|
Abruzzi
|
 |
« Yanıtla #1 : Mart 12, 2008, 21:43:50 ÖS » |
|
Türkiye'de halen yasama ve yargı görevleri tamamen merkezi yönetime ait bulunurken yürütmeye ilişkin görevlerin sınırlı bir bölümü, il özel idareleri ve belediyeler gibi yerel yönetim örgütlerine devredilmiş bulunmaktadır. Bu nedenledir ki; ülkemizde güçlü bir siyasi yerinden yönetim örgütü ile zayıf bir yerel yönetim örgütü birlikte mevcuttur. Balkanlarda özellikle Yugoslavya’da ortaya çıkan yeni durum Türkiye’nin politikalarına rağmen Türkiye’ye etki alanları yaratmıştır. Rusya’nın dağılmasına müteakip milyonlarla ifade edilen aynı ırktan ve dinden insanların gözleri Türkiye’ye çevrilmiştir. Günümüzün tek süper gücü olan Amerika’nın hazırladığı ve önümüzdeki 50-100 yıla damgasını vuracak olan stratejik planlarda Türkiye vazgeçilmez unsur olarak kabul edilmekte ve bu yönüyle bölgede ki diğer ülkelere göre öncelikli konuma geçmektedir. Dış dünyada meydana gelen bu değişimler yanında ülke içinde de hızlı ve son derece olumlu gelişmeler kendini göstermektedir. GAP gibi dünya çapında bir proje günden güne tamamlanmakta ve hem güney doğunun hem de ülkemizin kaderini değiştirmektedir. Ön anlaşmaları imzalanan enerji projeleri sayesinde petrolü, doğal gazı olmayan bir ülke enerji dağıtım merkezi olma yolundadır. Özellikle 80’li yılların ilk yarısından sonra dışa açık rekabete dayalı liberal ekonomi modeli uygulanmaya başlanılmış ve korumacı karma ekonomik modelde tam olmasa da vazgeçilmiştir. Bu sayede dinamik bir serbest girişimci gurubu oluşmuştur. “Yüzde altmışı otuz yaşın altında olan nüfusumuz her geçen gün daha iyi eğitim imkanlarına kavuşmaktadır. Eksikliklerine rağmen üniversite sayımız on yıl gibi kısa sürede iki misli artarak 57’ye ulaşmıştır. Bu gün dünyanın muhtelif devletlerinde açılan okullar Türk dili ve kültürünü değişik coğrafyalarda öğretme çabasındadır. Yukarıda sayılanlara bakarak Türkiye’nin şahlanmaya hazır güçlü bir küheylana benzediğini söylemek abartma olmayacaktır. Ama maalesef bu küheylan bir türlü şaha kalkamamaktadır. Şaha kalkmamasının nedeni küheylanın bacaklarından dördünün de birden zincirlerle bağlanmış olmasıdır.” 2 Siyasi hayattaki yozlaşma ekonomik hayattaki devletçilik sosyal yaşantıdaki engeller ve idari hayattaki tıkanıklar. Siyasi olan partilerimizin mevcut yapısından dolayı özgür idareleri ile hareket edemeyen siyasiler ülkenin önünü açacak projeler üretip bunlar için çalışmaktan da uzaktır. Her şey için kendilerine başvurulmasını bekleyen ve saygın olmanın yolunu bura da arayan parlamenterlerin yasama dışında birçok uğraşılarını olmasına anlamak zordur. Yasa işiyle ilgisi olmamasına rağmen KİTLERLE ilgili çalışmalar siyasilerin zamanlarını büyük kısmını almaktadır. Ekonomik alandaki olumsuzluklar iki şekilde kendini göstermektedir. Ülkemizde hala ekonominin yarıya yakınını devletin kontrolü altındadır. Özelleştirilememesinin sebebi büyük zararlar vermektedir. Kendi ekonomik sektörünün iyi idare edemeyen siyasi ve ekonomik idare özel sektörün önünü açma ve ufuk kazandırma noktasında da son derece başarısızdır. Ekonomik alandaki engeller ve bu yüzden özel sektör noktasına gelmiştir. Sosyal hayatta da önemli sorunlar gelişmenin önünü tıkamaktadır. İnsan hakları konusunda hala büyük eksiklikler vardır. Düşüncelerin özgürce ifade edilmesi ve yazılması yönündeki engeller kaldırılamamıştır. “Devletin sosyal hayata yoğun müdahalesi nedeniyle artık insanlar diğer alanlarda olduğu gibi devletin sosyal alandan da mümkün oldukça çekilmesini istemektedir.”3 Her devlet, merkezden yönetim ve yerinden yönetim ilkelerine şekillenirken sosyal, ekonomik , kültürel, siyasi ve tarihi şartları dikkate alarak farklı bir yapılanmaya gitmektedir. Bu sebeple ülkeler, merkezden yönetime, bazıları yerinden yönetime ağırlık vermekte; diğer bazıları da bu ikisi arasında belirli bir denge kurmaya çalışmaktadır. Teknolojik gelişmeler, kamu hizmetlerine ilişkin kararların da alınmasın da merkeziyetçi eğilimleri kolaylaştırmıştır. Örneğin, telefon ve faks gibi haberleşme araçları, merkez ile çevre arasındaki iletişimi kolaylaştırdığı için, kararın merkezde alınması önemli bir sorun meydana getirmemektedir.
