Bazı siyasal düşünce ve görüşler, parlamentoda temsil edilme olanağı bulamazlar. Üstelik seçimde çoğunluk elde edilmesi de, her zaman garanti edilmiş sayılamaz. Bazen çoğunluk sistemine rağmen, bir çoğunluk ortaya çıkmayabilir. Özellikle iki turlu seçimden sonra da koalisyon hükümetleri kurulması zorunluğu doğabilir.
Gerçekten iki turlu çoğunluk sistemi, mutlaka istikrar getirmez; mutlaka bir partinin tek başına hükümet kurmasına elverişli bir çoğunluk sağlamaya yeterli değildir. Bu, iki turlu çoğunluk sistemiyle nispî temsil sistemlerinin ortak özelliği olarak belirir.
III. NİSPİ (ORANTILI) TEMSİL
Çoğunluk sisteminin adil olmayan sonuçlarını ortadan kaldırmak ve her siyasi partiye, aldıkları oy oranında temsil edilme olanağı sağlamak amacıyla, nispi temsil sistemi ortaya konmuştur. Bu konuda Kıta Avrupasında öncülüğü, Fransız siyasetçi Victor Considérant, 1846 yılında, cenevre Devleti, Büyük Kurucu Konsey üyelerine sunduğu, “Temsili hükümetin samimiyeti hakkında, ya da gerçek seçimin açıklaması” başlığını taşıyan kitapçıkta yapar.8
A- Nispi Temsil Sisteminin Özellikleri
Nispi temsil sistemi, milletvekilliklerinin, seçime katılan listeler arasında, aldıkları oy oranına göre paylaştırılmasını amaçlar. Bu bakımdan ilk özelliği, tek turlu listeli seçimi zorunlu kılmasıdır. Böyle olunca da seçim çevreleri, birden çok temsilci seçecek şekilde geniştir.
Çoğunluk sisteminden farklı olarak, nispi temsil sistemi, elde edilen oylarla parlomentoda kazanılan sandalyeler arasındaki dengesizliği önlemektedir. Nispi temsil sistemi, toplumdaki tüm siyasi eğilimleri parlomentoda temsilini sağlayarak temsilde adaleti gerçekleştirir.
Nispi temsilin sakıncalarından ilki; küçük partilere parlomentoda temsil edilme olanağı tanımamasıdır. Birr ülkede kamu oyu kendiliğinden bölünmüşse nispi temsil bunu arttırnakta, eğer böyle bir bölünme yoksa nispi temsil bunu ortaya çıkarmaktadır.9 İkincisi; seçmenlerin egemenliklerini siyasi partilere devretmeleridir.
...
8 Hauriou M. Précis de Droit Constitutionnel,Sirey 2. Ed. Paris,1929,sy:481
9 Erdoğan Teziç,Anayasa Hukuku,Beta Yayınları,Ekim 2001,sy:282
Partiler de, partinin eskilerini ve disipline bağlı olanlarını liste başına yerleştirerek seçilmelerini sağlamaktadırlar yani adayların seçilmeleri, seçmenden çok siyasi partinin elindedir.
Nispi temsil sisteminde, partilerin aldıkları oy oranında parlomentoda temsilcilerinin sayısını belirlemek için ilk olarak, seçim sayısının bulunması gerekir.
a- Çevre seçim sayısı: Her seçim çevresinde kullanılan geçerli oyların, seçilecek milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edilir.
b- Değişmez tek sayı: Seçimlerden önce, ülkedeki bütün seçim çevrelerinde uygulanmak üzere, kanun koyucu tarafından belirlenir.
c- Milli seçim sayısı: Ülkenin bütün seçim çevrelerinde, siyasi partilerin elde ettikleri toplam geçerli oyların, bütün ülkede seçilecek toplam milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edilir. Böylece elde edilen tek seçim sayısı her seçim çevresinde uygulanır. Milli seçim sayısında, değişmez tek sayıdan farklı olarak, ülkedeki milletvekili sayısı önceden saptanmıştır.Bu sistemin en büyük sakıncası, ülkedeki bütün seçim çevrelerindeki sonuçların beklenmesi nedeniyle, gecikmelere yol açmasıdır.
Artık oyların kullanılması
Nispi temsil sistemi daima ortaya artık oylar ve buna bağlı olarak da açıkta kalmış milletvekillikleri çıkarır. Artık oyların kullanılması ya da değerlendirilmesi konusunda iki yol vardır. Bu ya seçim çevreleri içinde ya da ülke genelinde değerlendirilir. Artık oyların, seçim çevreleri içinde değerlendirilmesine, yaklaştırmalı nispi temsil, ülke çapında değerlendirilmesine de nispi temsilin tam uygulanması denir.10
B-Yaklaştırmalı Nispi Temsil
Yaklaştırmalı nispi temsil, artık oyların ya da oyların ülke çapındaki değil, fakat seçim çevresinde değerlendirilmesini ifade eder. Seçim sayısı, o seçim çevresinde kullanılan geçerli oyların, seçilecek milletvekili sayısına bölünmesiyla elde edilir. Nispi temsil sistemi, küçük seçim çevrelerini dar çerçevesine uygun değildir. Çükü, kullanılan geçerli oy sayısı yüksek olmadığı takdirde, seçim sayısı, siyasi partilerin elde ettiği sayıdan daha büyük olacaktır. Bunun için de, sandalyelerin paylaştırılması kesirli sayılarla olamayacağı için bazı yaklaştırılara başvurmak gerekiyor.
