|
221
|
Akademik-Üniversite Kaynaklar / Maliye Kaynaklar / KAMBİYO MEVZUATI
|
: Mart 30, 2008, 11:16:54 ÖÖ
|
|
KAMBİYO MEVZUATI
“Kambiyo” ifadesi genel olarak bir ülkenin milli parasının ve yabancı paraların ülke içindeki ve ülke dışındaki hareketlerinin kontrol edilmesine yarayan bir sistemi gösterir. Bugün dünyadaki her ülkenin gerek kendi parası ile gerekse yabancı paralarla yapmış olduğu ithalatlar ve ihracatlar sonrası o ülkeye girmesi veya çıkması gereken milli para ve dövizlerin takibi ile ilgili olarak yapılmış olan hukuki düzenlemeler o ülkenin kambiyo rejimini oluşturur. Ülkemizde kambiyo rejiminin temelini 25 şubat 1930 tarihinde yürürlüğe giren 1567 sayılı “Türk parasının kıymetini koruma hakkında kanun” – (TPKK)
1567 SAYILI “TÜRK PARASININ KIYMETİNİ KORUMA HAKKINDA KANUN”
Kanunun 1. maddesine göre; Kambiyo, nukut (nakit), hisse senedi ve tahvil alım satımının, kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan üretilmiş veya bunları taşıyan her cins eşya veya kıymetlerin, ticari senetlerle ödeme yapmaya yarayan her türlü vasıta ve evrakların ülkeden ihracı veya ülkeye ithalinin düzenlenmesine ve kısıtlanmasına ve Türk parasının kıymetinin korunması ile ilgili kararları almaya Bakanlar Kurulu yetkilidir. Kanunun 2. maddesine göre; Bakanlar Kurulu tarafından alınacak bu kararlar “TPKK” başlığı altında resmi gazetede ilan edilir. Bu kararların metinlerinde yürürlük tarihi ile ilgili özel bir madde bulunmadığı takdirde bu kararlar resmi gazetede ilan edildiğinin ertesi gününden itibaren Türkiye’nin her yerinde yürürlüğe girer. Kanunun 3. maddesine göre; Bakanlar Kurulu tarafından bu kanun 1. maddesine göre alınmış olan kararlara aykırı hareket eden veya bu kararlardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyen gerçek ve tüzel kişiler (olayın meydana geldiği anda yürürlükte olan usul ve esaslara göre) ağır para cezası ile cezalandırılırlar. Ancak karara aykırı olarak yapılan fiil 1. maddede yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması mahiyetinde ise söz konusu olan eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli (piyasa kıymeti) kadar, fiil teşebbüs halinde kalmış ise rayiç bedelinin yarısı kadar para cezasına mahkum olur. Yakalanan eşya ve kıymetler fiil teşebbüs derecesinde kalsa dahi müsadere olunur. (devletçe el konulur.) Yakalanamadığı için müsadere edilemeyen eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar hüküm olunur. Bir defaya mahsus olsa bile her türlü mal, kıymet, hizmet ve sermaye ithal ve ihraç edenler veya bu işlere aracılık edenler bu işlemlerden doğan alacaklarını bu kanunla belirtilen süreler içerisinde yurda getirmeyenler ile ithalat, ihracat ve diğer işlerinde döviz veya TL kaçırmak suretiyle (olmayan bir şeyi var gibi göstermek) muvazaalı işlerde bulunan kişiler yurda getirmekle yükümlü oldukları veya kaçırdıkları kıymetlerin rayiç bedeli kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar. Bu maddelerin uygulanmasında dövizlerin rayiç bedelinin tespitinde suç tarihinde geçerli olan (merkez bankası) döviz alış kurları uygulanır. Hüküm olunacak para cezasına suçun işlendiği tarih ile hüküm olunan para cezasının tahsil edildiği tarih arasındaki süreler için “6183 sayılı kamu alacaklarının tahsil usulü hakkında kanun”a göre o anda geçerli olan gecikme faizi oranında (01.01.2001 tarihinden itibaren bu oran her ay için %5 olarak uygulanmaktadır.) söz konusu para cezası ile birlikte tahsil olunmak üzere gecikme faizi uygulanır. Yukarıda yazılı olan suçların tekrarlanması halinde verilecek cezalar 2 kat olarak uygulanır. Bu kanunun ek 1. maddesine göre; bu kanunun uygulanmasında maliye müfettişleri, yardımcıları, hesap uzmanları ve yardımcıları, kambiyo kontrolörleri ve kambiyo denetleme mercileri bu kanuna aykırı hareket edenlere karşı inceleme ve soruşturma yapmak ve soruşturma sırasında suç delilleri bulunursa bu suçlarla ilgili görünenler hakkında zabıt tutmak ve arama yapma yetkisine sahiptir. Bu kanunun ek 3. maddesine göre; bu kanuna aykırı fiilleri ihbar edenlerle suç delillerinin tespitinde hizmeti görülenlere hangi hallerde ve ne kadar ikramiye verileceği Bakanlar Kurulu Kararı ile tespit edilir. Ancak bu şekilde verilecek ikramiye miktarı hüküm olunacak para cezalarından tahsil edilecek miktarların % 45’ini geçemez. Ana hatlarıyla incelediğimiz 1567 sayılı kanun daha sonradan çıkarılan çok sayıdaki kanunlarla yürürlük süresi uzatılmıştır. Son olarak 1970 yılında çıkarılan 1224 sayılı kanunla T.P.K.K.’nın süresiz olarak uygulanmasını sağlamıştır. 1567 sayılı TPKK’ya göre çıkartılmış olan 17 sayılı karar uzun yıllar çok katı ve yasaklayıcı kambiyo rejiminin düzenlenmesinde kullanılmıştır. Ancak 1983’den sonra liberalleşme eğilimleri sonrası kambiyo rejiminin yumuşatılması ve özellikle yabancı para üzerindeki işlemlerin ve dolayısıyla ithalat ve ihracat sistemini kolaylaştırmak üzere 11 Ağustos 1989 tarih, 20249 sayılı resmi gazetede yayınlanan 32 sayılı karar halen yürürlüktedir.
TÜRK PARASI KIYMETİNİ KORUMA HAKKINDA 32 SAYILI KARAR, AMAÇ, KONU ve AMAÇ Bu kararın 1. maddesine göre; Türk parasının kıymetini korumak amacıyla Türk parasının yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesine, döviz ve dövizi temsil eden belgelere ilişkin tüm işlemler ile dövizlerin tasarruf ve idaresine Türk parası ve Türk parasını temsil eden belgelerin ithal ve ihracına, kıymetli maden, taş ve eşyalara ilişkin işlemelere prim tahsili suretiyle bedelsiz ithal izni vermeye, ihracata, ithalata ve özelliği olan ihracat ve ithalata, görünmeyen işlemlere, sermaye hareketlerine ilişkin kambiyo işlemlerine ait olan düzenleyici, sınırlayıcı esaslar bu kararla tayin ve tespit edilmiştir. Bu karara ve bu kararın uygulanması amacıyla bakanlıkça yayınlanacak tebliğlere muhalefet, yürürlükteki 1567 sayılı T.P.K.K. ek ve değişikliklere muhalefet sayılır.
TANIMLAR Bu kararın kolaylıkla uygulanması açısından aşağıdaki tanıların iyi bilinmesi gerekir. a) Bakanlık :DTM’nin bağlı bulunduğu devlet bakanlığını ifade eder. b) Türkiye’de Yerleşik Kişiler : Yurt dışında işçi, serbest meslek ve müstakil iş sahipleri dahil Türkiye’de ikametgah sahibi gerçek ve tüzel kişilerle yerleşmek niyetiyle bir takvim yılı içinde Türkiye’de devamlı olarak 6 aydan fazla oturanları ifade eder. c) Dışarıda yerleşik Kişiler : Türkiye’de yerleşik sayılmayan gerçek ve tüzel kişileri ifade eder. d) Yolcu : Geçerli pasaport veya pasaport yerini tutan belgeler taşıyan ve Türkiye’ye girmek veya Türkiye’den çıkmak üzere gümrük müsteşarlığınca tespit edilen giriş ve çıkış kapılarına gelen kişileri ifade eder. e) Türk parası : T.C. kanunlarına göre Türkiye’de tedavülde bulunan veya tedavülden kaldırılmış olsa bile değiştirme süresi dolmamış olan paraları ifade eder. f) Efektif : Banknot şeklindeki bütün yabancı ülke paraları. g) Döviz (kambiyo) : Efektif dahil yabancı para ile ödemeyi sağlayan her nevi hesap, belge ve vasıtalar. h) Menkul Kıymetler : Sermaye ve para piyasalarında işlem gören her türlü Türk ve yabancı menkul kıymetleri ifade eder. i) Türk Parası İle Ödemeyi Sağlayan Belgeler : Türk parası ile ödemeyi sağlayan ticari senetler ve adi senetler (emre muharrer senet, çek, poliçe gibi... ) kredi mektupları, kredi kartları, seyahat çekleri, havale mektupları gibi her türlü belge ve vasıtalar. j) Kıymetli Madenler : Her türlü ve şekilde altın, gümüş ve platini ifade eder. • İşlenmemiş Altın : En az %99,5 saflıkta, nitelikleri DTM tarafından belirlenen barlar(çubuk) veya külçeler halindeki altını ifade eder. • İşlenmiş Altın : %99,9’dan daha düşük saflıkta gerek bir işçilik uygulayarak ziynet veya süs eşyası haline dönüştürülmüş, gerekse içine ilave madde katılarak veya katılmaksızın alım satımı yapılan altını ifade eder. • İşlenmemiş Gümüş : En az %99,9 saflıkta, nitelikleri DTM tarafından belirlenen bar, külçe, granül halindeki gümüşü ifade eder. • İşlenmiş Gümüş : %99,9’dan daha düşük saflıkta gerek bir işçilik uygulayarak gerekse içine ilave madde katılarak veya katılmaksızın alım satımı yapılan gümüşü ifade eder. • İşlenmemiş Platin : En az %99,5 saflıkta, nitelikleri DTM tarafından belirlenen barlar(çubuk) veya külçeler halindeki altını ifade eder. • İşlenmiş Platin : Gerek bir işçilik uygulayarak ziynet veya süs eşyası haline dönüştürülmüş, gerekse içine ilave madde katılarak veya katılmaksızın alım satımı yapılan platini ifade eder. k) Kıymetli Taşlar : Elmas, pırlanta, yakut, zümrüt, topaz, safir, zexerced, ve inciyi ifade eder. l) Kıymetli Eşya : Kıymetli madenler veya kıymetli taşlardan yapılmış yada bunları içeren eşyaları ifade eder. m) Merkez Bankası : TC. Merkez Bankası ve şubelerini ifade eder. n) Banka : Bankalar kanununa göre Türkiye’de faaliyette bulunan bankaları ifade eder. o) Yetkili Müesseseler : Bakanlıkça tespit edilen usul ve esaslar çerçevesinde dövize ilişkin işlemler yapmasına izin verilen ve kıymetli maden, kıymetli taş ve eşyalara ilişkin işlemleri de yapabilen anonim şirketlerdir. p) Özel Finans Kurumları : 1983 tarihli ve 7506 sayılı kararname ile belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde sermayelerine ilaveten yurt içinden ve yurt dışından fon toplayarak ekonomiye fon tahsis eden anonim şirket şeklindeki mali kuruluşları ifade eder. r) P.T.T : Posta, telgraf genel müdürlüğünü ifade eder. s) Kıymetli Maden Aracı Kuruluşları : kıymetli maden borsaları ile ilgili mevzuat çerçevesinde faaliyet izni alan yurt içinde yada yurt dışında yerleşik kişi ve kuruluşları ifade eder. TÜRK PARASI – DÖVİZ – KIYMETLİ MADEN – EŞYA ve TAŞLARA İLİŞKİN HÜKÜMLER 1. TÜRK PARASI
Türk parası ve Türk parası ile ödemeyi sağlayan belgelerin yurda ithali ile aşağıda belirtilen esaslar çerçevesinde ihracı serbesttir. 1. Türkiye’de yerleşik kişilerle, dışarıda yerleşik kişiler, bankalar ve özel finans kurumları vasıtasıyla yurt dışına serbestçe Türk parası gönderebilirler. 2. Yolcuların beraberlerinde en çok 5.000 USD karşılığı Türk parasını yurt dışına çıkarmaları serbesttir. 3. Türk parası ile ödemeyi sağlayan belgelerin ihracı serbesttir. • Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de Türk parası ile ödeme, tahsilat ve bankalara hesap açtırmaları serbesttir. • Bankalar ve özel finans kurumları ithalat – ihracat ve görünmeyen işlemler dışındaki yurt dışına yapılan 50.000 USD karşılığını aşan TL transferlerine ilişkin bilgileri transfer tarihinden itibaren 30 gün içinde bakanlık tarafından belirlenecek mercilere bildirirler. 2. DÖVİZ 1. Türkiye’ye döviz ithali serbesttir. 2. Türkiye’de yerleşik kişilerin beraberlerinde döviz bulundurmaları bankalar, özel finans kurumları, yetkili müesseseler ve PTT ile kıymetli maden aracı kuruluşlarından döviz satın almaları, dövizleri bankalarda açacakları döviz hesaplarında tutmaları, efektif olarak kullanmaları, bankalar ve özel finans kurumları vasıtasıyla yurt içinde ve yurt dışında tasarruf etmeleri serbesttir. 3. Türkiye’de yerleşik kişilerin, Dışarıda yerleşik kişilerden Türkiye’de yapacakları işlemler nedeniyle döviz kabul etmeleri serbesttir. 4. Dışarıda yerleşik kişiler; bankalar, özel finans kurumları, yetkili müesseseler ve PTT ile kıymetli maden aracı kuruluşlarından döviz satın alabilirler. 5. Türkiye’de yerleşik kişiler ile dışarıda yerleşik kişiler; bankalar ve özel finans kurumları vasıtasıyla yurt dışına döviz transfer etmeleri serbesttir. Bankalar ve özel finans kurumları ithalat, ihracat ve görünmeyen işlemler dışındaki yurt dışına yapılan 50.000 USD ve eşitini aşan transferlere ilişkin bilgileri (döviz tevdiat hesaplarından yapılacak transfer dahil) transfer tarihinden itibaren 30 gün içinde bakanlık tarafından belirlenecek mercilere bildirirler. 6. Yolcular 5.000 USD ve eşitine kadar efektifi beraberlerinde yurt dışına çıkarabilirler. Dışarıda yerleşik kişiler ile Türkiye’de yerleşik sayılmamakla birlikte yurt dışında çalışan Türk uyruklu kişiler yurda girişlerinde beyan etmiş olmak kaydıyla, Türkiye’de yerleşik kişiler ise; görünmeyen işlemler çerçevesinde bankalar ve özel finans kurumlarından döviz satın aldıklarını belgelemek kaydıyla 5.000 USD veya eşitini aşan efektifi beraberlerinde yurt dışına serbestçe çıkarabilirler.