“Kamu yönetimleri, zaman, zaman merkeziyetçi, bazen de yerinden yönetime ağırlık veren bir görünüm sunmaktadır.” 4
1.2. Merkezden Yönetimin Taşra Örgütü Merkezi, yürütmekle yükümlü olduğu hizmet ve görevleri yerine getirebilmek için coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre “il”,”ilçe”ve “bucak”biçiminde örgütlenmektedir. Anayasaya göre merkezi yönetimin temel taşra birimi “il”dir. Bakanlıkların çoğunlukla her İlde hizmet birimleri bulunmakta olup bu bakımdan İller, merkezi yönetimin başkent örtünün küçültülmüş bir birimidir. Bakanlıklar bölge kuruluşları da oluşturabilmektedir. Bakanlıkların taşra örgütü, kuruluş amaçlarını gerçekleştirebilmek ve görevlerini yerine getirebilmek için, ihtiyaca göre aşağıdaki kuruluşların tamamından ya da birkaçından meydana gelmektedir. 1- İl valisine bağlı il kuruluşları 2- Kaymakama bağlı İlçe kuruluşları 3- Doğrudan merkeze bağlı taşra kuruluşları
1.2.1. İl Örgütü İl ve İlçelerin kurulması bir ilçenin başka bir İle bağlanması kanunla olur. Bucaklarınki ise, İçişleri Bakanlığının kararı ve cumhurbaşkanının onayı ile gerçekleşmektedir. Ülkemizde İl’in, yönetimi açısından iki özelliği bulunmaktadır. İl’in birinci özelliği, merkezi yönetimden ayrı ve tüzel kişiliği olan bir yerel yönetim birimi olmasıdır ki, buna”İl Özel İdaresi” denilmektedir. “Bu bakımdan İl, hem bir yerel yönetim birimi ve hem de merkezi yönetimin taşra örgütüdür. Ülkemizde İl yönetimi böylece ikili bir statü de yürütülmektedir. Merkezi yönetimin taşra örgütü olan İlin idaresi, ”Vali”, “İl Müdürleri” ve “İl İdare Kurulu” olmak üzere 3 birimden oluşmaktadır.” 5 Buna göre genleşen artan nüfusun ortaya çıkardığı sorunlar ve bu arada sınai,ticari ve tarımsal sektörlerin artan gereksinimleri iletişim araçlarında gelişen ve bunların kamu oyunu giderek daha çok etkilemesi çağdaş demokrasi bilincinin yaygınlaşması ve daha geniş uygulama alanı bulması gibi nedenler; merkezi yönetimin taşra örgütlenmesinin yeniden gözden geçirilerek taşra yönetiminin demokratik katılım düzeyini artırıcı ve merkezle işlevsel uyumu sağlayıcı bir temel üzerine oturtulmasını zorunlu kılmaktadır. “Anılan yasa ile sancaklar kaldırılarak İl yapılmış daha sonra yeniden ilçeye dönüştürülerek çevrelerindeki iller den birisine bağlanmışlardır. 1940’lı yıların başında Türkiye’deki toplam İl Sayısı Hatay’ın anavatana katılmasıyla birlikte 64’ de ulaşmıştır. Daha sonra bu İllere Uşak, Nevşehir, Sakarya ve Adıyaman’ında katılması ile 1957’ de 67’ye yükselmiş 1957 –1989 yıları arasında yeni İl kurulmamış ve İl sayısı 67 olarak korunmuştur. 1989 ve 1990 yıllarında İl bölünüşün de yapılan yeni düzenlemelerle İl sayısı 73’e çıkarılmıştır. Böylece Aksaray, Bayburt, Kırıkkale, Karaman, Batman ve Şirnak İl statüsü kazanmışlardır.”6 Aynı biçimde ilçe sayısının da büyük bir gelişmeyle 115’ten 831’e yükselmiş olduğu dikkate alındığında bu sayınında siyasal eğilimlere göre 1000’e ulaşılabileceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Şimdiki durumda merkez nüfusu 1000 in altında olan ilçeler bulunduğu gibi yalnızca 2-3 İlçesi olan illerde vardır. Nitekim yeni kurulan İl ve İlçeler için kimilerinde ölçüt, merkez nüfusunun çokluğu ya da ekonomik gelişmişlik düzeyi yahut bunların her ikisinin bir olmasıdır Kimilerinin ise bunların zayıf ve gelişme imkanları kıt mekanlar olmasından yola çıkılarak bu özelliklerdeki yerlere de İl ya da İlçe statüsünün geliştirmeyi hızlandırıcı bir araç olacağı kanısına dayanır. İllerin örgütlenmesi ile ilgili genel ilke ve kurallar başta anayasa olmak üzere 5442 sayılı İl idare kanunu ile 3046 sayılı bakanlıkların kuruluş ve görev esaslarını düzenleyen çerçeve yasada yer almaktadır. Yönetim kuruluş ve görevleri ile bir bütündür. Örgütlenmeyle ilgili görev ve yetkilerin saptamasında bu bütünlük bozulamaz. Bakanlıklar kuruluş ve örgütlenmesinde etkili bir iş bölümü eş güdüm ve denetim sağlanması temeldir. Bakanlık taşra örgütü gereksinimlere göre Valiliğe bağlı taşra kuruluşları ve doğrudan merkeze bağlı