bedava ödev indir
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. Kasım 23, 2008, 00:10:08 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



Reklamlar

  İletileri Göster
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 »
151  İlköğretim Ödev Kaynakları / Ödev İstek / Ynt: Bölgemizdeki Ekonomik Faaliyetler : Nisan 06, 2008, 13:38:38 ÖS
Bölgeni söyle kardeş Gülümseme
152  Lise Ödev Kaynakları / Ödev istek / Ynt: ERMENİ SOYKIRIMI (Çokk önemli)) : Nisan 06, 2008, 13:36:14 ÖS
1915-1918 Osmanlı'da Ermeni olayları Osmanlı Devleti'nde Ermeni ve Müslüman vatandaşların arasında çatışmaların yoğunlaştığı bir dönemi ele alır. Dünya Ermenilerinin büyük bölümü tarafından bu dönemde Osmanlı Devleti'ndeki Ermenilerin devlet yönetimi tarafından kasıtlı ve emirler dahilinde öldürüldüğü ve bu sebeple olayların soykırım niteliğinde olduğu öne sürülmektedir. Ermeni Soykırımı tezi karşısında Türkiye Cumhuriyeti, resmî politikasında, tehcir sırasında ve sonrasında birçok Ermeni'nin öldüğünü kabul etmekle birlikte, bu ölümlerin sebebinin sistemli bir devlet politikası değil, savaş koşulları, hastalıklar, iklim, bölgedeki çete ve aşiretlerin saldırıları ve Ermeniler'in zorunlu göçünü kolaylaştıracak imkânların bulunmaması olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca Türkiye, Ermeniler'in büyük bir isyan başlatarak bir çok Müslüman Osmanlı tebaasını öldürdüğünü savunmaktadır.

İngiliz Yabancı İşler Dairesi Yetkilisi Arnold J. Toynbee, 1.000.000-1.200.000 Ermeni'nin tehcire tabi tutulduğunu ve bunlardan 600.000'inin hayatını kaybettiğini söylemektedir. Bu teze karşılık TTK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun Osmanlı Arşivlerine dayanan rakamlarında, 413.067 kişinin tehcire tabi tutulduğu,bölgedeki çetelerin saldırısı, hastalık vb. durumlarla toplam 56.610  Ermeninin öldüğü iddia edilmektedir. Tehcire tabi tutulanlar ABD resmi kaynaklarına göre 486.000  , Catholic Encyclopedia'ya göre 600.000 , Guenter Lewy'e göre 700.000  olarak geçmektedir. Ayrıca Osmanlı arşivlerinde yer alan kayıtlara göre 1906-1922 yılları arasında Anadolu’da ve Kafkaslar’da, 517.955 Müslüman Osmanlı vatandaşının Ermeniler tarafından öldürüldüğü iddia edilmektedir.


Soykırım kavramı


Jenosit (soykırım) kavramı Polonyalı hukukçu Raphael Lemkin tarafından ortaya atılmıştır. Lemkin, kavramı Yunanca "genos" (soy, kavim) ve Latince "cidus" (öldüren) kelimelerini bir araya getirerek oluşturmuştur.

Ermeni soykırımı iddialarını ve 11 Ağustos 1933'de Irak'ta yaşanan Süryanilere yönelik katliamı inceleyerek 'Crime of Barbarity' (Barbarlık suçları) adlı yazısını hazırlayan Lemkin, aynı yılda İspanya'nın başkenti Madrid'de toplanan Milletler Cemiyeti'nin Hukuk Konseyinde "Bir kişiyi öldüreni yargılamak mümkünken, bir milyon insanı ölüme göndereni yargılamak niçin mümkün olmuyor" sorusunu ortaya atarak uluslararası bir soykırım sözleşmesi çabası içine girdi. Soykırım sözcüğünü 1944 yılında Axis Rule in Occupied Europe (İşgal Altındaki Avrupa'da Axis Güçlerinin İktidarı) adlı kitabında ilk olarak kullanan Raphael Lemkin, Birleşmiş Milletler Soykırım Suçlarını Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi (9 Aralık 1948 tarihli BM Kararı 260 A-III, Kısaca: Soykırım Sözleşmesi)'nin ilk savunucularındandı. Lemkin, Ermeni meselesini 20. yüzyıla ait tipik bir soykırım örneği olarak tanımlıyordu.

