Bedava Ödev İndir > Akademik-Üniversite Kaynaklar > Dış Ticaret Kaynaklar > KÜRESEL KRİZLERE YENİ YAKLAŞIMLAR

Reklamlar

Sayfa: 1
  Yazdır  
Gönderen Konu: KÜRESEL KRİZLERE YENİ YAKLAŞIMLAR  (Okunma Sayısı 115 defa)
Mayıs 22, 2008, 10:23:37 ÖÖ
Abruzzi
Çalışkan öğrenci
****

Rep +6/-0
Mesaj Sayısı: 1031



Üyelik Bilgileri
« : Mayıs 22, 2008, 10:23:37 ÖÖ »

İçindekiler

I. Giriş
II. Krize Giren Ülkelerin Krizleri Aşmada İzledikleri Yöntemler
III. Çeşitli Uluslararası Mali Kuruluşların Krizlere Karşı Yeni Yaklaşımları
III.1 Uluslararası Para Fonu (IMF)
•   Kredi Alanların Sorumlulukları
•   Kredi Verenlerin Sorumlulukları
•   IMF'nin Sorumlulukları
   III.1.1. CCL (Contingent Credit Line - Olağanüstü Durum Kredisi)   
   III.1.2. GDDS (General Data Dissemination System - Genel Veri Yayınlama Standartı
   III.1.3. SDDS (Special Data Dissemination System - Özel Veri Yayınlama Standartı)
   III.2. Dünya Bankası
   III.3. Basel Komite
   III.4. OECD
   III.5. Yeni Finansal Mimariyi Oluşturma Amaçlı Çalışma Grupları
   IV. Krizlere Karşı Diğer Yaklaşımlar
   IV.1 UDROP (Universal Debt Rollover Option with a Penalty- Uluslararası Borç
   Uzatımı Cezai Opsiyonu)
   IV.2 Tobin Vergisi (Tobin Tax)
   V. Sonuç
   
   
   
   
   
   
   