...
10 Erdoğan Teziç,Anayasa Hukuku,Beta Yayınları,Ekim 2001, sy:283
Bu konuda başvurulacak üç yol vardır: En yüksek artık, en yüksek ortalama ve d’Hondt sistemleri.
11Örnek Olay:
Bir seçim çevresinde kullanılan geçerli oy sayısı: 60.000 olup, 6 milletvekili seöilecektir. Seçim sayısı 60.000/6= 10.000. Bu seçim çevresinde seçime katılan A, B, C, D parti listelerinin aldıkları geçerli oylar:
A listesi: 19.000
B listesi: 6.000
C listesi: 12.000
D listesi: 23.000
İlk aşamada, sandalyelerin seçim sayısına göre parti listeleri arasında paylaştırılması yapılır:
A listesi: 19.000/10.000= 1 sandalye, 9.000 temsil edilmeyen oy,
B listesi: 6.000= 0 sandalye, 6.000 temsil edilmeyen oy,
C listesi: 12.000/10.000= 1 sandalye, 2.000 temsil edilmeyen oy
D listesi: 23.000/10.000= 2 sandalye, 3.000 temsil edilmeyen oy
İşlem sonucunda iki milletvekilliği aöıkta kalmıştır.”En yüksek artık sistemine” göre; artık oyların büyüklük sırası izlenerek açık sandalyeler paylaştırılır:
A listesi: 2 sandalye
B listesi: 1 sandalye
C listesi: 1 sandalye
D listesi: 2 sandalye
Dikkat edilecek olursa, C listesi B listesinin iki katı oranında oy almasına rağmen, her ikisi de birer sandalye elde etmişlerdir. Bu bakımdan, en yüksek artık sistemi, küçük partiler lehine sonuç vermektedir.
Temsil edilmeyen artık oyları “en yüksek ortalama sistemi” ile hesaplamak dah akarmaşıktır. Sisteme göre; önce her partiye, elde ettiği oylar seçim sayısına kaç kez ulaşıyorsa o kadar sandalye verilir. Açıkta kalan iki sandalyenin listeler arası paylaştırılmasında, her listenin elde ettiği sandalye sayısına hayali bir sandalye eklenir.
...
11 Erdoğan Teziç,Anayasa Hukuku,Beta Yayınları,Ekim 2001,sy:284-285
Bundan sonra her listenin geçerli oy sayısı her partinin elde ettiği sandalye sayısından bir fazlasına bölünür.Açıkta kalan beşinci sandalyenin belirlanmesinde şu işlem yapılır:
A listesi: 19.000/2= 9.500 En yüksek ortalama 5. sandalyeye verilir
B listesi: 6.000/1= 6.000
C listesi: 12.000/2= 6.000
D listesi: 23.000/3= 7666
Aynı işlem, bir öncekinin sonuçları üzerinden bu kez altıncı sandalyenin belirlanmesi için yapılır:
A listesi: 19.000/3= 6.500
B listesi: 6.000/1= 6.000
C listesi: 12.000/2= 6.000
D listesi: 23.000/3= 7666 En yüksek ortalama 6. sandalyeye verilir.
Kesin sonuca göre:
A listesi: 2 sandalye
B listesi: Sandaly elde edememiştir
C listesi: 1 sandalya
D listesi: 3 sandalye
En yüksek ortalama sistemi büyük partiler lehine sonuç vermektedir.
“D’Hondt En yüksek ortalama sistemiyle aynı sonuçları verir, fakat bu karmaşık işlemlere gerek bırakmaz. Bu yöntemi bulan Victor d'Hondt, Belçikalı bir hukukçu ve matematikçi idi. D'Hondt sisteminde önemli olan, bir nispîlik veya orantılılık dizisi kurabilmek için bir büyüklük sıralaması elde etmektir.
En yüksek ortalama sistemiyle aynı sonuçları verir, fakat bu karmaşık işlemlere gerek bırakmaz. Bu yöntemi bulan Victor d'Hondt, Belçikalı bir hukukçu ve matematikçi idi. D'Hondt sisteminde önemli olan, bir nispîlik veya orantılılık dizisi kurabilmek için bir büyüklük sıralaması elde etmektir.