3. DÖVİZ KURLARI Yabancı paraların Türk parası karşısındaki değeri Merkez bankasınca tespit edilen usuller çerçevesinde belirlenir. (21.02.2002 tarihinden itibaren döviz kurları dalgalanmaya bırakılmış olup, Merkez bankasının bu tarihten sonra döviz kuru belirleyerek ilan etmesi yükümlülüğü gündemden çıkmıştır. Bu tarihten itibaren bankalar ve özel finans kuruluşları arz ve talep doğrultusunda döviz kurlarını serbest bir şekilde belirlemeye başlamışlardır.)
DÖVİZE İLİŞKİN İŞLEMLER
Dövize ilişkin işlemler Merkez Bankasınca belirlenen konvertibil dövizler üzerinden MB’sı, bankalar, özel finans kurumları, yetkili müesseseler ve kıymetli maden aracı kuruluşları tarafından, yabancı sermaye mevzuatına göre yurda getirilecek dövizlerin alışları ise bankalarca yapılır.
Konvertibil olmayan dövizlerin alış ve satışlarında uyulacak esaslar MB’sınca belirlenip ilan edilir. Bankalar MB tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde vadeli döviz alım ve satımı yapabilirler. PTT bakanlıkça uygun görülecek esaslar çerçevesinde dövize ilişkin işlemler yapabilir.
Bankalar, özel finans kurumları, yetkili müesseseler, PTT ve kıymetli maden aracı kuruluşları bakanlıkça tespit edilecek oran ve esaslar çerçevesinde MB devrederler. Bankalar, özel finans kurumları, yetkili müesseseler, PTT ve kıymetli maden aracı kuruluşları döviz mevcutlarını bu karara ve merkez bankasınca belirlenecek esaslara uymak kaydıyla bankacılık teamüllerine göre öncelikle ülke ihtiyaçlarının karşılanmasında olmak üzere serbestçe kullanabilirler.
KIYMETLİ MADENLER – TAŞLAR ve EŞYALAR
• Kıymetli madenler, taşlar ve eşyaların dış ticaret rejimi esasları çerçevesinde Türkiye’ye ithali ve ihracı serbesttir. Ancak, işlenmemiş kıymetli madenlerin ithal ve ihracında gümrük idarelerine beyan verilmesi esas olup, ithalat ve ihracat rejimi karar ve yönetmelikleri işlenmemiş kıymetli madenler için uygulanamaz. • İşlenmemiş kıymetli madenlerin ithali Merkez Bankası ve kendi mevzuatındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla kıymetli madenler borsası üyesi olan “Kıymetli Maden Aracı Kuruluşları” tarafından yapılır. • Kıymetli maden aracı kuruluşları ithal ettikleri kıymetli madenleri 3 gün içerisinde kıymetli madenler borsasına teslim etmek zorundadırlar. • Kıymetli maden, taşlar ve eşyaların yurt içinde alım ve satımı serbesttir. • Yurt içinde cevherden her tür ve şekilde üretilen kıymetli madenlerin alım ve satım işlemleri kıymetli madenler borsası tarafından çıkarılan yönetmeliklere göre “İstanbul Altın Borsasın”da yapılır. • Yolcular beraberlerinde kendilerine ait değeri 15.000 USD’yi aşmayan ve ticari amaç taşımayan ziynet eşyası niteliğinde kıymetli madenlerden ve taşlardan yapılmış eşyaları yurda getirebilirler. Daha fazla değerdeki ziynet eşyalarının yurt dışına çıkarılması girişte beyan edilmiş olmasına veya Türkiye’de satın alındığının belgelenmesi şartına bağlıdır. • Merkez bankası ve kıymetli maden aracı kuruluşları ithal ettikleri işlenmemiş kıymetli madenlerin yurt içinde alım – satım işlemleri sadece İstanbul Altın Borsasında yaparlar. Şu kadar ki; ziynet veya süs eşyasına dönüştürülmüş şekli hariç olmak üzere borsada hangi tür ve şekildeki kıymetli madenlerin işlem göreceği ve oluşturulacak piyasalar, menkul kıymetler borsası tarafından çıkarılan yönetmeliklerle belirlenir.
DIŞ TİCARET İHRACAT Ticari amaçlarla ihraç edilen malların bedelini bu kararda ön görülen hallerle bakanlıkça uygun görülen mücbir sebeplerden kaynaklanan gecikmeler hariç; FİİLİ İHRAÇ TARİHİNDEN İTİBAREN EN ÇOK 180 GÜN İÇİNDE İHRACATÇILAR TARAFINDAN YURDA GETİRİLEREK BANKALARA VEYA ÖZEL FİNANS KURUMLARINA TL. OLARAK GETİRİLMİŞSE, BELGELENDİRİLMESİ DÖVİZ OLARAK GETİRİLMİŞSE, SATILMASI ZORUNLUDUR. Ancak; • Söz konusu ihracat dövizlerinin en az %70’inin fiili ihraç tarihinden itibaren 90 gün içinde yurda getirilerek bankalara veya özel finans kurumlarına satılması halinde, kalan %30’luk kısım üzerinde ihracatçının serbestçe kullanım hakkı vardır. • Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışında yerleşik kişilere yaptıkları teknik hizmet sözleşmelerine istinaden yurt dışındaki kişilere verdikleri hizmetler kapsamında (tamir, bakım, montaj hizmetleri vb... dahil) ve sözleşmede belirtilen hizmet bedeli için de yurt dışına götürecekleri yedek parça ve malzemelerin ihraç işlemleri yürürlükteki ihracat rejimi hükümlerine tabidir. • İşlenmemiş altın ihracatında ihracat bedelinin yurda getirilmesi zorunlu değildir. İhracat konusunda ilgili bakanlık aşağıdaki tedbirleri belirlemeye yetkili kılınmıştır. • İhracat bedellerinin süresinde yurda getirilmesine engel olan haklı ve mücbir sebep hallerine uygulanacak süre, ek süre ile ilgili esasları belirlemek. • Özelliği olan ihracatlar ile ilgili mal bedellerinin yurda getirilme sürelerine ilişkin usul ve esaslar. • İhracat bedellerinin süresi içinde yurda getirilmemesi halinde yapılacak işlemler. • Faktoring, leasing, forfating işlemlerinde ihracat hesaplarının kapatılmasıyla ilgili usul ve esaslar. • İhracatta ödeme şekillerinin usul ve esaslar. Yurda getirilmesi zorunlu olan ihracat bedeli dövizlerin yukarıda ön görülen sürelerden sonra yurda getirilmesi halinde ek süreler içinde olsa dahi sürenin sonuncu gününde geçerli kur ile dövizin satıldığı günün geçerli kuru arasında ortaya çıkan olumlu fark ilgililere ödenmeyip destekleme ve fiyat istikrar fonuna DFİF’e aktarılır. (21 Şubat 2001 tarihinde kurların dalgalanmaya bırakılmış olması ihracatçıların gelirlerinin arttırmaya yönelik bir uygulamadır. 2002 yılından itibaren birçok fonun tasfiye edilmesi gündemde olduğundan son düzenlemeler sonrası bu uygulamanın devam edip – etmeyeceği belirsizliğini korumaktadır.) Bakanlıkça belirlenen mücbir sebep hallerinde verilecek süreler içinde yurda getirilen dövizlerin alışları o günkü kur üzerinden yapılır. (Böyle bir durumda ihracatçı 21.02.2001 tarihinden itibaren en yüksek döviz alış kurunu uygulayan banka veya özel finans kurumuna dövizlerini sokarak en iyi TL. karşılığını elde etme çabasını gösterecektir.) Gümrük kapılarından miktar, kalite veya kıymet itibariyle beyan dışı veya gümrük kapısı yahut sair sahil ve sahillerden kaçak olarak mal ihraç edenler yakalandıkları takdirde bu malların bedelini teşkil eden dövizleri kambiyo denetleme mercileri tarafından kendilerine yapılacak tebliğ tarihinden itibaren 90 gün içerisinde yurda getirerek bir bankaya satmak zorundadırlar. Söz konusu dövizlerin getirilmesi bu durumdakilerden 1567 sayılı TPKK. Ek ve tadilleri (değişiklik) gereğince kendilerine uygulanması gereken cezai sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
İTHALAT İthalat bedelleri, ithalata aracılık eden bankalar ve özel finans kurumlarının kendi kaynaklarından ve bakanlıkça belirlenecek usuller çerçevesinde ilgililere ait döviz hesaplarından genel bankacılık teamüllerine alıcı ve satıcı arasındaki anlaşmalar uygun bir şekilde döviz olarak veya Türk lirası olarak ödenir. İthalatla ilgili olarak bakanlık; • İthalat bedelinin ödenmesinden hesapların kapatılması safhasına kadar yapılacak işlemler. • Ticari ve gayri ticari bedelsiz yapılan ithalat. • Özelliği olan ithalat ile istisnai ithalatla, • İthalatta ödeme usullerine ilişkin usulleri tespit eder. Bu karara ve ilgili diğer mevzuata göre geçici olarak veya muaf olarak yurda girmiş bulunan vasıta, mal ve eşyalar sürelerin bitiminde aynen yurt dışına çıkarılır veya gümrüğe terk edilir. Bu vasıta, mal ve eşyaların her ne suretle olursa olsun başkalarına devri yada satışı yada Türkiye’de yerleşik kişilerce satın alınması, kesin ithali ve gerektiği takdirde bunlara ait bedellerin transferleri bakanlığın iznine bağlıdır. GÖRÜNMEYEN İŞLEMLER; DÖVİZİN ÖDENMESİNİ GEREKTİREN İŞLEMLER Uluslar arası nakliyat, Bankacılık, Sigortacılık, Dışarıya yaptırılan hizmetler ve diğer görünmeyen işlemlerle ilgili olarak yurt dışına Türk parası transferi döviz tahsis edilmesi ve transferi efektif satışları MB tarafından belirlenen usul, esas ve limitler çerçevesinde bankalar ve özel finans kuruluşları tarafından yapılır.
DÖVİZ KAZANDIRICI İŞLEMLER Türkiye’de yerleşik kişiler, dışarıda yerleşik kişiler için veya bunlar adına yurt içinde veya dışında yapmış oldukları tüm hizmetlerin (müteahhitlik hizmetleri de dahil) karşılığı olan dövizler ile dışarıda yerleşik kişilerin nam ve hesabına yapılan gider karşılığı dövizleri serbestçe tasarruf edebilirler.
SERMAYE HAREKETLERİ
A – TÜRKİYE’YE GELECEK YABANCI SERMAYE Dışarıda yerleşik kişilerin TC’de şirket kurmak mevcut ve kurulacak şirketlere iştirak etmek, ve şube açmak suretiyle yatırım yapmaları ve her türlü mal ve hizmet yönetimine yönelik faaliyetlerde bulunmaları ile irtibat büroları açmaları 6224 sayılı yabancı sermayeyi teşvik kanununa göre gerekli izni almak, verilen izinler çerçevesinde faaliyette bulunmak ve ön görülen sermayeyi getirmek kaydıyla serbesttir. Türkiye’de yerleşik kişilerin, dışarıda yerleşik kişilerle lisans, patent, teknik yardım ve yönetim antlaşmaları yapmaları 6224 sayılı kanuna göre gerekli izinleri almak kaydıyla serbesttir. Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de yabancı sermaye, mevzuatı ve petrol kanununa göre şirket kurmaları şube ve irtibat büroları açmaları dışında ticari faaliyette bulunmaları ve adi ortaklık tesisinde Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışında yerleşik olan kredi kartı kuruluşları ile lisans ve temsilcilik antlaşmaları yapmaları bakanlığın iznine bağlıdır. Buna ilişkin esaslar ile kar, satış ve tasfiye bedellerinin lisans ve temsilcilik sözleşmeleri karşılığında ödenecek meblağların transferiyle ilgili hususlar bakanlıkça belirlenir. B – TÜRKİYE’DEN GİDECEK YERLİ SERMAYE Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışında veya Türkiye’deki serbest bölgelerde yatırım yapma veya ticari faaliyette bulunma, şirket kurmaları ortaklıklarda bulunmaları ve şube açmaları için 5.000.000$ veya eşitine kadar nakdi sermayeyi bankalar veya özel finans kurumları aracılığıyla ayni sermayeyi ise gümrük mevzuatı hükümleri çerçevesinde ihraç etmeleri serbesttir. 5.000.000$’ı aşan nakdi veya ayni sermaye ihracına bakanlıkça izin verilir. Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışında irtibat bürosu, temsilcilik vb. kurmaları ve bunların kuruluş masraflarıyla faaliyet giderlerinin bankalar ve özel finans kuruluşlarınca transferi serbesttir. Bankalar, özel finans kurumları, gümrük idareleri yurt dışında ve TC serbest bölgelerde yatırım veya ticari faaliyette bulunmak üzere sermaye ihraç eden TC’deki yerleşik kişileri her bir işlem tarihinden itibaren 30 gün içinde DTM’ye bildirirler. Yurt dışına ve TC’deki serbest bölgelere sermaye ihraç eden TC’deki yerleşik kişiler sermayenin ihracından itibaren 1 yıl içinde yurt dışında oluşturdukları şube, şirket ve ortaklıklarla ilgili olarak yerel resmi makamlardan alınmış resmi izin belgesi, ana sözleşme, işe başlama tarihi, faaliyette bulundukları adresi, yıllık faaliyet raporlarını, yurda getirilen karları, sermaye yapısını ve bundaki değişiklikleri eğer faaliyet sona ermişse bu durumları belgeleyerek DTM’ye bildirirler. Bankalar ve özel finans kurumları yurt dışındaki irtibat bürosu, temsilcilik vb. ilişkin yaptıkları transferleri 3 aylık dönemler itibariyle dönemi takip eden ayın sonuna kadar DTM’ye bildirirler. Yurt dışında irtibat bürosu, temsilcilik vb. kuran TC’de yerleşik kişiler kuruluştan itibaren 90 gün içinde bu kuruluşla ilgili olarak yerel resmi makamlardan alınmış izin belgesini, faaliyete başlama tarihini, faaliyette bulundukları adresi ve faaliyet sona ermişse bu durumu belgeleyerek müsteşarlığa bildirir.
