri ile imzalanan ve imzalanması planlanan Serbest Ticaret Anlaşmaları ile ihracatımızın daha da artması beklenmektedir. • Gerek Dünya Ticaret Örgütü gerek AB ile girilen Gümrük Birliği, dış ticaret rejimimizde köklü değişikliklerin yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu kapsamda, uluslararası normlar doğrultusunda dış ticarete yönelik gerekli uyum çalışmaları yapılmıştır. • Yine bu kapsamda, özellikle 1980 yılından sonra ihracatın artmasında çok önemli bir role sahip olan İhracat Teşvik Mevzuatı’nda da radikal değişiklikler yapılmıştır. Bu çerçevede, uluslararası normlara uygun Dahilde ve Hariçte İşleme Rejimi ile 1.6.1995 tarihinden itibaren yeni Devlet Yardımları uygulanmaya başlamıştır. • Dünya ile entegrasyon çabaları sonucunda; Türkiye ihracatının 1980 yılında dünya ihracatı içerisinde %0,15 olan payı 1998 yılında %0,52 düzeyine çıkmış, 1960’lı yıllarda “yabancı işçi” statüsü ile Avrupa’ya giden Türkler işadamlığına soyunmuş ve faaliyette bulundukları ülkelerde yılın girişimcisi ödülünü almaya başlamışlar ve Türk firmaları Avrupa Kalite Ödülü’ne layık görülmeye başlamışlardır. • 1980 yılında 3-4 bin civarında olan ihracatçı firma sayısı 1999 yılında 24 bini aşmıştır. Dış ticaret ve üretim İstanbul ve İzmir gibi belirli şehirlerde yoğunlaşmakla beraber, son yıllarda Anadolu’daki şehirler de üretim ve ihracatta aktif rol oynamaya başlamışlardır. • 1923 yılında, çoğunluğunu işlenmemiş tarım ürünlerinden oluşan 51 milyon dolarlık ihracat gerçekleştiren ülkemiz 1998 yılına gelindiğinde otomotiv’den elektrik-elektoniğe, kimya’dan konfeksiyona, demir-çelikten işlenmiş tarım ürünlerine kadar binlerce kalem malı dünyanın her köşesine ihraç eden bir ülke konumuna yükselmiştir. 1998 yılı ihracatımız bir önceki yıla göre yüzde 2,7 düzeyinde artmış ve 29.974 milyon dolara yükselmiştir. Türkiye, kriz içerisinde bulunan dünya ekonomisi dikkate alındığında başarılı bir performans göstermiş, değer bazında gerileyen dünya ihracatı ile karşılaştırıldığında, zor küresel koşullar altında bir ihracat artışı göstermiş olmaktadır. • 1998 yılı ihracatının mal grupları itibariyle dağılımına bakıldığında ise, imalat sanayi ihracatının 23,9 milyar dolar, tarım ve ormancılık ürünleri ihracatının 2,7 milyar dolar ve madencilik sektörü ihracatının da 0,4 milyar dolar olarak gerçekleştiği görülmektedir. • 1998 yılı ihracatının ülke ve ülke gruplarına göre ayırımına bakıldığında ise; en önemli ihraç pazarımız olan OECD ülkelerine yönelik ihracat 15.583 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Aynı şekilde Avrupa Birliği'ne yönelik ihracatımız 13.498 milyon dolar olurken, anılan ülkelerin toplam ihracatımız içindeki payı ise yüzde 50 olmuştur. Sözkonusu dönemde OECD üyesi olmayan ülkelere yönelik ihracatımız ise, bir önceki yıla göre değerde yüzde 6,4 oranında azalarak 9.995 milyon dolar olmuş ve genel ihracatımız içerisindeki payı da yüzde 37,1 düzeyinde gerçekleşmiştir. • Seçilmiş Ülke Gruplarına göre ihracatın yapısına bakıldığında ise; İslam Konferansı Teşkilatı’na dahil olan ülkelere yönelik ihracatın 4.378 milyon dolar, Bağımsız Devletler Topluluğu Ülkelerine yönelik ihracatımızın 2.667 milyon dolar ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı ülkelerine yapılan ihracatın da 3.238 milyon dolar olduğu görülmektedir. Ülke sıralamasında ise, ilk sırada 5.460 milyon dolar ile Almanya yer alırken onu sırasıyla ABD, İngiltere, İtalya ve Rusya Federasyonu izlemiştir.