Klasik d'Hondt Sistemi
12Örnek Olay:
Bölen A (%38) B (%26) C (%18) D (%11) E (%7)
1 76.000 (1) 52.000 36.000 (4) 22.000 (7) 14.000
2 38.000 (3) 26.000 (5) 18.000 (9) 11.000 7.400
3 25.333 (6) 17.333 12.000 7.333 4.666
4 19.000 (

13.000 9.000 5.500 3.500
5 15.200 10.400 7.200 4.400 2.800
Sandalye Dağılımı
A B C D E Toplam
4 2 2 1 - 9
Bu sistemde her partinin aldığı oy, sırasıyla 1'e, 2'ye 3'e, 4'e ... bölünür ve bir seçim çevresinin çıkaracağı milletvekili sayısına ulaşıncaya kadar bu işleme devam edilir. Elde edilen paylar, parti farkı gözetilmeksizin, büyükten küçüğe doğru sıralanır. Tabloda her parti için ayrı ayrı hesaplanan payların büyüklük sırasına göre, sandalyelerin dağılım sırası gösterilmiştir.
Örnekteki payların büyüklük sırası, 1) 76.000, 2) 52.000, 3) 38.000, 4) 36.000, 5) 26.000, 6) 25.333, 7) 22.000,

19.000, 9) 18.000 olduğu için; 1, 3, 6 ve 8. sandalyeler, ilgili payların sahibi A partisine; aynı biçimde 2 ve 5. sandalyeler, B partisine; 4 ve 9. sandalyeler, C partisine; 7. sandalye, D partisine gider. Bu işlemde sonuncu sandalyeyi gösteren, örnekte 9. sandalyeyi veren pay, "ortak bölen" olarak adlandırılır. Gerçekten her partinin aldığı oyu bu ortak bölenle böldüğünüz zaman, onun kazandığı milletvekili sayısı da çıkmış olur.
Örneğin A partisinin oy toplamı 76.000'i 18.000'e bölerseniz, bu partinin 4 sandalye kazandığını görürsünüz. Bu, bir çeşit hesap sağlama işlemidir. Aynı işlemi bütün partiler için yaptığımız zaman A- 4, B- 2, C- 2, D- 1 olarak sıralanır. E partisi ise, herhangi bir sandalye kazanamıyor.
...
12
www.basarm.com.tr/yayin/politik/secimsis/secisis1.htm Böylece d'Hondt sistemi, en yüksek ortalama sistemiyle tamamıyla aynı sonuçları veren bir sistem niteliğindedir.
d) Klasik Sainte-Laguë Sistemi
D’Hondt sisteminin küçük partiler için elverişli olmadığını ve onlar aleyhine bir adaletsizlik yarattığını düşünenler, küçük partileri koruyan, ama yine d'Hondt sisemindeki basit hesap tekniğinden yararlanan bir yöntem önermişlerdir. Bu, Sainte-Laguë sistemidir.
13Klasik Sainte-Laguë Sistemi
Bölen A (% 38) B ( % 26) C (% 18) D (% 11) E (% 7)
1 76.000 (1) 52.000 (2) 36.000 (3) 22.000 (5) 14.000 (
3 25.333 (4) 17.333 (6) 12.000 (9) 7.333 4.666
5 15.200 (7) 10.400 7.200 4.400 2.800
7 10.857 7.428 5.142 3.412 2.000
Sandalye Dağılımı
A B C D E Toplam
Sainte- Laguë Sistemi 3 2 2 1 1 9
d'Hondt Sistemi 4 2 2 1 1 9
Fark -1 0 0 0
Sainte-Laguë sisteminde partilerin aldıkları oylar, sadece tek sayılı bölenlerle, yani 1, 3, 5, 7..... ile bölünür. Bir sayıyı daha büyük sayılarla böldüğünüz zaman elde edeceğiniz paylar daha küçük olacağı için, küçük partilerin bu payları yakalama şansı daha fazladır. Bu düşünceye dayanan Sainte-Laguë sisteminde bölme işlemlerinin yapılması ve elde edilen payların büyüklük sırasına göre sandalyelerin partiler arasında dağıtılması, tıpkı d'Hondt sisteminde olduğu gibidir.
Örnekteki işlemler, buna göre yapıldığında sandalye dağılımı şöyle sıralanır: A- 3, B- 2, C- 2, D- 1, E- 1. Dikkat edilirse bu sistem, en yüksek bakiye sistemi ile aynı sonuçları verebilmektedir.
...
13 Prof.Dr.Hikmet Sami Türk’ün “Türkiye için nasıl bir seçim sistemi” adlı sunuşundan alınmıştır.
Burada da seçim çevresindeki bütün partiler, parlamentoda temsil edilmektedir. Örnekte büyük partinin 1 sandalyesi, küçük partiye kaymıştır.
B- Tam Olarak Uygulanan Nispi Temsil
Nispi temsil sisteminin amacı, toplumdaki siyasi eğilimlerin, ya da farklılıkların en iyi biçimde yansıtılması olduğuna göre, temsil edilemeyen oyların mümkün olduğu kadar az olması gerekir. Bunu için, artık oyların ve açık milletvekilliklerinin, ulusal planda değerlendirilmesinde başlıca üç yol vardır.
