1. TÜRKİYEDE YEREL BASIN KAVRAMI VE OLGUSU
Türkiye’de basının hareketlenmesi başlangıcı, 1 Kasım 1831 tarihinde yayımlanmaya başlayan ilk Türkçe gazete “Takvim-i Vakayı” ile gerçekleşmiştir. Daha sonra basın hareketleri çeşitli dönemlerde, Tanzimat, Meşrutiyet ve İstipdat dönemlerinde, kendini göstermiştir. Takvim-i Vakayı’den sonra çıkarılmaya başlayan gazeteler genellikle ülke aydınları tarafından çıkarılan özel teşebbüslü gazetelerdir. Türk basın tarihinde gazete yayınlarının başlangıcı sayılan bu dönemde, gazeteciliği daha çok edebiyatçılar, yurtdışında eğitim görmüş insanlar yapıyorlardı. Bu dönemdeki gazetecilik özü itibariyle habercilik ilkesiyle değil de daha çok halkın eğitim seviyesinin yükselmesine yardımcı olabilmek amacıyla yapılmıştır.
Gazeteciliğin veya daha doğru değimiyle yazılı basının Türkiye’de bu kadar uzun geçmişi olmasına rağmen, ülkenin tümü dikkate alındığında yerel olarak gazetelerin yapı ve dağılım bakımından gösterdiği özellikler bir hayli ilginçtir. Hâla dünyanın hemen hemen her ülkesinde aydınlar arasında en etkin kitle haberleşme aracı olma özelliğini koruyan gazetelerin, Türkiye açısından oynadığı rol ve taşıdığı önem ise üzerinde durulmaya değerdir. Türkiye’de yerel olarak bazı kentlerde ve bölgelerde çıkan günlük gazete sayısı fazla ve tirajı yüksekken, diğerlerinde gazete sayısı azalmakta, tiraj düşmekte veya gazete sayısı fazla olmakla beraber düşük tiraj görülmektedir. Daha başka değişle, gazetecilik Türkiye’nin bazı bölgelerinde diğerlerine oranla daha fazla gelişmiştir. Bazı kent merkezleri özellikle, yerel olarak gazeteciliğin modern anlamda gerçekleştirildiği merkezler olmaktadır. Bunlara örnek olarak İstanbul ve İzmir’i verebiliriz. Ankara, başkent olmakla birlikte, gazetecilik yönünden etkinliği olan önemli bir merkez değildir. Aslında Ankara’nın Anadolu’nun diğer kent merkezlerinden gazetecilik yönünden pek farkı bulunmamakta, yalnız yayımlanan gazetelerin tirajları diğer Anadolu kentlerine oranla biraz fazlalık göstermektedir Türk gazetecilik tarihinde genellikle ulusal basının yada İstanbul basınının bir yan kolu durumunda algılanmak istenen yerel basın, oluşumunu tamamlamaya çalışmaktadır. Tarihi neredeyse, Türkçe yayımlanan ilk gazete olan Takvim-i Vakayi’ye kadar dayanan yerel basın hâla gelişimini tamamlayamamış ve bu yönüyle bir anlamda ulusal basının kaderini paylaşmıştır. Bugün Türkiye’de ulusal bir gazetenin çektiği sıkıntılar veya eksiklikler Anadolu basını için de geçerlidir. Bu sorunlar hiçbir zaman için birbirlerinden bağımsız olmamış ve genelde basın olarak, ulusal basında yerel basında sorunlarına çözüm üretmede aynı çaresizlikleri paylaşmışlardır.
1.1. YEREL BASIN NEDİR?
Kamunun olaylarda, yaşananlardan haberdar olabilmeleri için bir ihtiyaçtan ortaya çıkmış olan basın, yüzyıllardır insan yaşamında önemli bir yer etmiştir. Ekonomik alanda, siyasi alanda ve toplumların sosyo-psikolojileri üzerimde etki yaratabilecek özelliğe sahip olan kitle haberleşme araçları kimi zaman kamuyu doğru yönlendirmiş kimi zaman ise çeşitli siyasi grupların ve sermaye gruplarının denetiminde, kamunun genel kabul görmeyen bir şekilde yanlış bir yöne sürüklemeye çalışmıştır. Bu şekilde kullanılmaya açık olan kitle haberleşme araçları insanların, toplumların ve ülkelerin kaderinde önemli rol oynamıştır.
Yıllarca muhabirler güç merkezlerinin yakınında oturarak; bilgi kırıntıları ellerine düşsün diye bekleşerek zanaatlarını; işlerini kovalamışlardır. Hükümet, başkent, mahkemeler, belediyeler, emniyet merkezleri, diğer kuruluşlar; borsa gibi. Günümüzde insanların neler yaptığını öğrenmek isteyen okuyucuyu bilgi kırıntıları tatmin etmemektedir. Okuyucular özel yaşamlarında yanlarında, yörelerinde olup bitenlerin psikolojik açıklamalarını bulmaya uğraşmaktadırlar. Girift toplumsal dünyalardan, gelişmiş teknolojide “gerçekler”, ne olup bittiğini ancak sadece açıklamaya başlamaktadırlar.
Toplum için, insanlar için kimi zamanlardaki yokluğu ya da eksikliği hissedilen kitle haberleşme araçları bazen aranılan bir görünüm arz etmektedir. Bu kitle haberleşme araçlarından biri olan gazetelerimizin Anadolu’daki yöresel yayınları, yerel basının Türk basın tarihi kitaplarına alınmasını sağlamış ve Bab-ı Alinin karşısına Anadolu basını olarak geçirilmiştir.
Genelde, ulusal ya da uluslar arası kitle iletişim araçları, bireylere düşünemedikleri, ulaşamadıkları dünyayı sunarken, onların içinde yaşadıkları sorunları çözememekte ve toplum üyeleri kendi sorunlarıyla baş başa kalmaktadır. Yerel basın yayımlandığı yörede, bireylerin sorunlarını çözmelerine yardımcı olmak, bireyler arasındaki ilişkilerin olumlu yönde gelişmesini sağlamak, yerel düzeydeki kamu oyunun oluşmasına katkıda bulunmak ve bu arada yerel yönetimleri bir ölçüde denetleyerek, eleştirerek kamu görevi yapmaktadır.
Türkiye’de yerel basın üzerinde yapılan tanımlamalara baktığımızda çeşitli görüşlerin oluştuğunu söyleyebiliriz. Fakat yapılan bu tanımlamalarda genel olarak ortak bir nokta toplanılmıştır.
Yalnızca belli bir bölgede yayımlanan ve okunan, ulusal haberlerden farklı olarak yerel haberlerin ve konuların yer aldığı gazeteler yada genel olarak bir kasaba ya da kentte yaşanan insanları ilgilendiren haberlerin yer aldığı ve o kentte yayımlanan gazete olarak tanımlanabilir yerel gazete
Bir başka yazar yerel basını şu şekilde tanımlamaktadır: Yerel basın Türk basın tarihinin kuruluş döneminde “Taşra basını “ olarak adlandırılmıştır. Bu kavram bugünkü Türk basını içerisinde pek de uygun görülmemektedir. İstanbul dışında yayımlanan gazeteler arasında “ulusal basın” olarak adlandırılan gazeteler vardır. Yine İstanbul ve Ankara’da yayımlandığı halde Türkiye ölçüsünde dağıtılıp okunmayan gazetelerimiz vardır. Onun için kavramı, Anadolu basını ya da Taşra basını olarak adlandırmamakta veya tanımlamamakta, bunun yerine yerel basın olarak tanımlamaktadır.
Yerel basın her ne kadar farklı adlarla, tanımlamalarla izah edilmeye çalışılsa da genel kabul görmüş karşılığı: Ulusal basın kadar geniş çaplı olmayan, il, ilçe ve beldelerde günlük, haftalık ya da daha fazla aralıklarla çıkan, dar çevrede bölge haberlerine yer veren, yöresel gelişmeyi, sorunları ön planda tutmaya çalışan, ulusal gazeteler gibi tezgâhlarda çok bulunmayan ve biraz da ulusal basının gölgesinde kalmış basın olarak tanımlanabilir yerel basın.
1.2. TÜRKİYE’DE YEREL BASIN OLGUSU VE YEREL BASININ DOĞUŞU
Dünyada genelde yazılı basın alanında gazete sayısının azalmasından, tirajların düşmesinden söz edilirken, Türkiye’de ülke düzeyinde gazete enflasyonundan söz etmek yerinde olur. Gazete sayısı ülke düzeyinde sayıca fazla görülmekle birlikte, gazete tirajlarının yüksek olmadığı görülür. Üzerinde önemle durulması gereken bir nokta da, Türk gazeteciliği denince hep akla İstanbul kaynaklı gazetelerle yapılan gazeteciliğin gelmesidir. Buna karşılık sayısı 700-900 arasında değişen, Anadolu’nun çeşitli kent ve kasabalarında çıkan yerel gazetelerden veya Anadolu basınında kimsenin pek bilgi sahibi bulunmayışıdır. Gerçekten de İstanbul artık başkent olmamakla birlikte, bugün Türkiye için gazeteciliğin hâla merkezidir.
Sadece kendi çevresiyle ilgili olaylara ilgi duyan yerel basın, siyasi, adli, mülki veya kentteki diğer kamu kuruluşlarıyla bire bir ilişkili olması bakımından haber kaynağına ulaşmada ve bunun sunumunda fazla zorluk çekmemektedir. Fakat bu kurumlardaki idarecilerin kimisi: Gazeteci, haberci ve habere gereği kadar değer vermediğinden kentteki yerel gazetecilik olayı kısır bir döngüye dönmekte ve buda yerel gazeteciliğin olgu olarak pek üst düzeye ulaşamamasına neden olmaktadır. Bugün Anadolu’da gazetecilik mesleğini sürdürmeye çalışan gazetecilerden bazıları, ya valiyle, kaymakamla ya da belediye başkanlarıyla ilgili olumsuz gelişme sayılabilecek olayları haber yaptıkları için o kentte habercilik yapmaları kısıtlanıyor veya çalıştığı basın kuruluşu çeşitli engellemelere maruz bırakılıyor. Anadolu’da bu gibi olayların cereyan etmesi yerel basının gelişimi açısından olumsuzluklar yaratmakta ve sonunda yerel basının, Türk basın karakteri çizgisinin oldukça altına itilmesine neden olmaktadır.
