bedava ödev indir
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. Kasım 23, 2008, 00:08:04 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



Reklamlar

  İletileri Göster
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 »
156  Lise Ödev Kaynakları / Ödev istek / Ynt: yeğenim için ödev isteği : Nisan 02, 2008, 18:52:22 ÖS
Minarelerin Özellikleri


YOĞUNLUK

Bir cismin belirli bir hacminin o hacimde +4 C de ve 760 mm cıva basıncındaki saf suyun ağırlığına oranına o cismin veya mineralin yoğunluğu denir. Yoğunluk sayısal bir değerdir. Mesela; elmasın özgül ağırlığı 3,5 dur.
Yoğunluk, minerallerin oluşumu sırasında ısı ve basınca bağlı olarak her homojen cisim için sabit bir sayıdır. Kimyasal formülü aynı olmasına rağmen farklı kristal sisteminde kristallenen minerallerin Yoğunlukları da farklıdır. Mesela; küp sistemde kristallenen elmasın (C) Yoğunluğu 3,5 iken aynı kimyasal formüle sahip olan ve hekzagonal sistemde kristallenen grafit (C)'in Yoğunluğu 2,1 dir. Minerallerin Yoğunlukları 1 - 23 arasında değişir.

Elmas
Tabiatta tabii olarak element halinde bulunan nabit metallerin Yoğunlukları yüksek rakamlara ulaşır. Platin, paladyum, iridyum, altın gibi ağır mineraller örnek olarak verilebilir. En hafif mineraller ise organik mineraller olup özgül ağırlıkları 1 civarındadır. Mesela kehribar 1,1 dir.

SERTLIK

Sertlik; dıstan gelen kuvvetlerle minerallerin cizilmeye karsı gösterdigi direnctir. Mineralleri sertlikleri yardımıyla tanıma kolaylıgı vardır.
Bir mineral digeri tarafından cizdirilerek izafi sertlik degeri belirlenebilir. Bunun icin MOHS tarafından 1'den 10'a kadar sıralanan ve herbiri bir öncekini cizebilen minerallerinin olusturdugu bir cetvel kullanılır.

MOHS sertlik cetveli.
1 Talk (Mg3 (Si4O10) (OH)2 Tırnakla cizilebilir.
2 Jips (Ca SO4 2H2O) "
3 Kalsit (Ca CO3) Çakı veya igne ile cizilebilir
4 Flüorit (Ca F2) "

5 Apatit (Ca5 F (PO4)3 "
6 Feldspat (Ortoz) (K Al Si3O8) "
7 Kuvars (SiO2) "

8 Topaz (Al2 (SiO4) (OH F)2 Camı cizebilenler
9 Korindon (Al2 O3)"
10 Elmas (C) "


Eş sertlikteki diğer mineraller şunlardır:
1.Talk: Grafit, pirolusit, kil mineralleri,
2.Jips: Galenit, zinober, realgar, orpiment, kükürt,
3. Kalsit: Anhidrit, barit, gümüs, altın,
4.Fluorit: Aragonit, siderit, sfalerit, malakit,
5.Apatit: Limonit, kromit, seelit,
6.Feldspat: Arsenopirit, pirit, hematit, piroksen,
7.Kuvars: Olivin, kasiterit, andalusit,
8.Topaz: Beril,
9.Korund: Korund
10.Elmas: Elmas,

Sertlik yönlere baglı olan bir vektörel özelliktir.Mesela disten (kyanit) mineralinde c ekseni yönünde sertlik 4 - 5 iken buna dik yönde 6 olmaktadır. Mineral bir diger minerali ciziyor ise yani üzerinde bir oyuk meydana getiriyorsa, o mineral diger minerale göre daha serttir. Burada dikkat edilecek husus cizilen mineral üzerinde bir oyuk acılmasıdır. Yoksa cizen mineralin olusturdugu tozlar yanılgıya sebeb olabilir.

DiLiNiM
Dilimlenme minerallerin belirli yüzeyler boyunca kolaylıkla ayrılabilme ve bölünebilme özelliğidir. Bu ayrılma ve bölünme kristal yüzeylerine paralel şekilde olmaktadır. Dilinim öncelikle atomik dizilisi çok sıkı olan kafes düzlemleri arasında oluşur ve dilinim düzlemi kristalin belirli bir yüzeyine paralel olarak gelişir.Buna göre dilinim; mineralin ic yapısının sebep olduğu fiziksel bir olaydır.
Dilinim minerallerin tanınmasında kullanılan belli baslı özelliklerden birisidir Özellikle birbirine benzeyen iki mineralden biri dilinimli, diğeri dilinimsiz ise mineralleri belirlemek cok kolay olur. Dilinim; 1, 2 veya 3 yönlü olabilir. Bir yönlü dilinime örnek olarak mikalar verilebilir. Mikalarda belirli olarak 1 yönlü dilimlenme görülür. Dilimlenmeye dik yönlerdeki kohezyon kuvvetleri minimum değerdedir.