   
   I. Giriş
   Küreselleşme yirminci yüzyıla damgasını vuran bir süreç olup, bir çok yararı da  beraberinde getirmektedir; küreselleşme sayesinde bir yandan daha büyük pazarlar yaratılarak, malların dünyada en iyi üretilen yerden en ucuza alınması sağlanırken, diğer yandan kaynakların etkin dağılımı ve riskin paylaşılması nedeniyle yaşam standartları iyileşmektedir.
   Küreselleşme olgusu mali piyasalarda da etkisini göstermektedir. Sermaye ülkeler arasında rahatça dolaşabilmekte, özellikle yüksek getiri potansiyeli olan piyasalara yoğun sermaye girişleri olmaktadır. Bu durum gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerin gelişmişlik düzeyini yakalamalarına yardımcı olmaktadır. Diğer yandan, mali piyasaların giderek bütünleştiği günümüz dünyasında herhangi bir ülkenin mali piyasasında meydana gelen istikrarsızlık uluslararası mali piyasalarda zincirleme şekilde istikrarsızlıklara, hatta ekonomik krizlere neden olabilmektedir.
   Uluslararası piyasalarda gerçekleşen krizlerin bir çoğunun kendine has özellikleri olması ve daha önceki krizlerin belirtilerinin farklılık göstermesi krizlerin öngörülememesine yol açmaktadır. Ancak krizlerin nedenleri ne olursa olsun sonuçları aynı olmaktadır. Zira, milli gelirin düşmesi sonucu halk fakirleşmekte, mali piyasalardaki dalgalanmaların artması sonucu da yatırımcılar zarar etmektedir.
   Özellikle 1997 yılında meydana gelen Asya krizi ve ardından 1998 yılında yaşanan Rusya krizi sonrasında dünyada krizlere karşı yeni yaklaşımlar geliştirilip uluslararası mali sistemin istikrarının artırılması yolunda genel bir görüş birliğine varılmıştır. Bu yaklaşımlar özünde küreselleşme sürecine yeniden güven tesis etme amacını taşımaktadır. Bu kapsamda krizlerin tedavisi yerine önlenmesi veya önlenemese dahi en az kayıpla aşılması konusunda çözüm önerileri ortaya konulmuştur.
   Çalışmanın birinci bölümünde krize giren ülkelerin krizleri aşmada izledikleri yöntemlerden kısaca bahsedilmiş, ikinci bölümde ise dünya mali piyasalarına yön veren çeşitli uluslararası finans kuruluşlarının krizlere karşı geliştirdikleri genel yaklaşımlar incelenmiştir. Üçüncü bölümde  krizlere karşı geliştirilen diğer yaklaşımlar ele alındıktan sonra sonuç bölümünde genel bir değerlendirme yapılmıştır. 
II. Krize Giren Ülkelerin Krizleri Aşmada İzledikleri Yöntemler
   1997 yılı Temmuz ayında Tayland’da meydana gelen ve kısa sürede diğer Asya ülkelerine de sıçrayan ve Asya Krizi olarak adlandırılan kriz özünde mali kriz niteliği taşımaktadır. Bu sebeple krizin aşılması amacıyla mali sistemin yeniden yapılandırılması gereği ortaya çıkmıştır. IMF tarafından önerilen çeşitli mali sektör reformları doğrultusunda :
•   Bankacılık sektörü denetim altına alınmış,
•   Bazı bankalar kamu kaynaklarından yüksek maliyetle sermaye desteği sağlanarak ancak bu şekilde hızlı bir şekilde kurtarılmış,
•   Bazı bankalar yeniden yapılandırma amacıyla geçici olarak devlet kurumlarına devredilmiş,
•   Bazı bankalara düşük maliyetle likidite aktarılması yoluyla durumları düzeltilerek satışa çıkarılmış,
•   Kurtarılması olası görülmeyen bankalar tasfiye edilerek aktifleri açık artırma ile satılmış,
•   Zor durumdaki bazı bankaların problemli kredileri devralınarak banka birleşmeleri teşvik edilmiş,
•   Zor durumdaki bazı bankalara sermaye girişi sağlayabilmek amacıyla yabancı sermaye üzerindeki sınırlamalar azaltılmış,
•   İflas Kanunlarında yenilikler yapılmıştır.
   Asya krizinde yurtdışına çıkan sermayenin tekrar yurtiçine çekilebilmesi amacıyla  faizlerin yükseltilmesi önlemi mevcut borç oranlarının yüksekliği ve mali kurumların zayıflığı nedeniyle bu önlem ekonominin daha da zayıflamasına yol açmıştır. Örneğin, Endonezya’da şirketlerin yüzde 75’i iflas etmiştir. Yine Endonezya'da sermaye yeterlik oranı yüzde 4’ün altında olan bankalardan yeniden yapılandırma programı sunmaları istenmiş, uygun bulunan 9 bankaya merkez bankası tarafından likidite desteği sağlanmış, bu destek karşılığında kurucu ortakların 16 milyar dolar tutarındaki aktifleri rehin alınmış, dört yıl içinde de sağlanan desteğin geri ödenmesi öngörülmüştür. Yeniden yapılandırma programı uygun bulunmayan 38 banka ise kapatılmıştır.
   Asya'da yaşanan kriz esnasında ABD’nin son 25 yılın en düşük işsizlik rakamlarına sahip olması ve güçlü bir ekonomik dönem geçiyor olması krizle mücadeleyi kolaylaştıran bir faktör olmuştur. ABD ve pek çok Avrupa ülkesinde birbiri ardı sıra düşürülen faiz oranları beklenenden daha erken iyileşme dönemine girilmesine yol açmıştır.
   Malezya ise sabit kur sistemine geçme, sermaye giriş çıkışlarına sınırlamalar getirme, yurtdışına ulusal veya yabancı para çıkarılmasını yasaklama, yurtdışına kaçan yerli sermayenin ülkeye geri dönüşü amacıyla çeşitli zorunluluklar getirme, hisse senetlerini satanların elde ettikleri nakitleri bir yıl süre ile dövize çevirmelerine engel olma gibi özünde IMF’in onay vermediği türden politikalar uygulamış olmasına rağmen iyileşme dönemine girebilmiştir.
   Rusya’da enflasyonun düşürülmesine yönelik politikalar üzerinde odaklanılmış, artan finansman ihtiyacının karşılanması amacıyla IMF, Dünya Bankası ve Japonya’nın da aralarında bulunduğu çeşitli ülke ve kuruluşlardan finansman taahhüdü sağlanmıştır. Rusya krizinin küresel bir nitelik kazanmasının en önemli nedeni Rusya hükümetinin tüm beklentilerin aksine 90 günlük moratoryum ilan ederek yatırımcının güvenini kaybetmesi olmuştur. Bu nedenle krizden bu yana Rusya’nın almış olduğu önlemler ülkeyi henüz düzlüğe çıkaramamıştır,
   III. Çeşitli Uluslararası Mali Kuruluşların Krizlere Karşı Yeni Yaklaşımları
   Küresel krizlerin önlenmesi, önlenemese bile etkilerinin azaltılabilmesi amacıyla dünyada pek çok ülke, uluslararası kuruluş ve ekonomist biraraya gelerek alternatif yaklaşımlar üretmeye çalışmışlardır. Bu bölümde uluslararası kuruluşların en önde gelenlerinin yaklaşımları kısaca özetlenmeye çalışılmıştır.
   III.1. IMF
   IMF’nin yeni yaklaşımı IMF Direktörü Michel Camdessus tarafından belirtildiği üzere “bir onsluk (28 gram) önlemin bir poundluk (454 gram) tedaviden daha iyi olduğu” şeklindedir. IMF iyi yönetim, şeffaflık ve işbirliğinin mali krizlerin önlenmesinde anahtar olduğuna inanmakta ve hem kredi alanların, hem kredi verenlerin, hem de uluslararası kuruluşların ayrı ayrı sorumlulukları olduğu görüşünü dile getirmektedir. IMF ayrıca kredi verenlerin kredi alanlar gibi disipline edilmeleri gerektiğini de savunmaktadır.
   1 . Kredi Alanların Sorumlulukları :
•   Kredi alanlar imzaladıkları anlaşmalara uymalıdırlar,
•   Kredi alan tarafın hükümeti istikrarlı bir büyümeye yönelik makroekonomik politika uygulama konusunda yükümlü tutulmalıdır,
•    Ekonomik ve mali politikalar şeffaf olmalıdır,
•   Kapsamlı, doğru ve zamanında veri sağlanmalıdır,
•   İşlerliği olan bir İflas Kanunu dahil olmak üzere sağlam bir hukuki altyapı ve  bağımsız bir yargı sistemi oluşturulmalıdır,
•   Uluslararası kabul edilmiş yönetim ve beyanat standartlarına uyulmalıdır,
•   Mali sektörün etkin denetim ve gözetimi için sağlam bir altyapı oluşturulmalıdır,
•   Aşırı kısa vadeli borçlanmanın önlenmesi amacıyla sağlam bir borç yönetimini teşvik edecek türden politika ve uygulamalar sağlanmalıdır.
   