İnsanlar birbirleriyle haberleşme ihtiyacındadırlar ve insanlar arasındaki ilk haberleşme işaretleşme ile başlamıştır. İlkel toplumlarda yüksek tepeler üzerinde ateş yakarak, bazı Kızılderili kabilelerinde bugün hâla görüldüğü üzere uzaklardan belirlenebilecek şekilde duman çıkartarak, Afrika yerlilerinde olduğu gibi tam tam çalarak, işaretler ve seslerle doğrudan doğruya yapılan bu kişisel haberleşme yanında, haberlerin ulaştırılmasının mekanla ilgili olduğu, araya uzun mesafeler girdiği zamanlar, doğrudan doğruya haberleşmenin sosyal bağın devamlılığını sağlamaktaki yetersizliği anlaşılarak, yaya veya atlı haberciler gönderilmesi zorunluluğu doğmuş bulunmaktadır. Yazının icadına kadar bu şekilde biçimlenen doğrudan doğruya haberleşme eylemi, yazının icadından sonra dolaylı haberleşme şekline dönüşmüş, insanlar arasındaki sosyal ilişkilerin mahiyeti değişmiş, bu ilişkiler daha karmaşık durum kazanmış, yazı haberin kaynağına dönebilmeyi sağlayan sağlıklı bir araç olmuştur.
Dünya basın tarihinde basının doğuşu ilk insanlara kadar dayandırılmakta, yazının icadıyla, matbaanın icadıyla ve diğer teknolojik gelişmelerle bugüne kadar uzanmaktadır. Bugün çokça tartışılan bir konuda gazetelerle (basın) haberi yarattı yoksa, haberler mi gazeteleri (basını) yarattı. Doç. Dr. Güner Öztuna bunu şöyle açıklamaktadır: İngiltere’nin modern basının beşiği olduğunu iddia etmeye hakkı yoktur. Öteki ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de de tellallar aracılığıyla en ilkel gazete olmadan önce bile, haber alış verişi yapılıyordu. Panayırların en renkli tarafı dedikodu ve haber iletişimidir. Dolayısıyla gazeteler haberleri yaratmamıştır; Haberler gazeteleri yaratmıştır.
Türkiye’de basının doğuşu öncelikle 18. yüzyılda basın sanatının yani matbaanın İbrahim Müteferrika tarafından Türkiye’ye getirilmesi daha sonra da 19. yüzyılda, 1831’de Türkiye’de yayımlanan ilk Türkçe gazete olma özelliğine sahip olan Takvim-i Vakayı ile olmuştur. Bu tarihten sonra geniş anlamda basın ülke içinde yaygınlaşmaya başlamış ve 19. yüzyılın sonlarına doğruda bugünkü anlamıyla yerel gazete olarak tabir ettiğimiz vilayet gazeteleri oluşmuştur.
Osmanlı mahalli idarelerinde ilk büyük düzenleme, eyalet sistemin kaldırılarak vilayet sistemine geçişle ilgili, 7 Kasım 1864’te çıkarılan vilayet nizamnamesiyle yapılmıştır. Bu girişimin amacı, Ali Paşanın 1856 Islahat Fermanının 13. fıkrasına uygun olarak yaptığı, “halkın ülke işlerine katılması temel kuralının uygulanmaya konulması, hâlen geçerli olan merkeziyet usulündeki mutlakıyetçi yönetimin hafifletilmesine yöneliktir.” Sözleriyle açıklanmıştır. Bu konudaki ilk uygulamada, söz konusu nizamnamenin çıkarılmasından önce, 8 Ekim 1864’te yayımlanan “Tuan Vilayeti Nizamnamesi” ile başlatılmıştır. 1865’te Bosna Vilayeti’nin kurulması için ayrı bir nizamname çıkarılmış, bunu Suriye, Erzurum, Halep, Edirne vs. izlemiştir.
1864’te yerel yönetimlerle ilgili düzenlemenin çerçevesinde “eyalet sistemi kaldırılarak yerine” vilayet sistemi” getirilince her vilayette kendi gereksinmesini karşılamak için bir de basımevi kurulması, böylece o döneme kadar sınırlı bir kültürel yapı içinde bulunan bölgelerin bu açıdan gelişmeleri öngörülmüştür. Ülkede yapılan bu yasal değişiklikle vilayet gazeteleri oluşmaya başlamış ve her vilayette kendi bölgesinin haberlerine yer veren gazeteler çoğalarak yerel gazeteciliğin oluşmasına yardımcı olmuştur. Kısaca vilayet gazeteleri yerel basına önderlik, öncülük etmiştir. Yerel basının doğuş aşamasını oluşturan vilayet gazeteleri olmuştur.
1.2.1. YEREL BASININ ÖNCÜLERİ VİLAYET GAZETELERİ VE BUNLARIN ÖZELLİKLERİ
7 Kasım 1964’te çıkarılan vilayet nizamnamesi ile, Osmanlı eyalet sisteminden, vilayet sistemine geçmiş ve tüm vilayetlerde birer gazete çıkarılmasına ön ayak olmuştur.Bu yasal değişiklikten sonra her vilayette kendi gereksinmesini karşılamak için bir de basımevi kurulmuştur.
Osmanlı vilayetlerinde yerel gazeteler (vilayet gazeteleri) çıkarılmasını , bir yandan , toplumdaki artan ayrılıkçı eğilimleri dengelemek, öte yandan da Avrupa’ da özellikle Araplara yönelik olarak sayıları artan Arapça süreli yayınların etkisini bastırmak isteği teşvik etmiştir.Öncelikle karşı girişim olarak , Ahmet Faris Şidyak’a 20 yıl boyunca din yada başka hiçbir Arapça gazetenin yarışamayacağı mükemmellikteki “El Cevaib” gazetesini yayımlamak için maddi yardımda bulunulmuştur (1860). Bu gazete, Osmanlıcılık ve İstanbul sultanı çevresinde toplanma temasını, öyle başarıyla savunmuştur ki ,Osmanlı ülkesi için en liberal basın resmini savunan Avrupa ülkeleri bile , bu gazetenin kendi sömürgelerine girmesini yasaklamışlardır.
Suriye’deki iç kargaşaları bastırmak için olağanüstü yetkilerle görevlendirilen Fuat Paşa da 1860’ ta , Beyrut’ta çıkmakta olan “Hadi kat al- Ah bar “ adlı Arapça gazeteyi , yerel yönetimin resmi sözcüsü haline getirmiş , böylece Türkçe-Arapça olarak ilk vilayet gazetesi yayımlanmıştır.
Osmanlı ülkesinde çıkan bazı vilayet gazetelerinin kuruluş ,yer ve tarihleri şu şekildedir.
YIL VİLAYET AD DİL
1860 Beyrut Had ika al-Ah bar Türkçe- Arapça
1865 Tuna Tuna Türkçe- Bulgarca
1865 Şam Suriye Türkçe- Bulgarca
1866 Trablus garp Trablus garp Türkçe- Arapça
1867 Halep Gadir el-Fırat Türkçe- Arapça
1867 Girit Girit Türkçe- Rumca
1868 Edirne Edirne Türkçe- Rumca
1868 İşkodra İşkodra Türkçe
1868 Yanya Yanya Türkçe- Rumca
1869 Diyarbekir Diyarbekir Türkçe- Ermenice
1869 Bursa Hüdavendigar Türkçe- Ermenice
1869 Halep Fırat Türkçe- Arapça
1869 Konya Konya Türkçe- Rumca
1869 Selanik Selanik Türkçe- Rumca
1869 Selanik Selanik Bulgarca- Yahudice
1869 Trabzon Trabzon Türkçe- Rumca
1869 Bağdat Zevra Türkçe- Arapça
1871 Prizren Prizren Türkçe- Sırpça
1872 Kastamonu Kastamonu Türkçe
1872 Adana Seyhan Türkçe- Rumca
1872 Yemen Yemen Türkçe- Arapça
1873 Manastır Rumeli Türkçe
1874 Ankara Ankara Türkçe
1874 İzmir Adın Türkçe
1876 Hersek Neretva Türkçe- Sırpça
1877 Pristine/Üsküp Kosova Türkçe- Sırpça
1878 Sivas Sivas Türkçe
1882 Rodos Cezair-i Bahri Sefid Türkçe-Rumca
1884 Manastır Manastır Türkçe
1884 Musul Musul Türkçe
1888 Beyrut Beyrut Türkçe-Arapça
1903 Kudüs Kudüs Türkçe-Arapça
1908 Hicaz Hicaz Türkçe-Arapça
Vilayet gazetelerinde, padişah ile ilgili haberler öncelikle yer almaktadır. Bunun yanı sıra kamu görevlilerinin atama, yükselme ve ödüllendirilmeleri, yeni yasa, yönetmelik düzenlemeleri, hükümet, vilayet ve kamu kuruluşlarının çalışmaları, demiryolu, yol, telgraf hattı yapımları, sağlık konuları, yerel okul sınavları ve ödül dağıtma törenleri, hacıların gidişi, et, ekmek fiyatları, şiddetli yağmur ve kar yağışları, doğal afetler, kollu kuvvetlerinin başarılar, valilerin konuşmaları ve yazıları,savaşlar, yeni silahlari buluşlar, yabancı konsolosların gezileri, vilayet gazetelerinde yer alan haberler arasındadır.
