|
Abruzzi
|
 |
« : Mart 11, 2008, 17:01:47 ÖS » |
|
Miktar Teorisi: 1. Fisher'in Muamele veya İşlemler Yaklaşımı: I Fisher paranın mübadele işlevinden yola çıkarak para talebinin bu işlevini irdelemeye çalışmıştır. Bundan dolayı Fisher analizinde para sadece işlem güdüsü ile elde tutulur. Fisherin denkleminde M ile ekonomideki toplam para miktarını (stokunu)ve V ile paranın muamele devir hızını gösterirsek, M ile V'nin çarpımları bize toplam muamele hacmini verecektir. Bir ekonomideki fiyatlar genel düzeyini "P" ile, ticari işlemler hacmini de "T" ile gösterirsek, P ile T'nin çarpımları bize, toplam muamele hacmini verecektir. Toplam muamele hacmini daha önceden parasal açıdan göstermiştik. Bu iki denklemi birbirlerine eşitlediğimizde I. Fisher'in mübadele denklemine ulaşmış oluruz. M V = P T Paranın devir hızı (V) miktar teorisinin özüdür.Paranın dolaşım hızı finansal sistemdeki ve teknolojideki gelişmelere, finansal araçların (ATM, Kredi Kartı, Internet Bankacılığı vb.) fazlalaşmasına ve gelir ödeme sıklığı gibi etkenlere bağlıdır. Eğer T ve V'nin denge değerleri kısa dönem için sabit olarak alınırsa denge fiyat düzeyinin (P) yalnızca para miktarı(M) tarafından belirlenmekte olduğu ve ayrıca fiyatlar genel düzeyinin (P) para stoku (M) ile olan ilişkisinin oransal olduğu sonucuna ulaşırız. Miktar Teorisini geliri içeren şekli ile de göstermek mümkündür. Bu gösterimde "y" reel milli geliri simgelemektedir. Bu şekli ile denklemimiz aşağıdaki şeklini alır. M V =P y Denklemi bu şekli ile ifade ederken ticari işlemler hacmi yerine gelir işlemlerini kullandık. Gelir işlemleri (y) ile fiyatlar genel düzeyinin (P) çarpımları bize ekonomideki nominal milli geliri (Y) verecektir. (M V =Y) Paranın dolaşım hızını (V) denklemde çektiğimiz zaman V = Y/M eşitliğine ulaşırız. 2. Cambridge Nakit-Ankesler Yaklaşımı: Tüketim, kişinin gelirine bağlıdır, bir başka değişle gelir, tüketimin bir fonksiyonudur diyebiliriz. Dolayısı ile hanehalklarının tüketim isteğini yine hanehalklarının ellerinde para tutma isteği ile bağdaştırabiliriz. Cambridge Nakit-Ankesler Yaklaşımına göre; M = k P y Denklemde "M", para talebini, "k" halkın elinde para tutma isteğini, "P" fiyatlar genel düzeyini, y ise gelir işlemler hacmini vermektedir. Böylelikle denklemden "k"'yı çekecek olursak k = M / Y ,denklemine ulaşırız. Görüldüğü üzere Fisherin mübadele denkleminden elde ettiğimiz paranın dolaşım hızı (V) ile Cambridge denkleminden elde ettiğimiz halkın elinde para tutma isteği (k) birbirleri ile ters orantılıdır. (k = 1 / V) Türkiye'de 1991 den 2001'e kadar olan para arzları aşağıdaki tablodaki gibidir.
Türkiye'deki M2Y para arzına göre paranın devir hızı ve halkın elinde para tutma isteğini hesaplarsak;
Yukarıdaki grafiğe baktığımızda paranın devir hızı (V) ile halkın elinde para tutma isteğini (k) görüyoruz. Teoride olduğu gibi yıllar itibari bu iki olgunun birbirlerine ters oranılı olduğunu görebiliriz. Para Arzı ve Fiyat Endeksleri Fisherin miktar teorisinde fiatlar genel düzeyini ve ticari işlemler hacmini kısa dönemde sabit aldığımızda denge fiyat düzeyinin (P) yalnızca para miktarı(M) tarafından belirlenmekte olduğu ve ayrıca fiyatlar genel düzeyinin (P) para miktarı (M) ile olan ilişkisinin oransal olduğunu yukarıda belirtmiştik. Aşağıdaki tabloda 1991'den 2001'e kadar olan TEFE, TÜFE ve M2Y Para Arzını (değişim) görebiliriz.
Yukarıdaki grafiği incelediğimizde Türkiye'deki para miktarındaki değişimlerin fiyatlar genel düzeyindeki gelişmler ile bağlantılı olduğunu görmekteyiz. Sonuç: Grafik 2'de izlenebilen Türkiye'de ki 1991-2001 Toptan-Tüketici Eşya Fiyatları Endeksleri ve Türkiye'de geçerli olan M2Y para arzının seyridir. Elde ettiğimiz verilere göre fiyat endekslerindeki değişmelerin para arzındaki değişmelerden etkilendiğini görebiliyoruz. Para arzındaki artışlar fiyat endekslerini hareketlendirmiş, sonucunda enflasyon yaşanmıştır. Bu istatistiki veriler Miktar Teorisi'nin sonuçları ile örtüşmektedir. Miktar teorisinin benimsenmesi, açıkça, para stokunun parasal gelir veya fiyatların seviyesini kontrol etmeye yönelik politikalarda anahtar bir değişken olması anlamına gelir. Enflasyon yalnızca ve yalnızca birim hasıla veya üretime düşen para stokunun önemli ölçüde yükselmekten alıkonulması ile önlenebilir (Friedman, 1968; 432-447).
|