bölge kuruluşlarının tamamından ya da birkaçından oluşacak biçimde düzenlenir. Buna göre her bakanlık ve yetkili kılınan bakanlık kuruluşları buradan belirtilen genel yaklaşım içinde taşra düzeyinde örgütlenme olanağına sahip bulunmaktadır. Merkez yönetiminin İl düzeyindeki taşra kuruluşları kamu hizmetlerinin iki görünüm altında yapmaktadırlar. Kaymakamlık örgütü bulunmayan merkez ilçelerdeki kamu hizmetlerini yerine getirmek. Bağlı oldukları bakanlık yada kuruluşların içindeki uzantılara kendi alanında teknik yardım yapmak ve onları yönetmek ve denetlemek. Bu iki görev birbirinden oldukça farklıdır. Birinci görev merkez ilçelerin yönetsel örgütlerinin bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Yüzyılı aşkın bir süredir, Fransız mülki yönetim sistemini uyarlama çabaları sürmektedir. “Valilik kurumu başbakanlığa bağlamaktan eş güdümcü Valilik kurumunun yetki sorumluluk ve olanaklarının artmasına değin çeşitli görüşler ve arayışlar süregelmektedir. Bu görüşlerin birleştiği ortak kanıya göre bugünkü mülki yönetim sistemi içinde Valilik kurumu işlemini çağdaş bir yönetim anlayışı içinde yerine getirememektedir. Halk sorunların çözümü için Ankara’ya yığılırken Valilik kurum yetki ve sorumluluk alanı değişen koşulların gereklerine uyum gösterememektedir.” 7 Bugüne kadar yapılan Valilik sistemiyle ilgili düzenlemelerde, sistemin üstleneceği temel işlev ve bununla ilgili ana ilkelerde siyasal ve yönetsel bir uyum sağlamak ve Valilik kurumuna sistem büyüklüğü içinde yaklaşmak yerine; yapılan düzenlemeler bütün bu anlaşmazlıklardan uzak biçimde kısa erimli çözümler üzerine yoğunlaştırılmıştır. Siyasal ve yönetsel yapı bütünleşmesinden Valilerin önemli etkilendikleri görülmektedir. Demokratik ülkelerde yönetimler meclis de dayalı hükümetleri programlarını gerçekleştirmekle görevli işlevsel birer araç özelliğindedirler. Mülki idare amirleri (Özellikle de Valiler) hükümete karşı yansız olamazlar. Valiler; devletin, hükümetin ve ayrı, ayrı her bakanın temsilcisi olduklarına göre görevleri ve konumları özel bir nitelik taşımaktadır. Valiler; genellikle Kaymakamlar Vali Yardımcıları ve üst düzey yöneticileri arasından seçilmekle birlikte, öteki meslekten kişiler arsından da seçilebilmektedir. Vali yardımcıları valilik sistemi içinde yer alan üst yöneticilerdir. Bunlar en az 6 yıl kaymakamlıkta bulunmuş ve hizmetin 2 yılını yoksunluk bölgesinde geçirmiş kaymakamlar arasından atanırlar. Vali yardımcıları, valiler tarafından kendilerine yetki aktarımındaki sınırlık nedeniyle, çoğu durumunda rutin özellikle günlük yetki ve imza işleriyle uğraşmaktadırlar. İl valiliğinden alınan valiler merkez valiliğine atanmaktadırlar, böylece merkez valiliği bir tür bekleme yeri olmaktadır. Merkez valileri bu günkü sayısı 94de ulaşmış durumundadır. Bunlar içinde 29 yıldır aynı statüde bulunlar vardır. Bütün ilçelerde bir kaymakam bulunmasına karşın, büyük şehir statüsü uygulananlar dışındaki illerin merkez ilçelerinden ayrı bir kaymakamlık örgütlenmesine gidilmemiştir. Merkez ilçelerdeki kamu hizmetleri, İl müdürlükleri tarafından yürütülmekte, kaymakamın yapması gereken görevlerde Valiler ve Vali adına Vali Yardımcılarınca yapılmaktadır. Bu ise valiyi merkez ilçede kaymakam durumuna düşürmekte Vali Yardımcısını ve İl Müdürlüklerini günlük bürokratik işlemlerinin içine itmekte, valiliğin iş hacminin artmasına neden olmaktadır. “Büyük şehir statüsündeki illerde birden çok merkez ilçe bulunmaktadır. Bundan amaç, bu ilçelerde kurulan kaymakamlık örgütü yoluyla ilgili hizmetler de gerekli etkililiği ve verimliliği yükseltmektir. Ancak uygulamada bunun yeterince sağlanabildiğini söylemek zordur. Nitekim belirtilen merkez ilçelerdeki Kaymakamlık yetkilerinin kullanılmasında, Valiliklerin kimi konularda görev ve yetki müdahaleleriyle karşılaşılmaktadır. “8 Bunlar dan baş ılıcaları şunlardır. • Kaymakamın ataması gereken ilçe memurları valilerce • atanmaktadır. • Memurların yer değiştirmesinde kaymakamların görüşü • alınmamaktadır.