SERVET TRANSFERİ
Göçmen ve mültecilerin iskan kanununun 31. maddesi bedelsiz ithalat kararı ve gümrük mevzuatı dışındaki ithal talepleri bakanlıkça sonuçlandırılır.
Gümrük kanunu ile verilen özel müsaadeler sonrasında yurt içine ve yurt dışına servet transferlerine ilişkin esaslar bakanlıkça tespit edilir.
MENKUL KIYMETLER
Menkul kıymetlerinin ve sermaye piyasası araçlarının yurda giriş ve çıkışı serbesttir. a. Türkiye’de yerleşik kişiler tarafından ve diğer sermaye piyasası araçlarının yurt dışında ihraç arz ve satışı serbesttir. b. Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını ihraç etmeleri ve bunların halka arz ve satışı SPK mevzuatına göre yapılır. c. Dışarıda yerleşik kişilerin her türlü menkul kıymetler ile diğer sermaye piyasası araçlarını SPK’ya göre yetkili olan bankalar ve aracı kurumlar vasıtasıyla satın almaları bunlara ait gelirler ve bunların satış bedellerini bankalar ve özel finans kuruluşları aracılığıyla transfer ettirmeleri serbesttir.
Türkiye’de yerleşik kişilerin bankalar, özel finans kurumları ve SPK’ya göre yetkili bulunan aracı kurumlar vasıtasıyla yurt dışındaki mali piyasalarda işlem gören menkul kıymetleri satın almaları, satmaları ve bunların alış bedellerini bankalar, özel finans kurumları aracılığıyla yurt dışına transfer ettirmeleri serbesttir.
d. Bu karara göre TC’de yerleşik kişilerin hisselerini satın alan dışarıda yerleşik kişilerin hisse sahibi oldukları şirketlerin yönetim kurullarına katılmak veya başka şekillerde faaliyetlerine müdahale etmek istemeleri halinde bu şekildeki iştirakin yabancı sermaye mevzuatı çerçevesinde tescili şarttır.
GAYRİ MENKUL KIYMETLER
Dışarıda yerleşik kişilerin satın aldıkları veya sahip oldukları gayri menkul ve gayri menkule yönelik ayni hakların gelirlerini ve satış bedellerini bankalar ve özel finans kurumları vasıtasıyla transfer ettirmeleri serbesttir. Gayri menkul ve gayri menkule yönelik icapların dışarıda yerleşik kişilerce satın alınması ve satışı ile ilgili işlemler tapu kadastro genel müdürlüğü, bankalar ve özel finans kuruluşları tarafından 3’er aylık dönemlerde DTM’ye ve HM’ye bildirilir.
GAYRİ NAKDİ KREDİLER, GARANTİ VE KEFALETLER
Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışından gayri nakdi kredi, garanti ve kefalet sağlamaları ile TC’de ve dışarıda yerleşik kişiler lehine dışarıda yerleşik kişileri muhatap göstererek teminat mektubu düzenlemeleri, garanti ve kefalet vermeleri serbesttir.
Deniz ticaret filosunun geliştirilmesi ve gemi inşa tesislerinin geliştirilmesi hakkında kanun ve yönetmelikler kapsamında yurt dışından satın alınacak gemiler için, yurt dışından temin edilmiş kredilerle ilgili olarak yabancı para üzerinden gemi ipoteği tesis edilmesi serbesttir.
DÖVİZ TEVDİAT VE ALTIN DEPO HESAPLARI
MB ve bankalar TC’de ve yurt dışında yerleşik kişiler adına DTH ve altın depo hesapları açabilirler. Bu hesaplar üzerinde sahipleri serbestçe tasarrufta bulunabilirler. Bu hesaplara ait faizler banka ve hesap sahipleri arasında serbestçe belirlenir. Ana para ve faizlerin ödenmesi, transferleri ve altın iadesi bankaların kendi kaynaklarından karşılanır. Bu hesaplar nedeniyle doğacak olan pozitif ve negatif kur farkları ilgililere aittir.
DENETİM
Kambiyo denetimine yetkili elemanlar ile kambiyo müdürlükleri tarafından yapılan denetlemelerde bu kararda ön görülen işlemleri yerine getiren kişilerden işlemlerinde karara aykırılıklar tespit edilenler hakkında CMUK’un zabıt ve aramaya dahil hükümleri uygulanır. Devlet daire ve müesseseleriyle TC’deki gerçek ve tüzel kişiler (özel kanun ve antlaşmalar gereği dokunulmazlıkları olanlar hariç) bu karar konusuna giren işlerin denetlenmesi amacıyla yetkili denetim elemanlarının ve denetim mercilerinin yazılı olarak isteyecekleri bilgileri vermeye, evrak ve defterleri ibraz etmeye mecburdurlar. Bakanlık bu kişilerin faaliyetlerini kısmen veya tamamen, geçici veya sürekli olarak durdurmaya veya sonraki işlemlerini teminata bağlamaya gerektiğinde bu teminatları kısmen veya tamamen hazineye gelir yapmaya mücbir sebep halleri ispat edildiğinde teminatları iadeye yetkilidir.
SÜRELER
Bu karara ve ek olarak yayınlanacak kararlara ve tebliğlerde belirtilen hak doğurucu, hak düşürücü ve uyulmaması aykırılık oluşturulan sürelerin hesabında işlemin yapıldığı gün hesaba katılmaz. Ancak hesaplanacak sürelerin son günü resmi tatili izleyen ilk iş gününün çalışma saatinin sonunda biter.
TPKK Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ
(20.06.1991) 20907 sayılı resmi gazete Tebliğ no : 91 - 32/5 Bu tebliğ 32 sayılı karar gereğince bakanlığın yetkisine bırakılan konularla ilgili usul ve esasları ortaya koyar.
TL, DÖVİZ, KIYMETLİ MADEN VE TAŞLARA İLİŞKİN HÜKÜMLER
MB ve bankalar; uluslar arası piyasalarda döviz ve TL ile ilgili işlemler yapabilir ve gerektiğinde TL banknotlarını yurt dışına ihraç edebilirler. Konvertibil ve konvertibil olmayan dövizler MB tarafından tespit edilir.
Bankalar, özel finans kuruluşları, yetkili müesseseler ve PTT; Kendilerine ibraz edilen döviz cinsinden düzenlenmiş çekler karşılığında bankacılık teamüllerine uygun olarak kısmı TL ve kısmen efektif veya tamamen efektif ödemesinde bulunabilirler. Efektif veya döviz cinsinden düzenlenmiş çekleri bankacılık teamüllerine uygun olarak aynı veya ayrı cins efektiflerle değiştirebilirler ve bunları döviz olarak yurt dışına transfer edebilirler. Efektifleri daha küçük veya daha büyük kupürlerle değiştirebilirler. Bankaların, özel finans kurumlarının, yetkili müesseselerin ve PTT’nin döviz mevcutlarının MB’na devrine ilişkin oran ve esaslar ile bunların kendi bünyelerinde bulundurabilecekleri döviz mevcutlarının tespitine ilişkin usuller MB’ca belirlenir. TC’de yerleşik kişiler yurt dışına ihraç etmek üzere imal ettikleri veya ettirdikleri kıymetli maden ve taşlardan mamul kıymetli eşyaların üzerine markaları ile mamulün ayarını gösteren bir damgayı basmak ve kıymetli eşyaya ilişkin sertifikayı düzenlemek zorundadırlar. Ancak ithalatçı firmaların yazılı talepleri bulunması halinde mamulün markasını gösteren damganın vurulmamasını isteyebilirler. Kıymetli maden ve taşlardan mamullerin ihracında darphane ve damga matbaası genel müdürlüğünden ekspertiz raporu alınabilir.
Ziynet ve süs eşyası dışındaki işlenmiş altının geçici ihracı gümrük idarelerine başvurulmak suretiyle gerçekleştirilir. Ziynet ve süs eşyası dışındaki işlenmiş altının geçici ihracı karşılığında işlenmemiş altın ithal talepleri geçici ihracat yapılan yurt dışındaki ilgili rafineri ve kuruluşun belgesine istinaden gümrük idarelerince sonuçlandırılır. Geçici olarak ihraç edilen ziynet ve süs eşyası dışındaki işlenmiş altının fiili ihraç tarihinden itibaren 180 gün içerisinde işlenmemiş altın olarak ithal edilmemesi halinde bedelinin genel kurallara göre yurda getirilmesi zorunludur.
İHRACATA İLİŞKİN DİĞER HÜKÜMLER İhracat bedelleri peşin ödeme, akreditifli ödeme, vesaik mukabili ödeme, mal mukabili ödeme, kabul kredili ödeme şekillerinden birine göre ise bu ihracat bedellerinin yurda getirilerek bir bankaya veya özel finans kurumlarına satılması zorunludur. İhracat bedellerinin beyan edilmiş olan Türk parası veya döviz üzerinden yurda getirilmesi esastır. *Türk parası üzerinden yapılmış olan bir ihracatta döviz getirilmesi mümkündür. PEŞİN DÖVİZ Peşin döviz karşılığında ihracatın 18 ay içerisinde gerçekleştirilmesi zorunludur. Ancak gemi inşa ve ihraç bedeli olan peşin dövizlerde bu süre 24 aydır.
ÖZELLİĞİ OLAN İHRACAT Yurt dışına müteahhit firmalarca yapılacak ihracat ile kitap, gazete, mecmua ve pul ihracatında ihraç bedellerinin 365 gün içerisinde, Konsinye veya müşterek hesap yoluyla yapılacak ihracatta kesin satışı takip eden 180 gün içerisinde, Uluslar arası fuar, sergi ve haftalara bedelli olarak satılmak üzere gönderilen malların bedellerinin gönderildikleri fuar, sergi ve haftanın bitiş tarihini takip eden 180 gün içerisinde, Serbest bölgelere veya gümrüksüz antrepolara yapılacak olan ihracatta fiili ihracı takip eden 180 gün içerisinde mal bedellerinin yurda getirilerek bir bankaya veya özel finans kurumuna satılması zorunludur. Ticari kapsamdaki geçici ihracatta bu ihracata ait açık hesaplar karşılık ithalata ait ithal belgelerine dayanılarak bankalar veya özel finans kurumlarına yapılır. Yurt dışına ticari kapsamda geçici ihracı yapılan malların verilen süre veya ek süreler içerisinde yurda getirilmemesi halinde bunların bedellerinin sürenin bitim tarihinden itibaren 90 gün içerisinde yurda getirilerek bir banka veya özel finans kurumuna satılması zorunludur. Konsinye veya müşterek hesap yoluyla yapılan ihracatta, ihracatçılar ihraç edilmiş malların kesin satışına müteakip; satış fiyatı, satılan miktar, satış bedeli, depolama, bakım, koruma, ambalaj malzemesi de dahil, satış masrafları, varsa fire miktarını, ödenen satış komisyonlarının oran ve tutarını gösteren, konsinyatör tarafından düzenlenmiş kesin satış faturaları ile döviz alım belgelerinin gümrük çıkış beyannamesinde belirtilen aracı banka veya özel finans kurumlarına ibraz ederek, açık kambiyo hesaplarını kapatmak zorundadırlar.
Örnek : 01.08.2001 tarihinde İngiltere’deki X firmasına konsinye olarak ihraç edilen 200.000 USD değerindeki malların kesin satışı 01.12.2001 tarihinde gerçekleşmiştir. Konsinyatör X firması %10 oranında komisyon ayrıca 4000 USD depolama ve satış masrafını da gösterip kesin satış faturasını düzenlemiştir. a. Söz konusu konsinye satış ile ilgili dövizlerin yurda getirilme tarihini b. Yurda getirilerek bankaya satılacak döviz tutarını c. Hesap kapatma sırasında aracı bankaya ibraz edilmesi gereken belgelerin döviz tutarını hesaplayınız.
Cevap: a. 01.06.2002 fiili ihraç b. 176.000 USD c.176.000 USD DAB 24.000 USD Konsinyatör Faturası
Ticari kiralama yoluyla yapılacak ihracatta, ihracat bedellerinin kiralama sözleşmesinde belirtilen süreleri izleyen 30 gün içerisinde yurda getirilerek bankalar veya özel finans kurumlarına satılması zorunludur.
İHRACATÇILARIN SORUMLULUĞU
İhraç edilen malların bedellerinin belirlenen süreler içerisinde yurda getirilerek bankalar veya özel finans kurumlarına satılması ve ihracatlarla ilgili açık kambiyo hesaplarının süresinde kapatılmasından doğrudan ihracatçılar sorumludur. Bir ihracatçının ihracat bedellerini bir faktör kuruluşuna devretmesi halinde ihracat bedellerinin süresinde yurda getirilmesinden ve açık kambiyo hesabının süresinde kapatılmasından ilgili faktör kuruluşu tamamen sorumludur. İhracata aracılık eden ihracat bedelleri hesaplarına geçen ve gümrük idarelerince kendilerine gümrük beyannamesi gönderilen bankalar ve özel finans kurumları ihracat bedellerinin yurda getirilmesinin ve satışının yapılmasını izlemekle yükümlüdürler.