   
   2.  Kredi Verenlerin Sorumlulukları :
•   Kredi veren özel sektör ve onun ulusal düzenleyicileri risk değerlemesi ve yönetimi konusunda yeterli teknikler geliştirmelidir,
•   Kredi verenler daha ucuza ve daha fazla tutarda kredi vermek için kredi talebinde bulunan ülkelerin uluslararası standartlara uymaları şartını aramalıdırlar,
•   Kredi verenler ulusal otoritelerin ulusal mali sistemlerinin etkin denetim ve gözetimi destekleyen ilke ve standartlar geliştirme ihtiyacı içerisinde olduğunu kabul etmelidirler. Yaygın destek gören bir öneri kredi veren ülkelerin bilançolarında yer alan ve gelişmekte olan piyasalara verilen kısa vadeli borçların risk ağırlıklarının artırılmasıdır,
•   Özel kreditörler kredi verdikleri ülkenin küresel krizin bulaşıcı etkilerinden korunup döviz likiditelerini korumaları amacıyla yeni finansman anlaşmaları düzenleyebilmelidirler,
•   Kredi alanlar ile kredi verenler arasında sağlam işbirliği, güçlü bir iletişim olmalıdır.
   3.  IMF’nin Sorumlulukları
   IMF, üyelerinin uluslararası standartlara uyumu konusunda daha fazla çaba sarfedecek, mali sektörün sorunlarına daha fazla eğilecektir. IMF başarmayı hedeflediği yeni ekonomik düzende şu konulara öncelik verecek ve gerekli teşvikleri sağlayacaktır:
•   Hükümetlerin daha sağlam makroekonomik, mali ve yapısal politikalar oluşturmaları,
•   Merkez bankalarının daha tutarlı para ve döviz piyasası düzenlemeleri yapmaları,
•   Denetim ve gözetim otoritelerinin her geçen gün daha da gelişen mali faaliyetleri kapsayacak ölçüde yöntemlerini geliştirmeleri,
•   Mali piyasaların tüm aktörlerinin çeşitli uluslararası organlar tarafından ortaya konan ve geliştirilmeye çalışılan yeni standartlara ve şeffaflık ilkesine bağlı olmaları,
•   Tüm ülkelerin sermaye hesabını serbestleştirmeleri.
   IMF krizle mücadele konusunda yeni yöntemler de geliştirmiştir.
   III.1.1. CCL (Contingent Credit Line – Olağanüstü Durum Kredisi)
   IMF 1999 yılının Nisan ayı sonunda almış olduğu bir karar ile kendisine üye olan ülkelerden ekonomileri güçlü olanların olası küresel mali krizlerin bulaşıcı etkilerinden korunmaları amacıyla Olağanüstü Durum Kredisi (Contingent Credit Line - CCL) adı altında bir fon oluşturmuştur. Asya krizi ile başlayan, Rusya krizi ile devam eden ve oradan da Latin Amerika’ya sıçrayan küresel krizde rezervleri erimiş, yapmış olduğu mali yardımlara rağmen hedeflenen başarıyı sağlayamayan ve bu yüzden prestij kaybına uğrayan IMF için bu  karar krize giren ülkelere karşı yaklaşımında temel bir değişikliğe gittiğini göstermektedir. Artık kriz sonrası müdahale yerine kriz çıkmadan önlemler alınması yaklaşımı önem kazanmaktadır. Bir ülkeye CCL kapsamında yardım yapılması IMF’nin o ülkenin ekonomik politikalarına duyduğu güveni yansıtması açısından uluslararası finans çevrelerinde de olumlu etkiler yaratacaktır.
   CCL’nin amacı kısa vadeli finansman sağlamaktır. Başka ülke veya ülkelerde meydana gelmiş bir kriz, üye ülkenin piyasalarına duyulan güvenin sarsılıp rezervlerde erimeye ve ödemeler dengesinde bir bozulmaya yol açarsa üye ülkenin talebi ve IMF’nin inceleyip onay vermesi ile devreye girmektedir. IMF, sağlayacağı fonun ve üye ülke tarafından uygulanacak politikaların kriz daha büyümeden bozulmayı düzelteceği beklentisi içindedir.
   CCL iki yıllık bir süre için verilmekte ve verildikten bir sene sonra tekrar gözden geçirilmektedir. Üye ülkenin CCL fonundan alacağı yardımın miktarı, Fon içindeki kotasının 3-5 katı kadar olmakla birlikte, Fon’un likiditesine ve olağanüstü durumun şiddetine bağlı olarak bu miktar artırılabilmektedir. IMF'nin  onayından sonra kotanın yüzde 5’i derhal verilmektedir. Üye ülke CCL fonundan yararlandığı ilk sene içerisinde IMF’nin düzenli fon çekilimlerine uyguladığı faiz oranının 300 baz puan üzerinde bir faiz oranı ödemekle yükümlüdür. Bu oran her altı ayda bir 50 baz puan artarak maksimum 500 baz puana ulaşmaktadır.
   IMF, CCL ile bir diğer kredi olanağı olan SRF'nin (Supplemental Reserve Facility – Ek Rezerv İmkanı) çok fazla bürokratik işlemler gerektirdiği eleştirisine de yanıt vermiş olmaktadır. SRF, IMF tarafından Aralık 1997 tarihinde aldığı bir karar ile oluşturulmuş bir fondur. SRF ile CCL arasındaki temel fark, SRF’nin halihazırda krizde olan üye ülkelere tanınan bir imkan iken, CCL’nin krizde olmamakla birlikte krizin salgın etkisine maruz kalma olasılığı bulunan üye ülkelere sağlanan bir olanak olmasıdır.
   CCL’den yararlanma şartları ise şöyle sıralanmıştır:
•   Üye ülke, IMF desteğine ihtiyaç duymayacak ölçüde bir ekonomik program uygulamakta ve o sırada krizin salgın etkisinden kaynaklanan olağandışı bir ödemeler dengesi güçlüğü içinde olmamalıdır. Yani kriz büyük ölçüde üye ülkenin kontrolü dışında, uluslararası piyasalardaki negatif gelişmeler nedeni ile yaşanıyor olmalıdır.
•   Üye ülkenin ekonomik performansı IMF’nin yıllık olağan ziyaretlerinde olumlu olarak değerlendirilmiş olmalı ve IMF tarafından oluşturulan SDDS kriterleri ile  (Special Data Dissemination Standart – Özel Veri Yayınlama Standartı) diğer uluslararası ekonomik standartlar ile uyum içinde olmalıdır (örneğin Basle Temel Prensipleri, maliye politikası ile parasal ve mali politikalar alanındaki şeffaflık ilkeleri gibi). 
•   Üye ülke kendisine kredi açan kuruluşlarla yapıcı ilişki içerisinde olmalıdır. Dış borcunu ve uluslararası rezervlerini dışsal bir krizin olumsuz etkilerini sınırlayacak şekilde başarıyla yönetiyor olmalıdır. (Reel döviz kuru, kamu borçlarının yapısı ve miktarı, dış borcun yapısı ve miktarı, brüt ve net uluslararası rezervlerin miktarı, kısa vadeli dış borcun payı, ticari bankaların net pozisyonu, yurtiçi kredilerin gayrısafi yurtiçi hasılaya oranı gibi veriler olumlu olmalıdır)
•   Üye ülke krizin bulaşıcı etkisinden korunmak amacıyla IMF’in onaylayacağı türden tatmin eden bir ekonomik ve mali program uygulamaya istekli olmalıdır.
CCL ile ilgili en önemli eleştiri CCL fonlarına ihtiyaç duyduğunu açıklayan bir ülke piyasasından sermaye çıkışı olacağı eleştirisidir. Bu eleştiriye karşılık, IMF’den CCL desteği alan bir ülkenin ekonomisinin sağlam olduğu mesajının piyasalara verileceği, bu nedenle de sermaye girişinin yaşanabileceği tezi savunulmaktadır. CCL ile ilgili ayrıntılar henüz son halini almamış olup, bazı bölümleri geliştirilme aşamasındadır. IMF yetkilileri en kısa zamanda CCL’yi hazır hale getirip gerektiğinde uygulamaya koymayı hedeflemektedirler.
III.1.2. GDDS (General Data Dissemination System–Genel Veri Yayınlama Standartı)
Asya krizi mali piyasalarda şeffaflığın önemini ortaya koymuştur. Şeffaflık piyasa iştirakçilerine ülkeler hakkında yeterli bilgiyi sağlayarak üstlenilen riskin boyutları konusunda yardımcı olacak ve kaynakların etkin dağılımını sağlayacaktır. Ayrıca, şeffaflık belirsizlik durumlarında, piyasaların istikrara kavuşmasına da yardımcı olacaktır.
Bu doğrultuda, IMF 1997 yılının Aralık ayı sonunda almış olduğu bir kararla GDDS Sistemini oluşturmuştur. GDDS, IMF’ye üye tüm ülkelerin ana makroekonomik ve mali verilerinin toplanması ve yayımlanmasına yönelik bir standartlar bütünüdür.
GDDS üye ülkelerin veri kalitelerini iyileştirmelerinin teşvik edilmesini, bu amaçla gerekli altyapının sağlanmasını, kapsamlı ve güvenilir ekonomik, mali ve demografik verilerin kamuoyuna duyurulmasını amaçlamaktadır. Bu sistemin altyapısı, altyapı veri (kapsam, dönemsellik, zamanlılık), nitelik, ulaşılabilirlik ve bütünlük olmak üzere dört temel üzerine inşa edilmiştir.
III.1.3. SDDS (Special Data Dissemination System–Özel Veri Yayınlama Standartı)
Şeffaflık ilkesinin bir diğer yansıması, IMF’nin 1996 yılının Mart ayı sonunda almış olduğu bir kararla SDDS sistemini oluşturmasıdır. SDDS uluslararası sermaye piyasalarında yer alan veya yer almak isteyen ülkelerin temel makroekonomik ve mali verilerinin toplanmasına ve yayınlanmasına yönelik bir standartlar bütünüdür