14Birincisi, bütün ülkenin, parlomentoya seçilecek toplam milletvekillerini içeren tek bir seçim çeversi olarak kabul edilmesidir. Bütün ülke için milli seçim sayısı, kullanılan geçerli oy toplamı, seçilecek milletvekili sayısına bölünerek bulunur. Bu sayı, her parti listesinde kaç kez bulunuyorsa her parti o kadar sandalye elde eder.
İkincisi, seçim sayısına göre, çevrelerde yapılan milletvekilliği paylaştırılmasından sonra, siyasi partilerin artık oylarının ve açık milletvekillikleri, ulusal planda değerlendirilmek üzere merkezde birleştirilir. Siyasi partikerin, seçim çevrelerinde temsil edilemeyen artık oyların toplamı, ülke çapındaki açık milletvekillikleri sayısına bölünerek elde edilen ”milli seçim sayısı” her partinin ülke çapındaki artık oy toplamında kaç kez varsa, ayrıca her partiye milli seçim çevresinden o kadar milletvekilliği daha verilir. Bu sistem milli bakiye ya da ulusal artık sistemi olarak da adlandırılır.
Üçüncüsü, “değişmez tek sayılı ulusal artık sistemi” dir. Bu sistem, Fransız matematikçisi Henri Polincaré tarafından bulunmuştur.15 Bu sistemin iki özelliği vardır: İlki, her milletvekilinin temsil ettiği seçmen sayısının aynı olmasıdır.Bunun için, seçim sayısı, bütün seçim çevrelerinde uygulanmak üzere önceden kanunla saptanır. Bu değişmez tek sayı, her seçim çecresinde, partilerin aldıkları geçerli oy sayısında kaç kez varsa, o çevreden, partiler o kadar milletvekilliği elde ederler. İkincisi, partilerin seçim çevresindeki artık oylarının temsilcisiz kalmamasıdır. Bunun için de partilerin artık oyları, bölge çapında ve ulus çapında olmak üzere ayrıca iki aşamada değerlendirilir.
...
14 Erdoğan Teziç,Anayasa Hukuku,Beta Yayınları,Ekim 2001,sy:287-288
15 Lachepelle G. Sy:167
Nispi temsilin tam olarak uygulandığı bu sistemde, küçük partilerin parlomentoda temsilini önlemek için, bir partinin seçim çevreleri birliğindeki sandalye paylaşılmasına katılabilmesi için, ancak o birliğe dahil seçim çevrelerinin her birinde en az 30.000 oy alması koşulu aranmaktaydı.
Genel Olarak Nispî Temsil Sistemlerinin Etkileri,Yararları ve Sakıncaları
Nispî temsil, toplumdaki çeşitli siyasal görüşlerin, bunları savunan siyasal partilerin parlamentoda adil bir biçimde temsilini sağlar. Değişik görüşler, sistemin dışına itilmeksizin meşru zeminlerde temsil edilir. Böyle bir çoğulculuk, bir ulusal bütünleşmenin de yolu olabilir. Nitekim nispî temsil sistemi, 19. yüzyılda önce örneğin Belçika gibi farklı etnik grupların yaşadığı bazı Avrupa ülkelerinde bir ulusal bütünleşme politikasının aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Ancak nispî temsil sistemlerinin de çeşitli sakıncaları vardır. Herşeyden önce nispî temsil, çeşitli görüşlere temsil edilme olanağı verdiği için, uzun vadede siyasal parti sayısının çoğalmasına yol açar; mevcut partilerin bölünmesini kolaylaştırır. Böylece nispî temsilin uzun vadeli siyasal sonucu, çok partili bir siyasal yapılanmanın ortaya çıkmasıdır. Bu partiler, birbirlerinden bağımsız olarak hareket ederler. Nispî temsil sistemleri, daima tek turda ve çok adlı olarak, yani liste usulü ile uygulanır. Seçim tek turda tamamlandığı için partiler, birbirinden bağımsız olarak hareket etmek durumundadırlar.
Nispî temsil, oyların çok sayıda parti arasında dağılması sonucunda parlamentoda istikrarlı bir çoğunluğun oluşmasını, dolayısıyla buna dayalı istikrarlı bir hükümet kurulmasını zorlaştırır. Sık sık yaşanan hükümet krizleri, ülke gündemindedir. Çoğu zaman koalisyon hükümetlerinin kurulması zorunluğu doğar. Ancak koalisyon hükümetlerinde her zaman uyumlu bir çalışma ortamı sağlanamaz. Hiçbir parti, programını tam olarak uygulamak olanağını bulamaz ve bir başarısızlık durumunda da hiçbir parti, sorumluluğun tamamıyla kendisine ait olduğunu kabul etmez. İstikrarsız hükümetler, ülkenin siyasal ve ekonomik bunalımlara sürüklenmesine ve anarşik bir ortamın doğmasına yol açabilir.