1923-1998 DÖNEMİ TÜRKİYE’NİN DIŞ TİCARET RAKAMLARI YILLAR İHRACAT İTHALAT DENGE HACİM 1923 51 87 -36 138 1924 82 101 -19 183 1925 103 129 -26 232 1926 96 124 -28 220 1927 81 108 -27 189 1928 88 114 -26 202 1929 75 124 -49 199 1930 71 70 1 141 1931 60 60 0 120 1932 48 41 7 89 1933 58 45 13 103 1934 73 69 4 142 1935 76 71 5 147 1936 94 74 20 168 1937 109 91 18 200 1938 115 119 -4 234 1939 100 93 7 193 1940 81 50 31 131 1941 91 55 36 146 1942 126 113 13 239 1943 197 155 42 352 1944 178 126 52 304 1945 168 97 71 265 1946 215 119 96 334 1947 223 245 -22 468 1948 197 275 -78 472 1949 248 290 -42 538 1950 263 286 -23 549 1951 314 402 -88 716 1952 363 556 -193 919 1953 396 533 -137 929 1954 335 478 -143 813 1955 313 498 -185 811 1956 305 407 -102 712 1957 345 397 -52 742 1958 247 315 -68 562 1959 354 470 -116 824 1960 321 468 -147 789 1961 347 510 -163 857 1962 381 622 -241 1.003 1963 368 688 -320 1.056 1964 411 537 -126 948 1965 464 572 -108 1.036 1966 491 718 -227 1.209 1967 522 685 -163 1.207 1968 496 764 -268 1.260 1969 537 801 -264 1.338 1970 588 948 -360 1.536 1971 677 1.171 -494 1.848 1972 885 1.563 -678 2.448 1973 1.317 2.086 -769 3.403 1974 1.532 3.778 -2.246 5.310 1975 1.401 4.739 -3.338 6.140 1976 1.960 5.129 -3.169 7.089 1977 1.753 5.796 -4.043 7.549 1978 2.288 4.599 -2.311 6.887 1979 2.261 5.069 -2.808 7.330 1980 2.910 7.909 -4.999 10.819 1981 4.703 8.933 -4.230 13.636 1982 5.746 9.235 -3.489 14.981 1983 5.728 9.235 -3.507 14.963 1984 7.134 10.757 -3.623 17.891 1985 7.958 11.343 -3.385 19.301 1986 7.457 11.105 -3.648 18.562 1987 10.190 14.158 -3.968 24.348 1988 11.662 14.335 -2.673 25.997 1989 11.625 15.792 -4.167 27.417 1990 12.959 22.302 -9.343 35.261 1991 13.594 21.047 -7.453 34.641 1992 14.715 22.871 -8.156 37.586 1993 15.345 29.428 -14.083 44.773 1994 18.106 23.270 -5.164 41.376 1995 21.637 35.709 -14.072 57.346 1996 23.224 43.627 -20.402 66.851 1997 26.261 48.559 -22.298 74.820 1998 26.974 45.935 -18.961 72.909
İHRACATTA KATMA DEGER VERGISI IADESI
Ülkemiz vergi kanunlarına göre bilindiği gibi yurt içindeki mal ve hizmet alım ve satım işlemlerinde 01.01.1985 tarihinden itibaren Katma Değer Vergisi uygulaması başlatılmıştır. Bu uygulamanın hukuki dayanağı, 02.11.1984 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 3065 saylı Katma Değer Vergisi Kanunu ‘dur. Bu tarihten itibaren vergi sistemimize katma değer vergisi de dahil edilmiştir. Bu çerçeve de, Türkiye ‘deki ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler, 3065 saylı Katma Değer Vergisi Kanunu’na gore vergiye tabidir.