Galenit ise, 3 yönlü dilimlenmeye güzel bir örnek teskil eder. Minerallerin dilimlenme dereceleri mükemmel, iyi, zayıf ve kötü sıfatlarıyla tanımlanır. Jips ve mikada dilinimler mükemmeldir. Kalsit ve hornblendde dilinimler iyidir. Olivinde ise dilinim zayıftır. Kuvarsta ise dilinim kötüdür.
Yapısal olarak birbirine benzeyen mineraller dilinim özellikleriyle birbirlerinden ayırt edilebilmektedir. Galenit, arjantitten, kalsit de aragonitten dilinimleri sayesinde ayırt edilebilir. Galenitte dilinimler küp yüzeyinde (1 0 0) 3 doğrultuda olduğu halde, arjantitde bu özellik yoktur. Kalsit ile aragonit aynı kimyasal bilesime (CaCO3) sahip olduğu halde, kalsit 3 doğrultuda (1 0 `1 1) yüzeyine paralel olarak dilimlenebildiği halde aragonit yalnızca 1 doğrultuda (0 1 0) yüzeyine paralel olarak dilimlenir.
Dıs şekilleri ve renkleri ile birbirine çok benzeyen amfiboller ve piroksenler karakteristik dilinimleri sayesinde kolayca birbirlerinden ayrılırlar. Amfiboller (hornblend) 56o - 124o lik dilinim acıları gösterirken, piroksenler (ojit) 87o - 93o lik acılarla dilinim gösterirler. Bundan dolayı dilinim izleri amfibollerde kafes seklinde, piroksenlerde ise kare kafes seklinde görülür.

KIRILMA
Minerallerin kohezyon kuvvetleri belirli düzlemsel yönlerde aynı değerler taşımıyorsa, dıştan gelen kuvvet etkisi altında mineral düzlemsel olmayan yüzeyli parçacıklara ayrılır.
Minerali parçalamak için indirilen darbe en az kohezyon yönüne tam dik olmazsa mineral yarılırken düzenli olmayan yüzeyler oluşur. Bu olay kırılmadır.

Minerallerin kırılması esnasında yüzeylerinde meydana gelen sekiller mineral tanınmasında önemli rol oynar. Mesela çakmaktaşı ve obsidiyen kırıldığı zaman midye kabuğu şekilli (konkoidal) kırıklı karakteristik yüzeyler meydana gelir. Opal düz, pandermit yassı, gümüs ve bakır cengelli, kuvars girintili ve çıkıntılı, kaolen ise toprağımsı kırılma yüzeyi şekilleri gösterirler.

RENK
Minerallerin makroskopik görünüşlerinden birisi olup, ilk bakışta hemen göze çarpan bir özelliktir. Fakat minerallerin tayininde faydalanabileceğimiz kesin bir kriter değildir. Ancak bazı mineraller için renk özelligi cok tipiktir.
Mineralin üzerine gelen ışıkların bir kısmı mineral tarafından emilir. Diğer kısmı da yansır. Işığın mineral tarafından emilmesi ve yansıması her mineralde farklıdır. Işığın emilme ve yansıma oranları mineralin rengini belirler. Mineraller, renk özelliği dikkate alındığında 3 gruba ayrılırlar:

1. Renksiz Mineraller:
Gelen ısıgın dalga boyu ile emilen ışığın dalga boyu aynı ise; diğer bir deyişle, mineral üzerine gelen ısıgın tamamı mineral tarafından emiliyorsa bu mineral renksiz görünür.
Renksiz mineraller şeffaf olur. Bu tip minerallere örnek olarak; kaya tuzu, kalsit, barit, elmas verilebilir.