• Merkez ilçelerde bakanlıklara ait kuruluşlardan kimileri hiç kurulmamıştır. • Başbakanlık genelgesi de olmasına karşın, merkez ilçe içindeki vergi daireleri, ş • Şimdiki hizmet alanlarının kurulan ilçe sınırlarına uymaması nedeniyle kaymakamlığa bağlanmıştır. • Merkez ilçe kaymakamlarının resmi bayram ve özel kutlama günlerinde protokoldeki yerleri açık değildir. • Sicil verme işleminde kimi belirsizlikler vardır. Her örgütte olduğu gibi illerinde amaçlarını plan ve programlarını gerçekleştirmeleri için personele parasal ve maddi kaynaklara gereksinimleri vardır. Kamu hizmetinin etkili bir biçimde yerine getirilmesi için sağlanacak kaynakların gereken nitelik ve nicelikte yerinde ve zamanında hazır bulundurulması gerekir. Bu sağlanamazsa hizmet istenen biçimde yerine getirilemez plan ve programlar aksar. Bu anlamda İl yönetiminde karşılanan en büyük sorunlardan biri kaynak sağlama olarak ortaya çıkmaktadır. Bu konuda karşılaşılan başlıca sorunlar şunlardır: • Valilerin kendi personelinden pek azını seçme atama ve bunların yerlerini değiştirme yetkileri vardır. Kimi görevlerde yerel memur kullanmanın sakıncası ise yararını bastırmaktadır. Nitekim Valiler, yeteneksiz memurların görevlerinden önemli kesimini becerikli ve yetişmiş memurlarına yaptırmak zorunda kalmaktadırlar. • İl şube müdürlüklerinde yetenekli memurların yapabileceği bir çok rutin işin uzman yada belli dallarda yetişmiş mühendis, mimar, doktor, vb. nitelikli ve kariyer sahibi kişilerce yapıldığı görülmektedir. • İl yönetiminin temel mali kaynağı merkezden gönderilen ödenekler ve kimi fonlardır. Ödenekler çoğu kez süresi içinde ve yeterli miktarda gönderilmemekte ve gönderilen ödeneklerin kullanılmasında da Valilerin yetkileri oldukça sınırlı kalmaktadır. Bunun sonucu çeşitli ödeme güçlükleri ile karşılaşılmaktadır. • Araç, gereç, bina, makine, kırtasiye vb. maddi kaynakların satın alınmasında ya da bunların kuruluşlar arsında geçici olarak yer değiştirmesinde Valilerin yetkilerindeki sınırlılık İl ölçeğinde hizmet dengesini sağlamasını güçleştirmekte ve hizmet aksamalarını ortaya çıkarmaktadır.9
1.2.2. İlçe Örgütü İl düzeyinde örgütlenen merkezi yönetim kuruluşlarının çoğu, İlçe ölçeğinde de teşkilatlarını koymuşlardır. Bunlara “İlçe kuruluşları”, başındaki yöneticilere de “İlçe Müdürleri” denilir. Bir kısım bölge kuruluşunun da İlçe örgütü bulunmaktadır. İlçe yönetimini başında kaymakam bulunmaktadır. Kaymakam, ilçede hükümetin temsilcisi durumundadır. Kaymakam görevlerini Valinin denetimi ve gözetimi altında yürütür. Vali gibi siyasi bir niteliği bulunmayan kaymakam bir meslek memurudur. Kaymakam “ortak kararname “ ile atanmaktadır. Kaymakam, İlçede birlik ve düzenliği sağlamakla yükümlüdür. Kaymakam ayrıca yasa, tüzük, yönetmelik ve hükümet kararlarının yayınlanmasını ve uygulanmasını sağlar; valinin talimat ve emirlerini yürütmekle görevlidir. Valiler ilçeye ait bütün işleri doğrudan kaymakama yazarlar. Kaymakamlar, normal hallerde ilçenin işleri hakkında bağlı bulundukları valilerle yazışırlar ve görüşürler; olağan üstü hallerde İçişleri Bakanlığı ve diğer bakanlıklar ile muhabere edebilirlerse de, söz konusu muhabereden valiye bilgi vermekle yükümlüdürler. İlde olduğu gibi, ilçede de kaymakamın başkanlığında idare kurulu görev yapar. İlçe idare kurulu tahrirat katibi, mal müdürü hükümet tabibi, milli eğitim müdürü, tarım ve köy işleri müdürlüğünden meydana gelir. İlçe idare kurulunun yönetim, danışma ve sınırlı ölçüde yargı görevleri bulunmaktadır. “Merkez İlçe bir il merkezinin bulunduğu yerle başka ilçelere bağlı olmayan bucak ve köyleri oluşturduğu yönetim birimidir. Büyük şehir belediye yönetimi olan illerin dışındaki şehirlerin merkez ilçelerinde kaymakam bulunmaktadır. Buralarda il genel yönetiminin başı olan vali, ilçe yönetiminden de sorumludur.”10 Büyük şehir yönetimi kurulan kent merkezlerinde “merkez ilçe” yerine çeşitli adlar taşıyan ve başında kaymakamların görev yaptığı birden fazla ilçe bulunmaktadır. Bu ilçeler de diğer ilçeler gibi örgütlenmektedir. İlçe mülki idare hudutlarını kapsayan bir yerel yönetim birimi hiç düşünülmemiştir. Modelde , ilçe yerel yönetim birimine yer verilmesi, bu birimin kurulmasının yarar ve zorunluluğuna ilişkin çok uzun süreden beri ileri sürülen gerekçelerin yaşama geçirilmesi olmaktadır. Yapılan araştırma raporlarına göre özellikle kırsal yörelerde, köy ve kasabalar arası bir grup hizmet ile köy yönetimleri ve kasaba belediyelerinin üstesinden gelemedikleri kimi hizmetleri üstlenmek üzere ilçe düzeyinde bir demokratik yerel yönetim biriminin kurulmasının yararlarını ortaya koymuş bulunmaktadır. “ Kırsal hizmetler açısından yerel toplulukların demokratik katılımı, yönetimde söz sahibi olmalarını gerçekleştirmede ölçek uygunluğu bakımından çok iyi bir konumda bulunacak olan ilçe yerel yönetimi, aynı boyutlar bakımından uluslar arası raporlarda önerilen ve bir çok ülkede de gerçekleştirilen birimlerin boyutlarına bezerlik göstermesi nedeniyle, yöresel etkinlik ve verimlilik amaçlarına da uydun düşmektedir. “11