Nispî temsilde aday listelerindeki sıra, bireysel olarak adayların kazanması bakımından önemli olduğundan adaylıkta ön sıralarda yer alabilmek için çeşitli tertipler yapılabilir. Fakat nispî temsilin bu gibi sakıncalarını önlemek için düzeltici bazı önlemler alınmış, bazı formüller geliştirilmiştir. Bu arada temelde nispî temsil ilkesine dayanmakla birlikte, istikrar ve adalet ilkeleri arasında yeni bir denge arayan bazı sistemler önerilmiştir.
Böylece nispî temsil sisteminin olumlu yönlerinden yararlanmak, olumsuz sonuçlarından kaçınmak istenmiştir. Bu amaçla bazı ülkeler, çoğunluk ve nispî temsil sistemlerini belirli ölçülerde bir arada uygulamaya başlamışlardır.
TÜRKİYE’DE UYGULANAN SEÇİM SİSTEMLERİ
Türkiye’de çok partili siyasi hayata geçildikten sonra, 1946-1960 dönemindeki seçimler, ”listeli basit çoğunluk sistemi”ne göre yapılmıştır. Bu sistemin adaletsiz sonuçları Türkiye’de en çarpıcı biçimde yaşanmıştır.16
1961 Anayasası da 1924 Anayasası gibi bir seçim sistemi öngörmüyordu., seçim sistemini kanun koyucunun tercihine bırakmıştı. Ancak 13 Aralık 1960 tarih ve 157 sayılı kanunla, Kurucu Meclise seçim kanunlarını hazırlama görevi de verilmişti. Bu doğrultuda çıkarılan 25 Mayıs 1961 tarihli Milletvekili Seçim Kanunu ile millet meclisi seçimleri için “seçim çevresi barajlı d’Hondt sistemi” öngörülmüştü. Daha sonra 1965 tarihli kanunla yapılan değişiklikle, millet meclisi seçimlerinde, nispi temsil sisteminin “milli bakiye” ya da “ulusal artık” uygulamasına geçilmiştir.
Ulusal Artık Sistemi: Bu sisteme göre her seçim çevresinde kullanılan geçerli oyların toplamı,o çevreden seçilecek milletvekili sayısına bölünerek, bulunan seçim sayısına göre, milletvekillikleri partilere ve bağımsız adaylara dağıtıldıktan sonra, partilerin artık oyları ile açıkta kalan milletvekillikleri ulusal seçim çevresinde toplanmaktadır. Daha sonra, artık oyların ve açıkta kalan milletvekilliklerinin ulusal planda değerlendirilmesinde ise, tüm partilerin ülke düzeyindeki artık oylarının toplamı, ülke çapındaki açık milletvekilliği sayısına bölünerek bir “ulusal seçim sayısı” bulunur. Bu ulusal seçim sayısı, her partinin ülke çapındaki oyunda kaç defa varsa, o parti artık oylarıyla o kadar daha öilletvekilliği kazanmış olur. 17
Ulusal artık sistemi her oyu değerlendiren, partilere aldıkları oy oranında mecliste temsil olanağı veren, bu açıdan da demokratik temsil ilkesi yönünden en adil seçim sistemlerinden biridir. Temsilde adalet ilkesini esas aldığından, büyük partilere hiç avantaj sağlamayan dolayısıyla da yönetimde istikrarı öngörmeyen bir sistemdir.
...
16 Necmi Yüzbaşıoğlu, “Türkiye’de Uygulanan Seçim Sistemleri”,sy:113-114
17 Bülent Tanör,Necmi Yüzbaşıoğlu, 1982 Anayasasına göre Türk Anayasa Hukuku,YKY,2002, sy:220
Ulusal artık sistemi, 20 Mart 1968 tarihli kanunla değiştirilerek tekrar 1961 metninin benimsediği “seçim çevresi barajlı d’Hondt sistemine” dönülmüştür. Ancak bu değişiklik üzerine Anayasa’ya aykırılığı iddasıyla Anayasa Mahkemesine açılan davada baraja ilişkin hüküm Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Bu karar uyarınca Türkiye’de seçimler 12 Eylül 1980’e kadar ”barajsız d’Hondt sistemiyle” yapılmıştır.
1982 anayasası da öncekiler gibi seçim sistemi tercihini kanun koyucuya bırakmıştı ama 23 Temmuz 1995 tarihli ve 4121 sayılı 18 kanunla yapılan anayasa değişikliğiyle Anayasa’nın 67. maddesine eklenen, “Seçim kanunları temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir” kuralıyla, ilk kez seçim sistemlerinin iki temel ilkesi bir anayasa kuralı haline getirilmiştir.
