bedava ödev indir
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. Kasım 21, 2008, 07:15:39 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



Reklamlar

Sayfa: 1
  Yazdır  
Gönderen Konu: KALKINMA VE TEŞVİK İLİŞKİLERİ  (Okunma Sayısı 312 defa)
Abruzzi
Çalışkan öğrenci
****
Mesaj Sayısı: 1031



Üyelik Bilgileri
« : Mart 11, 2008, 16:40:05 ÖS »

KALKINMA VE TEŞVİK  İLİŞKİLERİ

Her ülke insanlarına daha iyi bir yaşam sağlamayı  başka bir anlatımla ekonomik ve sosyal kalkınmayı amaçlar.

Ülke kalkınması çoğu kere ülkedeki toplam gelir artışı ile aynı şey olarak düşünülür.Gerçekte kalkınma ulaşılan refah düzeyini ifade eder.

Genelde ülkelerin  kalkınma düzeyi insan hayatı ile ilgili üç faktörle ifade edilmektedir.Bunlar;
 
*Doğuşta yaşam ümidi,
*Yetişkinlerde okur yazarlık oranı ve
*Kişi başına geliri ifade eden satın alma gücü paritesidir.

Bu üç unsuru oluşturan veriler bir indeks haline getirilmekte ve ülke kalkınmışlığının bir göstergesi olarak kullanılmaktadır.

Bu indekse göre Türkiye 173 ülke arasında 68 inci sırada bulunmaktadır.

Ortalamayı ifade eden bu hesaplama sonucuna değişik guruplar arasındaki gelir dağılımı ve bölgesel kalkınmışlık farklarını da eklediğimizde insanlar arasında yaşam Standardları bakımından giderilmesi gereken çok büyük farklılıklar olduğu ve bu farkları gidermenin en az toplam geliri arttırmak kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.

Herkesi yeterli yaşam standardına ulaştırmayı amaçlayan bu hedef kalkınma olarak tanımlanmaktadır.

Kalkınmayı sağlayacak politikalar devletin ekonomiyi yönetme konusundaki yaklaşımlarına göre çok farklı olduğu gibi, farklı politikaların kısa ve uzun dönemde ekonomiye etkileri de çok farklıdır.

Kalkınma için uzun dönemli trendi etkileyen faktörler çok daha önemli olmasına ve bu nedenle söz konusu etkenlere strateji tayininde öncelik verilmesi gerekirken halkın ekonomi hakkındaki görüşlerini oluşturan  medya ve ekonomistler çoğu kez yıllık gelir artışları ve dalgalanmaları üzerinde konuşmayı tercih edip uzun dönemde kalkınma hızını tayin eden faktörleri gözerdi etme eğilimindedirler.

1950-73 döneminde dünyada %3.5 olan kalkınma hızının 1973-90 döneminde %1.9 a düşmesi gelişmiş ülke ekonomistlerini genel kalkınma trendini etkileyen faktörler üzerinde düşünmeye yöneltmiş ve bu konuda yapılan araştırmalar makine teçhizat,altyapı,öğretim eğitim yatırımlarındaki sürekliliğin ana etken olduğunu göstermiştir.

Bu konuda ittifak olmakla birlikte yatırımların hangi nedenlerle süreklilik kazandığı ve yüksek bir düzeyde oluştuğu konusunda çok farklı fikirler ileri sürülmektedir.

ABD deki görüşler:ABD de hakim olan görüş ;yatırımlara vergi indirimleri sağlanması,eğitim ve altyapıya ağırlık verilmesi yolu ile en yüksek kalkınma hızının sağlanabileceği yönündedir.
Bu görüşü desteklemek için makine ve teçhizat yatırımlarının ekonomiye katkısının %25-30 olmasına rağmen yatırım yapan firmalara getirisinin %10 u gedmediğini gösteren dünya bankası çalışma sonuçları örnek  gösterilmektedir.

Başka bir araştirma ise insan sermayesi olarak isimlendirilebilecek eğitilmiş emeğin prodüktivite ile ilişkisini ortaya koymakta ve eğitim araciliği ile elde edilecek yükseltilmiş insan kalitesinin  teknolojinin daha hizli özümsenmesine olanak sağlamasi nedeniyle  kalkinmayi hizlandirmada ana etkenlerden birisi olduğunu göstermektedir.

Bu iki bulgunun sentezinden yatırım,altyapı ve eğitime vergi indirimi getirilmesinin etkin bir kalkınma politikası aracı olduğu ve yatırıma dönüşmek koşulu ile vergiden vaaz gedmenin devlet için bir kayıp teşkil etmediği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Bu değerlendirmede altyapı yatırımları için kullanılmak amacı ile vergiler arttırıldığı takdirde vergi indirimi şeklindeki yatırım teşvikinin olumlu etkisinin kısmen azalacağının ihmal edildiğini de göz önünde tutmalıyız.

Yapılan başka bir araştırmada yüksek vergi oranlarına sahip ülkelerin daha yavaş kalkınma hızına sahip olduklarının ortaya çıkması bu görüşü destekleyen başka bir unsurdur.

OECD ülkelerindeki görüşler:
ABD dışındaki OECD ülkelerindeki görüşler ise bundan oldukça farklı bulunmaktadır.Hakim görüşlere göre yüksek enflasyon yatırımı yavaşlatan en önemli faktördür.Enflasyon nasıl piyasanın etkin çalışmasını engelliyorsa ulusal ve uluslararası ticaretin işlemesini de  engeller.Ayrıca bürokrasi de kalkınmanın önündeki en büyük engellerden birisidir.Bu durumda öncelik piyasaların iyi çalışmasına verilmelidir ki firmalar ileriyi rahat görebilsinler ve yatırım yapabilsinler.

Aslında birinci görüş faktör piyasalarının ikinci görüş ise mal piyasalarının ve makro düzeyde istikrarın etkilerini ortaya koyarak birbirini tamamlamaktadır.

Yolu seçecek olan  hükümetlerdir. Hükümetlerin bakış açısı ise genellikle ne yazınki sadece etkinlikle sınırlı değildir.Hükümetler çoğunlukla kısa vadede ve kendi iktidar dönemlerinde gelir artışı sağlayacak politikaları uygulama ve harcamalara girişme eğilimlidirler.

Bu tür harcamalar enflasyonu arttırdığı için söz konusu uygulamaları ,politikaları ve dolayısı ile enflasyonu kontrol altına alabilecek tek kuruluş olan merkez bankalarının bağımsızlığı ve hükümetlerin etki alanı dışına çıkarılması başarılı bir kalkınma politikası için hayati önemdedir.

Özetlemek gerekirse çoğunluğu Avrupalı olan OECD ekonomistleri yatırım verimlilik ve uzun dönemli gelişme hızını arttıran en önemli faktörün fiyat istikrarı olduğunu savunmakta %3-4 lüks bir enflasyonu uzun vadede hızlı bir gelişmenin garantisi olarak görmektedirler.