Bu gazeteler işlevleri bakımından olduğu kadar, içerikleri açısından da zamanın gazetecilik koşullarını yerine getirmişlerdir. Yalnızca resmi nitelikli duyurularla yetinmemiş zamanın aydın kesimini oluşturan bürokratları muhabir ve yazar olarak kullanmış yerel sorunlar ve gelişmelerle ilgili yayınlar yapmış ve hatta yabancı gazetelerden alıntılarda bulunmuşlardır.
Vilayet gazeteleri ve bunların içerikleri hakkındaki bilgilere baktıktan sonra şimdi de bu gazetelerin özellikleri hakkında neler söylenmiş bunlara bakalım
Vilayet Gazetelerinin Özellikleri:
1) Vilayet gazeteleri, Anadolu basınına, yerel basına öncülük, önderlik ve rehberlik etmişlerdir.
2) Gazetelerin basıldıkları matbaalar, kamu işlerinin yanı sıra, özel kesimin işlerine de açık tutulmuş, böylece yerel basının başlaması ve saygınlık kazanması yoluyla önemli bir adım atılmıştır.
3) Matbaalarda çalışan personel önceleri çoğunlukla İstanbul’dan gelmiş ancak zaman içinde bölgeden de matbaacılar yetiştirilmiştir.
4) Bazı vilayetlerde “sanat okulları”, “sanayii okulları” açılmış, matbaalar birer uygulama yeri hâline getirilerek matbaacılık eğitimi verilmiştir.
5) Birçok vilayette, yayımlanan gazete, yörenin ilk süreli yayını olduğu için, gazeteciliğin alfabesinden başlanılarak, kitlenin basın aracılığıyla eğitilmesinde önemli adımlar atılmıştır.
6) Vilayetlere ilişkin nizamnameler; gazetelerde yer alacak resmi ve gayri resmi tüm yazıların, vilayet mektupçusunun sorumluluğu altında olduğunu “belirttiğinden, yazıların büyük bölümü mektupçular tarafından kaleme alınmıştır.
7) Gazetelerde yer alan yazılar genellikle imzasızdır.

Yazıların konuları tarihsel süreç içinde büyük farklılıklar göstermektedir.
9) Vilayet gazetelerinin yayınlarında, bilinçli bir gazetecilik yaklaşımı görülmemektedir.
10) Gazetelerde zaman zaman şiirlere, inceleme ve araştırmalara, tarih çalışmalarına da yer verilmiş, böylece taşra kültürüne olumlu bir hareketlilik getirilmiştir.
11) Yazıların bir bölümü de İstanbul gazetelerinden özetlenerek alınmıştır.
12) Gazetelerin soğuk bölümü, zaman zaman yönetimde bulunan kişileri de rahatsız etmiştir.
13) Bazı gazetecilerin bu bakış açısı, özellikle 2. Abdülhamid döneminde hükümeti rahatsız ettiğinden dahiliye nezareti 1889 yılında bir genelge yayımlayarak, vilayet gazetelerinde, İstanbul gazetelerinde yer alan yazıların içeriğinin dışına çıkılmamasını emretmiştir.
14) Daha sonra da edebiyatla ilgili yazılarla ilgili yasaklar getirilmiştir.
15) Bu uygulamalar sonucu ,vilayet gazetelerine ilgi azalınca, 1903 yılında vilayet gazeteleriyle ilgili bir kararname çıkarılmıştır. Bu kararnamede, vilayetlerde çıkan gazetelerin büyük çoğunluğunun, o yörenin tarımı ve doğal kaynaklarıyla ilgili sorunları aydınlatamadığı, ayrıca halkın kültürel ve mesleki gelişmesine de katkıda bulunamadığı belirtilmiştir.
16) Yine aynı kararnamede, bu kısırlığın önlenebilmesi için bilgi sahibi olan kişilerin gazetelerde yazı yazmasının sağlanması, yazıları herkesin anlayabileceği Türkçe’yle kaleme alınması istenmiş, muhtarların gazetelere abone olmaları gerektiği belirtilmiştir.
17) İki dilde yayımlanan vilayet gazetelerinde her iki dildeki metinler birbirlerinin aynısıdır.
18) Özellikle Anadolu’da yayımlanan bazı gazetelerde, Türkçe metinler Ermeni ve Rum harfleriyle aynı ama yine Türkçe olarak yer almıştır.
19) Türkçe dışındaki yayımlar genellikle sürekli olmamıştır.
20) Vilayet gazeteleri zaman zaman ilavelerde yayımlamışlardır.
21) Genellikle haftalık olan yayınlar çoğu kez düzensiz çıkmıştır.
22) Gazetelerin sayfa sayısı 2 ile 4 arasında değişmiştir.
23) Resim ve karikatürün yok denecek kadar az olduğu vilayet gazetelerinin önemli bir bölümünün baskı adedi 500 dolayındadır.
24) Vilayet gazeteleri, belirli merkezlerde halk tarafından okunmalarını sağlanmaları için duvarlara yapıştırılmıştır.
25) Bazı vilayet gazeteleri birkaç yıl sürebilmiş, bazıları ise son yıllara kadar yayımlanmıştır.
26) Bunların bir bölümü de, Cumhuriyetten sonra, özel gazeteciliğin özendirilmesi ve desteklenmesi için kapatılmıştır.
27) Basının, İstanbul’un tek elinden çıkmasına neden olan vilayet gazeteleri, Osmanlı Devleti’nin egemenliği altında bulunan yörelerde, gazeteciliğin yaygınlık kazanmasında önemli rol oynamıştır.
28) Anadolu’da birçok ilin ve Ortadoğu’daki bazı ülkelerin basın tarihleri, vilayet gazeteleriyle başlamaktadır.
29) Anadolu’da yerel gazeteler yayımlanırken, vilayet gazeteleri deneyiminden yararlanıldığı açıkça söylenebilir.
İKİNCİ BÖLÜM
2. KURTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİNDE YEREL BASIN
2.1. KURTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİNDE İSTANBUL BASININ ÖZELLİKLERİ
Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı Devleti ile itilaf devletleri arasında; 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanmış ve bu mütarekenin 7. Maddesi gereği ülkenin çeşitli bölgeleri işgal kuvvetleri tarafından işgal edilmiştir. Osmanlı parlâmentosunda Misak-ı Millinin kabul edilmesiyle itilaf devletleri 16 mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal etmiştir.
İstanbul’un işgal edilmesiyle, bir tarafta Mondros, Sevr ve İzmir’in işgali olaylarını dikkatle izleyen bağımsızlık yanlısı olanlar, diğer tarafta da bu harekete karşı çıkan, padişah ve saray yanlısı olan ve bağımsızlık yanlısı olanları hıyanetle suçlayanlar olmak üzere ulus ikiye bölünmüştür.
1918-1923 yıllarını kapsayan bu dönemde, merkezi İstanbul’da bir Osmanlı hükümeti, bir de merkezi Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti vardır. Osmanlı hükümeti işgal kuvvetleriyle işbirliği yapmakta, Ankara hükümeti ise, ülkenin bağımsızlığı için Kurtuluş Savaşını yürütmekteydi. Basında bu duruma paralel olarak İstanbul basını ve Anadolu basını olmak üzere iki merkezde gruplaşmıştır. İstanbul basınında da bu bölünmeyi yansıtan çeşitli gruplaşmalar müşahede edilmektedir.
İstanbul’ da yayınlanan gazetelerin bir kısmı, Mustafa Kemal Paşanın Anadolu’da yönettiği kurtuluş Savaşı’nı destekliyor, ancak Osmanlı hükümetinin 5 Şubat 1919 tarihli kararnamesiyle kurulan ve işgal kuvvetlerinin buna eklenen ve hatta şiddetlendiren sansürü yüzünden cesur ve bilinçli bir yayın yapamıyorlar, gerektiği şekilde seslerini duyuramıyorlardı. Bu nedenle mütareke döneminde gazeteler hem hükümetin hem de işgal kuvvetlerinin sansürü altına girmiştir.
Her şeye rağmen milli mücadele döneminde Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen gazeteler olmuştur. Bu gazetelerin başlıcaları şunlardır: İleri, Yeni Gün, Akşam ve vakit gazeteleri.
İleri Gazetesi: 1919 yılında Celal Nuri İleri ve kardeşi Suphi Nuri İleri tarafından kurulan ileri gazetesi, yayınlarında, ittihatçıları ve İstanbul hükümetini sert bir dille eleştiriyor ve milli mücadeleyi destekliyordu. Anadolu’daki kurtuluş cephesiyle ilgili haberler önce İleri gazetesinde yayınlanıyor. Başkumandan Mustafa Kemal’in halka duyurulmasını istediği haberler bu amaçla ileriye ulaştırılıyordu. İleri gazetesi milli mücadelenin İstanbul sözcüsü haline gelmişti. Atatürk tarafından yazılan ve bu gazeteye yollanan birçok yazılar başka isimlerle yayınlanıyordu.
Akşam Gazetesi: Necmettin Sadak, Kâzım Şinasi Dersan, Falih Rıfkı Atay ve Ali Naci Karacan tarafından 1918 yılında kurulan gazete Kurtuluş Savaşını desteklemiş ve cephelerden haber vermiştir.
Yeni Gün Gazetesi: 1918 yılında Yunus Vadi tarafından kurulan gazete, yayınlarında açıkça milli mücadele hareketini desteklediğinden ve 16 Mart işgal günü askerlerimizin şehzade başı karakolunda şehit edilişini yazdığından 17 Martta İngilizler tarafından matbaası basılmış ve Yeni gün kapatılmıştır.
Vakit Gazetesi: 22 Ekim 1917’de Mehmet Asım Us ve Ahmet Emin Yalman tarafından kurulan gazetede zamanın birçok aydını yazı yazmıştır. Ziya Gökalp, Halide Edip Adıvar, Ahmet Rasim gibi.
Kurtuluş savaşı ile bu savaşı yürütenler aleyhinde yayın yapan gazeteler ise , gerek İstanbul hükümeti, gerekse işgalci devletler tarafından her yönden desteklenmişler ve bu çeşit gazeteler için sansür söz konusu olmamıştır. Bütün güçleri ile Milli Mücadeleye bu gazeteler : İstanbul, Alemdar ve Peyam-Sabah gazeteleridir.