Kurucr Meclis, özellikle 1970’lerde yaşanan hükümet krizlerinin bir daha yaşanmaması için 10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı bugün hala yürürlükte olan Milletvekili Seçim Kanunu’nu kabul etmiştir. Seçim sistemlerinin iki temel ilkesinden istikrara öncelik veren bu kanun, seçim sistemi olarak “çifte barajlı d’Hondt sistemi”ni öngörmüştür.
Bu seçim sisteminde iki ayrı baraj uygulaması vardır. Bunlardan ilki; “ ülke genelinde % 10’ u geçemeyen siyasi partilerin milletvekili çıkaramayacağını “ öngören “ ülke barajı ” ikincisi; Türkiye’de geçmiş yıllarda da uygulanan “ seçim çevresi barajı” dır. Kanunun 34. maddesine göre yeniden öngörülen seçim çevresi barajına göre “ bir seçim çevresinde kullanılan geçerli oylar toplamının o çevrede çıkarılacak milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edilecek sayıdan az oy alan siyasi partilere ve bağımsız adaylara milletvekilliği tahsis edilemez.” 19
Böylece, 1982 Anayasası’nı yapan Kurucu Meclis, Anayasa ile öngördüğü “yönetilebilir demokrasi” 20 anlayışını, yine kendisinin yaptığı 2839 sayılı kanunla istikrar ilkesini ön plana çıkararak oluşturduğu; “geniş seçim çevreleri” küçültülmüş, “ % 10 genel barajlı” ve “seçim çevresi barajlı d’Hondt sistemi” ile de takviye etmiş olmaktadır.
Ancak bu kanun 1982 Anayasasının geçici 15. maddesiyle “ Anayasaya aykırılrığı iddia edilemeyen” kanunlar arasında yer aldığı için Anayasa Mahkemesi önüne Anayasaya aykırılığı iddiasıyla getirilememiştir.
...
18 B. Tanör,N. Yüzbaşıoğlu,1982 Anayasasına göre Türk Anayasa Hukuku,YKY,2002,sy:221
19sy:222
20Bakır Çağlar,”Aym Kararlarında Demokrasi”,Anayasa Yargısı,Ankara 1990,sy:77-78
2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu soraki yıllarda birtakım değişikliklere uğramıştır: kontenjan adaylığı konulması, seçim çevrelerinin küçültülmesi, altı milletvekili çıkaran seçim çevrelerine seçim çevresi barajını saptamak için yapılacak bölme işleminin bir eksiğiyle yapılması.21 Bütün yapılan bu değişikliklerle birlikte “ çifte barajlı d’Hondt sistemi” artık klasik halinden çıkıp karma bir sistame dönüşmüştür.
Seçim sistemi ve bütünüyle seçim hukuku ile ilgili en kapsamlı değişiklik 27 Ekim 1995 tarih ve 4125 sayılı kanunla yapılmıştır. Bu kanunun getirdiği en önemli yenilik, kontenjan adaylığının seçimle ilgili mevzuattan tamamen çıkarılması, bu şekilde milletvekillerinin bir kısmının çoğunluk usulüyle seçildiği karma sistem de terk edilmiş oldu.
Diğer değişikliğe göre ise; 550 milletvekilinden 100’ ünün “ ülke seçim çevresinden seçilmeleri” öngörülerek, “ ülke seçim çevresi” oluşturmak suretiyle, bunların partiler arasındaki paylaşımının, % 10 ülke barajını aşan partiler hesaba katılarak, d’Hondt sistemiyle yapılması öngörülmüştü.
Seçim çevrelerinden çıkacak milletvekillerinin partiler arası paylaşımında, ülke seçim çevresi milletvekillerinin paylaşımında olduğu gibi d’Hondt sistemi uygulanacaktı fakat % 10 ülke barajı devam etmekte olduğundan, siyasi partilerin seçim çevrelerindeki milletvekili paylaşımına katılabilmeleri için, hem % 10 ülke barajını hem de seçim çevresi barajını aşmaları gerekiyordu.
Böylece 4125 sayılı kanun 550 milletvekilinin “ % 10 ülke barajlı d’Hondt sistemiyle”, 450 milletvekilinin de “ % 10 ülke barajlı ve seçim çevresi barajlı d’Hondt sistemiyle” seçilmesini öngörmüş olmaktadır.Getirilen bu sistem, yönetimde istikrarın yanı sıra temsilde adalet ilkesine de önem verdiğinden 1982 Anayasası döneminde uygulanan en adil seçim sistemidir.22
Ancak açılan iptal davası üzerine AYM vermiş olduğu 1995/59 sayılı kararında, bu kanunla öngörülan “ ülke seçim çevresi milletvekilliği” ve “ seçim çevresi barajına” ilişkin hükümleri Anayasaya aykırı bularak iptal etmiştir.
Bununla birlikte AYM, aynı kararında, ülke barajını uygulayan diğer ülkelerdekinin çok üstünde olan % 10 ülke barajını “ ölçülü, yönetimde istikrar ilkesine uygun ve temsilde adalet ilkesiyle bağdaşır” bulmuştur.