Katma değer vergisindeki temel mantık, vergilendirilen dönem içinde mükellefin yapmış olduğu mal ve hizmet satışlarından aldığı katma değer vergisi ile yeni mal ve hizmet satın alırken ödemiş olduğu katma değer vergisi arasındaki olumlu farkı izleyen vergilendirme döneminin 25. günü akşamına kadar ilgili vergi dairesine ödemesi prensibi üzerine kurulmuştur. Şayet aradakifark, aleyhte ise o taktirde, mükellefin alacağı bir sonraki vergilendirme dönemine devredilmekte ve yapmış olduğu satışlardan aldığı katma değer vergisinden düşüm yapılmaktadır.
3065 saylı Katma Değer Vergisi Kanunu çerçevesinde KDV uygulamasına tabi olan işlemler incelendiğinde, ihracat kapsamında yapılan mal ve hizmet satışlarının sökonusu vergiden istisna tutulduğu dikkati çeker. Nitekim katma değer vergisi kanunu’nun 11. maddesinde kanun yapıcı açık bir ifade ile yurtdışındaki müşterilere yapılacak mal ve hizmet ihracatının KDV’den müstesna tutulduğunu belirtmiştir.zaten katma değer vergisi kanunu’nun 1. maddesinde de hangi işlemlerin vergiye tabi tutulacağı ayrıntılı olarak zikredilmiştir.bu kanun hükmüne gore ihracatçı firmaların yurtdışına kesecekleri ihracat faturalarında katma değer vergisi hesaplamalrına ve bunu fatura üzerinde göstermelerine gerek yoktur. Katma değer vergisi kanunu, müstesna tutulan ihracat işlemlerinin kapsamına hangi satışların ve teslimlerin girdiği sorununa da büyük bir açıklık getirmiş ve ilgili kanunun 11.maddesinde bu hususu düzenlemiştir.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 11.maddesi uyarınca ihracat istisnası 4 bölüme ayrılmıştır. - Mal ihracatı - Hizmet ihracatı - Türkiye’de ikamet etmeyen yolculara yapılan teslimler - Imaltçı firmaların ihracatçı firmalara ihraç kaydıyla yaptığı mal teslimleri
1) MAL İHRACATINDA KDV İSTİNASI
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 11. maddesine gore yurtdışına yapılan mal teslimleri KDV uygulamasından müstesna tutulmuştur. Ancak hangi teslimlerin ihrcat sayılacağı bir sorun olarak karşımıza çıkar ki buna cevap olarak da ilgili kanunun 12.maddesi bir hokum beyan etmektedir.bu hükme gore bir teslimin ihracat sayılabilmesi için aşağıdaki özellikleri taşıması gerekir. a- Mal tesliminin yurtdışındaki bir müşteriye yapılması gerekir. b- Mal teslimine konu olan eşyanın T.C. gümrük hattının dişina çikarak yabancı bir ülkeye ulaşmış olması şarttır. c- Mal teslimini belgeleyen evrakların yabancı bir alıcı adına düzenlenmiş olması gerekmektedir. 2) HİZMET İHRACATINDA KDV İSTİNASI
3065 SAYILI Katma Değer Vergisi uyarınca mal teslimleri yanında hizmet ihracatı kapsamında kesilecek faturalarda da KDV istisnası uygulanacağı hükme bağlanmıştır.ancak herhangi bir hizmetin KDV kanunu çerçevesinde müstesna tutulabilmesi için şu özellikleri taşıması gerekir; a- istisnaya konu olan hizmetin Türkiye’de, yurtdışındaki bir müşteri için yapılmış olması gerekir. b- Hizmet bedelinin döviz cinsinden bir para ile Türkiye’ye getirilmesi şarttır. c- Hizmetten mutlaka yurtdışında yararlanılması lazımdır. d- Hizmet faturasının yabancı müşteri adına düzenlenmiş olası gerekmektedir.