Çoğu Asya kaplanlarınca uygulanan Japon ekonomik politikalarının ise Avrupa ve kuzey Amerika politikalarından tamamen farklı olduğunu görmekteyiz.
Japonlar ve benzer yolu izleyen Asya kaplanları piyasa güçlerinin kamu müdahalesi olmadan tek başına  hızlı ve sağlıklı bir kalkınmaya yetmeyeceğini bu nedenle kamu müdahalesi ve yönlendirmesinin gereğine inanmaktadırlar.

Diğer ülkelerin ve özellikle IMF nin söz konusu ülkelerin başarısı ispatlanmış bu yaklaşımını görmezlikten gelmeleri bir eksiklik teşkil etmektedir.
Aslında bu görmezlikten gelme olayı gerçeklerin IMF nin savunduğu tek yol piyasa ekonomisi sinyalleridir piyasa her şeyi çözümler şeklindeki fikirlerle çelişmesinden kaynaklanmaktadır.
Kendileri müdahaleci bir sisteme sahip olmalarına rağmen Japonlar çoğu kez dışarıya karşı serbest rekabetten yana görünmeye özen göstermektedirler.

Japonlar ekonomik politika olarak sübvansiyonların kesilmesine, para arzının ciddi bir şekilde kontrolüne, paranın konvertibilitesinin sağlanmasına, piyasanın çalışmasını güçleştiren faktörlerin elimine edilmesine ve fiyatlara müdahale etmemeğe olumlu bakmakla birlikte kalkınmakta olan ülkelerin uluslararası kuruluşların ileri sürdüğü gibi sadece fiyat sinyallerini takip ederek kalkınabileceklerine inanmalarını büyük bir hata ve hatta saflık olarak görmektedirler.

Japonya yanında diğer Asya kaplanlarının ve son olarak da çininin göstermekte oldukları mucizevi kalkınma nen temelinde Japon sistemi benzeri uygulamaların yatması bu görüşü doğrular nitelikte gözlemlerdir.

Tüm bu bulgular sanayin ve kalkınmanın yönlendirilmesinin zararlı olduğu konusundaki fikirleri giderek değiştirmekte ve gelişme teorisi yeniden gözden geçirilmektedir.

Neticede tasarrufların artıp yatırımlara ve özellikle üretken yatırımlara yönelmesini sağlayacak önlemlerin ve sistemlerin ekonomik kalkınmayı sağlamada en etkin yol olduğunu anlıyoruz ki iktisat teorisinin ilk öğretisi de zaten budur.

Hızla kalkınmak isteyen orta gelişmişlikteki ülkelerde ekonomik gelişmede sürükleyici sektör olma görevi madencilik,enerji ve imalatı da kapsamak üzere sanayi sektörüne düşmektedir.

Kalkınmaya paralel olarak tarım kesiminin de doğacak kent nüfusunu yeterince beslemeye ve yapacağı ihracatla sanayileşmenin diş kaynak gereksinmesinin karşılanmasına katkıda bulunacak bir düzeye getirilmesine çalışılmaktadır.

Turizm  ancak üstün bir doğal kaynak potansiyeline sahip ülkeler için sürükleyici sektör olabilmektedir.

Diğer hizmet kesimleri ise bu sektörlerin ihtiyacına paralel olarak geliştiğinden genelde sürükleyici değil tabi sektörlerdir.

Bu durumu ülkemiz açısından yorumladığımızda dayanacağımız sektörleri sürükleyici sektör olarak dışa dönük sanayi, destekleyici sektörler olarak da tarım ve dış turizm olarak elde etmekteyiz.

Sanayi tanımı içine alınan madencilik ve özellikle petrol ve kömür de dahil olmak üzere enerji alt sektörleri ihracat fazlası yaratılmak koşulu ile ülke kalkınmasında etkin bir rol oynayabilmektedir.Geniş boyutlu ve masraflı doğal kaynak araştırmasına dayanan bu sektörler bir yandan araştırma ve yatırım için duyulan kaynak ihtiyacının yüksekliği, öte yandan risk unsuru taşıması nedenleri ile kaynak sıkıntısı çeken ülkelerce izlenememektedir.Ülkemizden bir örnek olarak maden ve enerji  rezervlerimizin henüz %2-3 den daha yüksek bir oranda araştırılamamış olduğunu gösterebiliriz.
Öte yandan bu modelin özel kesim dinamizminden yararlanma ve girişimci yetişmesine katkı oranı da sınırlı kalmaktadır.
Uygulamada bu tür yatırımların genelde devletler ve  veya uluslararası büyük kuruluşların katkısı ile gerçekleşebilmesi, bu temele dayalı bir kalkınma stratejisinin ulusal ve uluslararası politik ortama ve kararlara bağlı olarak kolayca riske girebilmekte olması da doğal kaynak temeline dayalı strateji uygulanmasını güçleştiren diğer nedenlerdir.

İmalat sanayicinde ise durum farklıdır.yatırım üretim ve ihracat aşamalarında desteklenmek koşulu ile büyümeye yönelik ve en hızlı sonuçların alınabileceği kesim imalat sanayimdir.Bu sektör ayni zamanda kalkınmanın motoru olan özel girişimin en yaygın olduğu alandır.

Böylece sanayileşmenin sürükleyici sektör olması gereğini ortaya koyduktan sonra sanayileşme stratejisinin ne olması gerektiği konusu ön plana çıkmaktadır.

Sanayileşme stratejileri açısından da değişik alternatifler bulunmaktadır.
Bütün gelişmekte olan ülkelerde gözlediğimiz gibi ülkemizde de sanayi başlangıçta ithal ikamesi politikaları uygulanarak kurulmuştur.
İthal ikamesine dayanan gelişme stratejileri zamanla  ithal hammadde ve yatırım malları ihtiyacının yükselmesi nedeniyle ödemeler dengesi sorunları yaratmakta olduğundan bir noktadan sonra ekonominin dışa yönelmesi ve ihracata yönelik sanayileşme stratejisi uygulanmasına geçme zorunluluğu doğmaktadır.

Bu aşamada iki tür problem le karşilaşılmaktadır;
İlk olarak gelişmiş ülkelerin ekonomilerini gizli açık önlemler le korumakta olmaları gerçeğine değinmeliyiz.Bu nedenle ihracatı arttırmak maliyetlerin elverişli olması halinde bile kolay değildir.

Kaldı ki gelişmekte olan ülkeler ithal ikamesi politikasından ihracata yönelme politikasına geçme noktasında ,teşvik politikalarının yetersizliği,ölçek ekonomileri ve ekonomilerinin makro ekonomik yönetiminin yetersizliği nedenleri ile maliyetler açısından elverişsiz bir konumda bulunmaktadirlar.