Bu iki grup gazetenin dışında kalan ve Anadolu hareketine destek veren gazeteler arasında “Tasvir-i Efkar”, “Tevhid-i Efkar”, “İkdam” ve “Tercuman-ı Hakikat” bulunmaktadır. “Tanin”, “Sebilür Reşat” gibi gazeteler de, zaman zaman hilafet yanlısı tutumlarını sürdürmüşlerdir.
2.2. KURTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİNDE YEREL BASIN HAREKETLERİ
Mütareke ve özellikle milli mücadele yıllarında Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde “Milli Mücadele basını” doğmuş ve gelişmiştir. En önemli bölgeleri düşman kuvvetleri tarafından işgal edilmiş, diğer kısımları bir “ölüm-kalım savaşı” hazırlığıyla çırpınan bir ülke de, en ilkel koşullarla filizlenme çabaları sürdüren basının tam bir hüviyete kavuşamayacağı aşikardır. Kağıdın, mürekkebin bile bulunmadığı, meslekten yetişmiş mürettip ve matbaacının olmadığı Anadolu illerinde, her çeşit yokluğa rağmen bir iki sayfalık gazeteler çıkarılmış, Anadolu halkının birlik ve beraberliğini sağlama çabaları sürdürülmüştür. İzmir, Balıkesir, Bursa, Konya, Kastamonu, Ankara, Adana, Sivas, Elazığ vs. illerde yayınlanan gazeteler, İstanbul hükümetinin yıpratmaya çalıştığı “Kuvayi Milliye“ ruhunun kuvvetlenmesi ve yaygınlaşması için , kahramanlık olarak nitelendirilecek ölçüde gayretler göstermişlerdir. Ancak bu yoğun çabalara karşı, tıpkı İstanbul basınında olduğu gibi, İstanbul’daki hükümetin ve onunla işbirliği halinde olan işgal kuvvetlerinin uydusu halinde faaliyet gösteren bir kısım gazetelerin varlığı da bir gerçektir.
Anadolu’da Milli Mücadeleye öncülük eden ve destek veren basının tek amacı, savaşın başarıya ulaştırılmasıdır. Dolayısıyla Türkçe olmayan azınlık gazeteleri, giderek kendiliklerinden kapanmışlardır. 1922 Eylülü’nde, Büyük Taarruzun arkasından zaferin kazanılmasıyla, Kuva-i Milliye karşıtı Türkçe basın da kendiliğinden yok olmuştur. Böylece 1919 Kemalist Anadolu’da başlayan tek dilli, tek sesli basın ortamı 1922 sonundan itibaren tüm Türkiye’ye yerleşmiştir.
1919 Mayısı ile 1938 yılının sonu arasında, Türkiye topraklarında 582 gazete yayımlandığı, bunlardan 176’sının İstanbul’da, 406’sının ise taşrada çıktığı belirlenmiştir. Taşrada yayımlanan gazetelerin illere göre dağılımı, İzmir (54), Trabzon (28), Adana (27), Ankara (25), Bursa (24), Samsun (16), Eskişehir (13), Kastamonu (12), Gaziantep (11)’dir.11 İlde birer gazete çıkarılmış, 10 ilde ise hiç gazete yayımlanmamıştır.
Ankara’nın bütün Türkiye’ye hitap eden “ULUS” gazetesi bir yana bırakılırsa, bu gazetelerde büyük tirajlara rastlanmamıştır. İzmir’de yayımlanan “Anadolu”, “Ahenk”, ”Hizmet” gazeteleri 5000-6000, Gaziantep’in “Halk Dili” 5000, Erzurum’un “Envar-ı Şarkiye’si” 1.700, Konya’nın “Babalık’ı” 1.500, Bursa’nın “Yeni Fikir’i” 1.200 tirajlıdır.
İstanbul’da yayınlanan gazetelerin %60’ı siyasi içerikli iken, bu oran taşra gazeteleri için %83’tür. Bu gazetelerin özel reklam gelirleri bulunmadığından 1937’lere kadar hükümetten maddi yardım almanın dışında yaşama şansları olmamıştır. (resmi ilan dağıtımı 1937 yılında başlamıştır.)
Kurtuluş savaşı yıllarında , İstanbul basınına nazaran savaşın kaderinde önemli rol oynayan Anadolu’daki yerel gazeteler, Milli Mücadeleye öncülük edenler ,Milli Mücadeleyi destekleyenler ve Milli Mücadeleye karşı çıkanlar şeklinde gruplandırılmış ve bu şekilde yayın hayatlarına devam etmişlerdir.
Milli Mücadeleye öncülük eden gazeteler arasında İzmir’de Hukuk-Beşer, Ankara’da Yeni Gün, Eskişehir’de Yeni Dünya, Milli Mücadeleyi destekleyenler arasında ise Yeni Edirne, Erzurum’da Al bayrak, Adana’da Yeni Adana, Balıkesir’de ses gazeteleri sayılabilir. Bu gazetelerden Yeni Adana (1918), Antalya (1922) , Bartın (1924), Yeşil Giresun (1925) , Kayseri’de Ülker (1927), Elazığ’da Turan (1930) halen yayınlarını sürdürmektedirler.
2.3. KURTULUŞ SAVAŞINA ÖNCÜLÜK EDEN VE SAVAŞI DESTEKLEYEN YEREL ANADOLU GAZETELERİ
15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesiyle , Anadolu’nun çeşitli illerinde , bu işgale tepki olarak gazeteler kurulmuş , vatansever aydınlar tarafından çıkarılmaya başlayan bu gazeteler işgallere şiddetle karşı çıkmıştır. Ayrıca Atatürk’ün emir ve direktifleriyle de önce Sivas’ta sonra da Ankara’da gazeteler çıkarılmıştır.
2.2.1.1. KURTULUŞ SAVAŞINA ÖNCÜLÜK EDEN GAZETELER
A) Hukuk-u Beşer Gazetesi: Osmanlı Sulh ve Selamet Cemiyeti’nin sözcülüğünü yapan Hukuk-u Beşer gazetesinin başyazarı olan Osman Nevres’in (takma adı Hasan Tahsin) 1919 Mayıs’ında İzmir kordon boyunda karaya çıkan Yunan askerlerine ilk kurşunu atmasıyla, Anadolu basınının düşmana karşı ilk direnişi başlamıştır.
Gazeteci Osman Nevres , Selanik’te doğmuş, Fevziye Lisesini bitirmiş, Paris’te Siyasal Bilgiler Okulu’ndan diploma almıştır. İstanbul’a döndükten sonra, Osmanlı devleti aleyhine Balkanlar’ı karıştıran İngiliz Burstan kardeşlerin gizli faaliyetlerini önlemekle görevlendirilmiştir. Bu kardeşlere Bükreş’te yapılan suikast nedeniyle devletinin müttefikleri tarafından alınması üzerine İstanbul’a dönmüştür. Nevres mütareke günlerinde İzmir’de gazetecilik yapmıştır. Hukuk-u Beşer gazetesinin başyazarı olarak yazdığı makalelerde, düşmana karşı “toptan direnişi” savunan Osman Nevres, attığı kurşunlarla İzmir’e çıkan Yunan Birliğinin ilk askerini öldürmüş, ancak olay yerinde süngülenerek şehit edilmiştir. Bu olayın basın tarihi açısından önemli yanı, işgal kuvvetlerine ilk kurşunun bir gazeteci tarafından atılmış olmasıdır.
b) İrade-i Milliye: Anadolu’da milli mücadelenin ilk gazetesi, Mustafa Kemal’in, Erzurum’dan Sivas'’ gelerek, 4 Eylül 1919'’da Sivas kongresini topladığı sırada, Kuvayi Milliye sözcülüğünü yapmak ve düşüncelerini yaymak amacıyla 14 Eylül 1919’da yayınlanan “İrade-i Milliye” dir. Heyet-i Temsiliye adına Mustafa kemal tarafında kurulmuş, ancak gazete çıkarmak imtiyazı Sivaslı Sefahattin Ulusalerk adına alınmıştır. Yazı işleri müdürü Mashar Müfit Kansu’dur.
İki sütun üzerine dizilen, haftada iki defa yayınlanan, vilayet basımevinde basılan gazete yüz paraya satılıyordu. Sivas kongresi zabıtları ve Mustafa Kemal’in bildirileri bu gazetede yayınlanıyordu. Başlangıçta haftada bir gün yayınlanan gazete, bir aralık haftada iki gün yayınlanmış, daha sonraları günlük hale getirilmiştir. 1922 yılı sonuna kadar üç yıl yayın hayatını sürdürmüştür. Anadolu’nun her tarafına gönderilen bu gazetedeki yazıların Mustafa Kemal’in dikte edildiği iddia edilmektedir.
c) Hakimiyet-i Milliye: 1919 yılı Aralık ayının son günlerinde Heyet-i Temsiliye reisi sıfatıyla Ankara’ya gelen Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’da kurulan “Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” nin kararlarını millete duyuracak bir gazeteye şiddetle ihtiyaç duyulduğunu görmüş ne Konya’dan getirtilen baskı makineleriyle meclis bahçesindeki binada bir basımevi kurulmasını sağlamıştır. Bütün hazırlıklar iki hafta içinde tamamlanmış ve gazeteye “Hakimiyet-i Milliye” adı bizzat Mustafa Kemal tarafından verilmiştir.