3) TÜRKİYE’DE İKAMET ETMEYEN YOLCULARA YAPILAN SATIŞLARDA KDV İSTİSNASI
Turizmi desteklemek ve yurtdışından gelen turistlere daha fazla satış yapmayı teşvik etmek maksadıyla, Türkiye’de ikamet etmeyen yolculara yapılan satışların da KDV uygulamasından müstesna olacağına dair kanunda açık bir hüküm bulunmaktadır.cünkü Katma Değer Vergisi Kanunu , bu türden satışları ve mal teslimlerini de bir tür perakende ihracat olarak tanımlamakta ve bu kapsama giren satışların da tıpkı mal ihracında olduğu gibi KDV’den müstesna olamsı gerektiğini belirtmektedir. Ancak bu tür bir uygulamanın zihinlerde yaratcağı bazı sorunlar ve belirsizlikler gündeme geleceği gözönünde bulundurularak, sözkonusu uygulamanın usul ve esasları 43 ve 51 nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğleri ile açıklanmaya çalışılmıştır. Bu tebliğlerdeki açıklamalar çerçevesinde meseleyi incelediğimizde herhangi bir satışın bu kapsama girebilmesi için şu özellikleri taşıması gerekir. a- bu kapsamda mal alacak olan yolcuların yabancı uyruklu olamalrı halinde, kesinlikle Türkiye’de ikamet etme izinlerinin olması gerekir.şayet bu yolcular Türkiye Cumhuriyeti tabiyetinde olan kişiler ise onların da mutlaka yurtdışında ikamet ettiklerini belgelemeleri gerekir. b- Bu kapsamda mal satışı yapacak kişilerin de mutlaka bağlı bulundukları vergi dairesinden izin belgesi almalrı ve bunu ticarethane içinde görünür bir yere asmaları gereki c- 4) İMALATÇI FİRMALARIN İHRACATÇI FİRMALARA İHRAÇ KAYDIYLA YAPTIKLARI MAL TESLİMLERİNDE KDV İSTİSNASI
İhracatçı firmaların imalatçılardan alacakları ihraç kayıtlı mallara ilişkin olarak kendilerine KDV ödemeyecekleri yönünde 3065 saylı Katma Değer Vergisi Kanunu’nda oldukça açık bir hokum yeralmaktadır. Bu çerçevede zihinlere takılan bu kapsamdaki imalatçılar kimlerdir? Türünden bir soruya da kanun yapıcı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca yapılan imalatçı tanımı esas alınmak suretiyle cevap vermiştir. Bu tanım uyarınca bir ticari işletmenin ve üretici firmanın imalatçı sıfatını kazanabilmesi için şu şartlara uymalıdır; a- sanayi siciline kayıtlı ve sanayi sicil belgesine haiz olması gerekir. b- Bağlı olduğu bölgedeki Sanayi Odası, Ticaret Odası vela Esnaf ve Sanatkarler Derneği’ne kayıtlı olması gerekir. c- Yaptığı üretim işinde en az 5 işçi çalıştırması gerekir. d- Ana iştigal konusuyla ilgili gerekli üretimi yapabilecek makina ve aksama sahip olmalrı gerekir. e- Bu şartları toplu olarak taşıyan imalatçıların kendi üretimlerine ilave olarak aynı zamanda fason imalat da yaptırmaları halinde; -fason imalatı sadece sanayi sicil belgesinde yazılı üretim dallarında yaptırmaları, -fason olarak yaptırılan imalatta işin riskini ve organizasyonunu üstlenmeleri -fason olarak imal ettirilen mallarla ilgili hammadde ve yardımcı maddeleri temin etmeleri gerekmektedir.