Bu durumda yapisal değişme aşamasinda ihracat yeterince hizli gelişmemekte ve bu nedenle ödemeler dengesinden kaynaklanan ekonomik krizlerin yaşanmasi  kaçinilmaz olmaktadir.

Bu krizler içerdikleri yüksek enflasyon nedeniyle sözkonusu ülkelerde kalkinmayi yavaşlatmakta durdurmakta hatta bazi kez geriletmektedir.

Özetle sağlikli bir sanayileşme için sadece kapasite yetmemekte uluslararasi rekabet gücüne sahip bir sinai yapi oluşturmak gerekmektedir.

Yukarida da görüldüğü gibi rekabet edebilir bir yapi  kendiliğinden ve piyasa güçlerinin sinyalleri ile gerçekleşmemekte,bu yapinin gerçekleşmesi için ekonomiyi yönlendirme ihtiyaci doğmaktadir.

Bu noktada planlama ve teşvik olarak sayilabilecek iki alternatiften birisinin seçilmesi gerekmektedir.

Planlama ve teşvik sistemlerinin yeterli etkinlikte  kullanilmamasi halinde sanayileşmede stratejik hatalar yapilmakta ve kalkinma yeterli hizda olmamaktadir.


Unido tarafindan yapilan çalişmalar sinai üretimin etkilendiği uluslararasi,bölgesel ve ulusal gelişmelerin özelliklerini şöyle özetlemektedir

Artan belirsizlik;

Belirsizlik mamul fiyatlari,üretim teknolojisi,ülkelerin ticaret politikalarindaki değişmeler finans kesimindeki hizli yapisal dönüşüm olmak üzere 4 unsurun etkisi altinda oluşmaktadir.

Artan rekabet;

Uluslararasi hudutlarin kalkmasi ulaştirma ve haberleşme olanaklarinin artmasi sermayenin uluslararasilaşmasi sonucu yeni rakiplerin ortaya çikmasi ve teknolojik gelişmeler sonucu ürün hayat sürelerinin kisalmasindan kaynaklanmaktadir.

Teknolojik gelişmeler ;

Mikro elektronik,biyo teknoloji,yeni metaller gibi pekçok alanda yeni teknolojilerin geliştirilmesi sonucu ülkeler arasi teknolojik farklilik düzeyi açilmakta ve buna bağli olarak teknolojiden kaynaklanan mukayeseli üstünlükler değişmektedir.

Organizasyonel çalişmalar;

Şirketlerin kendi içlerinde ve şirketler arasi bağimliliklarda üretim,yapilanma ve yönetimle ilgili değişmeler oluşmakta ve bu piyasa koşullarini ve rekabet şartlarini değiştirmektedir.

Yapisal transformasyonun yol açtiği sosyal sorunlar

Bu sorunlar yeterli kalkinma hizi ve istihdam sağlanmasina yönelik olarak çeşitli sosyo ekonomik ve siyasi guruplardan kaynaklanan baskilari ifade etmektedir.
Tüm bu anlatilanlarin yarattiği koşullarda uzun dönemli gelişme projeksiyonlari yapilmasi ve bunu gerçekleştirmeye yönelik detayli projeler hazirlanmasi özetle detayli kalkinma planlari hazirlanmasi imkansiz hale gelmiştir. Sosyalist ekonomilerin piyasadan silinmesinde bu faktörün etkisi büyüktür.
Eskiden yillar sonrasini görmeye olanak veren koşullar değişmiş, bu durum öncelikli sektörlerin belirlenmesi ve bunlara gelişme ortami yaratilmasini kapsayan teşvik politikalarinin temel politik araç olarak kullanilmasini zorunlu hale getirmiştir.

Teşvik sistemi teşvik araçlari ve sektörler arasi öncelikler olarak iki unsurun içermelidir.
Sektörler arasi önceliklerde uluslararasi rekabet gücünün kriter alinmasi gerektiği açiktir.
Bu kriterle ilgili değerlendirmelerde yöntem sorunu gündeme gelmektedir.

Uluslararasi rekabet gücü eşit kalite koşullari altinda diş piyasalara kiyasla daha düşük maliyetlere sahip  olmak ve dolayisi ile diş piyasalara karli bir şekilde mal satişini ifade ettiğinden sektör teşhisi sorununa gelmeden önce maliyet nedir ve nasil oluşur sorusunu cevaplamak gerekir.
Logged

OgrenciForum.Org
Sponsor

Logged
Abruzzi
Çalışkan öğrenci
****
Mesaj Sayısı: 1031



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Mart 11, 2008, 16:40:50 ÖS »

Temelde her malin maliyetinde ara mallar ve faktör gelirleri vardir.
Ara mallar hammadde ve diğer girdilerden oluşur.
Faktör gelirleri ise temelde emek sermaye doğal kaynak ve rantlari içerir.
Bir üretimdeki faktör gelirleri toplamina katma değer veya ürünü üretirken yaratilan gelir olarak isimlendiriyoruz.

Diğer taraftan üretimde kullanilan ara mallarin üretimi aşamasinda da katma değer yaratilmaktadir.
Üretilip satilan ve tüketilen her mal katma değerlerin toplami olduğundan neticede tüm mallarin değerleri katma değer cinsinden hesaplanip ifade edilebilir.
Bu nedenle sinai üretim ve ihracatin maliyet yapisi ile ilgili bir değerlendirme yapabilmek için her sektörde mevcut üretim değerlerini faktörlere ayirmak zorundayiz.

Bulunacak maliyet düzeyi teknoloji tarafindan tayin edilecek faktör miktarlari,faktör kitliklarina göre oluşan faktör fiyatlari ile ara mali piyasalarinda oluşacak fiyatlardan etkileneceğinden rekabet edebilecek maliyetler bu piyasalarin iyi çalişmasi ve doğru teknoloji uygulanmasi koşulunda oluşacaktir.

1980 li yillarin başindan bu yana dünyada ekonomiler küçük,dişa kapali,sistemsiz bir yapidan,büyük dişa açik ve giderek her kesimin benimsedii liberal bir yapiya doğru gelişmiştir.

Bu nedenle dünya piyasalari ile rekabet edebilmek için ilke olarak girdilerimizin mümkün olduğunca dünya fiyatlarina yakin bir maliyetle sağlanmasi yaninda faktör maliyetlerimizle tutarli bir teknolojik yapiya sahip olmamiza ve bu yapiyi koruyup geliştirmemize bağlidir.