EK SÜRE VE MÜCBİR SEBEP HALLERİ
İhracat bedelinin süresi içerisinde yurda getirilmesi ve bir bankaya veya özel finans kurumuna satılmasına engel olan ve aşağıda belirtilen mücbir sebep hallerinde mücbir sebebin devamı müddetince mücbir sebep hallerinin mevzuata uygun şekilde belgelenmesi durumunda ilgili kambiyo müdürlüğü tarafından ihracatçıya 3’er aylık dönemler itibariyle ek süre verilir.
Aşağıda belirtilen mücbir sebep halleri dışında çıkacak haklı durumların varlığı halinde ek süre talepleri DTM tarafından incelenerek sonuçlandırılır.
1. İthalatçı veya ihracatçı firmanın infisahı, iflası, ithalatçı firmanın konkordato etmesi ve şahıs firmalarında firma sahibinin ölümü, 2. Grev ve lokavt hali, 3. İthalatçı ülkenin resmi makamlarının karar ve işlemleri dolayısıyla ihracat bedellerinin gelmemesi, 4. Tabi afet, harp ve abluka hali, 5. malların kaybı, hasara uğraması, veya imha edilmesi, 6. Anlaşmazlık nedeniyle dava açılması veya tahkime başvurulması.
TERKİN Her bir ihracat partisi için; a. Haklı ve mücbir sebeplerin varlığı aranmaksızın 50.000 USD veya eşitine kadar olan noksanlıklarda aracı bankalar veya özel finans kurumlarınca açık kambiyo hesapları kapatılır. b. Yukarıda belirtilen mücbir sebep halleri göz önünde tutularak 100.000 USD veya eşitine kadarki noksanlıklarda kambiyo müdürlüklerince açık kambiyo hesapları kapatılır. c. İlgili ihracatçının bir önceki takvim yılında veya cari yılda getirdiği döviz tutarının %1’ine kadar noksanlıklarda mücbir sebeplerin varlığı aranmaksızın kambiyo müdürlüklerince açık kambiyo hesapları kapatılır.
İHRACAT BEDELİNDEN İNDİRİMLER
a. İhracatla ilgili navlun, sigorta primi, komisyon, ardiye, depolama, antrepo, gümrük resmi ve harç, faktoring masrafları, ile uluslar arası para piyasalarında geçerli faiz oranlarını geçmemek üzere iskonto giderleri gibi masraflar için yapılacak indirimler ile konsinyasyon veya müşterek hesap yoluyla ihraç edilen mallara ait nakliye, muhafaza, bakım, fümügasyon, maniplasyon, satış vb. masrafların b. Ticari teamüllerin gereği olarak satış akdinde veya akreditiflerde ayrıca varış yerinde malların tartısının ve analizinin yapılması şartı bulunuyorsa tartı ve analiz sonucunda tespit edilen hacim ve ağırlık noksanlığı veya kalite farkı ile ekspertiz ve tahkim ücretleri maniplasyon ve hariçteki gözetleme şirketlerinin masraflarının, İhraç edilen mal bedelinden mahsubu veya görünmeyen işlemlere ilişkin hükümler çerçevesinde döviz transferi ile ilgili talepler, bankalar veya özel finans kurumlarınca incelenip sonuçlandırılır. c. Fiili ihraç tarihinden itibaren 180 gün içerisinde yurda getirilen ihracat bedellerinden yapacağı ithalat bedelleri ve görünmeyen işlemlere ilişkin giderleri mahsup edebilirler. Dış ticaret mevzuatı hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilen mal ihraç ve ithallerinde tarafların aynı kişiler olması ve ihraç bedellerinin yurda getirilme süresi içinde kalınması kaydıyla mal ihraç ve ithal bedellerinin mahsubu mümkündür. İhracat bedellerinden mahsuba izin verilen yukarıdaki hallerde ihracat bedelleri süresi içerisinde yurda getirilmiş sayılır. Mahsup edilen kısım için mahsup tarihinde geçerli olan döviz alış kuru üzerinden alım ve döviz satım belgeleri düzenlenir.
HESAP KAPATMA VE İHBAR Genel olarak yurt dışına ticari amaçla mal ihracında bedelinin yurda getirilme süresi içinde gelen ihracatla ilgili hesaplar aracı banka veya özel finans kurumu tarafından kapatılır. Süresi içinde kapatılmayan açık kambiyo hesapları aracı banka veya özel finans kurumu aracılığıyla 10 iş günü içinde işlemlerin safhalarını da belirten taahhütlü bir mektup göndermek veya makbuz karşılığı teslim etmek suretiyle ilgili kambiyo müdürlüğüne ihbar edilir. İhbarı alan kambiyo müdürlüğünü 20 iş günü içinde açık ihracat kambiyo hesabının kapatılmasını temin etmek üzere ilgililere 90 gün süreli bir ihbarname gönderilir. İhracatçılar tarafından 90 günlük süre içerisinde hesapların kapatılması veya mücbir sebep halinin belgelenmesi gerekir.
KUR FARKLARI İhracat bedeli olan dövizlerin belirlenmiş süre içinde yurda getirilmemesi nedeniyle ortaya çıkan kur farkları ilgililere ödenmeyip DFİF’e aktarılması işlemini bankalar veya özel finans kurumları 10 iş günü içinde MB kanalıyla devrederler. Ancak yukarıda belirtilen mücbir sebep hallerinden 1. 2. 3. 4. 5. maddelerde belirtilen söz konusuysa bu sebeplerin fiili ihraç tarihi ile kanuni döviz getirme süresi içinde ortaya çıkması ve bu durumun belgelenerek ilgili kambiyo müdürlüğünden ek süre alınmış olması durumunda verilen ek süre içinde getirilen ihracat bedeli dövizlerin alışında “Cari Kur” uygulanır. Ayrıca mücbir sebep hallerinin 6. bendinde belirtilen kambiyo müdürlüğünün vereceği 90 günlük ihtarname süresi sonuna kadar yurt dışında dava açıldığının veya tahkime başvurulduğunun belgelenmesi durumunda mahkeme veya hakem kararının sonucuna bağlı olarak yurda getirilen ihracat bedelli dövizlerin alışında “Cari Kur” uygulanır. Ayrıca terkinle ilgili C bendinde belirtilen şekilde terkin edilmiş olan ihracat bedeli dövizlerin terkin tarihinden itibaren 180 gün içinde yurda getirilmesi halinde ihracat bedeli olarak cari kurdan ilgililere ödeme yapılır.
İTHALATA İLİŞKİN HÜKÜMLER
İTHALAT BEDELLERİNİN ÖDENMESİ İthalat bedelleri bankalar veya özel finans kurumlarının kendi kaynaklarından veya döviz tevdiat hesabından bankacılık teamülleri ve alıcı ile satıcı arasındaki sözleşmelere uygun şekilde Türk parası veya döviz olarak ödenir. İthalattaki ödeme şekillerine ilişkin esas ve usulleri MB belirler.
İSTİSNAİ İTHALAT Geçici olarak veya muafiyetlerle yurda girmiş bulunan vasıta, mal ve eşyaların ayrıca kaçakçılığın men takibine muhalefetten yurt içinde kaçak zannıyla yakalanan ve mahkemelerce gümrük mevzuatına göre iadesine hüküm olunan vasıta, mal ve eşyaların; İstisnai olarak ithaline TKF’ye CIF bedellerinin %100’e kadar ek prim tahsil edilmek kaydıyla DTM’ce izin verilebilir.
AÇIK KAMBİYO HESABININ KAPATILMASI
Bedeli fiili ithalden önce ödenen veya ödeneceği taahhüt edilen ithalata ilişkin açık kambiyo hesaplarının ödeme tarihini izleyen 180 gün içinde kapatılması zorunludur. (Bu şekilde açık ithalat kambiyo hesapları belirlenen 180 günlük süre içerisinde mallarını fiilen ithalatının yapıldığını gösteren tasdikli fatura ve gümrük beyannamesinin fotokopisi ile aracı bankalara yapılır. Zorunlu olmasına rağmen firma tarafından 1 suret evrakında ilgili kambiyo müdürlüğüne bilgi için gönderilmesinde yarar vardır. Bu kapsamda “peşin, vesaik mukabili ödeme ve akreditifli ödeme yer alır.)
Mal bedelinin fiili ithalattan sonra ödendiği ithalata açık ithalat kambiyo hesaplarının takibi yapılmaz. Bağlı muamele yoluyla yapılacak ithalatta verilecek ek sürelerin de sonundan itibaren 90 gün içinde hesabın kapatılması zorunludur.
HESAP KAPATMAYANLAR HAKKINDA YAPILACAK İŞLEM Bedeli fiili ithalden önce ödenen veya ödeneceği taahhüt edilen ithalata ilişkin açık kambiyo hesaplarının ödeme tarihini izleyen 180 gün içinde kapatılmaması halinde aracı banka ve özel finans kurumu 10 iş günü içinde kambiyo müdürlüğüne ihbarda bulunur. kambiyo müdürlüğü tarafından hesap kapatmak için ilgililere tanınan 90 günlük ihtar süresi içinde ya hesap kapatılmalı ya da mücbir sebep halleri belgelenmelidir. Mücbir sebeplerin devamı müddetince 3’er aylık dönemler itibariyle kambiyo müdürlükleri ithalatçıya ek süre verir.
TERKİN : Her bir işlem itibariyle; 1. Mücbir sebeplerin varlığı dikkate alınmaksızın 50.000 USD veya eşitine kadar olan noksanlığı olan ithalat hesapları doğrudan bankalar veya özel finans kurumlarınca ödeme şekline bakılmaksızın terkin edilir. 2. Yukarıda belirtilen mücbir sebep halleri göz önünde tutularak 100.000 USD veya eşitine kadarki açık ithalat kambiyo hesapları kambiyo müdürlüklerince terkin edilerek kapatılır.
İTHALATIN YAPILMAMASI Her ne şekilde olursa olsun süresi içinde ithal edilmeyen malların ödenmiş bulunan bedellerinin fiili ithal için belirlenmiş olan sürelerin (ek sürelerde dahil) bitiminden itibaren en geç 90 içinde yurda getirilerek bir bankaya veya özel finans kurumuna satılması ve bu döviz alışlarının cari kurdan yapılarak ilgililere ödenmesi gerekir. Dış ticaret mevzuatına göre, gümrüğe gelen mallarının faturalarındaki döviz transferine ilişkin kıymeti gümrük beyannamesindeki kayıtlı tutarı geçemez.
32 SAYILI KARARA İLİŞKİN 97- 32/21 SAYILI (YETKİLİ MÜESSESELER HAKKINDA TEBLİĞ) (97- 7 KASIM 23163 MRG.) Bu tebliğ ile 32 sayılı karara göre faaliyet göstermek üzere yetkili müesseselerin kurulması, şube açmaları, faaliyetlerine ve denetimlerine ilişkin esaslar belirlenmiştir.
Yetkili Müessese İzin Belgesi : Faaliyette bulunmasına izin verilen yetkili müesseselerin merkezleri adına düzenlenen imzalı ve soğuk damgalı belge. Şube İzin Belgesi : Yetkili müesseselerin DTM’ce açılmasına izin verilen şubeleri için şubenin bulunduğu yerin adı belirtilmek suretiyle düzenlenen imzalı ve soğuk damgalı belgeye denir. Şube : Özellikle yetkili müesseseye bağlı olarak çalışan idaresi yönetim kurulu kararıyla atanan yönetici vasıtasıyla yönetilen mahalli teşkilatı ifade eder.
KURULUŞ İZNİ : Yetkili müesseselerin kurulması ve faaliyete geçmesi için DTM’den izin alınması şarttır. Yetkili müessese izin belgesi bulunmayan kişi ve kuruluşların ticari amaçla döviz alım satım faaliyetinde bulunmaları yasaktır.
KURULUŞ ve İZİN ŞARTLARI Kurulmasına izin verilecek yetkili müesseselerin; a. Özellikle yetkili müesseselerin faaliyet konularıyla iştigal etmek üzere kurulmuş AŞ. olması b. Ödenmiş sermayelerinin 250 Milyar TL’den az olmaması. c. TC. Ziraat Bankasına 200.000 DEM (01.03.2002 tarihinde DEM tamamen tedavülden kalktığından bu değerin parite göz önüne alınarak yeniden EURO şeklinde belirlenmesi gerekmektedir.) yatırılır. d. Kurucuların iflas etmiş, konkordato ilan etmiş veya taksirli suçlar (kusurlu suçlar) hariç olmak üzere affa uğramış olsalar dahi ağır hapis veya beş yıldan fazla hapis yahut, zimmet rüşvet, hırsızlık, sahtecilik, dolandırıcılık, inancı kötüye kullanma ve hileli iflas gibi yüz kızartıcı suçlar ile tüketim kaçakçılığı dışındaki kaçakçılık suçları, resmi ihale ve alım – satımlara fesat karıştırma veya devlet sırlarını açığa vurma, vergi kaçakçılığı veya buna teşebbüs suçlarından dolayı hüküm almamış olması. e. Şirket hisse senetlerinin nama yazılı olması ve nakit karşılığı çıkarılması f. Şirketi temsil ve idareye yetkili yöneticilerin yüksek öğretim kurumu mezunu ve mali konularda deneyimli olmaları g. Şirket ana sözleşmesinin TPKK mevzuatına uygun olması
BAŞVURU İLE İLGİLİ ÖZELLİKLER
Yetkili bir müessesenin kurulabilmesi için DTM’ye verilecek başvuru dilekçelerine Şirket ana sözleşmesi taslağının, Her bir kurucu ortak için yukarıdaki d bendinde belirtilen suçlardan hüküm giymemiş olduklarına dair savcılık alınacak adli sicil belgelerinin, vergi borcu bulunmadığına dair vergi dairesinden alınacak belge, ayrıntılı öz geçmişinin ve tebliğ ekinde yer alan örneğe uygun olarak kurucu ortağın özellikle mal varlığını gösteren noterden tasdikli kurucular beyannamelerinin eklenmesi gerekir.