1.2.3. Bucak Örgütü Bucak coğrafya, ekonomi,güvenlik ve yerel hizmetler bakımından aralarında ilişki bulunan kasaba ve köylerden meydan gelen bir yönetim birimidir. Merkezi yönetimin ilde son halkasını bucak oluşturur. Bucak kurulması, kaldırılması ve merkezinin belirtilmesi İçişleri Bakanlığının kararı ve Cumhurbaşkanın onayı ile gerçekleşir. Bucağı yönetiminden bucak müdürü sorumludur. Bucak müdürü bucakta en yüksek hükümet memuru ve temsilcisidir. Kaymakamlar bucağa ait bütün işleri doğrudan doğruya bucak müdürüne yazarlar. Bucak müdürleri de, bucağın bütün işleri hakkında, bağlı oldukları kaymakamlarla muhabere ederler. Bu nedenle Bucağın güven ve düzenin korunmasından bucak müdürü sorumludur. Bucakta genel ve özel kolluk kuvvetleri bucak müdürünün emri altındadır. Bunlar müdürden aldıkları emirleri yerine getirmekle yükümlüdür. Bucak müdürleri de Kaymakamlar gibi, yasaların, tüzüklerin, yönetmeliklerin ve hükümet kararlarının durulmasını ve uygulamasını sağlarlar. İlk kez bucak müdürü olabilmek için, en az lise yada dengi okul mezunu olmak ve otuz yaşını geçmemiş bulunmak gerekir. Bucak sınırları içinde kasaba ve köylerin yerel nitelikteki ortak ihtiyaçlarını düzenlemek; kanun ve tüzüklerle kendilerine verilen görevlerini yapmak üzere bucak müdürünün başkanlığında bir “bucak meclisi” ve bir de “bucak komisyonu” bulunur. Bucak meclisi, bucağa bağlı belediye meclisleri ve köy ihtiyar kurulları tarafından kendi aralarında veya köy ve kasaba halkından olmak üzere dışarıdan seçilen birer üyeden oluşur. Bucak doktoru ya da saplık memuru , veteriner, tarım öğretmeni, başöğretmenler bucak meclisinin tabi üyesidirler. Ve üyelerin görev süresi 4 yıldır. “Her yıl bir defa Ekim ayında toplanan bucak meclisi, toplantı halinde olmadığı zamanlardaki görevlerini yürütmek üzere kendi üyeleri arasından dört üyeli bir bucak komisyonu oluşturur. Ayda en az bir kez toplanan bu komisyonun görev süresi bir yıldır. 1871 yılında “nahiye “ adıyla yönetim sistemimize giren bucaklar, etkin birer hizmet birimi haline gelememiştir. Bunun da sebebi, ulaşım araçlarının gelişmesi ve ekonomik birer sosyal kalkınma ile birlikte ilçe ve İllerle olan irtibatın artmasıdır. 1990 yılında 699 bucaktan, ancak 50’sinde bucak müdürü bulunmaktadır. Bucakların kanunda öngörüldüğü şekilde örgütlenmesi gerçekleştirilememiştir. Boşalan bucak müdürlüklerine yenileri atanmamaktadır. Böylece bucaklar fiili olarak tasfiye edilmektedir. “12
1.2.4. Bölge Kuruluşları Bağlı kuruluşlar, önce de belirtildiği gibi, bölge, il, ilçe esasına göre örgütlenmektedirler. Bakanlıkların her ne kadar “il” esasına göre örgütlenmeleri gerekiyorsa da bölge kuruluşları da oluşturabilmektedirler. Ancak, bölge düzeyinde örgütlenmeye gidebilmek için bunun kuruluş kanununda öngörülmüş olması da gerekmektedir. Bölgedeki illerin tamamına destek sağlayacak nitelikte bölge kuruluşları oluşturacağı gibi, bölgenin birkaç ilinde görev ve hizmet yapacak şekilde de bölge örgütleri kurulabilmektedir. Bölge kuruluşlarının kurulması, kaldırılması, merkezleri ile bölge müdürlüğü de dahil olacak iller Bakanlar Kurulu kararı ile olmaktadır. Bölgesel düzeyde örgütlenen merkezi yönetim kuruluşuna “Bölge Müdürlüğü”; başındaki yöneticiye de “bölge müdürü” denilmektedir. 1982 Anayasasına göre, “kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla, birden çok ili içine alan merkezi idare teşkilatı kurulabilir. Bu teşkilatın görev ve yetkileri kanunla düzenlenir. Gerek 1961, gerekse 1982 Anayasası, merkezi yönetimin bölgesel düzeyde örgütlenmesine imkan tanımıştır. Bölge, merkezi yönetimin taşra örgütü olmasına rağmen, il gibi görev ve faaliyet alanı standart bir yönetim taksimatı değildir. Nitekim bir ildeki bütün müdürlüklerin faaliyet alanı o ilin coğrafi ile sınırlı olduğu halde, her merkezi yönetim kuruluşunun bölge merkezi ile, buna bağlı olan illerin faaliyet alanları farklılık göstermektedir. Bölge kuruluşlarının ortaya çıkması, teknik ihtiyaçlar, hattını azaltmak ve valinin denetiminden kurtulmak, örgütsel olarak büyümek gibi nedenlere dayanmaktadır. Geleneksel olarak “il”,”ilçe” ve “bucak” biçiminde kademeleşen merkezi yönetimin taşra örgütü, bölgenin de devreye girmesiyle bazı bakanlıklar ve bağlı kuruluşlar için “bölge”,”il” ve “ilçe” biçiminde değişikliğe uğramıştır. Böylece bölge, il üzerinde yeni bir hiyerarşik kademe oluşturmuştur. Bölge valiliği sisteminin kaynağı Fransa