SDDS ekonomide 4 sektörü kapsamaktadır:

1.   Reel ekonomi (Ulusal istatistikler ve işgücü piyasası istatistikleri)
2.   Kamu sektörü (Kamu borcu dahil),
3.   Mali sektör (Merkez bankası, mali kurum ve piyasalar)
4.   Dış sektör (Eşya ticareti, resmi döviz rezervleri.)

SDDS her sektör için bilgilendirme yapılacak bilginin türlerini,  bilgilendirmenin hangi  sıklıkta yapılacağını ve zamanını tanımlamaktadır. Şu ana kadar IMF'nin 47 üyesi SDDS'na üye olmuştur.

SDDS GDDS’na göre daha yüksek veri kalitesi standartlarına sahip olması ve demografik bilgileri içermemesi nedeni ile GDDS'ndan ayrılmaktadır. GDSS, SDDS'ndan daha geniş kapsamlıdır. SDDS kapsamında yer alan 4 sektör dışında sağlık, eğitim, refah seviyesiyle ilgili bilgileri içermektedir. Ayrıca, GDSS bilgilendirmenin sıklığı ve zamanı konusunda SDDS kadar belirlemeler yapmamaktadır. Çünkü verilerin üretilmesi ve yayınlanmayla ilgili uygulamaların  başarıya ulaşmasının zaman alacağı görüşündedir. 

SDDS ve GDDS kurulduğunda küresel koşullara göre sürekli yenilenmesi kabul edilmiştir. Son mali krizler bazı değişikliklerin yapılması ihtiyacını da gündeme getirmiştir. Özellikle Asya Krizinde SDDS'ların rezervler ve dış borç göstergeleri ile ilgili eksiklikleri ortaya çıkardığından, IMF SDDS'ların bu alanlardaki eksikliklerini giderme çalışmalarına başlamıştır.
III.2. Dünya Bankası
Dünya Bankası küreselleşmenin vazgeçilmez bir olgu olduğunu belirtmekte ve küreselleşmenin faydalarından daha fazla yararlanabilmek amacıyla düzenleyici ve gözetleyici kurumların güçlendirilmesi ve mali sektöre yönelik reformların yoğunlaştırılması gerektiği görüşünü savunmaktadır.
Dünya Bankası’nın 1998 yılında yayınladığı raporda ekonomik gelişmede bilginin rolü üzerine odaklanılmıştır. Raporda, gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasındaki bilgi seviyesindeki farklılığı kapatmak ve ekonomideki mevcut bilgileri geliştirmek amacıyla çeşitli stratejiler açıklanmaktadır. Asya krizine ekonomi alanındaki bilgi eksikliğinin, özellikle finans kurumlarına ilişkin düzenli bilgi sahibi olunamamasının ve bu kurumları düzenleyici kurallar geliştirilmemiş olmasının neden olduğu savunulmaktadır.
Dünya Bankası ekonomik krizin bir daha tekrarlanmaması ve küreselleşme sürecine duyulan güvenin yeniden kazandırılabilmesi amacıyla ülkelerarası sermaye akışının stabilize edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Krizlerden en fazla etkilenen gelişmekte olan ülkelerin büyük miktarlarda sermaye akımlarıyla mücadele edecek mali altyapı ve yeterli deneyimden yoksun olduklarını belirtmektedir. Daha esnek makroekonomik politikalar, daha sıkı mali düzenlemeler ve eğer gerekirse kısa vadeli sermaye girişlerine kısıtlamalar getirmenin yararlı olduğuna işaret etmektedir.
Dünya Bankası ayrıca krizlerden asıl etkilenenlerin ülke halkları olduğunu belirterek krizlerden en az zararla çıkılması amacıyla sosyal güvenlik ağları kurulmasını önermektedir.
Bir başka yaklaşım olarak Dünya Bankası, dünya ülkelerinin kendi aralarındaki her türlü ticari ve mali ilişkiyi düzenleyecek ortak kurallar geliştirmeleri gerektiğini, daha fazla işbirliği yapmaları gerektiğini belirtmektedir.