Ihraç kaydıyla mal tesliminde bulunan imalatçıların katma değer vergisinden doğan alacaklarına ilişkin uygulamanın işleyişi ise şu şekilde gerçekleşir; ihracatçılara ihraç kaydıyla mal teslimi esnansında kesilen satış faturasında KDV hesaplanıp normal faturalardaki işlemin yapılmasının yanısıra, faturaya mutlaka “ 3065 sayılı KDV Kanunu gereğinde KDV tahsili yapılmamıştır ” şeklinde bir ibare yazılmalıdır. Faturanın ait olduğu vergi dönemi içinde sözkonusu vergi tecil edilmekte 3 ay içinde sözkonusu ihraç kayıtlı malın kesin ihracının yaopıldığını belgeleyen Gümrük Çıkış Beyannamesi ile de durum ilgili vergi dairesine müracaatlar bildirilerek terkin işlmei yapılmaktadır.
KATMA DEĞER VERGİSİNDE İHRACAT İSTİSNASININ MUHASEBELEŞTİRİLMESİ
İhracat İstisnasının özelliği nedeniyle muhasebeleştirlmesi de özel önem arz etmektedir. Maliye Bakanlığı’nca yayımlanan 1 Seri no’lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği ile muhasebe uygulamalarına belirli bir standart getirilmiştir. 01/01/1994 tarihinden itibaren işletmelerin muhasebe sistemlerini tekdüzen hesap çerçevesi ve hesap planı doğrultusunda kurmaları zorunludur. Böyle bir uygulamaya gidilmesinin esas nedeni muhasebe ilkelerine uygun olarak tam açıklama kavramına uygun mali tablolara ulaşılmasıdır. Hesap dönemi sonunda düzenlenen mali tablolar işletmeyi olduğu kadar, işletmenin ilişkide bulunduğu çeşitli mali kurum ve kuruluşları da yakından ilgilendirmektedir. Şeffaf mali tablolara ulaşılabilmesi de ancak bütün işletmelerin aynı esaslara ve standartlara gore muhasebelerini oluşturmasıyla mümkündür. Burada ihracatta KDV istisnası, iade, tecil-terkin ve mahsup işlemlerinin muhasebeleştirilmesi örnekler yardımıyla açıklanacaktır. İhracat İstisnasının muhasebeleştirilmesinde kullanılan hesapların tanımı ve işleyişi 1 Seri no’lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğindeki esaslara bağlı kalınarak şöyle açıklanmıştır. 1) Kasa Hesabı (100) : Bu hesap, işletmenin elinde bulunan ulusal ve yabancı paraların TL. Karşılığının izlenmesi için kullanılır. Tahsil olunan para tutarları borç, ödemeler ve bankaya yatırılan para tutarları alacak kaydedilir. Hesap daima borç bakiyesi verir vela sıfır olur. Hiçbir şekilde alacak bakiyesi vermez. Kasa hesabı 10 no’lu hesap grubunda 100 hesap koduyla tanımlanmıştır. Defter-I Kebir düzeyinde tutabileceği gibi işletmenin durumuna gore alt hesaplara bölümlenerek de kullanılabilir. Alt hesapların kullanımında işletmeler tamamen serbesttir. Kasa Hesabını merkez, şube, irtibat, şantiye, kasaları olarak alt hesaplara buradan da milli ve yabancı paralara gore ayrıca bölümlemek mümkündür. Bölümlemeden amaç da nakit değerlerin yerine, cinsine ve tutarına gore ayrı ayrı izlenmesidir.