Soykırım Sözleşmesinin tanımlamasına göre, öldürmese bile bir millete ve ya ırka yöneltilen saldırılar soykırım sayılır ve katliam olsa bile bir millete ve ya ırka yöneltilmediği takdirde soykırım sayılmaz.
Buna karşılık Ermeni soykırımı iddiaları dünya gündemine 1965 yılından sonra girdi.

Ermeni Tehciri

Öncesi

Doğu Anadolu üzerindeki Ermeni talepleri 1870'lerden beri Osmanlı Devleti için siyasi bir sorun olmuştu. Hınçak ve Taşnaksutyun gibi Ermeni militan örgütleri 1894'ten itibaren bazı tedhiş eylemlerine giriştiler. 1895'te Ermenilerin ayaklanma teşebbüsü sertlikle bastırıldı (Ermeniler 1894-96 olaylarını Hamidiye katliâmı olarak adlandırmıştı). 1909'daki Adana olaylarında çok sayıda sivil Ermeni öldürüldü.


Birinci Dünya Savaşı başlangıcında iktidardaki İttihat ve Terakki yönetimi, Doğu'daki Ermenilerin muhtemel bir Rus istilasından önce ayaklanarak Ruslara destek olacağı kaygısını taşıyordu. Bunun yanı sıra iktidara yakın bazı fikir adamları, Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin parçalanması halinde Anadolu'da bir Türk ulusal devleti kurulmasını, bunun için de ülkenin gayrımüslim unsurlardan arındırılmasını savunmaktaydı.

1915 Olayları

1915 Şubat ayından itibaren Osmanlı ordusundaki Ermeniler silahsızlandırıldı. Birçok kentte Ermeni toplumunun ileri gelenleri tutuklandı, bir kısmı sorgusuz idam edildi. 24 Nisan 1915'te İstanbul'da Ermeni toplumunun önde gelen 2.345 ismi tutuklanarak Anadolu'ya sürüldü. Bunlar arasında siyasi militanların yanında milletvekilleri, tanınmış yazar ve şairler, sanatçılar, din adamları ve işadamları da vardı. Sürülenlerin çoğu sürgünde öldü veya öldürüldü. 24 Nisan, günümüzde dünya Ermenileri tarafından Soykırım Günü olarak anılmaktadır.

24 Nisan hadisesi, İtilaf ordularının Çanakkale'ye çıkarması beklendiği ve İstanbul'un düşman eline geçeceğini öngörülerek Osmanlı sarayı ve hükümetini Eskişehir'e taşıma hazırlıklarının yapıldığı günlerine denk geldi.

27 Mayıs 1915'te çıkarılan bir Kanun-ı Muvakkat (geçici yasa) ile yerel mülki ve askeri yöneticilere, uygun görecekleri kişileri geçici olarak başka yere naklettirme yetkisi verildi. 10 Haziran'da çıkarılan bir kararname ile, nakledilen kişilerin mallarınına nasıl tasarruf edileceği açıklandı.Bunu izleyen aylarda Anadolu'nun Ermeni nüfusunun büyük bir kısmı kafileler şeklinde yola çıkarılarak Suriye Çölü'ndeki Deyrizor'da kurulan toplama kamplarına sevkedildi. Kafilelere katılanların önemli bir bölümü yolda öldü veya öldürüldü. Çöldeki bir kampın bu büyüklükte bir kalabalığı barındırması sözkonusu olmadığından, Deyrizor'a varanların bir bölümü de açlık veya hastalıktan öldü. 4 Ağustos'ta yayımlanan bir hükümet emriyle Katolik ve Protestan Ermenilerin sevki durduruldu ise de bu emrin bir etkisi olmadı.Mardin ve Diyarbakır bölgesindeki Süryaniler ile Hakkâri'deki Nasturiler de tehcire tabi tutuldular.

Sayılar

1914 Osmanlı nüfus sayımına göre imparatorluk topraklarında yaşayan Ermeni sayısı 1.295.000'dir.  (Bu nüfusun tamamına yakını bugünkü Türkiye sınırları içindedir.) Ermeni Kilisesinin vergi kayıtlarına dayalı 1913 istatistiğine göre bu rakam 1.914.000 olmalıdır. Batılı kaynaklarda genellikle 1.600.000 ile 1.800.000 arası sayılara rastlanır.