...
21 B. Tanör,N.Yüzbaşıoğlu,1982 Anayasasına göre Türk Anayasa Hukuku,YKY,2002,sy:223
22 sy:225
Mahkemenin “ülke seçim çevresi” ve “seçim çevresi barajını” iptal kararı üzerine, 23 Kasım 1995 tarih ve 4138 sayılı kanunla, 20. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde uygulanmak üzere, “ bir seçim çevresinde kullanılan geçerli oyların toplamının % 10’undan az oy alan siyasi partilere ve bağımsız adaylara milletvekilliği tahsis edilemez.” Hükmü getirilmiştir. Bu kararla, seçim sistemi de % 10 ülke ve % 10 seçim barajşı d’Hondt sistemine dönmüştür. Ancak AYM’si 1995/60 sayılı kararıyla “ ülke barajı varken ayrı bir çevre barajını Anayasaya aykırı bularark” % 10 seçim çevresi barajını iptal etmiş ve yürürlükteki seçim sistemi “ % 10 ülke barajlı d’Hondt sistemi” olmuştur.
Yürürlükteki bu sisteme göre milletvekillerinin tahsisi, 2839 sayılı milletvekili seçim kanununun 34. maddesine göre yapılacaktır. Buna göre, “ Seçime katılmış siyasi partilerin ve bağımsız adayların adları altalta ve aldıkları geçerli oylar da hizalarına yazılır. Siyasi partilerin oy sayıları önce bire, sonra ikiye, sora üçe olmak üzere o çevrenin çıkaracağı milletvekili sayısına ulaşıncaya kadar bölünür. Elde edilen paylar ile bağımsız adayların aldıkları oylar ayrım yapılmaksızın en büyükten en küçüğe doğru sıralanır.
Seçim çevresinden çıkacak milletvekili sayısı kadar bu payların sahibi olan partilere ve bağımsız adaylara rakamların büyüklük sırasına göre milletvekilliği verilir.” 23
Seçim kanunlarında sıksık ve seçimlerden hemen önce değişiklik yapılmasını önlemek ve seçim hukukuna istikrar kazandırmak amacıyla, 3 Ekim 2001 tarih ve 4709 sayılı kanunla yapılan Anayasa değişikliğiyle, Anayasanın 67. maddesine, “ Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.” kuralı konmuştur.
...
23 B.Tanör, N.Yüzbaşıoğlu, 1982 Anayasasına göre Türk Anayasa Hukuku,YKY,2002,sy:227
TÜRKİYE’YE UYGUN BİR SEÇİM SİSTEMİ İÇİN NE YAPMALI?
24PROF.DR.HİKMET SAMİ TÜRK’ÜN YORUMUYLA:
A- İki Turlu Seçim Sistemi Önerisi
Türkiye'de çok turlu seçim, şimdiye kadar, 1961 Anayasası'ndan itibaren sadece Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı seçimlerinde uygulanmıştır. 1961 Anayasası'nda herhangi bir üst sınır olmaksızın, 1972 Anayasası'nda ise en çok 4 turda bitecek biçimde düzenlenen bir çok turlu seçim sistemi vardır. Doğrudan doğruya Anayasa'da düzenlenen bu sistem dışında, Türkiye'de seçimler, şimdiye kadar hep tek turlu olarak yapılmıştır.
Fakat 27 Mart 1994 yerel genel seçimlerinde birçok belediye başkanının % 50'nin altında, hatta % 20 dolayında oyla seçilmesi, öteden beri bazı kimselerce savunulan iki turlu seçim sisteminin tekrar gündeme getirilmesine ve bunun üzerinde ısrar edilmesine yol açmıştır.
Her şeyden önce, Türkiye'de zaten çoğunluk sistemine göre seçilen kişi-organ konumundaki belediye başkanları ile büyükşehir belediye başkanlarının, hatta belki muhtarların iki turlu olarak seçilmesi düşünülebilir. Böylece seçilenlerin arkasına olabildiğince güçlü bir destek, % 50'ye yakın veya yüzde 50'yi aşan bir destek verilmiş olur. Aslında % 20 dolayında oyla belediye başkanı seçilmek, nispî temsil sisteminin bir kusuru değil, tek turlu çoğunluk sisteminin bir kusurudur. Onu sistemin kendi içinde düzeltmiş oluruz.
Buna karşılık kurul-organ niteliğindeki meclisler, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi ile il genel meclisleri ve belediye meclisleri için iki turlu seçim sistemine geçecek olursak; bu, Türkiye'nin şimdiye kadar seçim sistemleri konusunda edindiği tecrübeleri bir yana iterek çok köklü bir sistem değişikliği, bir temel tercih değişikliği yapması anlamına gelecektir.
O nedenle bunun çok iyi düşünülmesinde, daha önce işaret ettiğimiz bütün fayda ve sakıncalarının göz önünde bulundurulmasında yarar vardır.