III.3. Basle Komite
ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan tarafından da belirtildiği üzere gelişmiş ülke ekonomilerinin yüksek oranda borçlanmaları etkin gözetim ve denetime tabi olmaları nedeniyle bir sorun yaratmaz iken, özellikle gelişmekte olan ülkelerin mali sistemleri üzerindeki denetim eksikliği küresel krizlere yol açabilmektedir.
Bu amaçla, Basle Komite Eylül 1997 tarihinde “Etkin Bankacılık Denetimi için Temel Prensipler” konulu bir rapor yayınlamıştır. Basle Komite esas olarak standart koyucu bir organ olup yayınlamış olduğu temel prensiplerin G-10 ülkeleri dışında da uygulanmasına çalışmaktadır. Basle Komite'nin etkin bankacılık denetimi ile ilgili çok  sayıda çalışması mevcuttur.
Meydana gelen krizler risk unsurunun ve sermaye yeterliği kavramının önemini daha da artırmıştır. Bu doğrultuda Basle Komite'nin  sermaye yeterliliğine ilişkin düzenlemesinde değişiklikler yapması gerekmiştir
Basle Bankacılık Gözetim Komitesi 1988 anlaşmasının yerine geçmek üzere yeni bir sermaye yeterliliği çerçevesi oluşturmaya karar vererek 3 Haziran 1999'da bu konuda çalışma başlatmıştır. 1988 yılında yürürlüğe giren sermaye yeterliliğine ilişkin ilk düzenlemede en önemli problem bankaların her bir varlık çeşidine belirli risk ağırlığı verilmesine karşılık kredi kullanan borçluların risk düzeyi ile herhangi bir hüküm içermemesidir. Basle Komite'nin  eski düzenlemedeki eksiklikleri gidermek ve mali piyasalarda ortaya çıkan gelişmeler sonucunda  başlattığı bu çalışma üç temel dayanaktan oluşmaktadır. Bunlar, asgari sermaye şartları, denetimsel inceleme süreci ve piyasa disiplinin etkin kullanımıdır.
Asgari kanuni sermaye şartları mevcut Anlaşma'nın temelinden yararlanmakta, bunu yaparken de Anlaşma'nın uygulama kapsamını açıklığa kavuşturmayı ve genişletmeyi amaçlamaktadır. Devletlerle ilgili risklerle uygulanacak risk ağırlıkları açısından Komite, mevcut yaklaşımın yerine, risk ağırlıklarının belirlenmesi için harici kredi değerlendirmelerini kullanacak bir sistemin konulmasını teklif etmektedir. Böyle bir yaklaşımın ya doğrudan ya da dolaylı olarak ve değişen derecelerde, bankalar, menkul kıymet firmaları ve şirketler ile ilgili risklerin ağırlıklandırılmasında da geçerli olması öngörülmektedir. Sonuç, yüksek kaliteli şirket kredileri için risk ağırlıklarını azaltmak ve düşük kaliteli riskler için yüzde 100'den daha yüksek bir risk ağırlığı uygulamak olacaktır. Menkul kıymetleştirmeye yönelik yeni bir risk ağırlıklandırma sistemi ve bazı türdeki kısa vadeli taahhütler için yüzde 20'lik bir kredi dönüştürme faktörünün uygulanması da teklif edilmektedir. Buna göre, derecelendirme kuruluşlarının ülkelere verdikleri derecelerin önemi artmıştır. Ülkelerin ve merkez bankalarının borçları OECD üyesi olup olmadıklarına bakılmaksızın, aldıkları dereceye göre belirlenecektir. Ancak derecelendirme kuruluşlarının özellikle ülke riski konusunda belirleyecekleri derecelendirme sistemleri konusunda Komite’nin net bir görüşü bulunmamaktadır.
Ayrıca mevcut Anlaşma, (ticaret defterinde) sadece kredi ve piyasa riskleri için açık sermaye yükümlülükleri belirlemektedir. Bankacılık defterindeki faiz oranı riski ve faaliyet riski dahil diğer riskler de bankacılığın önemli bir özelliği olduğundan Komite, faiz oranı riskinin ortalamanın hayli üzerinde olduğu bankalar için bankacılık defterindeki faiz oranı riskine yönelik bir sermaye yükümlülüğü oluşturulmasını ve başta faaliyet riski olmak üzere diğer riskler için de sermaye yükümlülükleri oluşturulmasını teklif etmektedir.

Sermaye yeterliği çerçevesinin ikinci temeli yani sermaye yeterliğinin denetimsel incelemesi bir bankanın sermaye durumunun onun genel risk profiliyle uyumlu olmasını sağlamaya yönelik olacak ve böylece erken denetimsel müdahaleyi teşvik edecektir. Denetimciler, bankalardan, asgari düzenleyici sermaye oranlarını aşan miktarda sermaye tutmalarını talep edebilmelidirler bu husus G-10 grubunda olmayan ülkelerin denetimcileriyle Komite’nin görüşmeleri esnasında vurgulanmıştır. Ayrıca yeni çerçeve banka yöneticilerinin bir içsel sermaye değerlendirme süreci geliştirmelerinin ve bankanın özel risk profili ve kontrol çevresi ile uyumlu sermaye hedefleri koymalarının önemi üzerinde durmaktadır. Bu içsel süreç, daha sonra uygun hallerde denetimsel incelemeye ve müdahaleye tabi olacaktır.

Üçüncü temel olan piyasa disiplini yüksek açıklama standartlarını teşvik ederek ve bankaları yeterli sermaye tutmaya teşvik etmede piyasa katılımcılarının rolünü arttıracaktır. Komite 1999 yılı içinde, sermaye çerçevesini güçlendirecek olan, halka bilgi açıklanması üzerine bir kılavuz çıkarmayı teklif etmektedir. Komite Anlaşmanın, risk yönetim uygulamalarındaki gelişmelere ve finansal yeniliklere yanıt verir nitelikte olmasına inanmaktadır.  Komite’nin daha uzun vadeli amacı, bankaların maruz oldukları riskleri daha doğru bir biçimde yansıtan esnek bir çerçeve geliştirmektir. Bu nedenle, Komite, sermaye yeterliği çerçevesini risklere karşı daha duyarlı kılmanın başka yollarını da inceleyecektir. Son olarak Komite, 31 Mart 2000 tarihine kadar ilgili tüm taraflardan görüş talep etmekte ve 2000 yılı içinde daha kesin teklifler öne sürmeyi planlamaktadır.
III.4. OECD
Tayland’da başlayıp tüm dünyaya yayılan Asya Krizi’ni öngörememekle suçlanan OECD’nin savunması Tayland’ın OECD üyesi olmaması nedeni ile ekonomisinin incelenemediği şeklinde olmuştur. Dolayısıyla OECD temel olarak küresel işbirliğinin önemine dikkat çekmektedir. Ayrıca bu tür krizlerin önlenip daha güvenli bir küresel mali sistem yaratılabilmesinde özel sektörün rolü daha iyi anlaşılmıştır. OECD bu doğrultuda şirketlerin uymaları gereken temel prensipler geliştirmiştir. Beş ana başlık altında toplanan bu ilkeler esas olarak hisse senedi yatırımcılarının ve pay sahiplerinin haklarının korunmasını amaçlamaktadır. Bu ilkeler şu şekilde sıralanabilir:
Hissedarların hakları
•   Kar dağıtımı, ilgili konularda oy verme hakkı, hisselerin devri, güncel ve ilgili konuya ulaşmak, mülkiyet kaydının garantilenmesi gibi temel hisse senedi hakları korunmalıdır,
•   Bazı hisse senedi sahiplerine sahip oldukları hisse oranı ile doğru orantılı olmayacak şekilde şirkette söz sahibi olma hakkını veren sermaye yapıları konusunda kamuoyu bilgilendirilmelidir,
•   Bütün hissedarların adil bir şekilde yararlanması ve kurumsal kontrol amacıyla piyasanın etkin ve şeffaf bir şekilde işlemesi sağlanmalıdır.
   