Gazetenin yazı işleri müdürlüğüne Nizamettin Nazif getirilmiş, ilk sayısı Atatürk’ün başarısı ile 10 Ocak 1920’de yayınlanmıştır. Haftada iki gün yayınlanan gazetenin sorumlu müdürü Recep Zühtü'd’r. gazetenin başlığı altında “mesleği, milletin iradesine hakim kılmaktır” cümlesi yazılıydı. 18 Temmuz 1920’de haftada üç gün basılmaya başlamıştır. 6 Şubat 1921’de günlük hale getirilen gazetenin yazı işleri müdürlüğüne daha sonra sırasıyla Hüseyin Ragıp Baydır, Nafi Atuf Kansu ve Ziya Gevher Etili atanmışlardır. Bu günlerde Ankara’da bulunan aydınlar ve gazeteciler Hakimiyet-i Milliye’ye yazı verdiklerinden, gazetede zengin bir yazı kadrosu oluşmuştur. Ağaoğlu Ahmet, Hüseyin Tevfik, Ruşen Eşref, Dr. Adnan Adıvar, Mahmut Esort, İzzet Ulvi, Dr. Tevfik Rüştü Aras, Yusuf Akçura bunlar arasındadır.
Daha sonraları, Hakimiyet-i Milliye, giderek Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Fırkası’nın (CHF) yayın organı haline dönüşmüş, Özellikle Falik Rıfkı Atay’ın başyazarlığında, Ankara rejiminin görüşlerini yansıtan “bir parti hatta devlet sözcüsü” görünümünü almıştır. Hakimiyet-i Milliye 1934-1971 yılları arasında “Ulus” adıyla yayımlanmış, daha sonra “Yeni Ulus”, “Halkçı Ulus”, halkçı ve “Barış” adlarıyla yayınlarını sürdürmüşlerdir.
d) Öğüt: 2 Ocak 1918’de Abdülgani Ahmet Bey tarafından Afyon’da kurulan, Yunanlıların İzmir’i işgal etmeleri üzerine Konya’ya taşınan, Konya’da İtalyan’ların baskılarıyla yayın yapamaz hale gelen Öğüt Gazetesi, 1921 Temmuzunda Ankara’da Akşam Gazetesi olarak yayınlanmaya başlamıştır. Gazetenin yazı işleri müdürlüğünü Sadri Ertem yapmakta, yazar kadrosu Münir Müeyyet Bekman, Lütfü Arif Keramettin, Raif Nezihi, Celal Davut ve Enver Behnan’dan oluşmaktadır. Milli mücadelenin üçüncü önemli gazetesi olan Öğüt 1923 yılına kadar yayınlarının sürdürmüştür.
2.2.1.2. KURTULUŞ SAVAŞINI DESTEKLEYEN GAZETELER
Milli mücadeleye destek veren gazeteler şunlardır:
a) Ses Gazetesi: Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasında iki hafta önce, 17 Ekim 1918’de, Balıkesir’de haftalık olarak yayınlanan Ses Gazetesinin sahibi ve başyazarı Çantayzade Hasan Basri’dir. Nishası bir kuruşa satılan bu gazete 1919 yılı ortalarına kadar yayını sürdürmüş İzmir ve havalisini kimseye verilmeyeceği fikrini savunmuştur.
b) Doğrusöz Gazetesi: İzmir’in işgalinden bir hafta sonra 22 Mayıs 1919’da Balıkesir’de Doğru Söz gazetesinin ilk sayısı yayınlanmıştır. Vilayet matbaasında basılan gazetenin imtiyaz sahibi Sındırgılızade A. Bakir, Varnalızade İsmail Hakkı’dır. Başlığının altında “haftada bir defa, Perşembe günü çıkar, müstakil gazetedir. “ ibaresi mevcuttur. (Doğru Söz’ün 5 Haziran 1919 tarihinde üçüncü sayısında “manda teklifi” şiddetle eleştirilmiş, Türk için “Ya İstiklal, Ya Ölüm” şeklinde belirlenen iki yol olduğu dile getirilmiştir.
c) İzmir’e Doğru Gazetesi: 16 Kasım 1919’da Balıkesir’de yayınlanan bu gazete Kuvayi Milliyenin Ege’deki sözcüsü durumunda olan, en önemli yayın ürünlerinden biridir. Bu gazetenin yayınlanması için çaba harcayanlar Vasıf Çınar, Esaf Çınar, Mustafa Necati adındaki genç ve vatansever aydınlardır.
O günlerde Balıkesir’de bir Fransız birliği vardı. Şehirde İngiliz Muhipler Cemiyetinin egemenliği büyük ölçüde hissedilmektedir. Bu koşullara rağmen yayınlanan tek yapraklı gazete, aynı zamanda işgal altındaki İzmir’e ışık getire, ümit saçan bir yayın organı olmuştur.
16 Kasım 1919’da ilk sayısı yayınlanan İzmir’e Doğru Gazetesi, bin adet basılmış, bir kısmı savaş hatlarına yollanmış geri kalanı da köy ve kasabalara ulaştırılmıştır. Haftada iki gün yayınlanacağı ilk sayısında bildirilen gazetenin fiyatı iki kuruştur. Başlığının altında Harekat-ı Milliyenin Hadim ve Müverricidir” cümlesi yazılı olan gazete bir gün “Amal-i Milliye’yi müdafaa edecek yazılar”ı kabul edeceğini ilan ediyordu.
Adından da anlaşılacağı üzere bu gazetenin ana konusu ve amacı İzmir’dir. Nitekim 27 Kasım 1919 tarihli 4. Sayısında İzmir için miting yapılacağını bildirmiş ve belediye önünde toplanılmasını önermiştir. Mitingten sonra ilk defa dört sayfa olarak yayınlanan gazetenin tirajı da artmış ve 3 bin nüsha basılmıştır. Baskı işi, kolla çevrilen eski bir makineyle yapılmış, yazı işleri odası olarak Kuvayi Milliye karargahı olan Halit Bey Konağı kullanılmıştır.
Haber yönünden zengin bir içeriğe sahip olan gazetenin aboneleri de mevcut olmakla beraber, önemli bir kısmı parasız dağıtılmaktadır. Maddi sıkıntılara, kağıt ve mürekkep temini güçlüklerine ve ilkel baskı araçlarına rağmen, 11 aralık tarihli nüsha 4 bin adet basılmıştır. İlk defa bu nüshada “Mustafa Necati” imzasıyla Basmakele yayınlanmıştır.
İngiliz muhipler cemiyetine bağlı Said Molla ile çevresindekilerin desteğini sağlayan Anzavur’un Kuvayi Muhammediye adlı çetelerinin, Kuvayi Milliye yi dağıtma gayretleri karşısında İzmir’e Doğru Gazetesi, halkın topyekün mücadeleye katılmasını amaç edinen en önemli yayın organı olmuştur. Gazetenin 7 ocak 1920 tarihli sayısında bu amacın en belirgin örneği görülmektedir. Mustafa Kemal’in birlik ve beraberlikle ilgili, Sivas ve Erzurum kongreleri esaslarını millete duyurulması hakkındaki ilk genelgesi bu gazetede yayınlanmıştır. O günlerde İstanbul’da hem hükümet hem de işgal kuvvetlerince sansür uygulanmakta olduğundan İstanbul gazetelerinde yayınlanamayan yazılar da Balıkesir’e gönderilmekte ve İzmir’e Doğru Gazetesiyle kamuoyuna yansıtılmaktadır.
Kağıt sıkıntısının belirli ölçüde artmış olmasına rağmen, gazete 28 Ocaktan itibaren haftada üç defa yayınlanmaya başlamıştır. 21 Mart günlü sayısında Ankara’da bir millet meclisi toplanacağını bildirmiş, 28 Mart 1920 tarihli nüshada ise Damat Ferit ve “hempalarının” vatan haini oldukları millete ilan edilmiştir.
27 Haziran 1920’de Yunanlılar Balıkesir’i işgal ettiğinde, 74 sayı çıktıktan sonra İzmir’e Doğru Gazetesi kapanmıştır.
d) Yeni Adana: Milli mücadeleyi destekleyen gazetelerden biri de, Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra Fransızlar tarafından işgal edilen Adana’da, 25 Aralık 1918’de yayınlanmaya başlayan Adana ve onun devamı olan yayınlarını sürdürecek olan Yeni Adana Gazetesidir. Adana ilinin işgalini alkışlayan ve İstanbul hükümetinin tutumunu savunarak Kuvayi milliye aleyhtarlığı yapan “Ferda” adlı gazeteye tepki olarak doğan Adana Gazetesi, Yedek subay Yozgatlı Avni ile Öğretmen Ahmet Remzi tarafından yayınlanmıştır.
Çukurova’nın Türk olduğunu haykıran bu gazete ancak üç sayı çıkarabilmiş, işgal kuvvetlerinin baskısı sonucu, valilikten gelen bir emirle kapatılmıştır.
Yozgatlı Avni ile Ahmet remzi bu kapatma olayı üzerine yılmamışlar Yeni Adana adında bir gazete çıkarmak için valiye başvuruşlar ve gerekli müsaadeyi almışlardır. Yeni Adana, Hayat Basımevinde basılmakta ve Adana halkı için umut kaynağı olmaktadır. Gazetenin 8. nüshasında Avni Doğan imzasıyla yayınlanan “Kanuna Saygı” başlıklı yazıda gazete kapatılması eleştirilmekte, Adana gazetesinin kapatılmasının kanunsuz olduğu belirtilmektedir. Bu yazı üzerine milli mücadele aleyhtarı Ferda Gazetesinin sahibi Ali İlmi, Avni Doğan ve Ahmet Remzi’yi ittihatçılıkla suçlamış ve basımevinin kapatılmasını, aynı zamanda da bu iki genç gazetecinin tutuklanmasını sağlamıştır. Daha sonra tutukluluk halinden kurtulan Avni doğan 1919 yılının son aylarında Boğazlayan Kaymakamı olarak görevlendirilir. Arkadaşı Ahmet Remzi, Adana Müdafaa-i hukuk Cemiyetini kurmak ve Adana halkının sesini duyurmak için yeni Adana’yı yayınlamak ister ve Boğazlayan’a gelir. Konya’da yayınlanan Öğüt Gazetesiyle gerekli temaslar sağlanarak, birkaç kasa hurufat ile eski bir pedal makinesi temin edilir. Torosların eteğindeki Gebelek istasyonunda, kör bir hatta çekilen hurda bir vagon içinde 25 Temmuz 1920’de Yeni Adana’nın 9.sayısı yayınlanır.