2. Renkli Mineraller:
Mineral üzerine gelen ışıkla, emilen ısık esit miktarda olmazsa yani ısıgın bir kısmı mineral yüzeyinden yansıyarak göze gelirse, mineral kendine özgü rengini verir. Mineral renkleri, mineralin kendi maddesine veya kimyasal yapısına baglı olduğundan önemli bir özelliktir. Mesela; kükürt sarı, zinober kırmızı, malakit yesil, magnetit ise siyahtır. Renkli mineraller ısıgı farklı yönlerde, farklı olarak emiyorlarsa "pleokroizma" denilen cok renklilik ortaya cıkar.
Bu optik özellikleri bakımından anizotrop olan renkli veya renklenen mineraller icin gecerlidir. Mesela kordiyorit bir yönde mavimsi iken diger yönde sarı, ücüncü yönde ise mor renk gösterir. Mikroskop çalışmalarında; pleokroizma önemli bir rol oynar.
Mineralin degisik yönlerdeki ince kesitlerinin incelenebildiği ve belli yönde ışık sağlanabilen polarizan mikroskoplarda inceleme yapılabilir.



3. Renklenen Mineraller:
Mineral bünyesine, renk veren yabancı maddelerin (pigment) veya izomorf bir cismin karışması nedeniyle, karakteristik renginden farklı renk gösteren minerallere "renklenen mineraller" denir.
Mesela saf sfalerit (ZnS) beyaz renklidir. Ancak izomorf FeS etkisi ile koyu renk alır. Renksiz olan kuvars beyaz görülünce "süt kuvars", mor renkli göründüğünde ise "ametist" adını alır.


FLUORESANS
Bazı mineraller ışıklandırıldığı zaman, kendi renginden farklı bir renk gösterirler. Bu olaya "fluoresans" denir. Şeelit mavimsi beyaz ışıma gösterirken, zirkon sarımsı ışıma gösterir.
Işık etkisi kaldırıldığı zaman ışımanın hala devam etmesi olayına da "fosforesans" denir. Buna örnek olarak fosfor verilebilir. X-ışınları gibi etkiler altında mineralin ışıması olayına "lümünesans" denir.



Fluoresans özelliği gösteren başlıca mineraller şunlardır:

Elmas: mavi yeşil, portakal rengi, sarımsı kahve, kırmızı.
Sfalerit: koyu sarı, sarı, portakal, turuncu.
Kaya tuzu ve silvin: kırmızı.
Fluorit: maviden mora kadar.
Kalsit: kırmızı, sarımsı kahve.
Serüzit: sarıdan pembeye kadar, yeşil.
Barit: yeşil, sarımsı kahve, okr rengi.
Anglezit: gül kırmızıdan sarıya kadar.
Jips: yeşil, okr rengi, sarı.
Şeelit: mavi, sarımtrak.
Apatit: özel, ender olarak sarı.
Zirkon: portakal rengi.

ÇİZGİ RENGİ
Sertligi 7 den düsük olan renkli mineraller ile üzeri sırlanmamıs bir porselen üzerine bir cizgi cizilirse; bu mineral porselen levha üzerinde bir cizgi meydana getirir.Bu sekildeki renkli cizgiler minerallerin tanınmasında önemli bir rol oynarlar. Ancak minerallerin cizgi renkleri, kendi renklerine her zaman uymaz.Mesela; sarı renkli pirit siyah renkli bir cizgi verirken, sarı renkli kalkopirit yesilimsi siyah renkli bir cizgi verir. Ayrıca acık renkli mineraller ile koyu silikatlerin cizgi renkleri beyaz ve beyaza yakın oldugundan, minerallerin cizgi renginin tayininde opak minerallerin cizgi rengi daha kesin olarak belirlenir.

Çizgi renklerine göre mineraller su şekilde sınıflandırılır:

1. Siyah ile gri cizgi rengi veren mineraller: Magnetit, pirit, galen, ilmenit, antimonit, pirolusit vs.
2. Kahverengi cizgi rengi veren mineraller: Kromit, wolframit, rutil, kasiterit, sfalerit,
3. Kırmızı cizgi rengi veren mineraller: Kuprit, zinober, hematit,
4. Diger renkler: Kalkopirit: yesilimsi siyah
Orpiment: sarı
Realgar: turuncu
Limonit: sarımsı kahverengi

PARLAKLIK
Mineral cilası, kristal yüzeyinde görülen parıltıdır. Bir mineralin parlaklıgı genellikle rengine baglı degildir. Parlaklık daha cok mineralin yüzeyinden yansıyan ısınların kalite ve miktarına göre degisir.
Parlaklıgın siddeti mineralin saydamlık ve yansıtma derecesine ve kristal yapısına baglıdır. Diger bir deyisle kristal yüzeylerinin veya dilinim düzlemlerinin düzgünlügü ve pürüzsüz olması parlaklıgı etkilemektedir.
Parlaklık , tabiatta bulunan cisimlerin parıltılarına benzetilerek isimlendirilir. Minerallerde en cok görülen parlaklık tipleri sunlardır:

1. Metalik parlaklık: Galen, pirit, kalkopirit,
2. Elmas parlaklıgı: Elmas, korund,
3. Camsal parlaklık: Kuvars, topaz, barit, fluorit,
4. Recine parlaklıgı: Sfalerit,
5. Sedef parlaklıgı: Talk, barit,
6. İpek parlaklıgı: asbest, lifli jips,
7. Yag parlaklıgı: Kükürt, kasiterit, zirkon, nefelin, kordierit,


ELEKTRİK
Mineraller iletken veya yarı iletkendirler. Yani elektriği bir kısmı geçirirken diğer bir kısmı da geçirmezler. Altın, gümüş ve bakır gibi element halinde bulunan mineraller elektriği iyi geçirirken, sülfitler iyi geçirmezler. Silikat mineralleri yalıtkandırlar, metalik mineraller genelde sülfitler halinde bulunduğundan dolayı elektriki özelliklerinden faydalanılarak jeofizik yöntemlerle aranırlar.
Bazı mineraller sürtünme sonucunda elektriklenirler. Mesela kehribar veya kükürt sürtünmeyle negatif yükle elektriklenirken kuvars pozitif yükle yüklenir. Bazı mineraller ısıtma ile elektriklenirler. "Piroelektrik" adı verilen bu özelliğe sahip minerallerden birisi turmalindir. Turmalin ısıtıldığında prizmatik kristalin bir ucu negatif, diğer ucu da pozitif yükle yüklenir. Bazı minerallerden kesilen ince levhacıklar düşük voltajda kendilerine özgü salınım yaparlar. "Piezo elektrik" adı verilen bu özelliğe sahip olan minerallere örnek olarak kuvars verilebilir. c eksenine belirli açılarda kesilen, piezoelektrik özellikli kuvars lamelleri; telsiz yapımında, elektromanyetik dalgaların filtre edilmesinde ve hassas saat yapımında kullanılır.

MANYETIK ÖZELLİĞİ
Mıknatıs kutupları tarafından cekilen minerallere "paramagnetli" mineraller itilen minerallere de "diamagnetli" mineraller denir.
Bilesiminde az veya cok demir bulunan mineraller az veya cok paramagnetiktirler. Magnetit, mıknatıs tarafından oldukca kuvvetli olarak cekilen bir mineraldir. Aynı bilesimi tasıyan tabii mıknatıs karakterinde olan tipine "mıknatıs tası" adı verilir. Divrigi demir madenlerinde örneklerine rastlanmıstır.
Bizmut ve gümüs gibi mineraller mıknatıs kutupları tarafından itilirler, böyle minerallere "diamagnetik mineraller" denir.
157  Lise Ödev Kaynakları / Ödev istek / Ynt: Namık kemal eserleri!!! : Nisan 02, 2008, 18:48:06 ÖS
Namık Kemal Eserleri

    * Duran Mete Baki'yle (1931)

Oyun
    * Duranoğulları (1831)
    * Vatan Yahut Silistre(1873)
    * Zavallı Çocuk(1873)
    * Akif Bey(1874)
    * Celaleddin Harzemşah(1885)
    * Kara Bela(1908)
    * Gülnihal
    * Bir Zamanlar Gızanken(2008)

Roman

    * İntibah, 1876 (yeni harflerle, 1944)
    * Cezmi, 1881 (yeni harflerle, 1969)

Eleştiri

    * Şiirin genel tanımı "vezinli söz"dür...

Şiir her kavimde tabiidir. Yer yüzüne ne kadar millet ve kavim gelmişse, hepsinin kendilerine mahsus şiirleri vardır. Osmanlıların şiiri acaba nedir? Necati ve Baki ve Nef'i divanlarında gördüğümüz kasideler ve gazeller ve kıtalar ve mesneviler midir? Yoksa Hoca ve Itri gibi musikicilerin besteledikleri Nedim ve Vasıf şarkıları mıdır?

Hayır, bunların hiçbiri Osmanlı şiiri değildir. Çünkü görülür ki, bu nazımlarda Osmanlı şairleri İran şairlerini ve İranlılar da Arapları taklit ile melez bir şey yapılmıştır. Acaba bizim bağlı olduğumuz milletin bir dili ve şiiri var mıdır? Hiç burasını düşünmemişlerdir.