   Hissedarların eşit bir şekilde gözetilmesi
•   Azınlık ve yabancı hissedarlar da dahil olmak üzere aynı hisse sınıfına tabi hissedarlar eşit şekilde gözetilmelidir,
•   Hissedarların kendi çıkarlarını gözetecek biçimde davranmaları ve bilgiye kamuoyundan önce ulaşıp haksız kazanç elde etmeleri (insider trading) yasaklanmalıdır,
•   Yönetim kurulu üyeleri ve üst düzey yöneticiler kurumun işleyişini etkileyen konular ve anlaşmalarla ilgili olarak kamuoyunu bilgilendirmelidir.
   Kurum yönetiminde pay sahiplerinin rolü
•   Pay sahiplerinin kanunla belirlenen hakları korunmalı, hakları ihlal edildiği takdirde, bunu tazmin edecek etkin bir sistem oluşturulmalıdır.
•   Pay sahipleri kurumsal yönetim sürecinde yer aldıklarında gerekli bilgilere ulaşma imkanına sahip olmalıdırlar.
   Kamuoyunun bilgilendirilmesi ve şeffaflık
•   Şirketin yönetimi, mali durumu, performansı, mülkiyeti hakkında güncel ve doğru bilgilendirme yapılmalıdır. Bu bilgilerden yararlanacak kişiler için bilgiyi sağlama kanalları maliyet-etkin (cost-effective) olmalıdır,
•   Gerekli bilgiler hazırlanmalı, denetimden geçirilmeli ve yüksek kalite  standartlarına uygun olmalıdır,
•   Mali bilgilerin yayınlamasında nesnelliğin ve dış kontrolün sağlanması amacıyla bağımsız bir denetçinin yıllık denetim raporu hazırlamalıdır.
   Yönetim kurulunun rolü
•   Kurumsal yönetim çerçevesinde yönetim kurulunun etkin bir gözetleme ve rehberlik sistemi geliştirmelidir, 
•   Yönetim kurulu üyeleri güncel, doğru ve ilgili konuları hemen elde edebilmelidir,
•   Yönetim Kurulu kararlarının çeşitli hissedarları farklı etkileyebileceği durumlarda yönetim kurulu bütün hissedarları eşit bir şekilde gözetmelidir,
•   Yönetim Kurulu yürürlükteki kanunlara uygun davranmalı ve hissedarların haklarını gözönünde bulundurmalıdır,
•   Yönetim Kurulu kurumsal konularda tarafsız yargılara varmalıdır. Bağımsız ve üst düzey dışında (non-executive) yöneticilerin atanması konusu dikkatle izlenmelidir.
   