ÖN İZİN : Kurucular yukarıda belirtilen bilgi ve belgeler ile yetkili müessese olarak kurulmak üzere ön izin almak amacıyla DTM’ye müracaat ederler. Başvurusu uygun görülenlere Türk Ticaret Kanunu hükümleri kapsamında bir AŞ. kapsamında kurulmak üzere izin verilir. Ön izin alan yetkili müesseseler döviz alım satımında bulunamazlar. Bu şekildeki aykırılık tespit edilirse ön izin iptal edilir.
FAALİYETE GEÇİŞ VE İZİN BELGESİ Yetkili müesseselerin kuruluş işlemleri ön izin tarihinden itibaren 90 gün içinde Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kuruluş tamamlanarak bu süre içinde faaliyet izni almak üzere müsteşarlığa başvuru yapılır. Faaliyet izni almak üzere yapılacak başvuruya;
1. şirket ana sözleşmesinin yayınlandığı ticaret sicil gazetesi 2. tüm ortaklar tarafından ödenmesi taahhüt edilen asgari sermayenin nakit olarak ve bir seferde ödendiğini gösterir bankadan alınan belge 3. Kuruluşun tamamlanmasından sonra Ziraat bankasına yatırılması gereken 200.000 DEM’i yatırıldığını gösteren belge 4. Yönetim kurulu tarafından şirketi idare ve temsil ile görevlendirilen yöneticilerin öz geçmişlerini ve öğretim durumlarını gösteren belge 5. Çalıştırılacak personel sayısı ve teknik donanım ile ilgili belgeler 6. Faaliyette bulunulacak olan il valiliğince düzenlenmiş iş yerinin yeterli güvenli fiziki güvenlik önlemlerine sahip olduğunu gösteren belge eklenir. Durumu uygun görülen şirkete şirket adına “yetkili müessese İzin Belgesi” düzenlenir. Bu belgenin şirket merkezinde herkesin görebileceği şekilde asılı bulundurulması zorunludur.
ŞUBE AÇMA
YAZAN : ARİF EMRE AKKAN
|
|
|
|
|
222
|
Akademik-Üniversite Kaynaklar / Maliye Kaynaklar / ENFLASYON MUHASEBESİ VE BU BAĞLAMDA TÜRK VERGİ SİSTEMİNDE YER ALAN DÜZENLEMELER
|
: Mart 30, 2008, 11:15:36 ÖÖ
|
|
ENFLASYON MUHASEBESİ VE BU BAĞLAMDA TÜRK VERGİ SİSTEMİNDE YER ALAN DÜZENLEMELER ÖZET Fiyatlar genel seviyesinde meydana gelen devamlı bir yükselme şeklinde kendini gösteren enflasyon, bir çok sosyal, siyasal ve ekonomik sorunlara ana kaynak teşkil ettiği gibi işletmelerin temel göstergeleri olan mali tabloları da homojen bir yapıdan uzaklaştırarak aritmetik mantığa ters ve anlamsız bir rakam yığını haline getirmektedir. Bu durum ise bir taraftan işletmelerin geleceğe yönelik plan ve program yapmalarını zorlaştırırken diğer taraftan da şişirilmiş fiktif kazançlar üzerinden devlete enflasyon vergisi vermeye neden olmaktadır. İşte bu durumun yarattığı kaostan kurtulmanın yegane çaresi kuşkusuz, enflasyon illeti ile kararlı bir şekilde mücadele ederek onu yenmektir. Ancak, kısa dönemde bunun mümkün olmayacağı gerçeği göz önüne alınarak, bu mücadele ile birlikte mükelleflerin mağduriyetini önlemek için enflasyon muhasebesi yöntemlerine birer yardımcı olarak başvurulması zorunludur. Ancak Türk vergi Sistemi enflasyon muhasebesi yerine bu amaca hizmet eden dağınık ve kısmi önlemlere yer vermiştir. Temennimiz, uzun dönemde enflasyon oranı aşağı çekilerek toplumun huzuru temin edilmesi, kısa dönemde ise enflasyon muhasebesine geçilerek kamu oyunun rahatlatılması şeklindedir. 1. GİRİŞ En basit şekliyle toplam talebin toplam arzı aşması nedeniyle fiyatlar genel seviyesinde büyük ölçüde ve devamlı olarak meydana gelen artış ve dolayısıyla para değerinin (satın alma gücünün) hızla düşmesi olarak tanımlanan enflasyon, toplumda ekonomik, sosyal ve siyasal bir takım huzursuzluğun kaynağını teşkil ettiği gibi, mali kesimde de, özellikle vergi sistemini yıpratan, yozlaştıran bir etki meydana getirmektedir. Bununla beraber gelişmekte olan birçok ülkede de, bir finansman aracı olarak ta kullanılmaktadır. Bu çalışmada, kuşkusuz, enflasyonun iktisadi, sosyal ve siyasal bir takım mahzurları irdelenmeyecektir. Burada sadece enflasyonun kamu gelirleri (özellikle gelir üzerinde alınan vergiler) ve işletmelerin mali yapısı üzerindeki etkileri ele alınacaktır. Diğer taraftan, enflasyonun meydana getirdiği söz konusu olumsuzlukları gidermeye yönelik önlemler ele alınacak ve bu bağlamda Türk Vergi Sisteminde yer alan düzenlemelere değinilecektir.
2. ENFLASYONUN KAMU GELİRLERİ VE İŞLETMELERİN MALİ YAPILARI ÜZERİNDE ETKİLERİ 2.1. Enflasyon ve Kamu Gelirleri Sosyal Devlet veya müdahaleci Devlet anlayışının yerleşmesiyle, günümüzde devasa boyutlara varan kamu harcamalarının karşısında olağan yöntemlerle sağlanan kamu gelirleri yetersiz kalmakta ve bu durum kendini bütçe ya da kamu kesimi açığı şeklinde göstermektedir. Bilindiği gibi, kamu kesimi açığının finansmanında; para basımı (emisyon), borçlanma (iç ve dış) ve vergiler (ek vergilerin konulması, vergi oranlarının yükseltilmesi veya vergi tarh, tahakkuku ile vergi tahsilatı arasındaki uçurumun azaltılarak vergi hasılatının artırılması, kayıt dışı ekonominin kayda alınması vs.) gibi temel araçlardan yararlanılmaktadır. Günümüzde gelişmekte olan bir çok ülke kamu açıklarının finansmanında sıkça emisyona başvurmaktadırlar. Ancak, kamu açıklarının Merkez Bankası kanalıyla para basılarak finanse edilmesi, yani; mali açığın parasallaştırılması veya monetizasyonu, para arzını artırarak enflasyona neden olmaktadır. Gerçi reel para talebindeki artışa bağlı bir parasal taban genişlemesi gerçekleşirse, devlet enflasyonist baskı yaratmadan da emisyon aracılığıyla gelir elde etme olanağına sahiptir. Başka bir deyişle, eğer para arzındaki artış, reel büyüme sonucu halkın reel para talebinde görülecek artıştan büyük değilse, hükümet enflasyonist baskı yaratmaksızın, para basmak suretiyle reel gelir elde edebilir. Literatürde buna senyoraj (seigniorage) geliri denilmektedir . Emisyon, para arzının artmasına ve fiyatlar genel seviyesinin yükselmesine neden olduğu bilinen bir gerçektir. Bu durum ise, bir taraftan elinde para tutan ve ya paraya bağlanmış alacak sahiplerinin bu varlıklarının değerini enflasyon oranında azaltarak reel para dengesi üzerinde vergiye tabi tutulması, diğer taraftan parasal getirisi bulunmayan veya düşük olan vadesiz mevduatın enflasyon vergisine tabi tutularak Hazine ve bankalara kaynak aktarılmasına neden olmaktadır. Ayrıca hükümet, enflasyon nedeniyle, endekslenmemiş iç borçlarını daha ucuza ödeyerek, özel kesimden kamu kesimine bir kere daha kaynak aktarma imkanı yaratmaktadır . İşte bu ilişkiden dolayı, kimi iktisatçılar enflasyonun bir tür “gizli vergilendirme yöntemi” olduğu, böylece, devlet enflasyondan yararlanarak kanuna dayanmadan gelir elde ettiği görüşündedirler. Milton Friedman’a göre, “Enflasyonu önlemenin karşındaki gerçek engel, siyasaldır, iktisadi değildir. Çünkü, enflasyon sona erdirilirse devlet bir kanuna dayanmadan elde etmekte olduğu gelirden mahrum kalacak ve enflasyonun sona erdirilmesinde belki geçici olmakla birlikte gerileme ve işsizlik ortaya çıkacaktır . Böylece hükümetler, kamu harcamalarını artırmayı arzulayıp vergileri artırmaktan çekindiklerinde alternatif bir gelir kaynağı olarak enflasyona başvurmaktadırlar . Özetle, hükümetlerin kamu açıklarını gidermek amacıyla emisyona başvurmaları para arzının artmasına ve dolayısıyla fiyatlar genel düzeyinin yükselmesine neden olacaktır. Fiyatların yükselmesi ise, elinde para tutanlar ile alacaklarını paraya bağlanmış kimselerin varlıklarının değerinde - genel pahalılanma oranında - bir azalma olacaktır. Nakit varlıklarının gerçek (reel) değeri azalan bu kimseler, enflasyon mekanizmasının, vergi yükünü sonunda getirip yüklediği mükellefledir Bu nedenle enflasyon reel para dengesi üzerinde alınan bir vergi –her ne kadar vergi hukuku açısından bir vergi değilse de-olarak telakki edilebilir. Enflasyon vergi sistemi yoluyla da haksız kaynak transferine neden olmaktadır. Zira, enflasyon, maliye literatüründe, kamu gelirlerini artırıcı etkisi bakımından bir vergi, ama gelir dağılımı bozucu etkisi dolayısıyla da çok adaletsiz bir vergi olarak kabul edilir. Enflasyon, vergi sistemindeki sayısal büyüklükleri etkileyerek (gerekli ayarlamalar yapılmadığı ve önlemler alınmadığı takdirde), tarifeler (spesifik), istisna, muafiyet ve indirim tutarları ile artan oranlı tarife dilimlerinde aşınmalara neden olduğundan, mükellefin fiyat artışları ile birlikte gelirinde meydana gelen nominal artış dolayısıyla, ödeme gücü değişmediği halde, vergi yükünü artırarak haksız bir yüküne maruz bırakmaktadır. Advalorem tarifeli vergilerde, enflasyonun nispî vergi yükleri üzerindeki etkileri yatay-dikey adalet ilkeleri açılarından farklılık gösterir. Vergi matrahını ve vergi tarifesini etkileyen enflasyon, hem yatay hem de dikey olarak vergi adaletini bozar. Bu bağlamda, özellikle artan oranlı tarifeli gelir vergilerinde tarifenin yükselen bölümünde kalan mükellefler için vergi yükü artarken, tarifenin düzleştiği bölümde kalan mükellefler için mutlak yük değişmediği halde, nispî yük azalır, dolayısıyla dikey eşitlik bozulmuş olur . Kısaca, enflasyonun artan oranlı tarife yapısına dayalı gelir vergisi üzerindeki birinci etkisi, artan oranlı tarife üzerinde yer alan ve belirli miktarlara göre ayarlanmış bulunan gelir dilimlerinin nominal gelir artışı karşısında başlangıçtaki etkinliğini yitirerek adeta düz oranlı bir tarifeye dönüşmesi şeklinde kendisini göstermektedir. Gerçekten, reel gelire nazaran nominal gelirin enflasyon nedeniyle hızla artması, özellikle düşük gelir gruplarının marjinal vergi oranlarını hızla arttırırken, gelirin belli bir miktarın üzerine çıkmasından sonra artan oranlılık etkisi ortadan kalkmakta ve tarife düz oranlı bir yapıya kavuşmaktadır . Ancak gerek reel, gerekse nominal gelir artışlarının vergi yükünü ne ölçüde artıracağı şu etkenlere bağlıdır: Gelir vergisi tarifesi Gelir düzeyi Gelirdeki artışın oranı (ya da tutarı). Diğer taraftan, çok kısa dönem muamele amacı dışında para talep edilmiyorsa, gecelik işlemlere faiz veriliyorsa, dövize dönüştürme işlemi(para ikamesi) yapılıyorsa enflasyon vergisi yükünde toplumun büyük bir kısmı kurtulma olanağı elde etmiş olur . Monetizasyon, bir taraftan enflasyon vergisi yoluyla hükümete gelir sağlarken, diğer taraftan da, vergi tahsilatındaki gecikmeler ve vergi sisteminin nominal gelir esnekliği düşük olması durumunda, reel vergi gelirlerinde azaltıcı bir etki (Tanzi Etkisi) yapmaktadır. Diğer bir ifadeyle, makro açıdan bakıldığında, enflasyonun vergi sistemi üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkisi söz konusudur. Olumlu etkisi, vergi gelirlerinde enflasyon ile birlikte artış göstermesidir. Olumsuz yönü ise, verginin tahakkuk ile tahsil süreci arasında uzun bir sürenin geçmesi nedeniyle verginin reel değerini yitirmesi ve Hazinenin bundan zarar görmesidir. Böylece, monetizasyon, hükümete enflasyon vergisi yoluyla gelir sağlarken, öbür yönüyle de, reel vergi gelirlerini azaltarak mali açık düzeyini finanse etme işlevini büyük ölçüde yitirmektedir. Hatta bu iki etkinin büyüklüğüne göre yapılan kıyaslamada, bir çok kere kamu kesimi açığının büyümesine neden olduğu görülmektedir. Böylece, açıkların Merkez Bankası kaynaklarından karşılanması “enflasyon- kamu açığı” döngüsünü yaratacaktır. Diğer taraftan, enflasyon oranı artıkça nominal faiz oranlarının yükselmesi dolayısıyla, faiz ödemeleri ve bütçe açıkları süregenleşecektir. 