Kuvayi Milliyenin cephe harekatına paralel olarak istasyonlardaki vagonlar da yer değiştirdiğinden Yeni Adana’nın 5 Ağustos 1920 tarihli 10. Sayısı Bilemedik istasyonunda yayınlanmıştır. Bir gün sonra Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Toroslara gelmiş, gerekli temasları yapmıştı. Bu nedenle Yeni Adana’nın 11 sayılı nüshasında Mustafa Kemal’in Pozantı’dan Adana halkına yolladığı beyanname yayınlanmıştır.
O günlerde gazetenin tüm kadrosu yazar Ahmet Remzi ile mürettip Hamdi’den oluşmaktaydı. Hurda pedal makinesi büsbütün yıpranmış ve baskı yapamaz hale gelmiştir. Adana’da, işgal kuvvetlerinin himayesinde yayınını sürdüren Ferda ve Adana postası gazeteleri Kuvayi Milliyecileri soyguncu ve yağmacı olarak nitelendirmekteydiler. Bunlara karşı cevap verebilmek için yayın hayatını sürdürmek zorunda olan Yeni Adana her türlü yokluk ve zorluklara göğüs gererek yaşamaya çalışıyordu.
9 Eylül 1920’de böylesine güç koşullara rağmen Yeni Adana’nın ilk Pozantı nüshası yayınlanabilmiştir. Gazetenin yazar kadrosu bir hayli genişlemiş, Yedek subay ferit Celal aynı zamanda gazetenin yazı işleri müdürlüğü görevini de üstlenmiştir. Yahya Nüzhet, Naci Akverdi, Hacı Gülek gibi yedek subaylarda gazetenin yazarları olmuşlardır.
Yazı işleri müdürü Ferit Celal, Dündar takma adıyla baş yazıları yazıyor, Yeni Adana muntazam haftada iki gün yayınlanıyor, bütün vatansever Adanalılar Yeni Adana nüshalarını, işgal altındaki kentin her köşesine, her köyüne ulaştırmak için büyük çaba harcıyorlardı. Bir süre sonra günlük hale getirilen gazete, Sakarya savaşları dolayısıyla kağıt sıkıntısının artması üzerine, önce haftada dört gün, daha sonra da haftada üç gün çıkmaya başlamıştır.
Sakarya zaferinin kazanılmasının ardından 27 Kasım 1921 tarihli 184 sayılı nüshada Pozantı’da basılmış, 12 gün aradan sonra, Adana’ya taşınan gazete, Camiikebir Caddesinde Osmanlı Basımevinde yayınlarını sürdürmüştür. 1 Ocak 1921 tarihli nüshasında, dört sayfa olarak gün aşırı yayınlanacağını okutucularına bildiren gazete, 5 Ocak sabahı Adana’nın yedi ay sonra da bütün Anadolu’nun düşman istilasından kurtuluşunu müjdelemiştir.
e) Açıksöz Gazetesi: 15 Haziran 1919’da Kastamonu ilinde yayınlanmaya başlayan Açıksöz Gazetesinin kurucuları, aynı yıl Kastamonu lisesini bitiren Hüsnü Açıksöz, Ahmet Hamdi ve Tahir Karaoğuz adındaki gençlerdir, gazetecilik bilgileri olmayan, politikadan anlamayan, paraları dahi bulunmayan, sadece ülkenin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle ulusa seslerini duyurabilmek için heyecan duyan bu gençler, Lise Müdürü Behçet Nida ve tarih Öğretmeni İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın yazı ve yardım vaatlerine güvenerek işe başlamışlardır.
İlk nüshasındaki “Mesleğimiz” başlıklı yazıyla izleyicileri yolun, particilikten ve kişisel çıkarlardan uzak olduğunu, hakkın ve hakikatin sesini duyurmak amacıyla haftada iki defa yayınlanacağını bildiren gazetenin sahibi ve yazı işlerinden sorumlu müdürü Ahmet Hamdi’dir. Nüshası iki kuruş olan gazete 300 adet basılmış, bütün vatandaşları yurdun çıkarları uğruna birlik ve beraberliğe davet etmiştir.
1920 yılının ilk aylarında maddi sıkıntılar içinde çırpınan ve gerekli kağıdı temin edemeyen gazete, dört sayfa yerine bir sayfa olarak yayınlarını sürdürmüş, ancak İstanbul’un işgali haberini bildiren 21 Mart günlü nüshası büyük bir fedakârlıkla yine dört sayfa olarak dizilmiştir.
1921 yılının ilk aylarında, yayınlanma günlerinde değişiklik olmuş ve gazete 9 Mart gününden itibaren, Cumartesi dışında her gün çıkmaya başlamış, ancak sayfa adedi dörtten ikiye indirilmiştir.
AçıkSöz gazetesi 1932 yılına kadar yayınlanmış ve beş yıllık bir duraklamadan sonra yine Hüsnü Açıksöz tarafından 1937 yılında “Doğrusöz” adıyla yayınlarına devam etmiştir.
f) Babalık Gazetesi: Konya’da yayınlanan bu gazetenin, yukarıda sayılanlara nazaran değişik bir yönü olduğunu belirtmekte yarar vardır. Çünkü incelediğimiz gazetelerin hepsi mütareke ve milli micadele döneminin ürünü olduğu, işgal altındaki Anadolu topraklarının kurtuluşunu amaç edinen bir zorunluluktan doğduğu, daha açık bir deyimle Kuvayi Milliye ruhuyla yeşerip filizlendiği halde, Babalık Gazetesi o günlerde on yıllık bir geçmişe ve tecrübeye sahip bulunmaktadır.
II. Meşrutiyet Döneminin ürünü sayılan bu gazete 23 Aralık 1910’da Konya’da yayınlanmaya başlamıştır. Yayına başladığı günlerde ve daha sonraki yıllarda ülke yönetiminde İstanbul hükümeti yegâne söz sahibidir. Bu koşullara rağmen Babalık Gazetesi, milli mücadele yıllarında, İstanbul hükümetinin geleceğine isabetli bir teşhis koymasını bilmiş ve Kuvayi Milliyenin Konya’da büyük dayanaklarından biri olmuştur.
Yayına başladığı günden itibaren düzenli olarak haftada iki gün çıkan bu gazete, 1921 yılının 5 Nisan günü, ilk defa haftanın her günü çıkan günlük bir gazete olmuştur. Yurdun çıkarları söz konusu olduğu zaman particilik tutkularını bir tarafa itivermeyi bilen, tutucu ve hilafetçi grubun baskı ve saldırılarına rağmen daima ilerici fikirlerin savunucusu olan, İtalyan işgaline ve ilçelerine kadar yaklaşan Yunan tehlikesine aldırış etmeden, Mustafa Kemal’in Erzurum Kongresi’nde belirlediği temel ilkeleri kamu oyuna yansıtmaya çalışan bu gazete seçkin bir yazar kadrosuna sahiptir.
Babalık gazetesinin kurucusu Yusuf Mazhar baş yazar ve yazı işleri müdürü Samizade Süreyya’dır.Namdar Rahmi, Reşat Ekrem Koçu, şair Yahya Saim, Saadettin Nüzhet, Enver Behnan, Şapolyo ve Servet İskit gibi basın ve edebiyat alanında daha sonraları isim yapacak olan ünlü kalem sahipleri, bu gazetenin yazar kadrosunu oluşturmuşlardır. Sarıklı bir yazar olan Takva, uzun yıllar bu gazeteye emek vermiştir.
Babalık’ın 27 Nisan 1922 tarihli nüshasında gazetecilik mesleği konu olarak ele alınmış “Bu memlekette her aklına gelenin gazete çıkarması”, “üç kelimeyi doğru veya yanlış yan yana getiren ve birazda kasesine güvenen her şahsın kendisinde gazete çıkarmak” yetkisini bulması ağır eleştiriye tabi tutulmuştur.
Büyük taarruzun başladığı günlerde, Babalık gazetesi, Taarruzun her yeni gelişmesini, sabah akşam çıkardığı ilavelerle halka duyurmuştur. Bu ilaveler halka parasız dağıtılmıştır. İşte bu neden Garp Cephesi Kumandanı İsmet Paşa, gazetenin başyazarı Samizade Süreyya’ya çektiği telgrafta, “Babalığı, Garp Cephesinin vefakar bir arkadaşı addediyoruz.” Cümlesini kullanmıştır.
Gazi Mustafa Kemal Paşanın, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” cümlesiyle sonuçlanan tarihi günlük emrinin tam metni 3 Eylül 1922 tarihli Babalıkta yayınlanmıştır.
Babalık gazetesi 1930 yılına kadar Yusuf Mashar yönetiminde yayınlanacak, onun ölümünden sonra, eşi ile yeğeni Arif yönetiminde yirmi yıl daha yayınını sürdürecek, ancak eşinin ölümü ile kapanacaktır.
Bu sayılan gazetelerden başka Anadolu’nun diğer şehirlerinde de, Milli Mücadeleyi destekleyen ve Kuvayi Milliye ruhunu geniş halk topluluklarına yansıtmaya çalışan gazeteler yayınlanmıştır. Örneğin Erzurum’da Al bayrak, Amasya’da Emel, Edirne’de Ahali, Trabzon’da İstikbal, Giresun’da Işık, Samsun’da Ahali, Antalya’da Anadolu, Elazığ’da Satvet- i Milliye, Maraş’ta, Amal- i Milliye, Bolu’da Dertli ve Türk oğlu, Artvin’de Yeşil Yuva bu amaçla yayınlanmış gazetelerdir.