   
   OECD’nin haricinde ayrıca Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu (International Federation of Accountants – IFAC) denetim konusu ile ilgili uluslararası standartlar geliştirmiştir. IFAC’ye üye olan ülkelerin çoğu bu standartları uygulamaktadırlar. Standartların uygulanması konusunda herhangi bir yaptırım sözkonusu olmamakla birlikte IFAC üye ülkeleri ulusal standartlarını uluslararası standartlarla karşılaştırmaları amacıyla teşvik etmektedir.
   III.5. Yeni Finansal Mimariyi Oluşturma Amaçlı Çalışma Grupları
   Uluslararası finans kurumlarının hızlı küreselleşmenin yarattığı sorunlara etkin bir şekilde cevap verebilmeleri için yeni bir finansal mimariye ihtiyaç duyulmuştur. Bu yeni mimaride, krizlerin önlenmesi ve varolan krizlerle daha etkin mücadele için daha fazla sayıda ülkenin katılması ile risklerin azaltılabilmesi amacıyla daha etkin düzenleyici ve kurumsal mali altyapı oluşturulmasının teşvik edilmesi kararlaştırılmıştır.
   Bugüne kadar ortaya konan mekanizmaların mali yapıdaki bozulmayı önleyici olmaktan çok tedavi edici mekanizmalar olduğundan hareketle dünyanın önde gelen 22 ülkesinin maliye bakanları ve merkez bankası başkanları Nisan 1998’de biraraya gelerek yeni finansal mimarinin oluşturulması için çözüm önerileri üretmişlerdir. Amaç, IMF, Dünya Bankası ve diğer uluslararası kuruluşların çalışmalarını tamamlayıp bir görüş birliğine varmaktır.
   Bu doğrultuda üç ana eylem alanı belirlenmiştir: şeffaflık ve sorumluluğun  geliştirilmesi, ulusal mali sistemlerin güçlendirilmesi, uluslararası mali krizlerin yönetimi. Her bir eylem alanı için birer çalışma grubu oluşturulmuştur. Bu çalışma grupları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları ve maliye bakanlığı temsilcilerinden oluşmaktadır.
   Şeffaflık ve sorumluluğun geliştirilmesi konusunu ele alan çalışma grubu bu iki ilkenin krizleri önleyemese de ekonomik performansı geliştirmede yararlı olacağına inanmaktadır. Şeffaflık, piyasa katılımcılarının yeterli bilgiye sahip olup bir firma veya ülkenin riskini diğerlerinden ayırt edebilmesini, dolayısıyla kaynakların etkin dağılımını sağlamakta, böylece piyasaları stabilize etmektedir. Sorumluluk ise verilen kararların sonuçlarını üstlenme anlamına gelmektedir. Şeffaflık karar verici konumunda olan yetkilileri hesap vermeye zorlamakta ve böylece kararın ardında yatan nedenin anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. Çalışma grubu özel sektörün, ulusal otoritelerin ve uluslararası mali kuruluşların her birinin şeffaflık ve sorumluluk ilkelerini titizlikle uygulamasını tavsiye etmektedir.
   Ulusal mali sistemlerin güçlendirilmesi konusunu ele alan çalışma grubu, şirket yönetiminin, likidite yönetimini de içerecek şekilde risk yönetiminin ve güvenlik ağı düzenlemelerinin gelişmesi doğrultusunda ilke ve politikaların geliştirilmesi gereğine dikkat çekmektedir. Bu çalışma grubu uluslararası kapsamda denetçi ve resmi otoritelerin birleşerek mali sistemi güçlendirecek standart ve uygulamalar geliştirip uygulamaya koymasını ve bankacılık sektörüne erken müdahale sağlayacak bir sistemin kurulmasını talep etmektedir. Mevduat sigorta fonunu küçük yatırımcıların korunması açısından mali emniyet ağının bir parçası olarak değerlendirmekte ve olası suistimallerin önlenmesi amacıyla yetkilileri önlem almaya davet etmektedir. Öte yandan Basle Sermaye Uyum Anlaşması'nı faydalı bir denetim aracı olarak görmekte ve gözden geçirilip son halini alması gerektiğini savunmaktadır.
   Uluslararası mali krizlerin yönetimi konusunu ele alan çalışma grubu, sermaye akımlarının gelişmekte olan ülkelerin ve dünyanın refahını arttırdığı gibi krizlere de yol açabildiğini belirtmektedir ve hem kamu sektörünün hem de özel sektörün riskin daha etkin yönetimi konusunda teşvik edilmeleri gerektiğine inanmaktadır. Ayrıca bu grup, krizlerin önlenmesi konusunda devlet garantisinin kapsamının sınırlandırılmasının, gelişmekte olan piyasalarda oynaklığın arttığı dönemlerde sigorta işlevi görecek türden yeni mali enstrümanlar türetilmesinin, uygun döviz kuru rejimlerinin oluşturulmasının ve borçlu ile alacaklı taraflar arasında iyi ilişkiler kurulmasının önemli olduğuna işaret etmektedir.
   IV. Krizlere Karşı Diğer Yaklaşımlar
   IV.1. UDROP (Universal Debt Rollover Option with a Penalty-Uluslararası Borç Uzatımı Cezai Opsiyonu)
   Yeni Uluslararası Finansal Yapı’nın oluşturulmasında düşünülen bir diğer öneri de uluslararası borçların yeniden düzenlenmesidir. İngiltere Merkez Bankası’ndan Willem H. Buiter ile Londra Üniversitesi Ekonomi profesörlerinden Anne C. Siebert tarafından geliştirilmiş UDROP modelinde amaç yabancı para ağırlıklı borç enstrümanlarından kaynaklanan roll-over krizlerinin önlenmesidir. Bu amaçla yabancı para cinsinden tüm borçlanmaların bir ayırım yapılmaksızın roll-over opsiyonu olması önerilmektedir.
   Mali bir kurum kısa vadeli olarak yüksek oranda yabancı para cinsinden borçlanmış ve bu miktarı hedge edebilecek kısa vadeli yabancı para cinsinden aktifleri mevcut değil ise, uzun vadeli aktifleri ne kadar kaliteli olursa olsun, likidite açısından riskli konuma düşebilmektedir. Mali kurumun borç ödeme gücü yüksek ise kısa vadeli borçları roll-over edilebilmekte ve risk gerçekleşmemektedir. Ancak borç veren taraflar mali piyasaları saran genel bir krizden dolayı açtıkları tüm kredilerini fark gözetmeksizin geri çağırma yoluna gidiyorlarsa borcun roll-over olma imkanı ortadan kalkmaktadır. Vadesi gelen kısa vadeli borçlarını ödeme amacıyla mali kurumlar Merkez Bankası’ndan döviz talep etmekte, buna karşılık Merkez Bankası’nın talepleri karşılayacak ölçüde dövizi olmadığı durumlarda döviz krizi yaşanmaktadır. Uluslararası bir merkez bankasının olmaması ve gene ulusal düzeyde mevduat sigorta fonunun olmaması para basımı yoluyla bu tip yükümlülüklerin karşılanmasına olanak tanımamaktadır.
   UDROP modelinde borç borçlunun tercihi doğrultusunda üç ila altı aylık bir süre ile roll-over edilmektedir. Roll-over bedelinin sadece opsiyona ödenen fiyat olması UDROP modelinin dövizli borçlanma üzerine bir tür vergi niteliği taşımasını sağlamaktadır. Dolayısıyla, UDROP borçlu tarafa mali bir kaos ortamında bir süre için soluk alma imkanı yaratmaktadır. UDROP’un borç alan tarafın tercihi doğrultusunda uygulanması, uluslararası mali kuruluşların politik tercihleri doğrultusunda kredi açmalarından veya bürokrasi nedeniyle zamanında kredi açmamalarından doğan sıkıntıları önlemektedir.
   Borçlu taraf herhangi bir zamanda herhangi bir koşul altında UDROP opsiyonunu kullanabilmekle birlikte ceza faizinin yüksek olması nedeniyle normal piyasa koşullarında hiçbir borçlunun borcunu roll-over etmek istemeyeceği varsayılmaktadır. Bazı ülkelerin güvenilirliklerini göstermek amacıyla UDROP opsiyonu kullanmak istememelerini önlemek amacıyla da UDROP’un tüm yabancı borçlanmalar için hükümetler ve uluslararası kuruluşlar tarafından zorunlu hale getirilmesi gerektiği savunulmaktadır.
   UDROP modelinin vergi mükelleflerinin kaynaklarına ihtiyaç duymaması, IMF ve diğer uluslararası kuruluşlara ek yük getirmemesi, kriz anında bürokrasiden kaynaklanan geç tepki verme durumunu ortadan kaldırması ve piyasaları olası likidite krizleri konusunda dikkatli olmaya yönlendirmesi gibi avantajları mevcuttur.
   UDROP opsiyonlarının hesaplanmasına ilişkin formüllerin henüz ortaya konulmamış olması ise modelin eksik yanını oluşturmaktadır.
   IV.2 Tobin Vergisi (Tobin Tax)
   Nobel ödüllü iktisatçı James Tobin tarafından önerilmiştir. Tobin küresel dünyada mali krizlerin önemli nedenlerinden birinin yüksek hacimde döviz spekülasyonu olduğunu belirtmekte ve dövizde yapılan günlük al-sat işlemlerinin dünyanın tüm borsalarında oluşan işlem hacminden daha fazla olduğuna dikkat çekmektedir. Tobin, piyasanın çok büyük ve oynak olmasının ülke merkez bankalarının ulusal para birimlerini korumada etkisiz kalmasına yol açtığını ifade etmektedir. Tobin’in önerisi spekülasyon maliyetlerini yükseltip kısa vadeli veya gecelik spekülasyonlardaki kar elde etme olasılığını azaltmak amacıyla uluslararası sermaye hareketleri üzerine yüksek oranda bir işlem vergisi getirilmesidir. Böylece ülke ekonomisine spekülasyon yolu ile verilen zararlar azaltılıp, ülke merkez bankaları ulusal para birimini daha kolay koruyabilecek ve ülke vergi geliri elde edebilecektir. Tobin’e göre bu tür bir işlem vergisinin dünya ticaret hacminde önemli paya sahip olan belli başlı para birimlerinde uygulanması yeterli olabilecektir.
   Tobin ayrıca IMF gibi uluslararası kuruluşların oynaklığı önlemede başarısız kaldıklarına ve reforme edilmeleri gerektiğine inanmaktadır.
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   V. Sonuç
   Son yıllarda meydana gelen küresel boyuttaki mali krizler geniş kapsamlı reform tartışmalarını gündeme getirmiştir. Çok sayıda alternatif yaklaşımın çözüm olarak ortaya konulduğu konuyla ilgili olarak bu raporda en temel yaklaşımlara yer verilmeye çalışılmıştır. Krizler sonrası ortaya çıkan genel kabul gören olgu ve yaklaşımlar aşağıda kısaca özetlenmiştir :
•   Küreselleşmenin geri dönülemez bir süreç olduğu bir kere daha teyit edilmiş,
•   Krizleri tedavi yerine krizleri önleyici önlemler üzerine odaklanması gündeme gelmiş,
•   Krizsiz bir dünya düşünmenin gerçekçi olmadığı kabul edilmekle birlikte olası krizlerin etkilerini minimize edecek yaklaşımlara ihtiyaç duyulmuş,
•   Ülkelerin uluslararası standartlara uyumunun önemi daha iyi anlaşılmış ve ülkelerin gerekli reformları yapıp kurumsal altyapılarını oluşturmalarının sadece kendilerini değil, bütün ulusları topluluğu ilgilendiren bir konu olduğu iyice belirginleşmiş,
•   Ülkelerin mali sistemlerinin çok daha sıkı denetlenmesi ve gözetlenmesi önem kazanmış,
•   Temel verileri sağlam olup tutarlı makroekonomik politikalar izleyen ülkelerin küresel krizlerin bulaşıcı etkilerinden korunmasının sağlanması gündeme gelmiş,
•   Dünyanın herhangi bir yerinde patlak veren krizlerin etkilerinin olması gerekenden daha fazla olmasında önemli rol oynayan spekülatif sermaye giriş çıkışlarının stabilize edilmesi gerektiği sonucuna varılmış,
•   Şeffaflığa verilen önemin artırılması, ile ülkelerin makroekonomik verilerine daha hızlı ve daha kolay ulaşılabilmesinin sağlanması kabul edilmiştir.
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   Kaynaklar
   