Küreselleşme  ve gümrük duvarlarinin inmesi ihracatin ve ithal mallarla rekabetin mal ve faktör piyasalarina yapilan ve ürün maliyet yapilarini etkileyen müdahelelere son derece duyarli hale gelmesine yol açmiştir.
Emek ve sermaye piyasalarinda fiyatlar büyük ölçüde devletin bankacilik,döviz,vergi ve para politikalari konularinda aldiklari kararlar çerçevesinde oluşmaktadir.
Teşvik,diş ticaret ve teknoloji politikasi devletçe belirlenmektedir.

Bu nedenle bir ülkede maliyetlerin uluslar arasi fiyatlara kiyasla düzeyi devlet politikalarinin başarisinin bir sonucu ve göstergesidir.

Başka bir anlatimla rekabet edemeyen ekonomi yoktur kötü yönetilen ekonomi vardir.iyi yönetilen her ekonomi değişen koşullara kendini adapte eder ve rekabet gücü kazanir.

Herhangi bir üründeki maliyet yüksekliği bu düzeyi diğer ürünlere de yansitmakta olduğundan ekonominin bütünü için bir yük oluşturur.

Bu nedenle faktör fiyatlari,teknoloji düzeyi ve ara mallarini dünya fiyatlarina kiyasla avantajsiz hale getiren uygulamalar ekonominin rekabet gücünü zayiflattiği için bu konularda uygulanan kamu politikalari hayati önemdedir.

Kamu ayrica diğer ülkelerdeki koruma duvarlarini aşacak politik ve ekonomik bağlantilari sağlamaya yönelen politikalari ile de rekabeti etkilemektedir.

Ürünleri en iyi fiyatla pazar ülkelere satabilmek için pazarlama imkanlari oluşturmak ve öncelikli durumda bulunmak da en az maliyet düzeyi kadar önemlidir.

Son olarak şu noktaya dikkat çekmeliyiz ;eskiden rekabet analizlerinde emek yoğunluğu, ücret seviyesi ve prodüktivite ön planda iken şimdi kalite maliyetin önüne geçmiştir.

Kisaca, ulusal rekabet gücünün ulusal gelişme gücü şeklinde ve işletmelerin rekabet edebilirliğinden farkli ve topyekün ekonomiyi kapsayan bir kavram olduğunun bilincine varilmasi gerekmektedir.

Rekabet gücü olan bir ekonomi global teknoloji yarişinda bir yere, uluslararasi piyasalarda söz sahibi işletmelere sahip olmali; onlarla entegre, ulusal, güçlü küçük ve orta ölçekli işletmelere dayanmalidir.

Kaliteli insan gücüne sahip olmak,eğitim ve öğretime öncelik vermek kaliteli ürünler üretmek de gerekli şartlardandir.

Rekabet gücü olan endüstrileri oluşturan ortam ayni zamanda yabanci sermaye yatirimlarini da çektiği için bir ülkeye yabanci sermaye girişlerine bakilarak ortamin elverişliliği ve uygulanan politikalarin doğruluğu konusunda bir kaniya varilabilir.


Teşvik yatirimlarin karli ve verimli olduğu bir ortamda kisaca  normal bir kalkinma ortami içinde etkili ve geçerli olur.

Değişik ülkelerin deneyimlerine baktiğimizda normal bir ortam ve hizli kalkinmanin ancak şu koşullarda mümkün olabileceğini; kisaca hizli bir kalkinma için şu üç unsurun bulunmasi gerektiği sonucuna varmaktayiz;

Makro ekonomik istikrar:Kalkinma için makro ekonomik istikrar vazgeçilmez bir ön koşuldur. Çünkü bu koşulun sağlanmamasi halinde firma ve kişiler istikrarsizliğin yol açtiği problemlerle uğraşmaktan yeni işlerle uğraşmaya zaman ayiramadiklari gibi ayni zamanda geleceğin tahmini imkansiz hale geldiğinden karar almada da güçlüklerle karşilaşirlar.  Büyük kamu açiklari ve onun yol açtiği enflasyon kalkinmaya en büyük zarari bu yolla yatirim kararlarini engellemekle vermektedir.

Sürekli ve yüksek oranli yatirim:Mevcut kapasiteden daha çok yararlanmayi amaçlayan önlemler kalkinmayi hizlandirmaya yararsa da geçici bir çözümdürler. Yatirimlardaki artiş kalkinma için  daha önemlidir.

Burada yatirim deyimi sadece fiziksel yatirimlari kapsamamaktadir. Araştirmalar insan sağlik ve eğitimi ile altyapiya yapilan yatirimlarin da en az işletmeye yapilan yatirimlar ölçüsünde kalkinmayi hizlandirici etki yaptiğini göstermiştir.

Yatirimlarin iç tasarruflarla finanse edilmesi:

Uzun dönemde hizli kalkinma sağlamanin koşullarindan birisi de yatirimlarin iç tasarruflarla finanse edilmesidir.çünkü borçlanma ile yapilan yatirimlarin  uzun dönemde yatirilabilecek fonlarin dişariya kaçmasina yol açarak kalkinmayi yavaşlatici etki yaptiği gözlenmiştir.Yüksek iç tasarruflara dayali gelişmeye örnek olarak gsmh nin %37,5 ine ulaşan bir  tasarruf orani gerçekleştiren güney koreyi gösterebiliriz.

Başarili bir teşvik politikasi uygulamak için devletin, politikalarini bir karar alma modeline dayandirmasi gerekir.Kurulacak modele göre oluşturulacak teşvik sisteminin temelini sektör düzeyinde ürün ve faktör maliyet kompozisyonlari oluşturmalidir.

Burada önemli bir noktaya değinmeliyiz;girişimci hesabini sadece ürün  düzeyinde yapabilir.oysa devlet kendi hesaplamalarinda her üretimin ekonominin bütününe etkilerini hesaba katmak zorundadir.çünkü üretici için karli görülmeyen bazi faaliyetler ekonominin bütünü açisindan değerlendirildiğinde karli dolayisi ile kamuca yatirim yapilmasi gerekli sahalar arasinda olabilir.

Işletme ve ekonomi düzeyinde izlenen bu çelişki sektör düzeyinde ve bölgesel kalkinma çalişmalarinda da ortaya çikmaktadir.

Öte yandan bazi kilit sektörlerin girişimci için karli olmamakla birlikte stratejik nitelikte olduğundan teşvik kapsamina alinmasi zorunluluğu vardir.

Yine sosyal amaçlarla bölgesel kalkinmayi hizlandiracak yatirimlarin normal koşullarda ekonomik olmamakla birlikte teşvik edildiği çokça görülmektedir.

Yapilacak analizden ürün elde edilecek ürün maliyet yapilari uluslararasi fiyatlarla karşilaştirildiğinda  sektör firma ve ürün düzeyinde teşvik ihtiyaçlari ortaya çikacaktir.

Ilke olarak sektörlere verilecek teşvik düzeyinin en az girdilerin içeriden ve diş piyasadan sağlanmasi halinde doğacak maliyet farki kadar olmasi gerekmektedir.