...
24
www.basarm.com.tr Prof.Dr.Hikmet Sami Türk’ün yorumundan alınmıştır.
B- Çözüm Yolu: Yeni Bir Nispi Temsil Sistemi
Türkiye, İkinci Dünya Savaşı ertesinde çok partili siyasal hayata geçtiğinden bu yana 50 yıllık bir seçim sistemleri deneyim birikimine sahip bir ülkedir. Bu süre içinde liste usulü çoğunluk sistemi ile nispî temsil sistemlerinin çeşitli varyasyonları denendi, uygulandı; hepsinin yararlı ve sakıncalı yönleri görüldü.
Sık sık sistem değiştirmek yerine, mevcut sistemin sakıncalı yönlerini düzeltmek, doğal gelişmeye daha uygundur. O nedenle çözümü Türkiye'nin şimdiye kadarki tarihî gelişim çizgisinde aramak daha doğru olur. Ayrıca konuyu belirli bir dönemin kısa vadeli siyasal hesapları yerine, uzun vadeli bir perspektif içinde ele almak gerekir. Bu tür kısa vadeli hesapların her zaman bekleneni vermediği de bilinmektedir. Burada örneğin 1965'te millî bakiye sisteminin uygulanmasına rağmen, Adalet Partisi'nin çok açık bir çoğunlukla seçimi kazandığını hatırlamak yerinde olacaktır.
Seçim sistemi, ülke yönetiminde meşruiyetin temeli, yetkinin kaynağı olduğu için, üzerinde olabildiğince geniş bir siyasal uzlaşma (konsensüs) bulunması gerekir. Oyunun kuralları hakkında yarışmaya katılanlar arasında olabildiğince geniş bir mutabakat olması gerekir. Türkiye'de fayda (istikrar, yönetilebilirlik) ve adalet (adil temsil) ilkeleri arasında demokratik ölçülere ve ülke koşullarına uygun bir denge bulmak gerekir. İşte bunu sağlayacak bir seçim sistemine ihtiyaç vardır.
Nitekim Doğru Yol Partisi-Sosyaldemokrat Halkçı Parti Koalisyon Protokolü'nde bu noktanın vurgulandığını görüyoruz. Koalisyon Protokolü'ne göre, "... Siyasî Partilerin geniş bir mutabakatı ile bu Kanunların [Siyasî Partiler ve Seçim Kanunlarının] yeni baştan ele alınarak ve adaletli bir temsil ile siyasal istikrarı demokratik ölçülere uygun bir denge içinde birlikte sağlayacak düzenlemeler yapılacak ve böylelikle siyasal rejim kalıcı bir çözüme kavuşacaktır."
Bu dönemde hazırlanan ve TBMM Anayasa Komisyonu'ndan geçen, fakat henüz Genel Kurulda görüşülemeyen Anayasa değişikliği önerisine göre de, Anayasa'nın 67. maddesine şöyle bir fıkra eklenecektir: "Seçim sistemi, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak bir biçimde düzenlenir."
Kısacası, Türkiye'de fayda ve adil temsil ilkelerini ülke koşullarına uygun yeni bir sentez içinde bir araya getirecek bir sisteme ihtiyaç var. Böyle bir sistemin çoğunluk sistemi olamayacağı açıktır.
Günümüzün çoğulcu demokrasilerinde % 50 çoğunluk, artık ulaşılması güç bir orandır.
O nedenle ülke genelinde % 40-45 dolayında oy alacak bir partiye tek başına hükümet kurma olanağı sağlayacak ve onun karşısında da güçlü bir muhalefete yer verecek yeni bir nispî temsil sistemine ihtiyaç vardır.
Bu amaçları gerçekleştirmek için bir Seçim ve Siyasî Partiler Kanunları Değişiklik Tasarısı hazırlanarak 13 Mayıs 1993 günü Bakanlık Makamına sunulmuştur. Bu Tasarı, Türk seçim ve siyasal partiler hukunun çeşitli sorunlarına yeni çözümler getiren ve 33 madde ile 4 geçici maddeden oluşan ayrıntılı bir refom taslağı niteliği taşımaktadır. Tasarı'da "Türk sistemi" olarak adlandırılabilecek iki yöntem, "Azalan tam sayılı aritmetik dizi ile çarpma" ve "1.5'la başlayan aritmetik dizi ile bölme" yöntemleri alternatif sistemler olarak siyasal iktidarın ve Meclis'in takdirine sunulmuştur. Ancak daha sonraki siyasal gelişmeler içinde bu Tasarı'nın Hükümet ve Meclis'e intikal ettirilemediği anlaşılmaktadır. Aslında Tasarı'nın henüz ufukta seçim olmayan bir zamanda Hükümet ve Meclis'e intikal ettirilmesi, sağlıklı bir tartışma içinde isabetli sonuçlara varılması bakımından daha uygun olurdu.