2.2. Enflasyonun İşletmeler Üzerindeki Etkileri Enflasyonun meydana getirdiği belirsizlik ortamının yarattığı risk (eflasyon riski, kâr riski,faiz riski), girişimcilerin büyük ve uzun vadeli yatırımlar yerine tesis süresi kısa ve kendini süratle geri ödeyen darboğaz giderici, tevsi, modernizasyon yatırımın yeğlenmesine neden olmaktadır. Gerçekten, enflasyonun uzun dönemde işletmeler üzerine yaptığı en olumsuz etki, işletmelerin rasyonel hesaplara dayanan uzun vadeli planlama yapamamaları ve buna bağlı olarak uzun dönemli prodüktif yatırım projelerinin gerçekleştirilmesinin zorlaşması ve yanlış kararlarının alınmasına neden olmasıdır. Bunun doğal sonucu olarak da yatırımların azalması ve iktisadi kalkınma hızının düşmesidir. Enflasyon, kısa dönemde işletmelerin yatırım yapma risklerinin artmasına, üretim maliyetlerinin yükselmesine ve faiz yükünün artmasına neden olurken, uzun dönemde işletmelerin muhasebe sistemlerini ve mali tablolarını anlamsızlaştırmaktadır. Böylece, ekonomik hayatın normal dönemlerinde, muhasebede uygulanan kayıt, tasnif, takdim, yorum usulleri ile değerlendirme ve kontrol metotları yönetim kararlarına dayanak olacak doğru, gerçek bir bilanço ve gelir tablosu ile diğer muhasebe tablo ve verilerinin sağlanmasına imkan verdiği halde, enflasyonist süreçlerde bu vasfını büyük ölçüde yitirmektedir. Bilindiği üzere, geleneksel muhasebe sisteminde, enflasyondan kaynaklanan kayıp ve/veya kazançların sonuç hesaplarına yansıtılma imkanı bulunmadığından, işletmelerde oluşan dönem kârı veya zararı da gerçek durumu göstermemektedir. Böylece işletmeler, rasyonellikten uzaklaşarak, dönem sonunda oluşan fiktif kârları dağıtmaktadırlar. Diğer bir ifadeyle, yüksek enflasyonist dönemlerde geleneksel muhasebe ilkelerine göre hazırlanıp sunulan mali tablolar, fiyat hareketleri sonucu para biriminin satın alma gücünde meydana gelen azalışlar dikkate alınmadan hazırlandığından anlamsızlaşmakta ve gerçeği yansıtmaktan uzaklaşmaktadır. Öte taraftan, enflasyonist dönemlerde gider ve geliri oluşturan kalemler farklı satın alma gücüne sahip para birimiyle ifade edildiğinden, mali tabloların homojenliği bozulmakta, tarihi maliyetler gerçek maliyetlerden az gözüktüğünden, cari maliyetler ile cari satışların karşılaştırılma olanağını ortadan kalkmakta, dolayısıyla işletmede fiktif kârın doğmasına neden olmaktadır. Fiktif kârların üzerinde ödenecek vergi ve dağıtılacak temettü, öz sermeyenin satın alma gücü ve üretim potansiyelinin korunması imkanını yok edip işletme sermayesini erozyona uğratacak, işletme faaliyetlerin muntazaman aynı düzeyde sürdürülmesinde yönetimi sıkıntıya sokacaktır . 3. ENFLASYONUN FİNANSAL TABLOLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNİ GİDERMEYE YÖNELİK MÜESSESELER Bilindiği üzere çağdaş işletmecilik anlayışında modern işletmelerin ulaşmak istedikleri bir takım hedefler söz konusudur. İşletmelerin bu temel hedefe uygun şekilde yönetilebilmesi için de bütün yönetim kademelerince alınacak işletme kararlarının, enflasyonun bozucu etkilerinden arındırılmış reel veya gerçek verilere dayanması zorunludur Fiyatlar genel düzeyindeki yükselişler karşısında mali tabloların düzeltilmesi gerekliliği şöyle sıralanabilir: İşletmenin varlık yapısını gerçek tutarı yansıtacak biçimde göstermek, İşletmede kullanılan öz sermayeyi gerçek tutarına ulaştırmak, Fiktif kâr ile reel kârın birbirinden ayırt edilmesini sağlamak, Amortismanın düzeltilmesiyle, duran varlıkların yenilenebilmesi için gerekli fonu yaratmak ve işletmenin üretim gücünü korumak, Mali tabloların özellikle dönemler arası ve işletmeler arası karşılaştırılmasını anlamlı ve tutarlı kılmak, Mali tabloların gerçeğe yakın analiz sonuçlarını hesaplamak, düzeltmeden önceki sonuçlarla sapmaları bulmak ve sağlıklı yorumda bulunmak. Enflasyon dönemlerinde, işletme yöneticilerine gerçek, reel veriler sağlanabilmesi için bir yandan normal, alışılagelmiş yöntemlerle elde edilmiş yetersiz, yanlış verilerin düzeltilmesine; diğer yandan da, enflasyon dönemlerine mahsus, özel nitelikteki bazı yönetim tedbirlerinin kabul ve uygulamasına gerek vardır.(15) bu durum aynı zamanda vergi hukuku açısından vergiye tabi gelirin özelliklerinden biri olan “gelirin gerçek oluşu” ilkesinin de doğal bir sonucudur. Enflasyonun mali tablolar üzerindeki etkisini gidermek amacıyla önerilen yöntemler, “kısmi düzeltme yöntemleri” ve “genel düzeltme yöntemleri” olmak üzere iki ana başlık altında toplanabilir. Kısmi düzeltme yöntemler, mali tablolardaki bir ya da bir grup bilanço kaleminin düzeltilmesine yönelik bazı tedbirlerdir. Ekonomide para istikrarı korunduğu, ancak nispi fiyat değişmeleri işletme bünyesinde olumsuz etkiler meydana getirdiği dönemlerde, klasik muhasebe ilkeleri terk edilmeyerek,.sadece, aksayan yönlerini, alınacak kısmi tedbirlerle gidermeyi amaçlayan bu yöntem; geleneksel muhasebe uygulamasına ters düşmeyen, ancak enflasyonun tüm etkilerini giderme ve mali tabloları tamamen anlamlı hale getirme iddiası bulunmayan tedbirler olup, kısa süreli ve düşük oranlı enflasyon dönemlerinde uygulanabilir. Genel düzeltme yöntemleri ise, enflasyonist dönemlerde paranın değerinin değiştiği ve bu değişimi dikkate almayan muhasebe ilkelerinin gerçeklerden uzaklaştığı, dolayısıyla söz konusu ilkelerinin de değişime tabi tutulması zorunlu olduğu ve bu nedenle daha köklü düzeltme yöntemlerine baş vurmayı gerektiğini savunan yöntemlerdir. Ancak genel düzeltme yöntemleri de kendi içinde iki ana başlık altında toplanabilir. Birincisi, mevcut muhasebe ilkeleri tamamen terk edilmeyip bunlara bazı düzeltme usulleri eklemek suretiyle mali tabloları ihtiyaca cevap verir hale getirmeyi öngören mutedil düzeltme yöntemleri; diğeri, mevcut yöntemleri tamamen terk ederek yerlerine yenilerini koymak isteyen radikal veya köklü düzeltme yöntemleridir. Paranın değerinde önemli düşüşler meydana geldiği, fakat tamamen fonksiyonlarını yitirmediği durumlarda, geleneksel muhasebenin ilkelerini tamamen terk etmek yerine, bazı düzeltmeler yaparak, verilerin düzeltilmiş tablolarda cari değerleriyle yer almasını olanaklı hale getirmeyi hedefleyen mutedil düzeltme yöntemleri taraftarlarına göre, bu yöntem sayesinde hem mali tabloları anlamlı ve ihtiyacı karşılayacak hale sokmak hem de vergilenecek geliri gerçek gelire yaklaştırmak mümkün olacaktır. Enflasyonun mali tablolar üzerindeki etkisini gidermek amacıyla köklü tedbirler alınmasını ileri sürenler, klasik muhasebenin dayandığı maliyet esasını tamamen terk edilerek cari maliyetlerin esas alınması gerektiğini ifade etmektedirler. Bu görüşe göre, fiyatların çok hızlı yükseldiği dönemlerde muhasebe fonksiyonlarını yerine getirmediği gibi, mali tablolardaki değerler de gerçek değerlerin çok gerisinde kalmaktadır. Bu nedenle, klasik muhasebenin maliyet değeriyle değerleme ilkesi yerine, Fritiz Schmidt’in ileri sürdüğü ikame fiyatına göre yeniden değerlenmesi gerekmektedir. Bu işlemden doğacak değer fazlalarının da pasifte açılacak özel bir hesaba kaydedilip, sadece, işletmenin üretim faaliyetlerinde doğan gerçek kâr ve zararını, kâr ve zarar hesabında izlenmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Bu tür genel önlemler, palyatif önlemlere göre muhasebe belgelerini daha düzeltici daha anlamlı hale getirici önlemlerdir. Burada her iki alternatif önlemden birini seçme, kuşkusuz bir tercih sorunudur. 4. ENFLASYON MUHASEBESİ 4.1. Tanım Genellikle, tarihi maliyetlerle ifade edilmiş işletme değerlerine fiyat değişmelerinin etkisini gösteren muhasebe sistemleri olarak tanımlanan enflasyon muhasebesi, geçmiş maliyetlerle değerlenmiş işletme varlık ve borçları üzerinde fiyat değişmelerinin etkisini gösteren ve gerekli önlemleri alarak işletme değerlerinin gerçeği göstermesine imkan veren muhasebe sistemleridir . Kuşkusuz enflasyon muhasebesi kavramı, maliyet muhasebesi, banka, vergi muhasebesi vs uzmanlık muhasebelerinde olduğu gibi özel ihtisas gerektiren işletme türleri ile muhasebe konuları için uygulanacak yöntemleri değil, genel muhasebenin dayandığı temel ilkelerden biri olan parayla ölçülme kavramının enflasyon nedeniyle işlevinin yetirmesi sonucu bu işlevin yeniden tesisine yönelik bir çözümlemeyi ifade eder. Dolaysıyla, enflasyon muhasebesi, bir uzmanlık muhasebesi değil, genel muhasebenin bazı durumlarda ortaya çıkan yetersizliklerinin giderilmesine yönelik tedbirleridir. Ayrıca, enflasyon muhasebesi ne enflasyonu önleme aracı ne de enflasyonun işletmeler üzerindeki olumsuz etkilerini tamamen giderme aracıdır. Enflasyon muhasebesi, sadece, enflasyonun işletmeler üzerindeki etkilerini giderecek şekilde bilgilerin ortaya çıkmasına ve dolaysıyla işletme yönetiminin bu konuda bilgilendirilmesine ve doğru kararlar almasına yardımcı olan bir araçtır. 4.2. Enflasyon Muhasebesi Yöntemleri Geleneksel muhasebenin enflasyonist dönemlerde yetersiz kalması üzerine, çeşitli enflasyon muhasebesi yöntemleri önerilmiştir. Bunlar, nispi ve genel fiyat hareketlerinin ayrı ayrı yada birlikte dikkatte alınmasına göre üç ana gruba ayrılmaktadır. 4.2.1. Genel Fiyatlar Düzeyi Muhasebesi Enflasyonun varlığını kabul eden bu yöntemde, paranın satın alma gücünün değiştiği gerçeğinden hareketle, genel fiyat endeksi (TEFE,TÜFE veya Milli Gelir Fiyat Deflatörü) yardımıyla, farklı para birimiyle ifade edilen ve finansal tablolarda yer alan değerler aynı para birimiyle ifade edilmeye çalışır. Başka bir değişle, finansal raporların bugünkü para değerine göre ayarlaması ve hesapların bugünkü para birimine göre belirtilmesini esas alan bir yöntemdir. Böylece, genel fiyat düzeyi muhasebesi, finansal tablaların homojenliği sağlanması, sermayenin satın alma gücü cinsinden korunması ve enflasyon dolayısıyla elde edilen enflasyon kazancının finansal tablolarda yer alması mümkün kıldığı gibi, geçmiş dönemlerdeki finansal tabloları sabit para birimiyle ifade edilmek suretiyle muhasebe bilgilerinin zaman süreci içinde karşılaştırılabilmesi imkanını vermektedir . Genel fiyat düzeyi muhasebesinde, tarihi maliyetle değerleme ilkesinde hareketle işletmenin enflasyona karşı satın alma gücünün korunması prensibini benimsediğinden, işletmeler, geleneksel tarihi maliyet sistemlerini muhafaza etmekte ve hesaplarını tarihi maliyet temeline göre hazırlamaktadırlar. Tarihi maliyetlerden cari değerlere bazı endeksler yardımıyla geçiş sağlanmaktadır. Bu yöntem, paranın genel satın alma gücündeki değişmelerin etkilerini ölçmeye yönelik olduğu için, işletmenin faaliyette bulunduğu belirli bir sektörü dikkate almaksızın genel fiyat endeksinin tarihi maliyet tablolarını düzeltmek için kullanılmaktadır. Genel fiyat düzeyi muhasebesinde ; Uygulamaya dönem başı ve sonu bilançoları ile gelir tablosunun ele alınmasıyla başlanır, Bilanço kalemleri parasal ve parasal olmayan kalemler olarak ayrılır, Parasal değerler olduğu gibi bırakılıp parasal olmayan değerlerin değişimleri saptanır, Dönem başı bilançosu düzeltme katsayısı ile değerlenir, Dönem sonundaki parasal kazanç ve kayıp bulunur, Gelir tablosunu geçilir ve bu tablo düzeltme katsayısı ile değerlenir, Parasal kazanç ve kayıp ile değerlenmiş dönem kârı, dönem sonu öz sermayenin değerlemesinde kullanılır, Satılan malın maliyeti ve amortisman giderleri gibi varlıkların ortalama cari maliyetleri esas alınarak hesaplanır. 