dır. Türkiye, kamu yönetimi sistemini Fransa’dan aldığı için, söz konusu ülkede meydana gelen bir değişme, ister istemez ülkemizin de gündemine girmektedir. Fransa 1960 yılında, ekonomik gelişme ve kalkınma ile ilgili sorunların doğrudan Paris’ten çözümlenememesi sonucu bölge valiliğine geçti. Daha sonra, çeşitli tarihlerde yapılan düzenlemeler ile bölge valiliği hem bir merkezi yönetim birimi, hem de bir yerel yönetim kuruluşu haline getirildi. Böylece Fransa’da bölge valiliği, il özel idaresi ve komün olmak üzere 3 türlü yönetim birimi ortaya çıkar. Fransa, yönetim olarak 22 bölgeye ayrılmaktadır. Bölge yönetimini başında hükümet tarafından atanan bir vali bulunmaktadır. Bölge valisi aynı zamanda bölge merkezinin bulunduğu ilinde valisidir ve il valisi gibi yetki genişliği ile bölgeyi yönetmektedir. Bölge valisinin il valileri üzerinde belirli bir denetim ve gözetim yetkisi bulunmaktadır. Merkezi yönetim kuruluşları bölge ve il arasına göre kademeli bir şekilde örgütlenmişlerdir. Yerel yönetim birimi olarak bölgede seçile iş başına gelen meclisler görev yapmaktadır. Türkiye ulusu hükümeti zamanında 24.06.1983 gün ve 71 sayılı KHK ile bölge valiliği sistemini kabul etti. Buna göre ülke, Erzurum, Diyarbakır, Adana, Kayser, Ankara, Konya, İstanbul ve İzmir olmak üzere 8 bölgeye ayrıldı. Ve bu bölgelere bağlı olacak iller belirlendi. Ancak bu sistem, daha uygulamaya konulmadan, 1984 yılında çıkarılan 333 sayılı yasa ile bölge valiliğinin yasal temeli oluşturan 71 sayılı KHK yürürlükten kaldırılması sonucu bir girişim olmaktan öteye geçemedi. Söz konusu KHK’nin “Bilindiği gibi anayasa merkezi yönetimin taşra yönetimi olarak ili esas almıştır. Bölge valiliği taşra yönetiminde yeni bir hiyerarşik yönetim kademesi oluşturmaktadır. Bu yönetim kademesi, ister istemez İl’i zayıflatacaktır. Zaten böyle bir merkeziyetçi, kırtasiyeci ve ağır işleyen merkez ve taşra bürokrasisi, böyle bir örgütlenme ile daha da kötüleşecektir. Halbuki Türkiye’nin temel sorusu yerel yönetimlerin güçsüzlüğünden, merkezi yönetimin taşra teşkilatlarının yetkisiz birer irtibat bürosu biçiminden çalışmasın dan kaynaklanmaktadır.” 13 17.Yerel ve bölgesel ekonomiyi geliştirme faaliyetlerinden değişik ekonomik güçler arasında (girişimler, yüklenici, kamu yetkilileri, ticaret odası, kurumlar veya ortaklıklar) yakın ilişki ve yerel toplum ile danışma olmadıkça açık bir sonuç elde edilemez. Yerel gelişme kurumları bu amaçla kurulmuştur. Çeşitli biçimler alabilen ve yerel yönetimleri tamamlayıcı rolleri olan bu kurumlar 4 guruba ayrılabilir: - İşletme, ticaret ve tarıma destek veren kurumlar; - Altyapı inşası ile sorumlu kurumlar; - Ekonomik faaliyeti geliştirici kurumlar; - Eğitim ve uzmanlık eğitimi sağlayan kurumlar;
Bu kurumların fonları değişik yerel, bölgesel ve ulusal kaynaklardan gelir.
“Baştakilerin teknik yeteneğine, katılan değişik gurupların temsil edildiği yönetim düzenlemelerine hükümetten bağımsızlıklarına uzun vadeli taahhütlere gerebilmelerine ve elde edilen başarıların politik denetimlerine dayanır.”14 18. toplumdaki mali etkileri yüzünden, hisse sahipliği ve ortaklık sözleşmesine girmek veya şirket kurma yönünde yapılacak her eylem, idarenin karar alma yetkisine sahip organınca alınacak karara bağlı olmalıdır. 19. Yerel yönetimlerin kendileri tarafından yürütülen her türlü ekonomik faaliyetin yıllık sonuçlarını gösteren ayrı, ayrı tutulmuş muhasebe kayıtları olmalıdır. Ortaklık veya çoğunluk hissedarlığı ile yapılan yönetimde, il gibi bütçe ve finans dokümanları idarenin karar alma organına sunulmalı ve yapılan iş ile ilgili bilgiler idarenin yıllık hesaplarına eklenmelidir. 20. yerel yönetim, şirketin faaliyetlerine mali katkıda bulunulmuşsa, en azından bilgi vermek için şirketin yıllık bütçeleri idarenin karar alma organına sunulmaktadır. 21. bu tür faaliyetlerin etkinliği hakkında hüküm vermek zordur. Bunu belirlemenin bir yolu, en azından 5 ile 10 yıl süre içinde istihdam açısından sonuçların incelenmesidir. Bu sonuçlar değişik bir biçimde değerlendirilebilir; bazen bir yerdeki olumlu sonuçlar komşu topluluklar ile bu toplulukları olumsuz etkileyerek elde edilebilir. Yinede bu tür faaliyetler gereklidir ve idarenin tüm toplumun yararına olabilecek uygun finans şartlarını yaratmasını veya kısmen ya da kısa vadede işsizlik ve iş kaybını azaltacak ortamları sağlamasını mümkün kılar. Yerel girişimlere en yakın ve kamu yardımını sağlayabilecek en uygun birimler oldukları için yerel hükümetlerin ekonomik rolleri önemlidir. Yerel yönetimlerin ekonomik katılımlarının, en azından bazı durumlarda maliyet ve sonuçlarının belirlenmesinin sosyal boyutları da vardır. Yine de bu tür katılımların boyutu, mevcut kamu Finansman kaynaklarının etkin bir biçimde kullanımını sağlamak açısından yerel yönetimlerin, periyodik olarak genel değerlendirme(kalite ve miktar analizi) yapmalarına zemin sağlar.15 2. KAMU YÖNETİMİN DE İŞÇİLER