Nesir yolunda da hal bütünüyle böyle olmuştur. Ferudun'un Münşeat'ı, Veysi ve Nergisi'nin eserleri ve başka beğenilmiş nesirler ele alınsa içlerinde üçte bir Türkçe kelime bulunmaz.

Şiir ve nesrin bu hale girmesi bu devrin yapması değildir. Acemler İslamiyeti kabulden sonra şeriat ilmini öğrenmek için Arap dilini öğrenmeye düştükleri sırada kendi dillerinin şiir ve nesrinde dahi onu taklit ettikleri gibi, biz de Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun ilk zamanlarında İran bilginlerini getirmeye muhtaç olduğumuzdan, onların eğitimi üzere kendi dilimizi bırakıp Acem şivesini taklit yanlışlığına düşmüşüzdür ki, Osmanlı ülkesi bilginlerinin bu konudaki savsaklama ve kusuru bağışlanmaz bir yanlıştır. Çünkü insanoğlu arasında düşünce alışverişinin vasıtası dildir. Bir milletin dili yazılmış kurallar altında olmayıp da her eline kalem alan kimsenin keyfine uyar ve tabii halinden çıkarsa, o millet arasında karşılıklı iş vasıtası bozulmuş demek olur.

Bugün resmen ilan olunan fermanlar ve emir-nameler halk önünde okutulduktan onlardan bir fayda sağlanabiliyor mu? Ya bu yalnız yazıda alışkanlığı olanlara mı mahsustur, yoksa okumamış halk tabakası üzere ne şiir ve ne de nesir var demek olur.

deyiş, üçleme ve kayabaşı denen nazımlardır. Ve bizim tabii nesrimiz, Kaamus çevirmeninin (Mütercim Asım Efendi'nin) ve sonradan Muhbir gazetesinin kullandığı yazı şivesidir.

Gerçi, bu nazım ve bu yazı istenen derecede sanatlı ve gösterişli değilse de Osmanlı halkı ilerlediği sırada bunlara rağbet edilmediğinden, oldukları halde kalmışlar, gelişememişlerdir. Hele bir kere rağbet o yöne dönsün, az vakit içinde ne şairler, ne yazarlar yetişir ki, akıllara şaşkınlık verir.


158  Lise Ödev Kaynakları / Ödev istek / Ynt: ODEV : Nisan 02, 2008, 18:40:08 ÖS
Türkiye’de Göçlerin Nedenleri



Türkiye’de 1850’den itibaren kırsal kesimden kentlere doğru hızlı bir iç göç başlamıştır. Türkiye’deki göçlerin nedenleri şunlardır.

Kırsal kesimdeki hızlı nüfus artışı

Tarım arazisinin miras yoluyla parçalanıp küçülmesi

Tarımda makineleşmenin başlamasıyla oluşan işsizlik.

Verimli tarım alanlarının azalması.

Kan davaları ve güvenlik sorunu.

Kentlerin iş, eğitim ve sağlık bakımından çekiciliği.

İç göçlerin hızla artması, bir çok sorunu da beraberinde getirmiştir.



UYARI : iç göçler sonucu nüfus, ülke sınırları içerisinde yer değiştirdiği için toplam nüfusta artma ya da eksilme olmaz. Nüfusun dağılım dengesi ve cinsiyet dengesi, bölgeden bölgeye değişir.



Türkiye’de Göçlerin Sonuçları



Kent nüfusu hızla artar
Alt yapı yetersizliği ve plansız kentleşme sorunları ortaya çıkar.
Kentlerde, ulaşım, konut, eğitim gibi alanlarda sorunlar oluşur.
Kentlerde işsizlik artar
Kentlerde güvenlik bozulur
Kırsal alandaki yatırımlar verimsiz hale gelir.


Türkiye’de Nüfus Dağılışı



Türkiye’de nüfusun dağılımında, iklim, yer şekilleri, ulaşım, tarım olanakları, endüstri, madenler gibi doğal ve ekonomik koşulların etkisi vardır. Bu koşulların elverişli olduğu yerler sık nüfuslanmıştır. Arazinin dağlık ve engebeli olduğu, tarım alanlarının az bulunduğu, önemli yolların uzağında kalan, endüstri ve ticaretin gelişmediği yerler ise seyrek nüfuslanmıştır.



Türkiye’de Nüfus Yoğunluğu



Belli bir alanda yaşayan nüfusun o alanın yüzölçümüne oranıdır. Kişi/km2 olarak gösterilir. Nüfus yoğunluğu 3 farklı biçimde ifade edilir.



Aritmetik Nüfus Yoğunluğu



Bir bölgenin veya ülkenin toplam nüfusunun bölgenin yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğudur.