Teşvik politikalarinin oluşturulmasinda kriterler ve hesaplama sonucu ortaya çikan sektörel ve yöresel önceliklerin açiklanmasi ve ilgili çevrelerle tartişilmasi beklenir.

Genellikle teknoloji üreten makina, elektronik, sektörleri yaninda  turizm, silah, bölgesel imkanlari harekete geçirecek özel yatirimlar ve istihdam sağlamaya yönelik tarim ve hayvancilik, araştirma, sağlik,ve özel eğitim projeleri yaygin yan etkileri nedeniyle stratejik sektörler olarak özel desteklerden yararlandirilmaktadir.

Kamu politikalari sonucu bazi maliyet yükleri oluştuğunda bunlarin ihracatçiya ve uzun dönemde iç piyasaya satilan mallar için üreticiye oluşturulacak bir sistem içinde iade edilmesi teşvik kapsamina alinmalidir.bu amaçla oluşturulacak sistem açik ve basit olmali, kolay çalişmalidir.

Teşvik verilirken sektörler arasi maliyet yapisi farkliliklari nedeni ile selektif olunmasi kaçinilmazdir. Çünkü sektörler arasi ayirim yapmamak ve  herşeyi teşvik etmek hiç bir şeyi teşvik etmemek, ekonomiyi yönlendirmemek demektir.


Rekabeti gücünü arttirmada bürokratik engellerin kaldirilmasi, belirli özellikteki projelerin desteklenmesi, eğitimin teşviki, etkin küçük sanayi geliştirme politikalari uygulanmasi, araştirmalari hizlandiracak bilim parklari kurulmasi, serbest bölgeler oluşturulmasi gibi araçlar da kullanilabilir.

Teşviklerin aksamasiz ve kesintisiz olarak sağlanmasi ve devamli olarak etkilerinin gözlenmesi gerekir.

Uygulamada ortaya çikan her aksama girişimcinin yatirim ve ihracat konusundaki hevesini azaltip insiyatifini kirmakta böylece teşvikten beklenen yarari azaltmaktadir.

Özetlemek gerekirse ;teşvik, bir kalkinma ve sanayileşme politikasinin parçasi olarak anlam taşimakta ;böyle bir politika yok ise yönlendirme değil sadece mali yardim niteliğinde kalmaktadir.

Teşvik politikalarinin, bilinçli olarak tesbit edilmiş bir teknoloji politikasi ile bütünleşmesi;teknik buluşlarla onlarin hayata geçirilmesini de kapsamasi beklenir.

Gelişmiş ülkelerde buluşlarin çoğunluğu makina ve kimya sektörlerinde gerçekleşmekte ve buna genellikle küçük işletmelerin önderlik etmekte olduğu görülmektedir.
Büyük işletmeler,küçüklerin bu yoldaki çabalarinda onlara yardimci olmaktadirlar.

Büyük buluşlarin küçük sorunlari çözmeye yönelik buluşlarin zaman içinde gelişmesi ile elde edildiği gözlendiğinden araştirmaya sürekli bir destek sağlamak, teşvik sisteminin ayrilmaz bir parçasi olmalidir.

             bir kalkinma araci olarak korumacilik:
Ülkelerin kendi ekonomilerini geliştireme amaciyla aldiklari önlemler çeşitlidir.bunlardan en çok kullanilan yol korumaciliktir.
Korumaciliğin amaci yerli üretici ve tüketiciyi korumak şeklinde farklilaşabilmektedir.
Özü mal ve hizmetlerin uluslararasi akişinda devletlerin özendirici ya da caydirici yönde müdahalelerinin olmamasi şeklinde tanimlanabilecek olan serbest ticaret;dünya ekonomi tarihinde bilinen ve kabul edilen tüm avantajlarina rağmen hala geçerli değildir.
Genel anlamda diş ticaret politikasinin başlamasiyla birlikte bir taraftan korumaciliğin azalmasi için çaba harcanirken diğer taraftan koruma önlemleri genellikle artarak ve yeni biçimler kazanarak günümüze kadar gelmiştir.
Korumacilik genellikle uygulayan ülkenin kendisine olduğu kadar dünya ekonomisine de zarar vermekte ve korumanin maliyetini diğer ülkeler ödemektedir.
Oysa liberalizasyona tüm ülkelerin birlikte gitmesi durumunda, hem tek tek ülkelerin hem de bir bütün olarak tüm dünya ekonomisinin bundan bundan yarar sağlayacaği ve dünya refahinin topyekün artacaği bilinen bir gerçektir.
Korumaciliğin, yani ülkelerin ulusal sanayilerini diş rekabete karşi korumalarinin kökeninde yatan ana neden  ülkeler ve sanayiler arasinda dikkate değer rekabet gücü farkliliklarinin  bulunmasidir.
Farkliliklari gidermek için yapisal dengesizliklerin kaldirilomasi gerekiyorsa da ülkeler arasi farkliliklar  genelde azalmamakta artmaktadir.
Ticaret partnerleri arasinda çeşitli sektörlerdeki verimlilik artiş hizlari farklilik gösterdikçe yapisal uyum için alinan önlemlerin sonuçlarinin alinmasinin daha  uzun döneme yayildiği ve bu nedenle korumaci önlemlerin hükümetlerce,bilinen mahzurlarina rağmen en azindan kisa dönemde, karşilaşilan sorunlarin üstesinden gelmenin tek çikar yolu olarak algilandiği görülmektedir.

Ülkelerin koruma uygulamalarinin nedenleri çeşitlidir;
Bu nedenleri şöyle siralayabiliriz.
A)diş ticaret hadlerinin iyileştirilmesi ve bu yolla ülke refahinin arttirilmasi;
B)yurt içindeki emeğin daha ucuz olan yabanci emeğin rekabetine karşi korunmasi
C)istihdamin arttirilmasi ve ödemeler bilançosu açiklarinin kapatilmasi
D)genç endüstrilerin korunmasi;
Logged

OgrenciForum.Org
Abruzzi
Çalışkan öğrenci
****
Mesaj Sayısı: 1031



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Mart 11, 2008, 16:41:40 ÖS »

E)ulusal güvenlik açisindan önemli olan stratejik ulusal sanayilerin korunmasi ;
F)başka ülkeleri koruma oranlarini düşürmeye zorlamak;
G)ulusal üreticileri dampinge karsi korumak;
Hangi tür olursa olsun korumacilik politikalarinin  iktisadi refahi olumsuz etkilediğine birdaha dikkat çekmek isteriz.