2.3. KURTULUŞ SAVAŞI SONRASINDA, TEK PARTİ VE ÇOK PARTİLİ DÖNEMDE TÜRK BASINININ GENEL GÖRÜNÜMÜ
Hükümet, gerek Cumhuriyet’in ilanı ve hilafetin kaldırılışı aşamalarında, gerekse Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve serbest Cumhuriyet Fırkası (1930) deneylerinde, bazı İstanbul gazeteleri tarafından eleştirilere uğramış, buna karşılık bazı gazetecilerde İstiklal Mahkemelerinde yargılanmıştır. Bu gelişmelerden sonra, Cumhuriyet Halk Fırkası içinde étek partili otoriter resim” arayışları ve muhalif gazetecileri suçlama eğilimleri yoğunluk kazanmıştır.
Bu ortamda hazırlanan 70 maddelik matbuat Kanunu tasarısı 1931 yılında kabul edilmiştir. Matbuat Kanunu, basının çalışmalarıyla ilgili sınırlamaları içermektedir. Bu kanunda birkaç önemli maddeye bakacak olursak;
- Gazete ve dergi çıkarmak isteyenlerin, bunların çıkarılacağı yerin en yüksek mülki amirine, kanunun istemiş olduğu bilgileri kapsayan bir beyanname vermeleri yeterlidir.
- Vatan, Milli Mücadele, Cumhuriyet ve devrim düşmanlığı yüzünden hüküm giymiş olanlar yada milli mücadelede işgal altında düşman işgallerine hizmet edici yayın yapmış olan kişiler gazete çıkartamazlar.
- Gazete yada dergilerin başyazarları, genel yayın müdürleri ve yazı işleri müdürlerinin yüksek okul bitirmiş olmaları gerekir.( Kanunun yayımlandığı tarihte, anılan görevlerde bulunanlar bu hükmün dışında bırakılmışlardır.)
- Gazete ve dergilerde çalışan bütün muhabir, yazar ve fotoğrafçı, ressam ve idare memurlarının adlarının hükümete bildirilmesi zorunludur.
- Bir gazete yada derginin özel olarak kendi araçlarıyla elde ederek yayımladığı bir haber, aradan 24 saat geçmeden başka bir yayın organınca kullanılamaz.
- Açık saçık resim ve yazılar, suç işlemeye kışkırtıcı, basın yoluyla şantaja yol açacak ve yalan yayınlar yasaktır.
- Piyango ve tombala gibi şans oyunları düzenlenmez.
- İntihar olayları yayımlanamaz.
Matbuat kanunundan sonra 1935’lere geldiğimizde Ankara’da ilk kez bir basın kongresi düzenlenmiş, bu kongrede basının amaçları anlatılmaya çalışılmış ve bir basın birliği kurmak amaçlanmıştır.Birinci basın kongresi (1935) olarak adlandırılan bu kongre bir yıl sonra tekrar toplanmayı kararlaştırmıştır fakat 1975 yılına kadar toplanamamıştır.
Tek partili dönemde, daha sonraları ceza kanununda değişiklik (1938) yapılmış ve 1940- 1947 yılları arasında da sıkı yönetim dönemi yaşanmıştır.
İkinci dünya savaşı başlayınca, 22 Kasım 1940’ta bazı illerde geçerli olmak üzere, bir ay süreli sıkı yönetim ilan edilmiştir.Üçer aylık dönemler için uzatılarak, 1947 Kasım ayına kadar süren sıkı yönetim de basına yeni sınırlamalar getirmiştir.Bu dönemde gazeteler hem hükümet, hem de sıkı yönetim kararlarıyla kapatılmıştır.
1941’de Türkiye’de toplam tiraj 20 binin üstündedir.Ayrıca 227 dergi yayım hayatındadır.1946’da ise günlük tirajları 100 bine yaklaşan 202 gazete ile 302 dergi yayınlanmaktadır.
Bu arada o yıllarda, yerel gazetecilik açısından önemli bir gelişme de, Ulus Gazetesinin, “Karagöz” ekiyle köylü vatandaşlara ulaşma girişimidir. Karagözde haberler basite indirgenmiş, Türkiye ve dünyadaki önemli gelişmeler, ünlü gölge oyunu tiplemeleri Karagöz ve Hacivat’ın ağzıyla “hedef kitle” “Çarıklı Erkana”aktarılmaya çalışılmıştır.
Bu amaçla daha sonra “Muhtar Dayı” ve “Saban” adlı gazetelerde çıkarılmıştır. Bu tür yayınlardaki amacın, köy enstitüleri fikrinin yaygınlaştırılması olduğu açıklanmıştır. Anvak bu girişimlerden beklenen sonuç alınamamıştır.
Kurtuluş Savaşından sonra, susan İstanbul basını yine ön plana geçmiş, yerel basın ise bir duraklama dönemine girmiştir. Bu duraklama 1946 yılına, çok partili döneme geçişe dek sürmüştür. 1946-1957 yılları arasında, yerel basında, Meşrutiyet Dönemine benzeyen, fakat oldukça kısa süren bir canlanma görülmektedir.
Demokrat Parti henüz iktidara gelmeden, muhalefetteyken basının çektiği sıkıntıları anladığını ve bu sıkıntılara, iktidara geldiğinde, çare bulacağını vaadetmiştir. Onun için tek parti döneminde büyük sıkıntılar içinde bulunan basınının büyük desteğini almıştır. 1950’de iktidara geldiğinde ise basın kanunu tasarısını hazırlayarak, basınla ilgili ilk düzenlemelere başlamıştır.
5850 sayılı basın kanunu 15 Temmuz 1950 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş, 24 Temmuz 1950 tarihinde de yürürlüğe girmiştir. 5850 sayılı basın kanunu şu düzenlemeleri içermektedir.
Basın kanunu, 1931 tarihli matbuat kanununun hükümete tanıdığı yetkileri kaldırmıştır. Artık gazete çıkarmak için izin almak gerekmemekte, bildirimde bulunmak yeterli sayılmaktadır.
Basın suçları “toplu basın mahkemeleri”nde incelenmektedir. Gazete sahipleri, yayınlardan dolayı cazayi sorumluluk taşımamaktadır. Bu arada, “kötü ünlü” kişilerin gazetecilik yapmalarını yasaklayan, her türlü yoruma elverişli eski maddeler yeni kanunda yer almamıştır.
Ayrıca, matbuat kanunundaki 51. madde demokratlaştırılarak 31. madde olarak alınmış ve yurtdışında basılan yayınların, Balanlar kurulu kararlarıyla sansür edilebilmesi öngörülmüştür.
Bu yasa günümüze kadar on kez değişikliğe uğramıştır. Ayrıca bu yasadaki para cezalarının hadleri, 7.12.1988 ve tarih ve 3506 sayılı yasayla değişik oranlarda artırılmıştır. Çıkarıldığında oldukça demokratik niteliklere sahip bulunan ancak sonradan bir çok maddesi anti demokratik olarak değiştirilen yasa, hala yürürlüktedir.
Daha sonra, 1952 yılında, basın mesleğinde çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki ilişkileri düzenleyen basın iş kanunu çıkarılmış, bu kanunla da gazeteciler, sendika kurma hakkına kavuşmuşlar, sosyal sigortadan yararlanır olmuşlardır. Kanun ayrıca, işverenin gazetesiyle yazılı iş anlaşması, yapması iş anlaşmasını bozmak isteyen işverenin gazeteciye kıdemine göre tazminat ödemesi, askerlikte, mahkumiyette ve gazetenin kapanması durumlarında gazeteciye ücret verilmesi, haftalık tatil, yıllık ücretli izin gibi yeni haklar sağlanmıştır. 12.2.1954 tarihinde çıkarılan 6253 sayılı bir kanunla, bu kanunun 10,15,17,20 ve 28. maddeleri değiştirilmiş ve kanuna ek üç madde getirilmiştir. Sonraları, basında sosyal hakları daha da güvenceye alan 10 Ocak 1961 tarihli 212 sayılı kanun kabul edildiğinde, işverenlerin tepkisine yol açmıştır. Bu kanunla, fikir işçilerine getirilen yeni haklara karşı çıkan gazete işverenleri, üç gün süreyle gazetelerini yayımlamamışlardır.
Demokrat partinin kurulması ve yurt düzeyinde örgütlenmesine koşul olarak, bu partiyle programını destekleyen gazeteler, yurdun her ilinde ve ilçesinde yayınlanmaya başlamıştır. Bu canlanma dönemi oldukça kısa sürmüştür. Demokrat parti iktidarının oturmaya başlamasıyla, devlet kesesinden, kendisini destekleye gazetelere, basına yardım adı altında, parasal çıkar sağlanması, gazetecilikle ilgisi olmayan ve çoğunlukla matbaa sahibi veya parti örgütlerinde gazete çıkarmaya başlamalarına yol açmıştır. Bu durumda amaç, salt dağıtılan bu maddi çıkarlardan yararlanmak olduğundan, bu gazeteler içerik ve işlev bakımından okuyucuya bir şeyler verme ve kamu yararına çalışma endişesinden uzaklaşmışlar, bunun sonucu olarak da 1950 yılından sonra, giderek yerel basının, basın olarak işlevinden söz etmek olanaksız duruma gelmiştir.
Demokratik bir seçimle çok partili hayata geçildiğinde iktidara gelen kadroların hemen hepsi, tek parti döneminde CHP içinde politika yapan kişilerdir. Yıllarca tek parti disiplini içinde bulunan bu kadrolardan, bir seçimle iktidara geldikten sonra, eski alışkanlıklarını terk etmelerini, demokrasinin tüm gereklerini yerine getirmelerini beklemek yanlış olmuştur. Tek parti döneminin en büyük özelliği olan eleştiriye tahammülsüzlüğü, DP yöneticilerinde de açıkça görülmüştür.
İktidara seçimle gelen demokrat parti, iktidardan 27 Mayıs 1960’da askeri darbeyle indirilmiş ve ülkede yönetim, ordu adına Milli Birlik Komitesi tarafından devam ettirilmiştir. Milli Birlik Komitesi, demokrat partinin basınla ilgili yaptığı kanunların bir çoğunu değiştirmiş ve basının rahat bir nefes almasını sağlamıştır.