2.1. Kamu Görevlileri Kamu görevlilerine ”kamu hizmeti görevlileri” ve “kamu personeli” denilmektedir. 1982 Anayasası 128. Maddesinde “kamu hizmeti görevlileri” kavramını kullanmıştır. Kamu görevleri kavramı,”dar” ve” geniş” anlamda olmak üzere iki şekilde tanımlanmaktadır. İsterse geniş anlamda kullanılsın, bir kişinin kamu görevlisi sayıla bilmesi için, bir kamu kurumunda çalışması gerekir. Bu nedenle, kamu hizmeti gördükleri bir kamu kurumuna bağlı olarak çalışmayan kişiler, kamu görevlisi sayılmaktadır. Örneğin, bir doktorun yaptığı iş,kamu hizmeti olduğu halde, bir kamu kurumuna bağlı olarak çalışmıyorsa, “kamu görevlisi” nitelendirmemektedir. Dar anlamda kamu görevlileri kavramı içinde Anayasanın 128. Maddesinde belirtildiği üzere, devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yürüten personel girer. Bunlar, “memurlar”ve”diğer kamu görevlileri”dir. 1982 Anayasası, 1961 Anayasasından farklı olarak, “memurlar”ın yanında “diğer kamu görevlileri” kavramına da yer vermiştir. İdare ile kamu hukuku ilişkisi bulunan ve hizmetin asli-sürekli elamanı sayılabilecek bir görevde çalışanlar, “diğer kamu görevlisi”dir. 1961 Anayasasında yalnızca için öngörülen nitelikler, 1982 Anayasasında “diğer kamu görevlileri” için de söz konusu edilmiştir. Buna göre, memurların çalıştıkları işlerde, diğer kamu görevlileri de istihdam edilebilecektir. Kendi özel personel yasaları olan , kısmen de 657 sayılı DMK ya tabi bulunan üniversite öğretim üyeleri, hakim ve savcılar ile askeri personel, diğer kamu görevlileri kavramı içinde değerlendirmeye tabi tutulur. “Buna göre; Cumhurbaşkanından işçisine kadar herkes, bu anlamda birer kamu görevlisidir. Başka bir ifade ile devletin yasama, yargı ve yürütme organında çalışan herkes kamu görevlisidir. 16
2.2.Kamu Kurumunun Çalışanları Genel ve katma bütçeli kurumlar il özel idareleri belediyeler ve bunların kurdukları birlikler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, belirtilen 4 istihdam biçimi dışında personel çalıştıramazlar. Türk personel rejimi kökeni Osmanlı İmparatorluğuna kadar uzanan yönet,im geleneklerinin bir ürünüdür. Tanzimat’tan sonra yeniden biçimlenen Osmanlı yönetim yapısındaki, merkeziyetçi, gelenekçi ve kuralcı nitelikler personel rejimini de etkilemiştir. Günümüzdeki personel rejiminin, yasalar, siyasiler ve uygulamalardan kaynaklanan özellikleri şunlardır. 1. Memurluk kapalı bir kariyer düşüncesine dayanır: kişi memurluğa alınmakla ömür boyu sürecek bir mesleğe girmiş olmaktadır. Bu nedenle memurluğa geç yaşta girilmekte, emekli oluncaya kadar çalışılmaktadır. Hiç memurluk yapmamış kişilerin bürokrasinin orta ve üst basamaklarında görev almaları mümkün değildir. Dolayısıyla, özel sektörden kamu kuruluşlarına personel geçişleri söz konusu olmaz ya da çok sınırlıdır. 2. Memurluğa Girişte Genel Öğrenim Esastır: Kamu kurumları belirli bir iş için değil, genel bir meslek ve hizmet alanı için personel almaktadır. Bu nedenle hizmete giriş sınavları genel kültüre ve okul bilgisine dayanır. Adayların uzmanlık bilgisini ölçmeye dayalı sınavlar bazı meslek dalları ile sınırlıdır. Sistemin bu niteliği uzmanlığa dayalı eleman alınmasını önlemektedir. Bu sistemde genellikle işin gerektirdiği bilgi ve becerilerin hizmet içinde kazanılacağı var sayılmıştır. 3. Hizmette Giriş Kurumsal Esasa Dayanmaktadır: Her bakanlık, personel politikasını kendisi saptar, ihtiyaç duyduğu personelin sınavlarını da kendisi yapar. Personel, hizmete girdiği kurumda çalışma hayatına devam eder, başka bir kuruma geçiş, anacak çalışmakta olduğu kurumun izni ile mümkün olur. 4. Yükselmelerde Kıdem ve Öğrenim Düzeyi Belirleyici Bir Ölçüttür: Diploma, kişinin hem hizmete giriş derecesini, hem de hizmet içerisinde yükselebileceği üst dereceyi belirler. Memurlar göreve başladığı derece ve kademe de belirli bir süre çalıştıktan sonra bir üst derecede çalışma hakkı elde ederler. Halen devlet memurları, 15 derecelik rütbe hiyerarşisi içinde görev yürütmektedirler. 9. Derecenin 1. Kademesinde göreve başlayan bir memurun, birinci derecenin 4. Kademesine yükselebilmesi için normal koşullarda 28 yıl görev yapması gerekir. Görüldüğü gibi sistem, yetenekli ve başarılı memurların kısa zamanda daha üst basamaklara yükselmesini önlemektedir. 5. Aylıklar ve Ücretler Sınıf ve Derece Esasına Göre Düzenlenmiştir: Memurların aylıkları, eğitim durumu, sınıfı ve kıdemlerine göre belirlenmektedir. Ancak aynı eğitim durumuna ve kıdeme sahip olduğu halde, farklı kurumlarda ve değişik statülerde çalışan memurlar arasında önemle ücret farklılıkları ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde maaş ve ücretlerin belirlenmesi, siyasi iktidarların tek taraflı kararlarıyla sonuçlanmaktadır. 