Toplam Nüfus

Aritmetik Nüfus Yoğunluğu = Yüzölçümü



formülü ile hesaplanır.

Ülkemizde 1990 yılı sayımına göre km2’ye 73 kişi düşer. Alanın genişliğine ve nüfusun fazlalığına göre değişen aritmetik nüfus yoğunluğu illere ve bölgelere göre farklılık gösterir.



İllere Göre Nüfus Yoğunluğu



Aritmetik nüfus yoğunluğu en fazla olan ilimiz İstanbul, en az olan ilimiz Gümüşhane’dir. İllerin nüfus yoğunlukları turizme ve tarımsal faaliyete bağlı olarak mevsime göre değişir. Örneğin yaz mevsiminde Antalya’nın nüfusu turizm nedeniyle artarken, Adana’nın nüfusu Çukurova’ya çalışmak için gelen işçiler nedeniyle artmaktadır.



Bölgelere Göre Nüfus Yoğunluğu



Aritmetik nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgemiz iş olanaklarının fazla olduğu Marmara, en az olan bölgemiz ise doğal ve ekonomik koşulların olumsuzluğu nedeniyle Doğu Anadolu’dur. Ayrıca bölgenin yüzölçümünün geniş olması da nüfus yoğunluğunun az olmasında etkilidir.



UYARI : Aritmetik nüfus yoğunluğu hesaplanırken Türkiye’nin gerçek alanı (814.578 km2) değil göl yüzölçümlerinin katılmadığı izdüşüm alanı (774.814 km2) dikkate alınmıştır. Türkiye’nin göl yüzölçümlerinin dikkate alındığı izdüşüm alanı ise 779.452 km2’dir.



Tarımsal Nüfus Yoğunluğu



Tarımsal nüfus yoğunluğu, tarımla geçinen nüfusun tarım alanları yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğudur.

Kırsal Nüfus

Tarımsal Nüfus Yoğunluğu = Tarım Alanları

formülü ile hesaplanır.

Tarım alanlarının az, sulama olanakları ve yağışların fazla olduğu yerlerde tarımsal nüfus yoğunluğu fazladır. Örneğin Doğu Karadeniz kıyıları ile Doğu Anadolu’da tarımsal yoğunluk 500 kişiyi bulurken, tarım arazisinin geniş olduğu İç ve Güneydoğu Anadolu ile endüstrileşme ve kentleşme oranının yüksek olduğu Marmara’da çok azdır.



Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu



Bir ülkenin toplam nüfusunun tarım alanları yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğudur.

Toplam Nüfus

Fizyolojik Yoğunluk = Tarım Alanları

formülü ile hesaplanır.

Ülkemizde 1990 yılı sayımına göre km2’ye 197 kişi düşer. Ancak bu yoğunluk nüfusun tamamını tarımlı geçiniyor kabul ettiği için sonuçları güvenilir değildir.



Türkiye’de Nüfusun Yapısı



Nüfusun sayısı ve yoğunluğundan daha önemli olan nüfusun yapısıdır. Bu bölümde Türkiye nüfusunun yaş gruplarına dağılımı, cinsiyet özellikleri ve eğitim durumu ile etkin (çalışan) nüfusun sektörlere dağılımı incelenecektir.



Nüfusun Yaş Gruplarına ve Cinsiyete Göre Dağılımı



Nüfusun yapısını belirleyen en önemli özellik yaş grupları ve cinsiyet dağılımıdır.



Yaş Grupların Göre Dağılım



Türkiye’de toplam nüfusun %50 si 20 yaşın altındadır. Yani ülkemiz genç nüfusludur.

Nüfus artış hızı yüksektir. Bu durum temel ihtiyaçların karşılanması konusunda sorunlar yaratır.

Tüketici nüfus fazla, üretken nüfus azdır. Bu nedenle ekonomik bağımlılık oranı yüksektir.

Okul çağındaki nüfus fazladır.

Ortalama insan ömrü kısadır.



Cinsiyete Göre Dağılım



Ülkemizde kadın erkek sayıları arasında genel bir denge vardır. Nüfusun bu cinsiyet dengesi göçlerle değişir. Göç veren bölgelerde kadın sayısı, göç alan bölgelerde erkek sayısı daha fazladır. Çok göç veren iller arasında bulunan ve bu nedenle devamlı olarak kadın nüfus fazlalığı olan Rize, Trabzon, Gümüşhane ve Giresun bu konu için iyi birer örnektir.