Korumacilik türleri:
Uluslararasi ticarete konu olan engeller genel olarak tarife engelleri(gümrükler)ve tarife dişi engeller olarak siniflandirilabilir.
Tarifeler, diş ticarete konu olan mallar üzerine konan vergilerdir.
Diş ticarete konu olan mallar "ihraç edilen mallar" ve "ithal edilen mallar" olmak üzere ikiye ayrilabilir. Bu açidan bakildiğinda tarifeleri de "ithalat tarifeleri" ve "ihracat tarifeleri" diye ikiye ayirmak mümkündür.
Yaygin olarak kullanilan tarife türü, ithalat üzerine konan tarifelerdir. Ihracat tarifeleri ise daha ender olarak kullanilmakta ve ithalat üzerine konan tarifelerin aksine, ulusal sanayii korumaktan çok bir vergi hasilati elde etmek amaciyla uygulanmaktadir.
Tarife dişi engeller; gümrük tarifelerinin dişinda uluslararasi mal ve hizmet akimlarini serbest ticaret koşullari altindaki normal gelişme seyrinden saptiran her türlü amaç ve politikalar olarak tanimlanabilir.
Sözkonusu kisitlamalari ihracat yönlü ve ithalat yönlü olarak iki gruba ayirmak mümkündür.
Ithalat yönlü tarife dişi kisitlamalar, ithal mallarinin yurtiçi fiyatlarini yükselterek yerli üreticileri korur. Ihraç yönlü tarife dişi kisitlamalar ise, suni olarak diş satişlari arttirmak için ihracata yapilan yardimlar ile ihracatin kisitlanmasi için alinan tedbirleri kapsar.
Tarife dişi engeller tarifelerden farkli olarak kesinlik taşimaz ve geniş ölçüde idari kararlara bağli olduğundan zaman içinde büyük değişiklikler gösterir, bu nedenle ihracat ve ithalat üzerinde artan bir risk ve belirsizlik yaratirlar.
Tarife dişi engelleri incelediğimizde karşimiza çok çeşitli uygulamalar çikmaktadir.en bilinen ve en yaygin olarak kullanilan türler şöyle sayilabilir;

İthalat kotalari:
Hükümetler tarife sisteminde olduğu gibi ithal edilen bir mala gümrük vergisi koymak yerine doğrudan ithalat hacmini fiziki miktar veya değer olarak sinirlandirabilirler.
Kotalar ithalati kisitladiklari ölçüde, yerli sanayii diş rekabetten korur ve ödemeler bilançosunda düzeltici etki doğururlar.
Kotalar tarifelere göre çok daha kesin bir koruma sağlamaktadirlar.çünkü tarife uygulamasinda yüksek tarifelerden de olsa ticaret mümkündür,tarife uygulamasinda ihracatçi, bir ülkenin koyduğu gümrük duvarini sattiği malin fiyatini düşürerek aşabilir. Ancak kota uygulamasinda  böyle bir olanak yoktur.
Tarife-kotalar:
Tarife-kotalar da son yillarda uygulamasi yayginlik kazanan diş ticaret politikasi araçlarindandir. Adindan da anlaşilacaği üzere bu politika araci, tarifelerle kotalarin bir melezidir. Bu uygulamada , ithalat miktari üzerinde bir üst sinir sözkonusu değildir. Sözkonusu olan, belli bir miktarda veya değerde malin, gümrüksüz olarak ithal edilebilmesi, bunu aşan kismin daha yüksek tarife oranina veya oranlarina konu olmasidir. Tarife-kotalar, tarifelerin ve kotalarin hem teknik niteliklerini hem de idari güçlüklerini bünyelerinde taşiyan bir diş ticaret politikasi aracidir.
Bu politika araci, çoğu uygulayici tarafindan hem tarifeden hem de kotadan daha liberal bir araç olmasi nedeniyle  yararli bulunmakta ve benimsenmektedir.
İhracatin kontrolü:
Ihracat çeşitli şekillerde kontrol edilmektedir. Bunlari şöyle sinirlayabiliriz;

Gönüllü ihracat kisitlamalari:
Bu uygulama iki ülke arasinda yapilan anlaşmaya dayanir. Bu anlaşma ile ihracatçi ülke belli bir ithalatçi ülkeye yönelik mal ihracini sinirlar. Ihracatçilar daha koruyucu önlemlerle karşilaşma korkusuyla bu tür miktar sinirlamalarini kabul ederler. Gönüllü ihracat kisitlamalari günümüzde ticareti kisitlama yönünde kullanilan çok önemli bir araç haline gelmiştir.

Uluslararasi mal anlaşmalari:
Belli bir malin dünya piyasalarindaki fiyatina istikrar kazandirmaya yönelik olan bu anlaşmalar genellikle üç değişik biçimde yapilmaktadir.
Birinci şekilde ihracati kisitlama anlaşmasi ile pazarlanan mal miktari üretici ülkenin üretim yada ihracatina kota konularak kontrol altina alinir.
Uluslararasi mal anlaşmalarinin ikinci şekli olan "tampon stok uygulamasi" ise fiyati daha önce belirlenmiş bir aralik içinde tutmayi amaçlar.
Bir diğer uygulama da "çok tarafli anlaşmalar"dir. Bu anlaşmalar üretici ülkelerin anlaşma ile belirlenmiş miktardaki malinin azami satiş fiyati ile tüketici konumundaki ülkelerin üretici ülkelerden alacaklari anlaşma ile belirlenmiş mal miktarinin azami aliş fiyatini belirlemektedir.
Bu konuya en iyi örnek gatt çerçevesinde tekstil alaninda yapilan ve sanayileşmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelerden yaptiklari tekstil ürünleri ithalatini kontrol altina almayi amaçlayan  çok elyaflilar sözleşmesidir.

Damping-antidamping:
Ihracat endüstrisindeki bir büyük firmanin malini diş piyasada iç piyasadan daha düşük bir fiyattan satmasina damping adi verilir.
Genel olarak, ulusal sanayii dampingin yikici etkilerinden koruma amacina yönelik ticaret sinirlamalarinin hakli gösterildiğine tanik olunmaktadir.
Bu ticaret sinirlamalari genellikle, antidamping vergileri veya telafi edici vergiler şeklinde olmaktadir.bu vergilerden amaç, damping uygulamasinin yarattiği fiyat avantajini ortadan kaldirmak ve damping yoluyla düşük tutulan fiyati, konulan denkleştirici vergi ile olmasi gereken düzeye çekmektir.
Hükümetler tüm damping uygulamalarina karşi çok büyük duyarlilik göstermekte ve yüksek antidamping vergileri veya telafi edici vergilerle bu uygulamalari önlemeye çalişmaktadirlar.

Üretim sübvansiyonlari:
Üretim sübvansiyonlari belli bir ulusal üretim miktarini gerçekleştirmek amaciyla kullanilirlar. Tarife uygulamasindan daha dolaysiz bir politika aracidir ve bu bakimdan ve iktisadi açidan tarifelere üstündür.