Cumhuriyet döneminin ilk nüfus sayımı olan 1927 nüfus sayımında Türkiye'nin Ermeni nüfusu 100.000 civarında gösterilmiştir. 1922 tarihli İngiliz kaynaklarina gore 817.873 Ermeni ülke toprakları dışına göç ettirildiği için o dönem Türkiye nüfusu içerisinde sayılmamıştır.

Mahkemeler

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra 18 Ocak 1919 tarihinde Britanya Yüksek Komiseri Amiral Calthrope Malta Adası'na götürülmüş ve bu olaylarda katliam yapmakla suçlanan 120 kişinin yargılandığı bir mahkeme yapılmıştır. 29 Temmuz 1921'de İngiliz Kraliyet Başsavcısı sanıkların hepsine beraat kararı vermiştir. Ayrıca bu mahkemede ABD tarafından da ellerinde bu konunun soykırım olduğunu gösterir hiç bir belge olmadığı bildirilmiştir (ABD o dönemde bölgede konuyla ilgili gözlemciler bulundurmaktadır).

Soykırım tezleri

Ermeni soykırım iddialarının temel taşı Ermenilerin Osmanlı devleti tarafından sürüldüğü, öldürüldüğü, vb. değildir. Esas iddia, bu eylemlerin, Ermeni toplumunu kökten yoketmeye yönelik sistemli ve bilinçli bir devlet politikasının sonucu olmasıdır. Tarihte toplumlar arasında ve savaş dönemlerinde gerçekleşmiş sayısız katliam vardır. Ancak bir toplumun devlet kararıyla ve bilinçli olarak yokedilmesi, soykırım tezini savunanlara göre, tarihte çok ender rastlanan bir insanlık suçudur.

Bu nedenle, 1915 olaylarının ardındaki hükümet politikasını kanıtlayacak belgelerin ortaya çıkarılması, soykırım tartışmalarının ana eksenini oluşturmuştur. Dönemin açıklanmış olan resmi arşivlerinde, Ermeni soykırımı tezini kanıtlayacak belgeleri bulmak çok zordur. Soykırım tezini savunanlar buna karşılık şu iddialarda bulunurlar:

    * Ermeni soykırımının resmi Osmanlı makamları tarafından değil, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne bağlı gizli bir örgüt olan Teşkilat-ı Mahsusa eliyle yürütüldüğü;
    * Teşkilat-ı Mahsusa ve İttihat ve Terakki arşivlerinin Ekim-Kasım 1918'de, yani Osmanlı Devletinin savaşta yenildiği ve Talat Paşa hükümetinin düştüğü günlerde, yakılarak imha edildiği;
    * Resmi arşivlerde bulunabilecek olan bazı belgelerin de çoktan ayıklanıp yok edildiği.

Ermeni iddialarını savunan roman ve kaynaklar

Ermeni soykırımı tezlerine dayanak oluşturan önemli birincil kaynaklar, ABD Büyükelçisi Henry Morgenthau'nun Büyükelçi Morgenthau'nun Öyküsü (1919), Alman din adamı Johannes Lepsius'un Bericht über die Lage des armenischen Volkes in der Türkei (Ermeni Halkının Türkiye'deki Durumunu Anlatan Rapor - 1916) adlı eserleri ile, İngiliz Hükümeti'nin tarihçi James Bryce ve Arnold Toynbee'ye hazırlattığı bir belge derlemesi olan Mavi Kitap 'tır.

Avusturyalı romancı Franz Werfel'in, Samandağı Ermenilerinin direnişini anlatan Musa Dağ'da Kırk Gün (1936) adlı romanı dünya edebiyat klasikleri arasına girmiştir.

Yakın yıllarda Ermeni soykırım iddiaları hakkındaki eserlerden biri de Ermeni asıllı Amerikalı tarihçi Vahakn Dadrian'ın The History of the Armenian Genocide (1995) adlı eseridir. Romancı Dursun Akçam'ın oğlu olan Taner Akçam, Türkçe, İngilizce ve Almanca olarak, soykırım tezini destekleyen bir dizi araştırma yayımlamıştır.