•   " A New Capital Adequacy Framework", Basel June 1999.
   
•   Buiter Willem ve Sibert Anne; “UDROP: A Contribution to the New International  Financial Architecture”, International Finance, July 1999.
   
•   Camdessus Michel; “Preventing and Resolving Financial Crises: The Role of the Private Sector” – 9 Haziran 1999 tarihinde Bretton Woods Komitesi’nin Yıllık Toplantısında yapmış olduğu konuşma.
   
•   Daşer, Mehmet; “Dünya, Rusya, Türkiye” – Ekonom Dergisi, sayı: 10-11.
   
•   Delikanlı, İhsan Uğur ve Çelik, Selim Güray; “Doğu Asya Ülkeleri ve Japonya’da Bankacılık Sisteminin Yeniden Yapılandırılması” – Active Dergisi, Haziran –Temmuz sayısı.
   
•   Drage, John– Mann Fiona; Stability of the International Financial System; Financial Stability Review, June 1999.
   
•   Greenspan, Alan; 20 Mayıs 1999 tarihinde Bankacılık ve Mali Hizmetler Komitesi’nde yaptığı konuşma.
   
•   IMF Dissemination Standards Bulletin Board; “Note on the General Data Dissemination System (GDDS)” - dsbb.imf.org/notegdds.htm.
   
•   IMF Press Release; “IMF Tightens Defenses Against Financial Contagion by Establishing Contingent Credit Lines”; April 25, 1999.
   
•   Kaplan, Hayrettin – Turhan M. İbrahim (1999); “Sermaye Yeterliliği Yeterli mi?”, Active Dergisi, sayı 7.
   
•   Karaosmanoğlu, Atilla ; Kendisiyle Yapılan Söyleşi, Ekonom, sayı 10-11.
   
•   Johnston, Donald ; Kendisiyle Yapılan Söyleşi, İşletme ve Finans Dergisi, 153.
   
•   Stiglitz, Joseph ; Kendisiyle Yapılan Söyleşi, İşletme ve Finans Dergisi, sayı 152.
   
•   Stiglitz Joseph;  “Lessons of the Asian Crisis” – Financial Times, 1989.
   
•   Summary of Reports on the International Financial Architecture; October 1998.
   
•   The Economist; “Calming the Waters”; May 1, 1999.
   
•   World Bank;  Global Economic Prospects and the Developing Countries 1998/99.
   
•   “Tobin Tax Initiative List of Principles” ; www.ceedweb.org/princ.htm.







Logged

OgrenciForum.Org
Sponsor Bağlantı

SON SAVAŞ (ONLİNE STRATEJİ OYUNU)
HEMEN ÜYE OL. ORDUNU KUR SAVAŞMAYA BAŞLA.
İYİ DERECELER ELDE EDENE BÜYÜK ÖDÜLLER VERİLECEK.

Logged
Sayfa: 1
  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.6 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC | Sitemap
Rengli Theme By Burak & Forum - Tagged
iyinet webmaster forumu 2008 seo yarışması - evden eve nakliye - evden eve taşıma - Sesli Chat - jinekolog
izlesene - ForumTahtasi.com - Karadeniz Video - Forumlar - Blouse - Sohbet - ingilizce eğitim seti - ÖDEV - Ayyıldız - AVOYUN - Dönem ödevi - ödev - e-okul - evden eve nakliyat - msn nickleri - Ödev Sitesi
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Arşiv (Basit Görünüm)
Bu Sayfa 0.29 Saniyede 18 Sorgu ile Oluşturuldu