UYARI : Türkiye, nüfusun yaş gruplarına göre dağılımı ve nüfus artış hızı bakımından geri kalmış ülkelere benzer özellikler taşır.



Nüfusun Eğitim Durumu



Bir ülkenin gelişmişlik düzeyini saptarken eğitim en temel ölçüttür. Ülkemizde okur yazarlık oranı gittikçe artmakla birlikte, hala istenen düzeyde değildir. Buna bağlı olarak gazete, dergi ve kitap tüketimi gelişmiş ülkelerdeki düzeyin çok altındadır. Nüfusun, %46,1’ini ilkokul, %7,4’ünü ortaokul, %7,8’ini lise ve %3,2’sini yüksek öğrenim düzeyinde eğitim alanlar oluşturmaktadır. Hiç eğitim almamış olanlar %19,6, okula gitmemiş okuryazarlar ise % 15,9’dur. Kırsal kesimde iş gücüne duyulan ihtiyaç nedeniyle çocukların okula gönderilememesi, kız çocuklarının eğitimine önem verilmemesi ve okullaşma oranının yetersizliği eğitimin istenen düzeye gelmesini engellemektedir.



Etkin Nüfusun Sektörlere Dağılımı



1990 yılı verilerine göre etkin nüfusumuz 23,3 milyon kişidir. Bu nüfusun sektörlere dağılımı ise şöyledir. Tarım sektöründe çalışan 12 milyon 118 bin kişi etkin nüfusun %49’unu, Endüstri sektöründe çalışan 2 milyon 910 bin kişi etkin nüfusun %15,2’sini, Hizmet sektöründe çalışan 7 milyon 919 bin kişi etkin nüfusun %35,8’ini oluşturmaktadır.



Türkiye’de Yerleşmeler



Türkiye’de yerleşmeler ekonomik etkinliğe bağlı olarak ikiye ayrılır.



Sürekli Yerleşmeler

Geçici Yerleşmeler



Sürekli Yerleşmeler



Türkiye’de sürekli yerleşmeler ekonomik etkinliklerine ve idari yapılarına göre gruplandırılır.



Kent Yerleşmeleri

Kır Yerleşmeleri



Kent Yerleşmeleri



Nüfusu 10.000’in üzerinde olan, kaymakam veya vali tarafından yönetilen, iş bölümünün belirgin, tüketici nüfusun fazla, ekonomik faaliyetin endüstri, ticaret, turizm vb. olduğu yerleşim merkezleridir. Kentler, iş olanaklarının daha fazla olması nedeniyle, kırsal kesimden sürekli göç alarak büyümektedir. Buna bağlı olarak Türkiye’de hızlı bir kentleşme süreci devam etmektedir. 1990 nüfus sayımına göre toplam nüfusun 33,8 milyonu (% 59,1) kentlerde yaşamaktadır.



Kır Yerleşmeleri



Nüfusu 2000’den az olan, muhtar tarafından yönetilen, üretici nüfusun fazla olduğu, iş bölümünün belirgin olmadığı, ekonomik faaliyetin tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu, konutlarda yapı malzemesinin doğadan temin edildiği yerleşmelerdir. Yerleşmeler arazinin yapısı ve su kaynaklarının özelliğine göre ikiye ayrılır.



Toplu Kır Yerleşmeleri

Dağınık Kır Yerleşmeleri



Toplu Kır Yerleşmeleri



Evlerin birbirine çok yakın olduğu kır yerleşmeleridir. Bu tür yerleşmelerde iklim koşulları belirleyici olmuştur. Yerleşim birimleri su kaynaklarının çevresinde toplanmıştır. İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak görülür.



Dağınık Kır Yerleşmeleri



Evler arasında uzaklığın fazla olduğu, geniş bir alana yayılan kır yerleşmeleridir. Bu tür yerleşmelerde arazinin engebelik durumu tarım topraklarının küçük, parçalı ve dağınık olması belirleyici olmuştur. Yağışların ve su kaynaklarının bol olması dağınık yerleşmeyi kolaylaştırmıştır. Karadeniz Bölgesi’nde dağınık yerleşme yaygındır.



Geçici Yerleşmeler



Ülkemizde kır yerleşmelerinin, ekonomik açıdan tamamlayıcısı olarak gelişmiş, ekonomik faaliyetin tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu yerleşmelerdir. Yayla, mezra, oba, kom, ağıl gibi adlar verilen geçici yerleşmeler Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak görülür. Ayrıca mevsimlik olarak konaklamak amacıyla gidilen yazlık siteler, dağ ve bağ evleri de geçici yerleşmelerdir.