1961 anayasasının 20. maddesinde, “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir;düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim ile veya başka yolarlar tek başına veya toplu olarak açıklayabilir veya yayabilir. “ Hükmü yer almıştır. Aynı madde de ayrıca, “kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz” denilerek, düşünce özgürlüğünün, düşünceleri açıklamamak hakları da kapsadığı belirtilmiştir. 22. maddede de, “basın ve haber alma hürriyeti, ancak milli güvenliği veya genel ahlakı korumak, kişilerin haysiyet, şeref ve haklarına tecavüzü, suç işletmeye kışkırtmayı önlemek ve yardım görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak için kanunla sınırlanabilir. “ hükmü yer almıştır.
İhtilal sonrası basını ilgilendiren en önemli gelişmelerden biri de 195 sayılı Basın İlan Kurulunun Teşkiline ilişkin kanundur. 10 Ocak 1961’de kabul edilen 195 sayılı kanunla, basına resmi ilan verilmesine belli kriterlere bağlı olduğu belirtilmiş ve bu kanuna göre resmi ilan dağıtımının yapılacağı belirtilmiştir.
İlan ve reklamların, dönemsel yayınların en önemli gelir kaynağını oluşturması, bunların dağıtılmasında objektif kurallara uyulmasını gerektirir. Özellikle resmi ilanların objektif ölçülere dayanılarak paylaştırılması ve siyasal iktidarların bu konuyu, gazeteler üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmalarının önlenmesi gerekmiştir. Tek parti ve özellikle daha sonraki demokrat parti dönemlerindeki yanlı uygulamalardan sağlanan birikim ve deneyimler çerçevesi, 195 sayılı yasa çıkarılmıştır.
195 sayılı kanunun 29. maddesine göre, kanun, tüzük ve yönetmeliklerle yayınlanmaları mecburi olan ilanlar ve genel ve katma bütçeli dairelerle, il özel idareleri, belediyeler, köyler ve iktisadi devlet kuruluşları ve sermayesinden yarısından fazlası kamu hukuku tüzel kişilerine ait bulunan kuruluşların verdikleri reklam niteliği taşımayan ilanlar “resmi ilan” sayılır. İşte bu resmi ilan olarak tanımlanan ilanların objektif olarak dağıtılmasını sağlamak için de basın ilan kurumu merkezlerinin oluşturulması öngörülmüştür.
1961 anayasasının kabulünden sonra, basınla ilgili yapılan yasal düzenlemeler, daha önce de belirtildiği gibi basının antidemokratik düzenden kurtulmasına ve daha özgür bir ortamda görevini yerine getirmesini sağlamıştır. Fakat 12 Mart 1971 muhtırasının ardından basının elindeki bu özgürlükler bir anlamda geri alınmıştır.
22 Eylül 1971’de yürürlüğe giren 1408 sayılı yasa, 1961 anayasasının düşünce ve kanaat özgürlüğünü güvence altına almaya yönelik 22.-25. maddelerinin antidemokratik biçimde değiştirmiştir.
1961 anayasasının 22. maddesi değiştirilerek 20 Eylül 1971’de kabul edilmiş, 22 Eylül 1971’de de resmi gazete de yayınlanmıştır. 1408 sayılı kanun şu şekilde oluşturulmuştur:
Basın ve haber alma hürriyeti, ancak devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünü, kamu düzenini, milli güvenliği ve milli güvenliğin gerektirdiği gizliliği veya genel ahlakı korumak, kişilerin haysiyet, şeref ve haklarına tecavüzü, suç işlemeye kışkırtmayı önlemek veya yargı görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak için kanunla sınırlanabilir.
1980’lere geldiğimizde ise hiç kuşkusuz yine ihtilalle gelen yeni yasaklar gündeme oturmuş ve basınla ilgili yeni kanunlar yapılmıştır. 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra, Milli Güvenlik Konseyi 2 Haziran 1981 tarihli 52 numaralı kararıyla basına yeni yasaklar getirmiştir. Bu karardaki hükümler şunları içermektedir:
“Sıkı yönetim uygulamalarına ilişkin olarak, sıkı yönetim komutanlıklarının koydukları yasakların ve aldıkları kararların herhangi bir şekilde tartışılması,
Kamu davası açılıncaya kadar haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılan siyasi parti, işçi teşekkülleri, meslek kuruluşları, dernek ve siyasi kişilerle ilgili olarak kamuoyunu yanıltıcı, ilgilileri etkileyici yazı yazmak, sözlü veya yazılı beyanda bulunmak, yorumlar yapmak,
Açılan kamu davalarında verilecek mahkumiyet veya beraat kararları kesinleşinceye kadar, ilgilileri suçlayıcı veya savunucu herhangi bir yorum veya yayında bulunma”, yasaklanmıştır.
Bu dönemde, gazeteler kapatılmış, gazeteciler gözaltına alınmış, tutuklanmış ve hüküm giymişlerdir. Ayrıca Milli Güvenlik konseyinin çeşitli zamanlarda yayımlanan bildirileriyle çok değişik konularda yayın yasakları getirilmiştir.
Milli Güvenlik Konseyi ve Danışma Meclisinden oluşan “Kurucu Meclis”in hazırladığı anayasa, 7 Kasım 1982 günü yapılan halk oylaması sonucu % 92 “evet” oyu almıştır.
25 Ekim 1993 tarihli “Olağanüstü Hal Kanunu”nun 11. maddesiyle de yayınlar için idareye basılma, çoğaltılma, yayımlanma, dağıtılma yasağı getirme olanağı verilmiştir.
1990’lara geldiğimizde, düşünce önünde dikilen engeller olarak nitelendirilen 141. 142. ve 163. maddeler 1991 yılında kaldırılmıştır. Bu dönemde de, fikir ve basın özgürlüklerini sınırlamaya yönelik kanun kuvvetinde kararnameler çıkarılmış, bunların bir bölümü Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş, bir bölümündeki yasaklamalar kamu oyu baskısı nedeniyle daha sonra yumuşatılmış, bir bölümü de yürürlükte kalarak özellikle basına uygulanmıştır.
1990’lı yılların basın için en büyük özelliği, tekelleşmenin yoğunlaşması olmuştur. Böylece küçük gazete ve dergiler ya kapanmış ya da basın yasasına giren büyük holdingler tarafından satın alınmıştır. Böylece Türk basını 2-3 büyük sermaye tarafından denetlenir hale gelmiştir. Bu gelişmeler sürerken, basında sendikasızlaştırma yöntemlerine başvurularak, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) çökertilmiştir. Halen TGS ile toplu iş sözleşmesi görüşmeleri yapabilen tek kurum, devletin yarı resmi iletişim organı olan Anadolu Ajansıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
3. GÜNÜMÜZ TÜRKİYE’SİNDE YEREL BASIN
3.1. YEREL BASINI TEŞVİK EDEN ETKENLER
Toplum yaşamında, yerel gazetelerin çok önemli işlevleri vardır. Bu gazeteler yayımlandıkları kentlerin, hatta ilçelerin insanlarıyla iç içedir, hatta onlardan bir parçadır. O kentin bütün sorunları içinde yoğrulmakta ve okur-gazete ilişkisi çoğu kez, aile yakınlığı ve ilişkileri boyutlarına kadar varmaktadır. Ulusal gazetelerin bir türlü ulaşamadıkları noktalar bunlardır.
Bugün Türkiye’de yerel basını teşvik eden etkenlere baktığımızda ilk nedenlerden biri olarak karşımıza ekonomik faktör ortaya çıkar. Bazı Anadolu illerinde veya ilçelerinde, sadece ilan, resmi ilan veya reklam alabilmek için kurulmuş olan basın işletmeleri bulunmaktadır. Bunlar çoğu zaman gazetecilik ilkelerine ve etiğine uygun bir şekilde çalışmamakta, kentte bazen bir siyasi parti veya başka bir kuruluşun bir sermaye grubunun etkisi altında kalarak iş görmektedirler. Bu şartlarda oluşmuş olan bir basın kuruluşu da şüphe götürmez ki gazetecilik işlevinden çok, bir ticarethane pozisyonuna düşmekte ve diğer unsurlardan kendisini soyutlamaktadır.
Yerel basını teşvik eden etkenler arasındaki ekonomik unsurlara kısaca bir açıklama getirdik fakat yerel basın sadece bu faktörlerden etkilenerek oluşmuyor. Bu nedenlerle yerel basın çeşitli ülkelerde değişik etkenler nedeniyle doğup gelişmiştir. Bu etkenleri şöyle sıralamak mümkündür:
a) Coğrafya: Birçok ülkede geniş toprak alanları yerel basının doğuş nedeni olmuştur. Uzaklık içine kapanmanın, sorunlara yerel çözümler aramanın nedenlerinden biridir. Birey yaşam hırsını, tutkusunu, kendi kurmak zorunda olduğu küçük dünyada tatmin etme yoluna gitmiş, iletişim gereksinimini de kendi çözümlemiştir. Bu arada uzaklığın yanı sıra ülkelerin topografik yapılarındaki olumsuzluklar da yerel basının gelişmesinde olumlu katkılarda bulunmuştur. Geçit vermez yüksek dağların, ABD’de kablolu televizyonun gelişmesini nasıl körüklediği bilinen bir gerçektir.
b) Ekonomi: Türkiye’de de son yıllarda belgelendiği gibi, ekonomik gelişme yerel basını teşvik hatta deyim yerindeyse tahrik etmektedir. Gelişen ekonomiler iletişim gereksinimini körüklemekte, satın alma gücünün yükselmesi tirajları arttırmakta, artan tirajlar da yeni ürünlerin tanıtılmasında aracı olmaktadır. Bursa, Adana, Kocaeli, Sakarya, Gaziantep, vs. gibi ekonomik açıdan gelişmiş kentlerde, içerik ve