6. Memurluk Güvenceli Bir Statüdür : Memur görevden atılmayı gerektiren ceza ve disiplin suçu işlemediği sürece, emekli oluncaya kadar çalışma hayatına devam eder. Ehliyetsizlik ve yetersizlik sebebiyle memurların görevine son verilmesi olağan bir işlem değildir. Memurluk statüsü yasalarla güvence altına alınmıştır. 7. Memurluk Gelenekçi ve Şekilci Bir Statüdür: Memurluk öteden beri, itibarlı ve okumuş kimselerin uğraş alanı olarak algılanmıştır. Bu, bir ölçüde Osmanlı geleneğinin bir devamıdır. Osmanlılarda memurun itibarı onun ekonomik gücünden, yetki ve otoritesinden kaynaklanıyordu Türkiye Cumhuriyeti 1950 ye kadar bu çizgiyi devam ettirdi. Söz konusu dönemde memurluk, hukuk bakımından güvenceli, ekonomik yönden çekici, toplumsal saygınlığı yüksek, kendi içinde disiplinli halkla ilişkilerinde otoriter, hizmet açısından kuralcı ve şekilci bir sistem görünümündeydi. Halen memurluk anlayışı büyük ölçüde, hizmetlerde verimlilik, etkinlik ve hızlılık gibi çağdaş yönetim değerlerinden çok işlemleri yazılı normlara ve bürokratik değerlere uydurmaya dayanmaktadır. 8. Memurluk Rejimi Yasalarla Düzenlenmektedir : Memurların özlük işleri ile ilgili en küçük ayrıntılar bile yasalarda yer almaktadır. 9. Kamu Personelinin Yargısal Denetimi Özel Kurumlara Bağlanmıştır: bu konuda Fransa’dan alınan “idari yargı” sistemi, kamu personel hukukunun gelişmesi ve şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.
2.2.1. Memur Devlet yönetiminin asli ve sürekli elemanı memurlardır. DMK ya göre devlet ve diğer kamu tüzel kişilerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler memur sayılır. Ülkemizde memurluk statüsünü DMK belirlemektedir. Bununla birlikte başta anayasa olmak üzere çeşitli kanunlarda “memur”la ilgili farklı tanımlar yer almaktadır. 1982 anayasası, 1961 anayasasından farklı olarak memur kavramını “diğer kamu görevlileri” kavramı ile birlikte ele almıştır. 1982 anayasasına göre devletin kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür. 17 1982 anayasası “kamu iktisadı teşebbüsleri”’nden de bahsederek, söz konusu kurumlarda memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülebilecek işler olduğunu belirtmiştir. Memurlar ve diğer kamu görevlileri devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişiliklerinde çalıştırılırlar. a) Memurlar ve diğer kamu görevlileri, genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken kamu hizmetlerinde görev yaparlar. b) Memurlar ve diğer kamu görevlileri asli ve sürekli işlerde çalışırlar.
DMK ya göre memur şöyle tanımlanmıştır;” mevcut kuruluş biçime bakılmaksızın, devlet ve diğer kamu tüzel kişilerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler bu kanunun uygulanmasında memur sayılırlar”. Görüldüğü gibi DMK gibi memur kavramı anayasanın 128 maddesinde belirtilen “kamu hizmeti görevlileri” tanımı ile paralellik göstermektedir. Ancak DMK’ da memurların çalıştırılabileceği kurumlar arasında “kamu hizmeti teşebbüsleri” zikredilmemiştir. Türk ceza kanunu, memura geniş anlamdaki kamu görevlisi olarak tanımlamıştır.18 Buna göre Ceza Kanunun Tatbikatında ; a) “devamlı veya muvakkat surette teşrii, idari ve adli bir amme vazifesi gören devlet veya diğer her türlü amme müesseseleri memur, müstahdemleri b) Devamlı veya muvakkat, ücretli veya ücretsiz, ihtiyari veya mecburi” olarak teşrii, idari veya adli bir amme vazifesi gören diğer kimseler memur sayılır. c) Sınıflandırma memurların gerektirdiği niteliklere ve mesleklere göre
Buna göre; 1. Genel İdare Hizmetleri Sınıfı : Devlet memurları kanunun kapsamına giren kurumlarda yönetim, icra, büro ve benzeri hizmetler gören ve diğer sınıflara girmeyen memurlar genel idare hizmetleri sınıfında yer alır. 2. Teknik Hizmetler Sınıfı : Mühendis, mimar, jeolog, hidrolog, fizikçi, matematikçi, teknisyen ve diğer benzeri mesleki ve teknik elemanlar, teknik hizmetler sınıfını meydana getirir. 3. Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfı: Sağlık hizmetlerinde mesleki eğitim görerek yetişmiş olan tabip diş tabibi, eczacı , veteriner hekimi, ebe, hemşire, sağlık memuru gibi personeli kapsar. 4. Eğitim ve Öğretim Hizmetleri Sınıfı : Devlet memurları kanunu kapsamındaki kurumlarda eğitim ve öğretim vazifesi ile görevlendirilen öğretmenleri içerir. 5. Avukatlık Hizmetleri Sınıfı: Avukatlık ruhsatına sahip baroya kayıtlı ve kurumlarını yargı mercilerine temsil yetkisine haiz olan avukatlardan meydana gelir. 6. Din Hizmetleri Sınıfı : Özel kanunlarına göre çeşitli derecede dini eğitim görmüş olan ve dini görev yapan memurları kapsar.
|