100 KASA 00 Merkez Kasa 00 TL Kasası 50 Döviz Kasası 00 USD Dolar Kasası 01 DM Kasası 02 Frank Kasası
01 … Şube Kasası 00 TL Kasası 50 Döviz Kasası 00 USD Dolar Kasası 01 DM Kasası 02 Frank Kasası 02 … Şantiye Kasası 00 TL Kasası 50 Döviz Kasası 00 USD Kasası 01 DM Kasası 02 Frank Kasası
Türk Lirası cinsinden olan nakit varlıklar Vergi Usul Kanunu’nun 284. maddesine gore itibari değer üzerinden değerlemeye tabi tutulur. İtibari değerden maksat banknotun üüzerine yazılı olan değerdir. Yabancı para cinsinden olan nakit varlıklar (efektif) Vergi Usul Kanunu’nun 280. maddesine gore değerlemeye tabi tutulur. V.U.K.’nun 280. maddesinde “ Yabancı paralar borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayicinin takarrüründe muvaaza olduğu anlaşılırsa, bu rayiç yerine alış bedeli esas alınır. Yabancı paranın borsada rayici yoksa değerelemeye uygulanacak kur Maliye Bakanlığı’nca tespit olunur. Bu madde hükmü senetli ve senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da caridir.” Hesap dönemi içersinde kasaya yabancı para girişleri alış bedeli ile kasatya borç kaydededilir. Yine hesap hesap dönemi içerisinde kasadan efektif döviz çıkışları herhangi bir bozdurma söz konusu ise bozdurulan bedelle, bozdurma söz konusu değil ise Merkez Bankası efektif alış kuru ile değerlenir ve kasadan çıkışı sağlanır. Hesap dönemi sonunda envanter işlemleri sırasında sayılan yabancı paralar Maliye Bakanlığı’nca tebliğ ile belirlenen efektif kurlarla değerlemeye tabi tutulur. Alış satış oranındaki olumlu ve olumsuz farklar hesap dönemi içerisinde kambiyo geliri vela gideri olarak muhasebeleştirilebileceği gibi hesap dönemi sonunda da olumlu ve olumsuz farklar gelir tablosu hesaplarına yansıtılabilir. KDV ihracat istisnasının beyanı yönünden vergiye doğuran olay malların fiilen T.C. gümrük hattını geçtiği fiili tarhinde meydana gelmektedir. KDV Kanununun 26. maddesine gore de ihracat bedeli dövizlerin istsnanın beyanı açısından vergiyi doğuran olayın meydana geldiği fiili ihraç tarihindeki T.C. Merkez Bankası cari alış kuru üzerinden TL.’ye çevrilmesi gerekmektedir. İhracatta gümrük işlemlerinin uzun sürmesi nedeniyle, ihracat faturasının düzenlendiği tarih ile ihracatın fiilen gerçekleştirildiği tarih arasında belirli bir sure geçmektedir. Örneğin ihracat faturasının 17 Şubat’ta düzenlenmesi ancak fiili ihracatın 21 Mart’ta yapılması gibi. Bu durumda ihracat faturası düzenlenmekle birlikte henüz satış işlemi kesinlik kazanmadığından ve düzenlenen faturanın VUK’nun 219. maddesinde belirtilen 10 günlük sure içerisinde kayıtlara intikal ettirilmesi bakımından fatura bedeli dövizin fatura tarihindeki cari alış kuru ile TL’ye çevrilmek suretiyle muhasebeleştirlmesi gerekmektedir. Ancak satış işlemi henüz gerçekleşmediğinden fatura bedelinin hasılat yerine “ 380 GELECEK AYLARA AİT GELİRLER “ hesabına intikali gerekir. İhracatın fiilen gerçekleştirildiği tarihte ise, fatura bedeli dövizin fiili ihraç tarihindeki T.C. Merkez Bankası Cari alış kuru üzerinden TL.’ye çevrilerek hasılat hesabı olan “ 601 YURTDIŞI SATIŞLAR” hesabına kaydedilerek faturanın düzenlendiği tarihte yapılan kaydın düzeltilmesi yoluna gidilmelidir.