Türkiye'nin resmî tezleri

Ermeni soykırım iddiaları karşısında Türkiye Cumhuriyeti resmî politikasında, Ermenilerce öldürülen birçok Türk'un yanısıra, tehcir sırasında ve sonrasında birçok Ermeninin öldüğünü kabul etmekle birlikte, bu ölümlerin sebebinin sistemli bir soykırım değil, savaş koşulları, hastalıklar ve Ermeniler'in zorunlu göçünü kolaylaştıracak imkânların bulunmaması olduğunu öne sürmektedir.

Türkiye tarafının tezine göre bu yerdeğiştirme (tehcir), bir soykırım ya da katliam değil, düşmanla işbirliği yapan ve ülkenin birliğine zarar veren bir topluluğun zararlı faaliyetlerinin engellenmesi amacıyla ve iç güvenlik nedeniyle başka topraklarda yerleşime zorlanması yönünde alınmış bir önlemdir.

Osmanlı arşivlerinde (Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık arşivi) göçe tabi tutulan Ermeniler için yolculuk sırasında rahatlarının sağlanması, can ve mallarının korunması için buyruklar olduğu görülmektedir.

Osmanlı Bakanlar Kurulu'nun 30 Mayıs 1915 tarihli kararıyla, Ermenilerin canlarının ve mallarının korunmasını, göçmen ödeneğinden geçimlerini sağlayabilmeleri için yardımın yapılmasını, ihtiyaçlarına göre mal ve toprak dağıtılmasını, hükümet tarafından evler yapılmasını, alet ve teçhizat temin edilmesini, yiyecek ve diğer ihtiyaçlarının sağlanmasını, sağlık durumlarının hergün doktorlar tarafından kontrol edilmesini, hasta, kadın ve çocukların trenle gönderilmesini ve alınması gereken daha pekçok önlemi bildiren emirler yayınlamıştır.

Ayrıca, tehcir sırasında Ermenilere karşı herhangi bir saldırıda bulunanların tevkif edilerek, Divan-ı Harp Mahkemesine sevk edilmesi ve en ağır şekilde cezalandırılmaları da karara bağlanmıştır.

Tehcire tabi tutulan Ermeniler'in sayıları Halep'ten gelenlerle birlikte 438.758 kişiydi. Açlık, tifo ve dizanteri gibi hastalıklar, iklim koşulları, Arap aşiretleri ve eşkıyaların saldırıları sonucu ancak 382.148 kişi iskan sahasına varabilmiştir. Yani toplam Ermeni kaybı 56.610'dur.

Bunların yanında Türkiye'nin tezine göre Ermeniler 1. Dünya Savaşı sırasında büyük bir isyan başlatmış ve bir çok yerde katliamlar yapmışlardır. Buna dair Ermeniler'e(Bir Ermeni'nin Fransız Horizon Gazetesi'nde yayınlanan mektubu) ve Ruslar'a(Rusya'nın Paris Büyükelçisi Sazanov'a ait bir yazı) ait önemli vesikalar mevcuttur.

Türk kaynaklarına göre 1906-1922 yılları arasında Anadolu’da ve Kafkaslar’da, 517.955 Türk, Ermeniler tarafından katledilmiştir.

Türk görüşlerine yakın tezleri (Batı dünyasında) Bernard Lewis, Gilles Veinstein, Erich Feigl, Donald Quataert, Guenter Lewy, Cem Özgönül, Justin McCarthy, Udo Witzens ve başkaları savunmaktadır.

Günümüzdeki durum


Günümüzde İsviçre'de Ermeni soykırımının reddedilmesi suçtur. Benzer bir yasa taslağı da Fransız meclisinden geçmiş, yasalaşmak için senatoda onay beklemektedir. Bunun dışında 20 kadar ülke, parlamentolarında, Ermeniler'in soykırıma uğradığı iddialarını tanıyan yasaları kabul etmişlerdir. Amerika Birleşik Devletleri federal devlet olarak böyle bir yasayı kabul etmemiştir. Ancak eyalet (İngilizce: state) bazında, 50 eyalet 'ten 36'sında kabul görmüş ve toplam 40 eyaletinde parlamento, senato ve vali tarafından soykırım olarak tanınmıştır.