İhracat sübvansiyonlari:
Hükümetler ithalati ve ticareti kisitlayici tedbirler yaninda ihracati artirmak için de sübvansiyon vermektedirler. Ihracat sübvansiyonu, hükümet tarafindan, bir firmaya dişariya gönderilen her birim mal için yapilan ödemedir. Burada sübvansiye edilen, ihracata konu olan malin yurtiçi üretimi değil, ihraç edilen kismi olup bu ayirim çok önemlidir. Ihracat sübvansiyonlari, ihraç edilen ürünlere verilen dolaysiz üretim sübvansiyonlari şeklinde olabileceği gibi, ihracatçilara veya yabanci ithalatçilara piyasa faiz oranlarindan daha düşük faiz oranlarinda kredi sağlanmasi veya ihracatçilarin vergi muafiyetlerinden yararlandirilmasi şeklinde de olabilir.
Bütün güçlü sanayileşmiş ülkeler,ihracat mallarinin alicisi olan ülkelere, ithalatin finansmanini sağlamak amaciyla düşük faizli krediler sağlamakta ve bu amaç doğrultusunda ihracat-ithalat bankalari kurmaktadirlar. 
Sübvansiyonlarin önemli bir silah haline gelmesi ile beraber, sübvansiyon savaşlarini önlemek de ciddi bir sorun haline gelmiştir.
Sübvansiyonlu ticaret adil olmayan ticaret olarak kabul edildiğinden ithalatçi ülkenin, soruşturma sonucu subvansiyon verildiğinin belirlenmesini takiben telafi edici vergi koymasi doğal karşilanmaktadir.
Sübvansiyonlarin yerli ekonomi üzerindeki etkileri damping ile ayni yöndedir.
Ayirimci devlet satin almalari:
Çoğu ülkelerde devlet,mal ve hizmetlerin en önemli alicilarindandir.
Devletin, mal ve hizmetleri satin alirken ulusal ve yabanci firmalar arasinda ayirim gözetmesi oldukça yaygin olarak rastlanan bir uygulamadir.
Bu konuyla ilgili bir başka uygulama da, bellibir resmi kuruluşun, ithalat yerine başka bir resmi kuruluşun ürününü satin almaya zorlanmasidir.
Ayirimci uygulama her ne şekli alirsa alsin, sonuç, ulusal firmalarin sübvansiye edilmesi anlamina gelmektedir.
İdari, teknik ve diğer engeller:
Ürünlerin tüketici ve çevre için güvenli olmasini sağlamak amaciyla ülkeler bazi standartlar kullanmaktadirlar.
Doğrudan korumacilikla ilgili olmasa bile, hükümetler tarafindan alinan karar ve konan çok sayidaki kurallar ticaretin serbestçe akmasini engellemektedir.
Idari ve teknik diş ticaret engelleri konusundaki en büyük güçlük, bu uygulamalarin ekonomik etkilerinin ölçülmesinin çok güç olmasinda yatmaktadir.
Idari ve teknik diş ticaret engelleri aslinda, diş ticareti doğrudan doğruya engelleme amaciyla oluşturulmazlar. Bunlarin diş ticaret üzerindeki etkileri de özü itibariyle dolaylidir. Ancak, en etkili tarife dişi ticaret engeller kadar etkili olabilmektedirler.
Thalat hacmini doğrudan etkileyen bütün idari ve teknik düzenlemeler "görünmeyen engeller" olarak da tanimlanmaktadir.
Görünmeyen diş ticaret engellerinin uygulamada pek çok çeşitleri olup;.
*paketleme ve etiketlemeye ilişkin düzenlemeler, *sağlikla ilgili kurallar,
*kalite standartlari,
*gümrük işlemleri ve bu işlemlerle ilgili formaliteler, *milli standart düzenlemeleri,
*lisanslar,
*menşe şehadetnameleri,
*sinirlardaki bürokratik işlemler,
*çeşitli sebeplerle konan ambargolar
Görünmeyen diş ticaret engelleri olarak sayilabilir.

Kambiyo denetimi:
Bu sistem genellikle kotalarla birlikte uygulanir. Kotalar mal akimlarinin, kambiyo denetimi ise diş ödeme akimlarinin kisitlanmasina dayanir.
Hükümet yetkilileri ülkenin döviz rezervlerine göre ithalat kotalarini belirler ve her mala ne kadar döviz tahsis edileceğine karar verirler.

Diş ticaretin devlet tarafindan yapilmasi:
Devletin bazi belirli mallarda diş ticarette tekel kurmasi ve bu mallarin ticaretini bizzat kendisinin yürütmesidir.

Yerli girdi kullanma şarti:
Ticaretin kontrolü ile ilgili bir yaygin uygulama da bir nihai mamülün belli bir parçasinin dahilde üretilmesi konusunda getirilen kurallardir.
Bu tür kurallar, yerli üretim faktörlerine ve kullanilan parçalarin yerli üreticilerine koruma sağlamakta ve nihai ürünün üreticisinin kullandiği girdi fiyatlarini yükseltmektedir.

Yukarida görüldüğü gibi koruma önlemleri en çok bilinen koruma türü gümrük vergileri,fark giderici vergiler,birer miktar kisitlamasi olan kotalar,lisans olarak bilinen ithalat müsadeleri ,teknik,anbalaj ve sağlik standardlari nihayet özel gümrüklerde gümrükleme zorunluluğu ve benzeri gümrük dişi engelleri  kapsayan başliklar altinda siralanabilmektedir.

TÜRKİYEDE TEŞVİK SİSTEMİ:

Teşvikler tasarrufların kalkınma planı hedeflerine ulaşacak şekilde yatırımlara yöneltilmesini hedefler.

Teşvik verilirken AB normları ve uluslararası anlaşmalara uymak zorunluluğu vardır.

Teşvik sistemimiz teşvikleri verirken şu kriterlerin göz önüne alındığını ortaya koymaktadır;

Uygun teknoloji
Verimli üretim kapasitesi
İstihdam yaratma derecesi
Bölgeler arası dengesizlikleri gidermek
Gelir artışı
İhracatta rekabet gücü artışı.

Teşvik sistemi ve mevzuatı hazine müsteşarlığının bağlı bulunduğu bakanlıkça yürütülür.

Bakanlık mevzuatı tebliğ ve genelgelerle yürütür.

Uygulama yetkisi müsteşarlıkca halen belli bir büyüklük altında ticaret ve sanayi odaları gibi organizasyonlara ve aracı bankalara devredilmiştir.

Teşvik sistemimizle sağlanan destekler şu başlıklar altında toplanabilir:

Gümrük vergisi ve toplu konut fonu istisnası

Yatırım indirimi

Katma değer vergisi istisnası

Vergi resim harç istisnası

Fondan kredi tahsisi

Ayrıca teşvik belgesinin varlığına bağlı olarak bazı konularda sağlanan avantajlar da teşvik sistemimizde mevcuttur.