2 ) Alınan Çekler (101) :
Bu hesap, gerçek ve tüzel kişiler tarafından işletmeye verilmiş olup, henüz tahsil için bankaya verilmemiş ve ciro edilmemiş olan çeklerin izlenmesini sağlar. Yabancı para cinsinden düzenlenen çeklerde, Türk lirsaı tutarları üzerinden bu hesapta izlenir. Alınan çekler yazılı değerleri ile borç, bankadan tahsil veya ciro edildiğinde alacak kaydedilir. Alınan çeklerin kebir hesabı veya alt hesaplar düzeyinde bölümlenerek izlenmesi mümkündür. Yabancı para ve Türk Lirası cinsinden düzenlenen çekleri aşağıdaki şekilde bölümlemek mümkündür.
101 ALINAN ÇEKLER 01 TL Üzerinden Düzenlenen Çekler 00 Cüzdandaki Çekler 01 Tahsildeki Çekler 09 Diğer Çekler
50 Yabancı Para Üzerinden Düzenlenen Çekler 00 USD Doları üzerinden Düzenlenen Çekler 00 Cüzdandaki Çekler
TL üzerinden düzenlenen çekler mukayyet değeri üzerinden düzenlenir. Yabancı paralı çekler ise gerek hesap dönemi içerisinde gerekse hesap dönemi sonunda (envanter zamanı) TC Merkez Bankası döviz alış kuru üzerinden değerlenir. Yurtdışı satışlarla ilgili alınan çekler nedeniyle lehe oluşan farklar “ 601 YURTDIŞI SATIŞLAR “ hesabına , yurtiçi satışlar nedeniyle lehe oluşan farklar ise “ 600 YURTİÇİ SATIŞLAR “ hesabının alacağına hasılat olarak kaydedilir. Aleyhe oluşan farklar ise “ 611 SATIŞ İSKONTOLARI” hesabının borcuna kaydedilir.
3) Bankalar (102) :
Bu hesap , işletmece yurtiçi ve yurtdışı banka ve benzeri finans kurumlarına yatırılan ve çekilen paraların izlenmesini kapsar. Bankalara para olarak veya hesaben yatırılan değerler borç çekilen tutarlar ile üçüncü kişilerce tahsil edildiği anlaşılan çek ve ödeme emirleri alacak kaydedilir. Döviz tevdiat hesaplarının işleyişine ilişkin özellikli durumlar aşağıdaki gibidir. - Bankalara açtırılan döviz tevdiat hesapları da TL hesaplarında olduğu gibi 102 Banlkalar hesabının alt hesaplarında izlenir. - Bankaya açtırılan vadeli, vadesiz döviz tevdiat hesabında kasadan para yatırıldığı zaman, yatırılan döviz o günkü Merkez Bankası alış kuru ile çarpılarak bu hesaba borç kaydedilir. - Bankalarda bulunan vadesiz döviz TL.’sına çevrilerek bankadaki ticari mevduat hesabına aktarıldığı zaman, Bankalar hesabı borçlanırken DTH alacaklandırılır. Bu kayıt sırasında dövizin bulunduğu ve bozdurulduğu bankasının döviz alış kuru esas alınır. - Bozdurma nedeniyle ortaya çıkan fark, kambiyo karı veya zararı hesabına kaydedilir. - Döviz, bankada bulunan döviz vela direkt herhangi bir bankadan satın alındığında alış kuru esas alınarak muhasebeleştirilir.bu kural vadeli döviz hesapları için de aynıdır. - Vadeli hesapta bulunan döviz vade bitiminde veya vadesinden once vadesiz döviz mevduat hesabına aktarıldığında herhangi bir bozdurma olmadığından, vadeli hesapta muhasebeleştirilen TL tutarı esas alınır.
Bankalar hesabını Kebir düzeyinde tutmak mümkündür. Ancak hesapların ayrıntılı izlenebilmesi için TL ve Döviz hesaplarına gore gruplar halinde alt hesaplar kullanılması uygun olacaktır.
102 BANKALAR 00 Vadesiz Hesaplar 00 Vadesiz TL Hesaplar 00…….Bankası ………Şubesi TL Hesabı 01…….Bankası ……….Şubesi TL Hesabı 02 Vadesiz Döviz Tevdiat Hesapları 00…….Bankası ………..Şubesi USD Hesabı
|