Kimi ülkelerde ise (İsrail, İngiltere) soykırım kelimesi yerine "katliam " kelimesi yeğlenmiştir.


Ermeni Soykırımı iddiası son yıllarda bazı devletlerin parlamentoları tarafından "resmen" tanınmıştır. Bu ülkeler arasında Arjantin, Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, Güney Kıbrıs Rum Kesimi,İsveç, İsviçre, İtalya, Kanada, Lübnan, Rusya Federasyonu, Slovakya, Uruguay, Yunanistan, Polonya, Venezuela ve Şili bulunur.
153  Lise Ödev Kaynakları / Ödev istek / Ynt: Acilll Yardım Etseniz Güzel Olur... : Nisan 06, 2008, 13:28:06 ÖS
Thomas Samuel Kuhn

Thomas Samuel Kuhn (d. 18 Temmuz 1922 - ö. 17 Haziran 1996) ABD'li filozof ve bilim tarihçisidir. Kuhn'un en önemli yapıtı "The Structure of Scientific Revolutions" adlı kitabıdır.

Hayatı

Thomas Samuel Kuhn 1922 senesinde Cincinnati´de bir musevi ailenin cocuğu olarak dünyaya gelir. Babası mühendis olarak çalisir. 1940´da babasının da okuduğu Harvard Üniversitesi´nde fizik okur. Üniversite döneminde ayrıca felsefe ve edebiyat dersleri alır ve öğrenciler tarafindan yayımlanan Harvard Crimson gazetesinde yazarlık yapar.

Lisans sonrası 1943´de Harvard´da bulunan bir radyo araştırma laboratuvarında calışır. Orada, Ingiltere´de ve Fransa´da radar teknisyeni olarak calışır. Ikinci dünya savaşından sonra Harvard´a döner. Master´ı aldıktan sonra 1949 senesinde sonrakı Nobel ödüllüsü Jophn H. van Vleck´in yanında doktorasını tamamlar. O zamanlar asıl korucusu Harvard´in Rektörü James B. Conant´dır. Conan Kuhn´u bir fizikci için çok sıradışı olan Harvard Crimson´daki çalışmaları ve bir edebiyat-felsefe külübüne katılmasından dolayı protejesi olarak seçmiştir. Conant´in isteği üzerine Kuhn, henüz doktorasını tamamlamadan önce bir bilim tarihi kursu vermiş. Bu verdiği kurs kendisini o kadar etkiler ki, bunun ardından bir fizikci olmaktan vazgeçer ve bir tarihci ve felsefeci olmaya karar verir.

Yine Conant´in önerisi üzerine Kuhn Harvard´daki Society of Fellows birimine üye olur. Orada bilim tarihi ile ilgilenir, asıl ilgisi ancak her zaman bunun felsefeye olan etkisi olmuştur. Kuhn 1956´da Berkeley Üniversitesi´nde bilim felsefesi ve tarihi dalında yardımcı profesör olarak başlar, ve bir kaç sene sonra full profesörlüğü kabul eder. Berkeley´de Bilimsel Devrimlerin Yapisi adlı eserini yazar. Bu kitap, kendisi onun için „Essay“ der, aslında International Encyclopedia of Unified Science ansiklopedisinin bir paçrası olarak tasarlanmştı. Kuhn´un çıkış noktası o zamanlar henüz pek tanınmayan ve Ludwik Fleck tarafından yazılan ve Kuhn´un kendi görüşlerinin coğunu içinde barındıran Entstehung und Entwicklung einer wissenschaftlichen Tatsache adlı eserdir

1964´ten 1979´a kadar Princeton Üniversitesi´nde öğretim üyesidir. Sonra MIT Massachusetts Institute of Technology, Cambridge MA)´ye geçer ve burada 1991´de emekliliğe ayrılana kadar kalır. Kuhn International Academy of Science´ın kurucularından. Bu çok etkilediği kurum tarafından Thomas Kuhn Award ödülü verilmekte.

Thomas Samuel Kuhn 1996´da 73 yaşında kanser yüzünden vefat eder.

Kuhn'un bilimsellik görüşünde iki önemli kavram vardır.Bunlar paradigma ve bunalım kavramlarıdır.