4.2.2. Cari Değer (İkame Maliyeti) Muhasebesi Enflasyonda sadece mutlak fiyat seviyesi değil, aynı zamanda nispi fiyatlar üzerinde de etkili olduğu yadsınmaz bir gerçektir. Her ne kadar enflasyon bir ortalama olarak ifade edilmekte ise de, her çeşit mal ve hizmetlerin değeri ortalamaya eşit olarak değişmemekte, başka bir değişle enflasyonda genel fiyatlar seviyesi yükselmekle beraber, bu yükseliş tüm mal ve hizmetler için aynı anda ve aynı oranda olmamaktadır. Bir zaman dilimi içinde bazı malların fiyatları daha fazla, bazı malların fiyatları daha az yükselirken, bazı malların fiyatlarındaki yükselme ise gecikerek ortaya çıkmaktadır. İşte, işletmeler üzerinde nispi fiyat hareketlerinin etkisi bazı hallerde fiyatlar genel düzeyindeki değişmelerden daha fazla olması ve fiyatlar genel düzeyi muhasebesinin bu tip fiyat hareketlerini tam olarak dikkate almaması nedeniyle, bazı yazarlar değerleme esası olarak, “yerine koyma maliyeti ya da cari değerin (Current Value)” esas alması gerektiğini ileri sürmektedirler. Özel fiyat değişmelerini finansal tablolara yansıtan muhasebe olarak tanımlanan cari değer muhasebesi yönteminde, finansal tablolarda yer alan varlıklar ve kaynakları yerine koymak için gerekli olan cari maliyet ile gösterildiğinden dolayı genel fiyat düzeyi muhasebesinden farklıdır. Belirli bir varlığın cari yerine koyma maliyeti genel fiyat düzeyinden farklı olarak artabilmekte veya azalabilmektedir. Bu nedenle ikâme maliyeti muhasebesi, genel fiyat seviyesindeki değişmelerin aksine belirli bir fiyattaki değişmelerin etkisini göstermektedir . Cari değer muhasebesinde üretim gücünün korunması, varlıkların değerlemesi esas alınmakta ve ikâme maliyetinin saptanması önemli rol oynamaktadır. Cari değer esasına dayalı değerlemede, stoklar ve maddi sabit varlıkların gelecekte sunabilecekleri hizmet ya da hizmet edebilme kapasitesini karşılayabilecek bir başka varlık alındığında katlanılacak cari maliyet esas alınmaktadır. Burada söz konusu cari maliyet, varlığın yerine yenisinin alındığı dönemdeki ikâme maliyeti olmayıp, içinde bulunulan dönemin cari piyasa fiyatıdır. Dolayısıyla, kâr kavramı da, işletmenin varlıklarını ikâme edecek seviyenin ötesinde gelir sağladığı takdirde geçerli olmaktadır. Cari değer muhasebesinde, cari girdi fiyatları ile cari çıktı fiyatlarını göz önüne alınarak gelir ve giderlerin daha gerçekçi bir biçimde eşleştirilmesini sağlamaktadır Gelirler, cari fiyatlarla yapılan satışlardan doğmakta, bu gelirlere karşılık gelen giderler de kullanılan mal ve hizmetlerin cari fiyatları ile ölçülmektedir. Cari maliyetlerin cari gelirlerle eşleştirilmesi sürekli tekrarlanıcı mahiyetteki işletme faaliyetleri için gelişmiş bir ölçü temin etmektedir. Varlıkları elde tutmanın kazancı veya zararı, faaliyetlerden doğan kâr veya zarardan ayrı olarak değerlendirilmektedir. Elde varlık bulundurmanın kazancı veya zararı, bu varlıkların fiyatlarının değişmiş olduğu belirli dönemler için ayrı ayrı olarak belirlenebilmektedir. Böylece, bu esasa göre hazırlanan finansal tablolar, işletme yöneticilerine fiyat saptama, sermaye yatırımları, büyüme ve saire konularda daha doğru kararlar almalarına yardımcı olmaktadır . Cari maliyet muhasebesinin en önemli sakıncası cari değerin ölçülmesindeki güçlüktür. Cari değerin belirlenmesinde, resmi kuruluşlarca ilan edilen özel fiyat endeksleri, işletmenin kendi geçmiş deneyimlerinden yararlanarak geliştirdiği endeksler, satıcılarda elde edilen satış kataloglarındaki bilgiler, değerleme uzmanlarının yaptıkları takdirler v.b. gibi ölçü birimleri kullanılmaktadır. Oysa, bu şekilde tespit edilen ölçekler sübjektif bir nitelik taşımaktadır. Gerçekten, cari yerine koyma maliyetinin hesabı başlı başına bir problemdir. Bu da cari değer muhasebesinin etkisini kırmaktadır. Ayrıca, bu yöntemde işletmeler tarafından cari maliyet tekdüzen olarak belirlenmediğinden, finansal tabloların mukayese edilebilirliği olanağı ortadan kalkmaktadır . 4.2.3. Genel Fiyat - İkame Maliyeti (Karma) muhasebesi. Adından da anlaşıldığı gibi genel fiyat- ikâme maliyeti muhasebesi yöntemi, genel fiyat düzeyi muhasebesi ile ikâme maliyeti muhasebesinin uzlaştırılarak, böylece, genel ve nispi fiyat hareketlerinin tüm etkilerinin muhasebeye yansıtılması düşüncesinden kaynaklanan entegre bir yöntemdir. Bu yöntemin “en iyi enflasyon muhasebesi yöntemi”olduğunu savunan yazarlar olduğu gibi aksi görüşte olanlar da vardır. Genel fiyat- ikâme maliyeti muhasebesi yönteminde, özel fiyat seviyesindeki değişmelere göre saptanmış söz konusu ikâme maliyeti muhasebesi kârını fiyatlar genel seviyesindeki değişmelere göre yeniden düzeltmektedir. Böylece, yapılan bu işlem sonucunda fiktif kâr bertaraf edilerek gerçek ikâme maliyeti muhasebesi kârına erişilmektedir. Karma yöntem, genel ve özel fiyat seviyesindeki değişmelerin etkilerini dikkate alarak kârın saptanmasını ve böylece enflasyonun tüm etkilerini finansal tablolara yansıtılması hedeflediğinden, diğer iki modele karşı teorik üstünlüğüne sahiptir. Ancak, uygulamadaki zorluk ve teorik esaslarındaki bazı eksikliklerden dolayı, şimdiye kadar uygulama alanına geçmiş değildir . Nihai olarak, enflasyonist dönemlerde paranın değeri sürekli değiştiği için fiyatlar genel seviyesi muhasebesi yetersiz ölçümlemeye neden olup, ölçme sorunu yaratmaktadır. İkâme maliyeti muhasebesi ise, sadece, nispi fiyat değişiklikleri ele aldığında genel fiyat seviyesinde meydana gelen değişiklikleri yansıtmamaktadır. Bu nedenle günümüzde görüş birliğine varılan bir metoda ulaşılamamıştır. Ayrıca, enflasyon muhasebesi modelinin seçiminde enflasyonun tipi ve hızı, ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısı rol oynamaktadır . 5. TÜRK VERGİ SİSTEMİNDE ENFLASYONUN ETKİSİNİ GİDERMEYE YÖNELİK UYGULAMALAR Türk vergi mevzuatı incelendiğinden enflasyon olgusu dikkate alınmadan hazırlandığı açıkça görülmektedir. 1950’lerin başında Alman vergi mevzuatından yararlanarak hazırlanan temel vergi yasalarımız kendilerine modellik eden yasalar gibi istikrarlı para sistemi ilişkilerine göre biçimlendirilmişlerdi. Fakat bu varsayım ekonomik yaşamda hiç gerçekleşememiş, ellili, altmışlı yılların nispeten istikrarlı Türkiye’si, yetmişli yıllardan itibaren iki, seksenli, özellikle doksanlı yıllarda üç rakamlı enflasyonlarla tanışmıştır. Başlangıçta benimsenen modern vergilendirme prensiplerinin zaman içinde bir bir terk edilmesinin yarattığı olumsuz etkilere ilave olarak, sürüp giden enflasyon da sistemin bozulmasına katkıda bulunmuş, çok adaletsiz uygulamalara yol açılmıştır. Ya enflasyonun resmen telaffuz edilip müesseseleştirilmesinden çekinildiğinden, ya da seksenler öncesi dönemde yasaları yapmanın ve değiştirmenin güçlüğünden, yasa koyucu başlangıçta durumu görmezlikten gelmekle yetinmiştir. Bu hareketsizlik içinde devlet gelirleri hızla aşınmaya uğradıktan sonradır ki belki de Hazineci bir yaklaşımla vergi sistemi, deyim yerinde ise, “inflation-proof” (enflasyondan etkilenmez) yapıya kavuşturmak için faaliyete geçilmiştir. Ancak yapılan değişiklikler daha çok vergi sisteminin bütünlüğünü dikkate almaksızın kısmi önlemler niteliğinde olduğundan vergi sistemini esastan çarpıtmıştır. İşte, enflasyonun neden olduğu çarpıklıkları kısmen gidermek veya doğurduğu sorunları hafifletmek üzere Türk vergi sisteminde bir dizi endeksleme ve vergi erteleme müesseseleri ihdas edilmiştir. Bu amaçla vergi sistemimizde derpiş edilen karmaşık bir dizi önlemler arasında en önemlileri şöyle sıralanabilir: Yeniden değerleme, Son giren ilk çıkar stok değerleme metodu Azalan bakiyeler usulü ile amortisman, Sabit kıymetleri yenileme fonu, Maliyet bedeli artırımı, Yatırım indirimde endeksleme, Menkul sermaye iratlarında indirim oranı uygulanması, Diğer kazanç ve iratlarda indirim oranının uygulanması, Zirai kazancın tespitinde maliyet bedeli artırımı, Finansman giderleri kısıtlaması, Araştırma ve geliştirme harcamalarında vergi ertelemesi. Son giren ilk çıkar stok değerleme metodu (Lifo), satılan malların maliyetlerini cari maliyetlere yaklaştırarak, dönem sonu stok değerini düşürerek, dönem sonu kârın daha az tutarda oluşmasına neden olduğundan, enflasyonist dönemlerde önerilmektedir. Diğer bir deyişle, bu yöntem, cari maliyetleri cari gelirlerle karşılaştırma imkanını vererek, vergi ödemelerinin ertelenmesi şeklinde bir vergisel avantaj sağlamaktadır. Ancak, Lifo yönteminin birden fazla hesap döneminde kendisinden beklenen faydayı sağlayabilmesi için stok düzeyinin azalış göstermemesi gerekir. Bununla beraber, stok eritme politikası izleyen işletmelerde bu yönteminin etkinliği azalmaktadır Ancak günümüzde stokların satışlara olan oranının bir düşme eğilimi içinde bulunduğu düşünülürse, bu yöntemin etkinliği giderek azalmakta, stoksuz çalışan işletmelerde de hemen hemen hiçbir etkisi kalmamaktadır. Bu yönüyle Lifo, stok yönetimini çok iyi uygulayan işletmeleri cezalandırmakta ve bu yönüyle modern işletmecilik ilkeleriyle çelişir niteliktedir . Hızlandırılmış amortisman yöntemleri olarak ta adlandırılan azalan bakiyeler usulü ile amortisman uygulanması, amortismanların sağladığı vergi tasarrufu dizisinin şimdiki değerini yükselterek enflasyonun olumsuz etkisini kısmen azaltmaktadır. Diğer bir ifadeyle, bu yöntem, iktisadi kıymetin iktisap edildiği ilk yıllarda daha fazla miktarda amortisman ayrılması nedeniyle, vergi matrahını bu yıllar için azalmakta ve dolayısıyla sabit kıymetleri enflasyonun olumsuz etkisinden -bir nebze de olsa- korumaktadır. Ancak bu yöntem, hem teknik olarak yetersiz hem de sadece amortismana tabi iktisadi kıymetleri enflasyona karşı korumaya yönelik olduğu için, kısmi bir düzeltme aracı olmaktan öteye geçmemektedir . İşletmelere mali yönden rahatlık sağlayan ve neticede cari dönemde ödenmesi gereken verginin azaltılmasına yol açan yenileme fonu müessesesi, işletmelerin aktiflerinde yer alan amortismana tabi iktisadi kıymetlerin satışından elde edilen kârların ve sigortadan alınan tazminatlarının tekrar yatırıma dönüşmesini sağlamak ve işletme içinde kaynak temin etmek amacına yönelik olup, Vergi Usul Kanunumuzun 328 ve 329 ncü maddeleriyle düzenlenmiştir. Her ne kadar, V.U.K 328 ve 329’ncü maddelerin gerekçelerine bakıldığında, bu müessese, enflasyonun işletmelerin sabit kıymetleri üzerindeki olumsuz etkileri giderici bir önlem olarak ihdas edilmemiştir. Ancak, söz konusu müessese, enflasyon dolayısıyla, fiyat erozyonuna uğrayan iktisadi kıymetlere yatırım yapılmasına veya yenilenmesinde işletmelere finansal açıdan bir rahatlama imkanı sağlamaktadır. Esasen bu fon, enflasyon dolayısıyla ortaya çıkmış fiktif kârlardan ayrılmaktadır. Bu nedenle, yenileme fonu uygulaması belirli şartlar altında, fiktif kârların vergilendirilmesini ya kısmen engellemekte veya vergilendirmeyi bir süre ertelenmektedir. Bilindiği üzere, enflasyonist ortamda mükelleflerce ayrılan amortismanlar iktisadi kıymetlerin gerçek değerleri üzerinden ayrılmadığından, bunların ekonomik ömürleri sona erdiğinden yenilemeleri için yeterli fon birikmemekte, hatta biriken bu fonlar sembolik düzeyde kalmaktadır. Gerçi yeniden