Teşvik uygulamasındaki bölgelerin tanımları ve belirlenmesinde yetki yüksek planlama kurulundadır.

Teşvik sistemimiz

Gelişmiş,
Normal ve
Kalkınmada öncelikli olmak üzere üç ana bölge temeline dayanır.

Projeler yetkili kuruluşlarca

Makro ekonomik politikalar,

Arz talep dengesi

Teknik değerelendirme

Mali değerlendirmeler göz önüne alınarak incelenir.

İnceleme sonucu uygun görülenler teşvik belgesi alır.

Teşvikte asgari sabit yatırım tutarı
 
Gelişmiş  bölgelerde 600 milyar Tl
Normal yörelerde 400 milyar Tl
Kalkınmada öncelikli yörelerde ise 200 milyar Tl dır.

Finansal kiralama projelerinde bu meblağın %25 i uygulanır.

Kobi yatırımlarında devlet yardımları hakkında karar

çerçevesinde destek unsurlarından faydalanan yatırımlar için ayrıca teşvik belgesi düzenlenmez.

Yabancı sermayeli yatırımlar hariç 2 trilyon tl yı aşmayan yatırımlar için belge müracaatı odalara yapılır.

Odalar değerlendirme sonuçlarını liste halinde müsteşarlığa iletir.

Hangi odaların yetkili kılınacağı TOBB ile ilgili müsteşarlık tarafından ortaklaşa kararlaştırılır.

Verilen teşvikler aylık olarak resmi gazetede yayınlanır.

Teşvik almak için yapılacak müracaatlarda belirli bir para ödenmesi gerekir.Bu bedel 200-600 milyon tl arasında değişir ve teşvik alınamadığı takdirde iade edilir.

Teşviklerden kalkınmada öncelikli yöre,normal ve gelişmiş yöreler yanında Organize sanayi bölgelerinde,küçük sanayi sitelerinde yapılan yatırımlar da yararlanırlar.

Sağlanan teşviklerin kısa açıklaması aşağıda verilmiştir;

1*GÜMRÜK VERGİSİ VE TOPLU KONUT FONU İSTİSNASI;
İthalat rejim kararı dolayısı ile ithal edilen mallardan alınmakta olan vergi ve fon teşvik belgesi gereği ithal edilen makine ve teçhizattan alınmaz.

Bu kapsamda CKD parçalar ve yedek parça ithalatına da teşvik sağlanabilir.

Ham madde ve işletme malzemesine bu tür teşvik verilmez.

Kullanılmış makine ithalatına devlet bakanlığınca yayınlanan tebliğ ve genelgelerle özel bir düzenleme getirilmiştir.

2*YATIRIM İNDİRİMİ;

Yatırım indirimi teşvik alan firmanın bu indirim meblağına ulaşana kadar gelir vergisi ödemekten muaf tutulmasını ifade eder.

Yatırım indirimi sağlamak için bir projede aşağıda yazılı özelliklerin en az ikisinin bulunması şartı aranır

A)Uluslar arası rekabet gücü kazandırması
B)Yüksek teknoloji gerektirmesi
C)Katma degerinin yüksek olması
D)Vergi gelirlerini arttırıcı etkisi olması
E)İstihdam arttırıcı etkisinin bulunması.

Yatırım indirimi gelişmiş bölgelerde%40,Normal bölgelerde %60 ve OSB ile kalkınmada öncelikli yörelerde %100 dür.

250 milyon USD düzeyini aşan yatırımlarda aynı oran yöre farkı gözetmeksizin%200 olarak uygulanmaktadır.

Özel önem taşıyan bir listede bulunan yatırımlar da %100 yatırım indiriminden yararlanırlar.

Bu kriterlere göre teşvik alamayan yatırımlar normal bölgelerde %60 yatırım indiriminden yararlanır.Gelişmiş bölgede bulunanlar ise yararlanamaz.

3*KATMA DEĞER VERGİSİ İSTİSNASI:

25/10/1984 tarih ve 3065 sayılı KDV kanunu 13. Maddesi teşvik belgesi haiz yatırımcılara teşvik belgesi kapsamında yapılacak ithal ve yerli makine teslimlerinde KDV den istisna getirmiştir.

4*YATIRIMLARI TEŞVİK FONUNDAN KREDİ TAHSİSİ:

Bu teşvik kapsamımda aşağıda yazılı konulardaki projelere kredi tahsisi yapılabilmektedir.

A)ARGE projeleri.

B)TEKNOPARK kurulması ve teknoparklarda yatırım yapılmasına yönelik projeler

C)ÇEVRE korumaya yönelik projeler

D)Hammaddesini sözleşeli üretim ile sağlayan tarımsal sanayi yatırımı projeleri.Bu konuda işletme kredisi verme olanağı da vardır.

E)Bilim teknoloji kurulu ve TUBİTAK tarafından belirlenecek öncelikli teknoloji alanlarında yapılacak yatırım projeleri

F)Bölgesel gelişmeye yönelik yatırımlar.(Bu yatırımlar sadece bazı illerde uygulanmaktadır)
G)OSB ye veKSS ye taşnaCAK YATIRIMLAR.

Serbest bölgeler de bu fondan kredi sağlayabilmektedir.

Teşvikle alınan ithal makineler 5 yıl ,yerli makineler ise 2 yıl devir temlik ve satış konusu olamazlar.

Yatırımların değerlendirmede öngörülen sürede gerçekleşmesi esastır

Gerçekleşmeme halinde bu süre projede öngörülen sürenin  ½ si kadar uzatılabilir.

Süre bitimini takiben 6 ay içinde yatırım tamamlama vizesi alınması gerekir.Yapılmaz ise belge iptal edilir ve verilen teşvikler geri alınır.

Mevcut yatırımlara başka bir yöreye veya OSB,NORMAL YÖRE ve Kalkınmada öncelikli yöreye nakil amacı ile proje bazında yapılacak değerlendirme sonucu izin verilebilir.

Teşvik belgesi ile verilen teşvikleri ilgili tüm kurum ve kuruluşlar uygulamakla yükümlüdür.

Yatırımları teşvik fonu teşvik belgeli olsun olmasın projelere düşük faizli yatırım ve işletme kredisi sağlayabilir.Fon kaynaklı kredi faizi yatırım kredilerinde %15 ve işletme kredilerinde %25 dir.



Logged

OgrenciForum.Org
Sayfa: 1
  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC

Tagged evden eve nakliye - evden eve taşıma - Sesli Chat
forumtahtasi.com elektornik devre - Sohbet - AVOYUN - Dönem ödevi - ödev - e-okul - evden eve nakliyat - msn nickleri - Ödev Sitesi
XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu! Dilber MC Theme by HarzeM