Kuhn'un felsefe etkinliği üç aşamalıdır. İlki normal (olağan bilim etkinliği) ikincisi olağan üstü bilim etkinliği ve sonuncusu bunalımdır. Olağan bilim, bir paradigma var olduğu zamanki dönemdir. Paradigma iki yanlıdır. İlk olarak yeni gelenek başlatır. Eski geleneğe inananları kendine bağlar. Diğeri ise örnek sorunlar ve çözümler sunmasıdır. Gelecek nesillere yeni soru ve sorunlar bırakacak kadar geniş uçludur. Büyük başarıyı temsil eden,ilişkin olduğu alanda nesneyi başarılı olarak açıklayabilen, bilimsel gelişmelere açık olan, gelecek kuşaklara çözülecek problem bırakan yapıtlar paradigma oluştururlar.

Doğa yasalarını andıran ona sığmayan birtakım sanılardan oluşan çerçevelere paradigma denir.

Bir bilim topluluğunda bir paradigma oldugunu düşünelim. Bu bir süre iş görür. Bir süre sonra bir yerde kuramla olgu arasında uyuşmazlık çıkar. Bunu ele almak bunalıma yol acar. Paradigmanın çözemeyeceği bir durum olduğunda bunalım derinleşir. Bu paradigmanın işe yaramadığını gösterir. Yeni paradigmaya zemin hazırlar. Yalnız, aykırı tek bir örnekten ötürü paradigma yanlıslandı diye kenara bırakılamaz.

Paradigmanın güvenli olmadığı durumlarda,yeni açıklayamadığı bir şey olduğu durumlarda bunalım yaratmak gerekir. Eski paradigmaya inanan bilginler kopsun diye yapılır bu. Böylece olağan üstü bilim etkinliği dönemi gelir. Bu yeni paradigma ortaya çıkana dek sürer. Olağan üstü bilim etkinliği iki paradigma arasındaki bir geçiş dönemidir. Bu geçiş birikimsel değil, devrimseldir.

Kuhn bilimin bu işleyisini bilim tarhine bakarak bildiğini söyler.

Bilimin iki türlü boyutu vardır:

SOSYOLOJİK BOYUT: Bilgi saf toplumda yaşamaz. Mutlaka çevre etkisi vardır. Topluluk onları belirler. Bu nedenle birtakım paradigmalar olmak zorundadır.

PSİKOLOJİK BOYUT: Yeni paradigma oluştururken ki durumdur. Eski paradigmadan yeni paradigmaya bağlanmak zordur. Kuhn bunu din değiştirmeye benzetir.

KUHN'LA GELEN TUTUM DEĞİŞİKLİKLERİ

Bilim tarihini hesaba kattı. Geçmişte bilimsel başarılar ortaya koyarken bilginler nasıl yol izledi? Bilim tarihine bakarız ve "nesnellik ve saf deneyci tutumun" olmadığını görürüz.

Sosyolojik boyutu hesaba kattı. Önceden bilginler yalıtık varlıklarmış gibi davranıyorlardı. Buluş bağlamı sırasında bilgin tüm kabulerden bağımsız olmalı gibi bir düşünce vardı.

Psikolojik boyutu hesaba kattı. Bilginler yeni paradigmayı kabul ettirebilmek için us dışı yöntem (ikna etme) kullanırlar. Eski paradigmayla iş gören toplumlar kendi inançlarını sürdürmekte israrlı olurlar.
154  Web Tasarım & Seo / Bookmark / Ynt: www.onlinesoccermanager.co.uk : Nisan 02, 2008, 18:59:51 ÖS
Bende oynuyorum, en güzel özelliği her gün maç olması Gülümseme
155  Forum Hakkında / Düşünce & İstek Ve ŞikayetLeriniz / Ynt: slm Millet : Nisan 02, 2008, 18:54:45 ÖS
Eksik felan yok... Sadece imzasında kendi sitesini tanıtmak için gelmiş. Bence ban sebebi
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 »
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC

Tagged evden eve nakliye - evden eve taşıma - Sesli Chat
forumtahtasi.com elektornik devre - Sohbet - AVOYUN - Dönem ödevi - ödev - e-okul - evden eve nakliyat - msn nickleri - Ödev Sitesi
XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu! Dilber MC Theme by HarzeM