değerleme ve yenileme fonu uygulamaları birlikte dikkate alındığından, bu müesseselerin, söz konusu eksikliğin giderilmesinde önemli bir rol oynamalarına rağmen, hem kapsamlarının dar olması hem de birer kısmi önlem olmalarından dolayı, yüksek enflasyonist dönemlerde daha radikal tedbirler alınmadıkça, sorunun çözümlemede yetersiz kalacakları söylenebilir. Enflasyondan kaynaklanan fiktif kârların vergi dışı bırakılması ve işletmelerin öz sermayelerini artırarak mali yapılarını sağlamlaştırılması amacıyla getirilen maliyet bedeli artırımı müessesesi, olumlu bir gelişme olmakla birlikte, enflasyonun nerdeyse üç haneli rakamlara vardığı günümüz Türkiye’sinde yeterli olmayıp, bir adım daha atılarak, diğer bilanço kalemlerinin yeniden değerlendirilmesine olanak sağlayacak bir müesseseye dönüştürülmesi zorunludur. Zira, gerek uluslararası 29’ncu Muhasebe Standardı gerekse Avrupa Birliği Muhasebe Uygulamalarına ilişkin Dördüncü Yönergede bu gereklilik açıkça ifade edilmektedir. Bilindiği gibi, enflasyon karşısında korunmaya en muhtaç gelir türünden biri de menkul kıymet gelirleridir. Menkul kıymet gelirleri enflasyona karşı çok duyarlıdır. Elde edilen faiz veya iratların tamamının normal oranda vergiye tabi tutulması, paranın spekülatif amaçlarla başka alanlarda değerlendirilmesine yol açar. Halkın tasarrufları banka ve finans kurumlarının dışına çıkar. Bu yüzden, enflasyon dönemlerinde, menkul kıymet gelirlerinin vergilendirilmesinde genel vergi rejiminin dışına çıkılması zorunlu hale gelmektedir. Dolayısıyla bu tür vergi politikaları, tasarrufları koruduğu ve paraların ülke dışına çıkmasını önlediği için savunulmaktadır. Mamafih, yüksek enflasyon oranlarının süreklilik kazandığı ülkemizde enflasyon muhasebesine geçilmese de “indirim oranı” uygulaması ile yeniden değerleme uygulamasından sonra, bu sisteme yaklaşma bakımından önemli bir adım atılmış olmaktadır. Diğer bir deyişle, indirim oranı müessesesi, yeniden değerleme uygulamasından sonra, Türk vergi sisteminde henüz kabul edilmeyen enflasyon muhasebesinin dolaylı olarak uygulanmasını sağlayan ikinci önemli bir düzenlemedir. Bu düzenleme ile gerçek kişilerin enflasyonun üzerinde elde ettikleri reel faiz veya gelirler vergilendirilmiş, enflasyona isabet eden kısım vergi dışında tutulmuş olacaktır. Ancak, indirim oranının enflasyon oranının altında kalması ve ticari işletmelere dahil olan bu tür gelirler hakkında uygulanmaması, bu müessesenin en önemli eksikliğini teşkil eder. Gelir Vergisi Kanunu’nun 41/8, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 15/13 maddeleri ve Kurumlar Vergisi 54 ve 54 seri nolu Genel Tebliğlerine göre, dönem sonu stoklarını son giren ilk çıkar (LIFO) yöntemine göre değerleyenler ile amortismana tabi iktisadi kıymetlerini yeniden değerlemeye tabi tutan mükellefler finansman giderlerinin indiriminde sınırlamaya tabi tutulacaktır. Bu düzenleme ile, enflasyondan kaynaklanan finansman giderlerinin vergi matrahını eritmesine müsaade edilmemesi düşüncesine dayanmaktadır. Başka bir anlatımla, reel kârın tespiti için fiktif gelirlerin vergi dışı bırakılması kadar fiktif giderlerin de ayıklanması gerekir. Yeniden değerleme, enflasyon nedeniyle işletmelerin aktifine kayıtlı amortismana tabi iktisadi kıymetlerin değerlerinde meydana gelen düşüşün belirli kurallar çerçevesinde yeniden değerleyip, halihazır değerine yaklaştırma işlemidir. Yeniden değerleme, işletme bilançolarına dahil iktisadi kıymetlerin değerlerini cari değerlerine yaklaştırarak, bilançoların homojen ve karşılaştırılabilir bir duruma getirme amacını taşımaktadır. Nihai olarak, sabit kıymetlerin değeri realize edilmiş olduğundan, ayrılacak amortisman miktarı da yükselecek ve böylece değeri yükselen amortismana tabi iktisadi kıymetler üzerinden ayrılacak amortisman payı da artacaktır. Yeniden değerleme, yapısı itibariyle bir endeksleme müessesesi olduğundan, mükelleflere enflasyon nedeniyle amortismana tabi iktisadi kıymetlerinde meydana gelen değer artışını mali tablolara yansıtma imkanını vermektedir. Belirlenen yeniden değerleme oranları ile uygulanan amortisman oranı ne kadar gerçek durumu yansıtıyorsa, yeniden değerleme değer artış fonu tutarı da o ölçüde gerçek duruma yaklaşarak, söz konusu kıymetin satılması halinde iktisadi kıymetin satış kârı da o ölçüde reel kâra yaklaşacaktır. Bünyesinde taşıdığı endeksleme müessesesi niteliğiyle yeniden değerleme, enflasyon muhasebesi yöntemlerinden biri olan genel fiyat düzeyi muhasebesine yaklaşmaktadır. Ancak, Vergi Usul Kanunun mükerrer 298’nci maddesindeki düzenleniş biçimiyle, sadece, amortismana tabi iktisadi kıymetleri kapsamını aldığından, sınırlı ve dar bir düzeltme aracı mahiyetindedir. Zira, enflasyon sadece amortismana tabi iktisadi kıymetleri değil, işletme bilançosuna dahil tüm kalemleri farklı ölçülerde etkilemektedir. Diğer taraftan, Türkiye’de, gerek çeşitli kurumlar tarafından hesaplanan genel fiyat endekslerinin birbirini tutmaması gerekse bu endeksin saptanmasına yarayan sepeti oluşturan karışım hakkındaki tereddütler, yeniden değerlemenin hesaplanmasına esas alınan oranın enflasyon oranının gerisinde kaldığı izlenimi vermektedir. Bu nedenle yeniden değerleme müessesesi, tekrar gözden geçirilmeli, genel fiyat düzeyi muhasebesi bağlamında tüm bilanço kalemlerini ihtiva etmesine olanak sağlanmalıdır. Dolayısıyla, vergi mevzuatımızda dağınık ve karmaşık bir şekilde yer alan diğer müesseselerin de yeniden değerleme ile entegre edilerek hem vergi hukukumuzu keşmekeşlikten kurtarmak, hem de mükellefleri adaletsiz bir vergi olan enflasyon vergisinden korumak gerekir. Böyle bir uygulama enflasyondan kaynaklanan kazançları da vergi kapsamına alacağından yatay ve dikey vergi adaleti kısmen sağlanmış olur. Ancak bir işletmenin enflasyondan nasıl etkileneceği bilançosunda yer alan parasal ve parasal olmayan kalemlerin göreli ağırlığına, parasal kalemlerde enflasyona bağlı olarak bir endekslemeye gidilip gidilmediğine ve üretilen malın nispi fiyatında meydana gelen değişmenin fiyatlar genel düzeyindeki değişmeden daha yüksek olup olmadığına bağlıdır. Her ne kadar, bu önlemlerin bir çoğu cılız ve kısmi önlemler niteliğinde ise de, hiç olmasa, fiktif kârları kısmen vergi dışı bırakma çabasını sergilediklerinden ve ileride atılacak adımlara başlangıç teşkil edeceğinden olumlu bir çabanın ürünü olarak görülebilir. Ancak, bu önlemler, bilançodaki sadece bir veya birkaç kalemi düzeltmeye tabi tutuklarından mali tabloları daha karmaşık ve anlamsız bir hale getirme riskini birlikte taşıdıklarını da göz ardı edilmemelidir. 6. SONUÇ Uzun süreden beri enflasyonla iç içe yaşayan ve tüm yaşamsal kararlarında bu illeti dikkate almak zorunda olan, hatta bununla birlikte zorunlu yaşamaya mahkum edilen Türk toplumu, artık söz konusu hastalıktan kurtulma mecburiyetinde olduğu tüm sosyal ve ekonomik göstergelerden anlaşılmaktadır. Bu nedenle uzun dönemde enflasyonu önleyici tutarlı iktisat ve maliye politikalarının kararlılıkla uygulanması, kısa dönemde de, hem muhasebe ve hem de vergi sistemimizde gerekli çağdaş düzenlemelerin yapılması zarureti ortadadır. Bu bağlamda kısmi ve dağınık hukuksal düzenlemeler sistematize edilmesi, serbest rekabet ortamında yarışan işletmelerin çağdaş standartlara göre belirlenen kazançlarının modern vergilendirme esasları çerçevesinde vergilendirilmesini mümkün kılacağı kanısını taşımaktayız. Enflasyonun meydana getirdiği tahribatın tam önlemenin tek yolu enflasyonla kuşkusuz, kararlı bir şekilde mücadele edilerek onu yenmektir. Ancak, kısa dönemde bunun mümkün olmayacağı gerçeği göz önüne alınarak, bu mücadele ile birlikte mükelleflerin mağduriyetini önlemek için enflasyon muhasebesi yöntemlerine birer yardımcı olarak başvurulması gerekir.
|
|
|
|
|
223
|
Akademik-Üniversite Kaynaklar / Maliye Kaynaklar / DOLAYLI VERGİLER
|
: Mart 30, 2008, 10:59:41 ÖÖ
|
|
DOLAYLI VERGİLER Vergi, devletin veya vergilendirme yetkisi verilen kamu kuruluşları tarafından kamu gücüne dayanılarak, kişilerden karşılıksız olarak alınan iktisadi değerlerdir .Vergi denince iki türlü vergi aklımıza gelir: a) dolaysız vergiler (gelir vergisi ve kurumlar vergisi gibi) b) dolaylı vergiler(KDV, ATV gibi) Dolaysız Vergiler, önce beyan edilip sonra ödenen servet ve gelir üzerinden, yönetimin belirlediği oranlarda alınan vergilerdir. Dolaylı Vergiler ise, yasama organı tarafından fiyatlara eklenmesi istenerek, tüketicilerden alınan vergidir . Satış vergileri, bu tip vergilere bir örnektir. Akaryakıt ürünlerinden başlayarak vatandaşın kullandığı pek çok üründen alınan vergilere bilindiği gibi dolaylı vergiler denmektedir. Dolaylı vergiler, zengin ya da fakir olsun, yaşamak zorunda olduğu için temel malları tüketen insanların üstüne aynı yükü getirir. Dolaylı vergiler, vergi yükümlüsünün şahsi durumlarını dikkate almaksızın üretim, tüketim, değişim gibi olaylara dayanırlar. Gelir ve serveti elde edildikleri zaman değil, harcandıkları zaman mal ve hizmetlerin fiyatları içine gizlenmiş olarak vergilendirirler. Bu nedenle vergilendirilmiş malları daha çok kullananlar diğerlerine göre daha fazla vergi öderler. Bu nedenle adaletsiz bir vergi olduğu herkesçe kabul edilir. Çünkü, kazanandan kazancı oranında değil, zorunlu harcama yapan herkesten eşit alınan vergilerdir. Vergi sistemimizin sağlıklı olup olmadığının kriteri olarak genellikle dolaylı ve dolaysız vergilerin vergi gelirleri toplamı içindeki payı kullanılmaktadır. Dolaylı vergilerin payının artması sistemin sağlıklı olmadığının bir işareti olarak değerlendirilmekte ve vergi sistemimiz bu açıdan eleştirilmektedir Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’nın 73. Maddesi gereği; “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikalarının sosyal amacıdır”. Vergi gelirlerinin bu maddeye dayanılarak dolaysız vergiler yoluyla toplanması, Anayasa’nın ruhuna uygun düşer. Ancak Türkiye’nin sıkıntısı, önce beyan edilip sonra da ödenen dolaysız vergilerde istenen düzeye ulaşılamamasıdır. Bunun nedeni Türk halkının vergi vermek istememesi ve mümkün olduğu kadar vergi kaçırmaya çalışmasıdır. Bu durumda Devlet gelir ihtiyacını dolaylı vergileri arttırarak karşılamaya çalışır. Bu ihtiyacın yansıması olarak 2002 bütçesinde 57,9 katrilyon lira olarak öngörülen tüm vergi gelirlerinin üçte biri KDV’den oluşmaktadır. Dolaylı vergiler ise gerçekte, Anayasa’nın 73. Maddesine tezat oluşturacak şekilde, yurttaşların mali gücünü dikkate almadan, herkese aynı düzeyde uygulanan vergilerdir. Toplam vergiler içinde “dolaylı vergilerin” oranı arttıkça, vergi düzeni daha adaletsiz bir yapıya dönüşür. .Ülkemizde Vergi Yükü, Batılı ekonomiler normlarına göre düşüktür; dağılımı adaletsizdir. Vergi sistemi ağırlıklı olarak dolaylı vergi görüntüsündedir. 1990 yılında %43 olan “dolaylı vergi gelirlerinin toplam vergi gelirleri içindeki payı” 2000 yılında %59’a çıkmış, 2001 yılında %60 civarında gerçekleşmiştir. 2002 yılında ise %66 civarında gerçekleşmesi beklenmektedir . Özellikle KDV ve Akaryakıt Tüketim Vergisi (ATV)’ne getirilmekte olan artışlar ile, dolaylı vergi yükü adaletsizce tırmandırılmaktadır. “KDV ve ATV toplamının Gayrı Safi Milli Hasıla’ya oranı”, 1995 | | |