Yayla : Yaz aylarında hayvan otlatmak veya tarımsal faaliyette bulunmak amacıyla gidilen geçici yerleşmelerdir. Yaylalar dinlenmek amacıyla gidilen yazlık sayfiye yerleri de olabilir.



Mezra : bazı ailelerin tarım alanlarının az olması, kan davaları gibi nedenlerle bulundukları sürekli yerleşmelerden ayrılıp daha uzak bir yere yerleşmesiyle oluşmuş yerleşmelerdir. Tarımsal faaliyetler hayvancılığa göre ön plandadır. Bir kaç ev ve eklentilerden oluşan mezralar zamanla sürekli yerleşme haline gelebilir. Örneğin Elazığ, Harput’un bir mezrası iken zamanla büyüyerek kent haline gelmiştir.



Oba : Daha çok göçebe hayvancılık yapan toplulukların geçici olarak yerleşip, çadır kurdukları yerleşmelerdir.



Dam : Köy ailelerinin geçici bir süre için yararlandıkları yerleşme biçimidir. Bölge köy yerleşmelerinde bir kısım aileler, birkaç aylık süre için köylerinden ayrılarak, kendi bahçe, tarla ve otlaklarındaki damlarda oturduktan sonra, tekrar köylerine dönerler.



Kom : Ekonomik faaliyetin büyük ölçüde hayvancılığa dayalı olduğu aileler veya kişiler tarafından oluşturulan geçici yerleşmelerdir.



Ağıl : Hayvanların barındığı, çevresi taş veya ahşap ile çevrili yerlere ağıl adı verilmektedir. Ağıllar zamanla nüfusun artmasına bağlı olarak sürekli yerleşme haline gelebilir. Sürü sahipleri tarafından kurulan ağıllar kış mevsiminde hayvanların korunması amacıyla kullanılır.



Türkiye’de Görülen Konut Tipleri



Dünya’nın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de konut tiplerini belirleyen temel etmen iklim koşullarıdır. Ayrıca jeolojik yapı, bitki örtüsü gibi doğa doğal koşullar da konut tiplerini belirlemektedir. Ülkemizde ekonomik ve kültürel gelişme, doğal çevrenin konut tipleri üzerindeki etkisini azaltmaktadır.



KerForum Kurallarını Okuyalım !!! Evler : KerForum Kurallarını Okuyalım !!! evlerde yapı malzemesi olarak killi toprak kullanılmaktadır. Killi toprak samanla karıştırılarak çamur haline getirilir, kalıplara dökülerek kurutulur. KerForum Kurallarını Okuyalım !!! evler, yağışların az, iklimin kurak olduğu İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak görülür.



Taş Evler : Arazinin dağlık olduğu, ağacın ve toprağın yeterince bulunmadığı yerlerde yaygın olan konut tipidir. Yapı malzemesi olarak kullanılan taşlar genellikle yakın çevreden karşılanır. Akdeniz’de Toros Dağları, İç Anadolu’da Nevşehir, Ürgüp Yöresi, Güneydoğu Anadolu’da Mardin Yöresi taş evlerin yaygın olduğu yerlerdir.



Ahşap Evler : İklimin nemli ormanın bol olduğu yerlerde yapı malzemesi olarak ağacın kullanıldığı konut tipidir. Bazı yörelerde ağaçla birlikte taş veya kerForum Kurallarını Okuyalım !!! de kullanılır. Taş evler ormanların geniş yer kapladığı Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olarak kullanılır.



Betonarme Evler : Yapı malzemesi olarak demir, beton ve tuğlanın kullanıldığı konut tipidir. Son yıllarda kullanımı artan betonarme evler, sanayileşme nedeniyle Marmara ve Ege Bölgesi’nde yaygın olarak görülür.
159  Serbest Kürsü / EğLence / Ynt: »»Ünlüler foruma üye olsaydı(:«« : Mart 29, 2008, 22:38:31 ÖS
Keşke üye olsalar
160  Serbest Kürsü / EğLence / Ynt: Adını ve Soyadını yaz yaşayacağın evi gör : Mart 29, 2008, 21:37:48 ÖS
Benimki hapishane hücresiymiş  Kahkaha

Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 »
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC

Tagged evden eve nakliye - evden eve taşıma - Sesli Chat
forumtahtasi.com elektornik devre - Sohbet - AVOYUN - Dönem ödevi - ödev - e-okul - evden eve nakliyat - msn nickleri - Ödev Sitesi
XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu! Dilber MC Theme by HarzeM